AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MÜFTÜOĞLU VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 34520/10, 34733/10 ve 34745/10)
KARAR
STRAZBURG
28 Şubat 2017
İş bu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirlenen şartlara göre kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Müftüoğlu ve diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
IşılKarakaş,
NebojšaVučinić,
Paul Lemmens,
Jon FridrikKjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) Daire olarak toplanarak, 24 Ocak 2017 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (34520/10, 34733/10 ve 34745/10 No.lu) davanın temelinde,üç Türk vatandaşının Halil Hilmi Müftüoğlu, Adnan Tınarlıoğlu ve Turgut Aksu ("başvuranlar") 15 Mayıs 2010 tarihinde (ilk başvuran için) ve 17 Haziran 2010 tarihinde (ikinci ve üçüncü başvuran için) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Bütün başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı olan Avukat C. Gökdoğan ve G. Karakaş tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, polisler tarafından kötü mumeleye maruz kaldıklarını iddia etmektedirler.
4. İkinci ve üçüncü başvurular, 14 Ocak 2014 tarihinde, Hükümete iletilmiştir. İlk başvuru, 17 Eylül 2014 tarihinde, Hükümete iletilmiş ve Mahkeme içtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Söz konusu üç başvuru için, taraflar görüş sunulmasına ve yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi hakkında yöneltilen sorular çerçevesinde belgeler eklenmesine davet edilmişlerdir.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1965, 1966 ve 1961 doğumludurlar ve İstanbul’da ikâmet etmektedirler.
6. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Davanın Başlangıcı
7. Bilim Araştırma Vakfına (daha yaygın bir şekilde "BAV" olarak bilinen bilimsel araştırma kuruluşu) karşı yürütülen geniş bir polis opreasyonu çerçevesinde, 12 Kasım 1999 tarihinde, başvuranlar da dâhil olmak üzere 93 kişi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından yakalanıp gözaltına alınmışlardır.
8. Başvuranlar, 12 ile 18 Kasım 1999 tarihleri arasında, gerek gözaltındaki diğer kişilerle gerekse bireysel olarak İstanbulda bulunan hastenelerde farklı doktorlar tarafından muayene edilmişlerdir.
Tarih
Sağlık raporu düzenleyen kurum
İlgili kişi
Tespit
12/11/99
Adli Tıp Kurumu
H.H. Müftüoğlu ve A. Tınarlıoğlu
Hiçbir darp izi yok
13/11/99
Şişli Etfal Hastanesi Hôpitalde ŞişliEtfal
T. Aksu
Hastanın genel durumu iyi; bilinci açık ve işbirliği içinde; dış incelemede herhangi darp izine raslanmamıştır.
14/11/99
Bakırköy Devlet Hastanesi
Üç başvuranla birlikte 57 kişi
Hiçbir darp izi yok
15/11/99
Şişli Etfal Hastanesi
T. Aksu
dış incelemede herhangi darp izine raslanmamıştır.
15/11/99
Şişli Etfal Hastanesi
H.H. Müftüoğlu
Hastanın genel durumu iyi; bilinci açık ve işbirliği içinde; dış incelemede herhangi darp izine raslanmamıştır.
16/11/99
Haseki Hastanesi
T. Aksu
Kusmukta kan tespiti; bilinci açık ve işbirliği içinde;mide bulantısı ve karın ağrısı var.
16/11/99
Bakırköy Devlet Hastanesi
Üç başvuranla birlikte 53 kişi
Hiçbir darp izi yok
17/11/99
Adli Tıp Kurumu
A. Tınarlıoğlu
Hasta hiçbir durumdan şikâyet etmemektedir; [başvuranın bedeninde] [hiçbir] darp izi yok.
17/11/99
Adli Tıp Kurumu
İki kişiyle birlike
T. Aksu
Hiçbir darp izi yok
17/11/99
Vakıf Gureba Hastanesi
12 kişiyle birlikte H.H. Müftüoğlu ve A. Tınarlıoğlu
Hiçbir darp izi yok
18/11/99
Beyoğlu Hastanesi
T. Aksu
Hasta hiçbir durumdan şikâyet etmemektedir; [başvuranın bedeninde] [hiçbir] darp izi yok.
18/11/99
Adli Tıp Kurumu
H.H. Müftüoğlu
Hasta hiçbir durumdan şikâyet etmemektedir; [başvuranın bedeninde] [hiçbir] darp izi yok.
9. Polis ardından Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alındıktan sonra, başvuranT. Aksu 17 Kasım 1999 tarihinde serbest bırakılmış ancak başvuranlarH.H. Müftüoğlu ve A. Tınarlıoğlu ise ertesi gün serbest bırakılmışlardır. Başvuran H.H. Müftüoğlu,18 Kasım 1999 tarihinde, Cumhuriyet savcısı önündeki ifadesinde, gözaltında bulunduğu sırada alınan ifadesini kabul etmediğini, polislerin bizzat tutanağı yazdıklarını, ilgililerin tutanağı okumasına izin vermediklerini ve tutanağa hiçbir bilgi ekleyemediğini belirtmiştir.
B. Başvuranlar Hakkında Yürütülen Ceza Davası
10. Cumhuriyet savcısı tarafından, 11 Ocak 2000 tarihinde, suç örgütüne yardım ve yataklık suçundan başvuranların da aralarında bulunduğu 36 kişi hakkında ceza davası açılmıştır.
11. Başvuranlar, 7 Nisan 2000 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde alınan ifadelerinde, şu şekilde ifade kullanmışlardır:
H.H. Müftüoğlu :
"Emniyet Müdürlüğünde alınan ifademi kabul etmiyorum; ifadem baskı ve işkence altında alınmıştır. Diğer ifadelerim için bir yorum yapmıyorum. Gözlerim bağlı olarak tutanakları imzalattırdılar."
T. Aksu :
"Emniyet Müdürlüğünde alınan ifademi kabul etmiyorum; ifadem baskı altında alınmıştır."
A. Tınarlıoğlu :
"Emniyet Müdürlüğünde alınan ifademi kabul etmiyorum; ifadem baskı altında alınmıştır."
12. 30 Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kesin bir şekilde kaldırılmasından sonra dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine nakledilmiştir.
13. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Mayıs 2008 tarihinde, suç örgütüne yardım ve yataklık aynı zamanda bu suç örgütüne mensup olma suçlarından zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davaya son vermiştir. 14. Yargıtay, 28 Aralık 2009 tarihinde, zamanaşımı nedeniyle yargılamaya son verilmesine dayanarak söz konusu mahkeme kararını onamıştır.
C. Polisler Hakkında yürütülen Ceza Davası
15. Başvuranlar da olmak üzere bazı kişiler, belirtilmeyen bir tarihte, gözaltında bulundukları sırada işkence nedeniyle sorumlu polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuşlardır.
16. Polisler hakkında birçok dava açılmıştır. Başvuranlar ile ilgili olarak davalara damga vuran olaylar şu şekilde özetlenebilmektedir.
17. Fatih Cumhuriyet savcısı, 26 Ekim 2001 tarihinde, polisler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
18. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Kasım 2002 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hakkında edilen itirazı reddetmiştir.
19. Bununla birlikte, 5 Mart 2004 tarihinde, Aynı Ağır Ceza Mahkemesi diğer bir şikâyetçinin talebinin ardından soruşturmanın genişletilmesine karar vermiş ve Adli Tıp Kurumundan sağlık raporlarının düzenlenmesi talebinde bulunmuştur.
20. Sağlık raporlarının dosyaya eklenmemesine rağmen, 3 Nisan 2005 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, Fatih Cumhuriyet savcısının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının iptal edilmesine ve olaya karışan polisler hakkında ceza soruşturması açılmasına karar vermiştir.
21. İstanbul Cumhuriyet savcısı, 22 Haziran 2005 tarihli iddianameyle, 26 Ağustos 1999 tarihinde değişikliğe uğradığı şekliyle Eski Ceza Kanununun 241. maddesinin 1. fıkrasına (765 sayılı Kanun) dayanarak, Kasım 1999 tarihinde gözaltı sırasında H.H. Müftüoğlu da dâhil olmak üzere 26 kişiye işkence yapma suçundan sekiz polis yani A.E., M.R., S.G., V.M., N.K., SA, A.S.S. ve O.K. hakkında ceza davası açmıştır. Dava, 2005/273 numara altında İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi önünde kaydedilmiştir.
22.İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi,24 Ocak 2007 tarihli duruşmada başvuran H.H. Müftüoğlu’nu dinlemiştir. Başvuran H.H. Müftüoğlu, gözaltısının ikinci gününde S.K.’nin testislerini ezdiğini ve gözleri bağlıyken polis tarafından yüzüne yumruk yedigini belirtmiştir. Başvuran H.H.Müftüoğlu, diğer bir polisin cinsel organına elektrik akımı uyguladığını eklemiştir.
23. Başvuranlar, 10 Mayıs 2006 tarihinden itibaren, birçok sağlık raporu düzenleyen İstanbul’da birçok hastanenin farklı doktorları tarafından muayene edilmişlerdir. Söz konusu raporların tespitleri şu şekilde özetlenebilmektedir:
Tarih
Sağlık raporu düzenleyen kurum
İlgili kişi
Tespit
10/05/2006
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğinde
uzmanlardan oluşan üç hekimli heyet
A. Tınarlıoğlu
–gözaltı sırasında düzenlenen geçici raporlarda ilgililerin şikâyetleriyle ilgili olarak hiçbir bilgi bulunmadığından muayene eden doktorların düzgün bir anamnez almadıkları değerlendirilebilmektedir;
–yapılan muayeneler, güvenlik güçlerinin bazı muayeneler sırasında hazır bulunmaları ve grup halinde gerçekleşmesi nedeniyle etiğe ve uluslararası sözleşmelere uygun değildir;
–başvuranların gözaltıları sırasında düzenlenen sağlık raporlarında "hiçbir darp izi" bulunmadığı ibaresi güvenilin değildir;
–hiçbir psikiyatrin muayene etmemesi bir eksikliktir.
10/05/2006
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğinde
uzmanlardan oluşan üç hekimli heyet
T. Aksu
– gözaltı sırasında düzenlenen geçici raporlarda ilgililerin şikâyetleriyle ilgili olarak hiçbir bilgi bulunmadığından muayene eden doktorların düzgün bir anamnez almadıkları değerlendirilebilmektedir;
- yapılan muayeneler, güvenlik güçlerinin bazı muayeneler sırasında hazır bulunmaları ve grup halinde gerçekleşmesi nedeniyle etiğe ve uluslararası sözleşmelere uygun değildir;
– başvuranların gözaltıları sırasında düzenlenen sağlık raporlarında "hiçbir darp izi" bulunmadığı ibaresi güvenilir değildir;
– hiçbir psikiyatrin muayene etmemesi bir eksikliktir.
14/06/2006
Acıbadem Hastanesi
Göz hastalıkları Anabilim Dalı
H.H. Müftüoğlu
–sol üst göz kapağının kasında (fasya) tendon yırtılmasına bağlı aponevrotik ptozis teşhis edilmiştir;
–cerrahi bir müdahale başarıyla gerçekleştirilmiştir;
–muayene sırasında hiçbir karışıklık tespit edilmemiştir.
03/07/2006
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğinde
uzmanlardan oluşan üç hekimli heyet
H.H. Müftüoğlu
– cerrahi müdahale sırasında incelenen ve yapılan teşhisde sol göz kapağındaki ptozisin, 1999 yılında ilgilinin gözaltısı sırasında maruz kaldığı travma sonucu olabileceği belirtilmektedir;
–psikiyatrik muayene sırasında tespit edilen posttravmatik stres bozukluğu ve majör depresyonun, 1999 yılında gözaltı sırasında maruz kalındığı iddia edilen travmadan kaynaklanabileceği belirtilmektedir;
–sol göz kapağında teşhis edilen ptozis, posttravmatik stresin ve majör depresyonun 1999 yılındaki olayların anlatımına uygun düşmektedirler;
–söz konusu olaylar, hayati tehdit oluşturmamıştır; basit bir tıbbi müdahale ile sorunu çözmek mümkün olmamıştır; posttravmatik stres ve majör depresyon ilgilinin sağlığını ve algısal yeteneğini bozmuştur; hiçbir kemik kırığı teşhis edilmemiştir; posttravmatik stres ve majör depresyonile ilgili olarak ilgilinindurumunu daha sonra yeniden değerlendirmek uygun olacaktır.
30/11/2007
2. Adli Tıp İhtisas Kurulu
A. Tınarlıoğlu
İlgilinin gözaltısı sırasında işkence yapıldığına dair güçlü bir delil bulunmamaktadır.
25/02/2008
2. Adli Tıp İhtisas Kurulu
T. Aksu
İlgilinin gözaltısı sırasında işkence yapıldığına dair güçlü bir delil bulunmamaktadır.
25/03/2011
2. Adli Tıp İhtisas Kurulu
H.H. Müftüoğlu
– gözaltı dönemi sırasında düzenlenen sağlık raporlarında, yürürlükte olan içtihadi hükümlere, hastaların evrensel haklarına ve etiğe uygun olmayan birçok unsur içermektedir;
–İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğitarafından 16 Haziran 2006 tarihinde, tespit edilen posttravmatik stres bozukluğu belirtilerin ve depresif belirtilerin gözaltı döneminin sonucunu veya 1999 yılını izleyen altı yıl boyunca maruz kaldığı travmadan olabileceğibelirtilmektedir;
–2 Haziran 2006 tarihinde cerrahi bir müdahaleye konu olan sol göz kapağında teşhis edilen ptozisin gözaltı sonunda tespit edilmediği hâlbuki ilgilinin adli bir tabip (ayrıca göz doktoru olan) muayene edildiği, dolayısıyla söz konusu ptozisin gözaltı sırasında meydana geldiğine dair herhangi delil bulunmadığı ifade edilmektedir.
21/09/2012
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğinde
uzmanlardan oluşan üç hekimli heyet
H.H. Müftüoğlu
Değerlendirmeye alınmayan 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda, hastanın anlatımı, fiziksel inceleme tespitleri ve psikolojik yorumlar, söz konusu raporlarda hastanın anlatım tespitlerinin ve incelemelerinin bulunmadığından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkûm edilen Türkiye’nin dosyaya eklenen sağlık raporları ile benzerlikler taşımaktadır.
12/08/2014
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğinde
uzmanlardan oluşan üç hekimli heyet
A. Tınarlıoğlu
–ilgili, gözaltı sırasında farklı hastanelerin doktorları tarafından birçok defa ve gözaltında bulunduğu diğer kişilerle sıklıkla muayene edilmiştir; bu konuda düzenlenen birkaç raporda kendisi tarafından hiçbir şikâyette bulunulmamıştır; yapılan muayeneler, gizlilik ilkesine riayet edilmediğinden etiğe ve uluslararası sözleşmelere uygun değildir ; dolayısıyla başvuranların gözaltına alındıkları dönemde düzenlenen sağlık raporlarında yer alan "hiçbir bir darp izine rastlanmadığı" ibaresi güvenilir değildir ve işkence (dayak ve sözlü taciz) dâhil değildir;
– söz konusu raporları esas alarak- ki bu raporlardadüzenlemeye uygun olmayarak düzenlenmiştir - 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından oluşturulan rapor, ilgili kişinin işkenceye maruz kaldığının bertaraf edilmesi için yeterli değildir;
–13 Mart 2014 tarihinde yapılan genel fiziksel muayene sırasında, kafa derisi içerisinde (hastaya göre 2 cm’lik bir kesik sonucu oluşan lezyondan kaynaklanmakta) kafatasının üzerinde 3,5 cm çapında şişlik tespit edilmiştir; sol önkolda başka lezyonlar tespit edilmiştir; bu lezyonların yerleri ve renklerine göre, ilgilinin anlatımıyla uyuşmakta; öte yandan soy kolda bulunan lezyonlar kelepçe izleriyle uyuşmaktadır;
–fiziksel ve psikolojik travmalara ilişkin sonuçlar birlikte değerlendiğinde, iddia edilen kötü muamelelerin hastanın anlatımına uygun düştüğü tespit edilebilir; söz konusu kötü muamelelerin hayati tehlike oluşturmamıştır; ilgilinin sağlığı ve algı kaabiliyeti, basit bir tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde zarar görmüştür; Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Hastalık Sınıflandırmasına göre, söz konusu kötü muameleler "işkence (Y07.3)" olarak değerlendirilmektedir.
13/08/2014
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğinde
uzmanlardan oluşan üç hekimli heyet
T. Aksu
–İlgili, gözaltı dönemi boyunca farklı hastanelerin doktorları tarafından birçok defa ve gözaltında bulunduğu diğer kişilerle sıklıkla muayene edilmiştir; raporların birçoğunda kendi tarafından yapılan hiçbir şikâtten bahsedilmemiştir, yapılan muayeneler, gizlilik ilkesine riayet edilmediğinden etiğe ve uluslararası sözleşmelere uygun değildir ; dolayısıyla başvuranların gözaltına alındıkları dönemde düzenlenen sağlık raporlarında yer alan "hiçbir bir darp izine rastlanmadığı" ibaresi güvenilir değildir ve işkence (dayak ve sözlü taciz) dâhil değildir;
– söz konusu raporları esas alarak- ki bu raporlarda düzenlemeye uygun olmayarak düzenlenmiştir - 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından oluşturulan rapor, ilgili kişinin işkenceye maruz kaldığının bertaraf edilmesi için yeterli değildir;
–13 Mart 2014 tarihinde yapılan genel muayene sırasında, sol elin orta parmağı, sol iç malleol hizasında ve sırt bölgesinde lezyonlar tespit edilmiştir; lezyonların yumuşak doku travmasından kaynaklanması mümkündür ancak olayların incelenmesi arasında 15 yıl geçmesi nedeniyle söz konusu lezyonların gerçekleştiği zaman ile ilgili olarak yorum yapmak tıbben mümkün değildir; söz konusu zaman zarfı, travmatik lezyonların iyileşmesini mümkün kılmaktadır; bu tespit ilgili kişinin işkenceye maruz kaldığının bertaraf edilmesi için yeterli değildir;
–delillerin bulunmadığını dikkate alınarak,yalnızca "kusmuktan kan tespitinden" ve kişinin iç kanama geçirdiğinin belirtilmesinden yola çıkılarak yorum yapmak mümkün değildir;
–psikiyatrik incelemenin yapılmaması bir eksikliktir; kötü muamelelerle bağlantılı olarak ilgilinin maruz kaldığını iddia ettiği orta seviyedeki posttravmatik stres sendromu ve depresif belirtiler tespit edilmektedir;
–tespit edilen psikolojik travma, ilgilinin anlatımına uygun düşmektedir; bu durum hayati tehlike oluşturmamaktadır; hastanın sağlığı ve algı kaabiliyeti basit bir tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde zarar görmüştür; Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Hastalık Sınıflandırmasına göre, söz konusu kötü muameleler "işkence (Y07.3)" olarak değerlendirilmektedir.
24. Fatih Cumhuriyet savcısı, 28 Aralık 2006 tarihinde, başvuran A. Tınarlıoğlu’nu dinlemiştir. İlgili, 1999 yılında yakalandığı sırada maruz kaldığını iddia ettiği işkenceyi ileri sürmek için daha önce şikâyette bulunduğunu sandığını ancak daha ayrıntılı bilgi için avukatıyla görüşmesi gerektiğini dile getirmiştir. İlgili, yakalandığı sırada ve 1999 yılında gözaltı dönemi boyunca İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından işkence gördüğünü iddia etmiştir. İlgili,polisler tarafından darp edildiğini, hakarete uğradığını ve silahla tehdit edildiğini belirtmiştir. İlgili, hayatından endişe duyduğunu zira polislerin kendisine tuvaletlerin camını göstererek gözaltında bulunan bir kişinin kendisini camdan attığını söylediklerini ifade etmiştir. İlgili, yalnızca bir buçuk sayfalık bir ifadesinin yer aldığını ancak polislerin altı sayfalık bir belge imzalattırdıklarını iddia etmiştir. İlgili, gözaltına alınmasından itibaren değil aksine ifadesinin alındığı sırada gözlerinin bağlı olduğunu belirtmiştir. İlgili, gözaltında bulunan diğer kişilerle sağlık muayenesinden geçmesi için gönderildiği sırada kendilerine eşlik eden Polis S.K.nın hiçbir bilgi vermemeleri için baskı uyguladıklarını eklemiştir. İlgili, Polis A.İ.’nin kendisinin polisler tarafından işkenceye maruz kaldığını tam olarak bildiğini ifade etmese de karakolda hazır bulunduğunu dile getirmiştir. Polis A.İ. bazı polislerin isimlerini vermiş ancak diğer iki başvuranın ve gözaltında bulunan diğer kişilerin işkenceye maruz kalıp-kalmadığından tam olarak haberdar olmadığını ifade etmiştir.
25. Fatih Cumhuriyet savcısı, 17 Ocak 2007 tarihinde, başvuran T. Aksu’yu dinlemiştir. Başvuran T. Aksu’da, 1999 yılında yakalandığı sırada işkenceden şikâyette bulunduğunu belirtmiştir.Başvuran T.Aksu, soruşturmanın halen 7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam ettiğiniveA.İ., S.K. ve B.K. hakkındaki davanın halen derdest olduğunu dile getirmiştir.Başvuran T. Aksu, Polis V.M. hakkında şikâyette bulunmayı gözardı ettiğini ancak ilgilinin de işkenceye maruz kaldığını eklemiştir. Başvuran T. Aksu, maruz kaldığı kötü muamelelerle ilgili olarak, daha önce verdiği ifadelere atıfta bulunmuştur.
26. Fatih Cumhuriyet savcısı, 28 Kasım 2008 tarihinde, işkence suçundan Polis V.M., A.İ., S.K. ve B.K.yı suçlamıştır. Savcı, iddianamede 2005 yılında 1999 tarihli operasyona bağlı olaylar nedeniyle birçok polisin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde ceza davası çerçevesinde suçlandıklarını (bk. yukarıdaki 21.-22. paragraflar) ve duruşmalar sırasında bazı kişilerin daha önce suçlanan polisler haricinde diğer polisler hakkında şikâyette bulunulduğunu kaydetmektedir.Öte yandan savcı, sağlık raporlarına göre, başvuranlar A. Tınarlıoğlu ve T. Aksu’nun dış fiziksel travmaya maruz kaldıklarını doğrulayan güçlü delillerin bulunmadığını tespit etmektedir. Bununla birlikte savcı, işkencenin yalnızca fiziksel yöntemlerle sınırlı kalmadığını ve benzer durumlarda İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi önünde polisler hakkında ceza davası açıldığını eklemektedir. Savcı, başvuranların şikâyetlerinin tıbbi bilirkişiler tarafından düzenlenen raporları dikkate alarak fiziksel saldırılarla sınırlı kalmadığını, somut olayda isnat edilen olaylarla ilgili olarak, kamu davasının açılması için yeterince delillerin bulunduğu sonucuna varmaktadır.
27. Dava, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi önünde 2008/496 sayılı dosya altında kaydedilmiştir. Şikâyetçi sayısı, üç başvuranla birlikte onbire yükselmektedir.
28. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Aralık 2009 tarihinde, 2008/496 Esas sayılı dava dosyasının 6. Ağır Ceza Mahkemesinde bulunan 2006/80 Esas sayılı dava dosyasıyla birleştirilmesine ardından olayların ve esas dair konuların benzerlik taşıdığına karar vermiştir. 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, davanın 2006/80 Esas sayılı dava dosyası altında görülmeye devam edileceğine karar verilmiştir. Söz konusu davada, Kasım 1999 tarihinde üç başvuranın da aralarında bulunduğu 11 kişi gözaltındayken işkenceye maruz kalmaları nedeniyle beş polis (S.K., A.I., A.E., V.M. ve B.K.) hakkında ceza davası yürütülmüştür.
29. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi (2005/273 Esas sayılı davada), 28 Aralık 2011 tarihinde, başvuran H.H. Müftüoğlu dâhil olmak üzere on kişiye işkence yapma suçundan sekiz polisin (A.E., M.R., S.G., V.M., N.K., SA, A.S.S. ve O.K.) salıverilmesine karar vermiştir.
30. Başvuran H.H. Müftüoğlu ve Cumhuriyet savcısının aralarında bulunduğu müdahil taraflar temyiz talebinde bulunmuşlardır.
31. Yargıtay, 11 Nisan 2013 tarihinde, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin (2005/273 sayılı davada) kararını bozmuştur. Temyiz sonrası dava dosyası, 7. Ağır Ceza Mahkemesiönünde 2013/260 olarak kaydedilmiştir.
32. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Mayıs 2013 tarihinde, 2006/80 Esas sayılı dava dosyası çerçevesinde üç başvuranın da aralarında bulunduğu ve birçok müdahil tarafın katıldığı 19 duruşma düzenlemiştir. İlgililer, maruz kaldıkları işkenceyle ilgili olarak iddialarını yinelemişlerdir. Başvuran T. Aksu, duruşmada hazır bulunan polislerden ikisinin kimliğini tespit etmiştir.
6. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma sonunda, dava dosyasının olaylar ve esas hakkındaki konularla ilgili olarak İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesindeki 2013/260 Esas sayılı dava dosyasıyla benzerliğini dikkate alarak, çelişkili kararlara neden olmasının riske edilmemesi içinbu dosyaların birleştirilmesine karar vermiştir. Öte yandan 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, davaya 2013/260 Esas sayılı dosya altında devam etmesinekarar verilmiştir.
33. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Haziran 2013, 21 Kasım 2013, 23 Ocak 2014, 20 Mart 2014, 8 Mayıs 2014, 15 Eylül 2014 ve 23 Aralık 2014 tarihlerinde, duruşmalar düzenlemiş ve delillerin toplanmasına devam etmiştir. Başvuranlar, yukarıda belirtilen sağlık raporlarını dosyaya eklemişlerdir. Bir sonraki duruşma, 5 Mart 2015 olarak belirlenmiştir.
34. Taraflar görüşlerini dosyaya ekledikten sonra, davanın seyri hakkında Mahkemeyi bilgilendirmemiştir. Dava, yerel mahkemeler önünde halen derdest olarak görünmektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
35. 26 Ağustos 1999 tarihinde değişikliğe uğradığı şekliyle Eski Türk Ceza Kanununun 243. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki ifadelerle kaleme alınmaktadır:
"Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikâyet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir."
HUKUKÎ DEĞERLEDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
36. Mahkeme, başvurularda olayları ve esas hakkındaki konularla ilgili olarak yöneltilen soruları dikkate alarak, bu başvuruların birleştirilmesine aynı zamanda tek ve aynı kararda incelenmesine karar vermiştir.
II. İNCELEMİNİN KAPSAMI
37. Hükümet, 34733/10 ve 34745/10 Nolu başvurularla ilgili olarak, başvuru formlarına atıfta bulunarak bu başvuruların reddedilmesini Mahkemeden talep etmiştir zira bu başvuruların Mahkeme İçtüzüğünün 47. maddesine uygun olmadığı kanaatine varmaktadır.
Öncelikle Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini de iddia etseler ve bu maddenin başvuru formlarının 4. kısmında (olayların bildirisi) aynı zamanda bu formların 15. kısmında (Sözleşme ihlali veya ihlallerin bildirisi) dile getirseler dahi, başvuranların 44. paragrafta iddialarını ileri sürdüklerisöz konusu maddenin kendileri tarafından hiçbir şekilde bahsedilmediğini savunmaktadır.
Ardından Hükümet, başvuru formlarında anlatılan bütün olayların, başvuranların yargılandıkları davayı ilgilendirdiğini ve bu formlarda işkence suçundan yargılanan polislerin davalarından bahsedilmediğini iddia etmektedir. Bu bağlamda Hükümet, başvuranların veya diğer kişilerin Mahkemeye sundukları, Sözleşme’deki maddeleri ilgilendiren ve Mahkemenin çeşitli kararlarında konu olan belirli bir dosya sayısını belirtmektedir.
38. Mahkeme, bir başvurunun sunulması ile ilgili kurallar bakımından bağlamı tam olarak dikkate alması gerektiği hatırlatmaktadır: bu da Sözleşmeci Tarafların kurulması hakkında üzerinde mutabık kaldıkları insan haklarının korunmasına dair mekanizmadır. Bir başvurunun kabul edilebilirliğinin incelenmesi sırasında Mahkeme, özellikle kendisi önünde devam eden yargılama bakımından bir başvuranın uyması gerektiği kuralların zorunluluğunu dikkate almak durumundadır. Eğer, altı ay kuralına uyulması gerekliliği gibi, resen uygulanacak bir kural söz konusu değilse, bir başvurunun nitelendirilmesi ile ilgili temel unsurları etkilemeyen usul kuralları İçtüzüğün eski 47.maddesinin egemenliği altında yürürlükte olan rejimde hiçbir şekilde söz konusu başvurunun otomatik olarak reddini gerektirmemektedir. Bununla birlikte, böylesi durumlarda, ilgili tarafın usulüne uygun göndermediği ve daha sonra eksikliğini tamamlamadığı belgelerin dosyaya konulmaması gibi daha yumuşak tedbirler alınabilir (NedimŞener/Türkiye, No. 38270/11, § 36, 8 Temmuz 2014).
39. Mahkeme, başvuran A. Tınarlıoğlu’nun da başvuru formunun 15. kısmında Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmediğini ancak diğer iki başvuranın açıkça bu maddeyi ileri sürdüklerini ve işkenceden şikâyet ettiklerini tespit etmektedir.Somut olayda başvuranlar A.Tınarlığlu ve T. Aksu’nun başvuru formlarının ilgili kısımları şu şekildedir:
A. Tınarlıoğlu :
–"Olayların bildirisi" kısmında:
"Başvuran, 12 Kasım 1999 ile 17 Kasım 1999 tarihleri arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğünde altı gün gözaltında bulunmuş ve ağır işkencelere maruz kalmıştır."
–"Başvuru konusunun bildirisi" kısmında dans la partie
" işkence yasağı nedeniyle (madde 3)"
T. Aksu :
–"olayların bildirisi" kısmında:
"Başvuran, 12 Kasım 1999 ile 18 Kasım 1999 tarihleri arasında İstanbul Emniyet müdürlüğünde altı buçuk gün boyunca gözaltında bulunmuş ve ağır işkencelere maruz kalmıştır."
–"Başvuru konusunun bildirisi" kısmında :
"işkence yasağı nedeniyle (madde 3)"
–"Sözleşme ihlalinin veya ihlallerin bildirisi", 12. nokta:
" Böylelikle [Mahkeme] işkencenin kanıtı olarak bir avukat bulunmaksızın ifadenin alınması konusunu kabul etmektedir. 16 Kasım 1999 tarihli müvekkili[min] sağlık raporunu, tanıkların ifadelerini ve devam eden işkence davalarını ve özellikle müvekkilimin yargılanan kişilerin arasında bulunduğu BAV davasındaki ifadelerinidikkate alarak, işkence yasağı ilkesi ihlal edilmiştir."
40. Mahkeme, başvuranların yalnızca haklarında yürütülen dava konusunun altını çizmesiyle ilgili olarak, bu davanın uzun bir süredir başvuranların yakalanmasına ve gözaltına alınmasına ilişkin izlenmesi gereken en önemli dava olduğunu gözlemlemektedir. Bu durum, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesiyle ilgili olarak şikâyetlerini ileri sürmeyi engellememiştir.
41. Somut olayda Mahkeme, başvuran A. Tınarlıoğlu’nun başvuru formunun 15. kısmında Sözleşme’nin 3. maddesi ileri sürmesini gözardı etmesinin,başvurunun incelenmesini engelleyecek nitelikte olmadığı kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, bu noktada Hükümetin itirazının reddedilmesi uygundur.
42. Her hâlükarda, 1 Ocak 2014 tarahinde yürürlükte olan versiyonunda İçtüzüğün eski 47. maddesinin sözde ihlal edilmesiyle ilgili olarak, bu hükmün yerine getirilmesinin özellikle kendi önünde davaların yönetimiyle ilgili olarak özel yetkisine bağlı olduğunu, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’nin 35. maddesi alanında gerekçelerini ileri sürebilmek için kabul edilemezlik gerekçelerini meydana getiremeyeceklerini yeniden belirtmektedir(bk. örneğin Gözüm/Türkiye, No. 4789/10, § 31, 20 Ocak 2015 ve Aydoğdu/Türkiye, No. 40448/06, § 53, 30 Ağustos 2016). Öte yandan dava halen derdest olarak görülmekte ve başvuranlar Sözleşme’nin 3. maddesiyle ilgili olarak,söz konusu tarihten bu yana, iddialarını ayrıntılı olarak anlatmak amacıyla Mahkeme önünde dosyaya birçok belge eklemişlerdir.
III. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
43. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3 ve 13. maddelerini ileri sürerek, gözaltında bulundukları sırada kötü muamelelere maruz kalmalarından ve sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi ve mahkûm edilmesine imkân sağlayan etkin başvuru yoluna sahip olmamalarından şikâyet etmektedirler.
44. Olay ve olguların hukukî nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme(Tarakhel/İsviçre [BD], No. 29217/12, § 55, AİHM 2014 (özetler)ve Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, § 55, AİHM 2015) bu şikâyetleri yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi alanında incelenmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır. Somut olayda bu hükmün ilgili kısımları şu şekildedir:
"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı cezâ veyâ işlemlere tâbi tutulamaz."
45. Hükümet, başvuranların iddiasını kabul etmemektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
46. Hükümet, üç kısma ayrılan iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin kabul edilemezlik itirazını tespit etmektedir.
47. Öncelikle Hükümet, bu şikâyetlerin sunulmasının, polisler hakkında açılan ceza davasının ulusal mahkemeler önünde halen devam etmesi nedeniyle vaktinden önce yapıldığını belirtmektedir.
48. İkinci olarak, Hükümet Anayasının 125. maddesi uyarınca başvuranların idare mahkemeleri önünde idare hakkında tazminat davası açabilecekleri kanaatine varmaktadır. Ardından somut olayda, ilgili Borçlar Kanunu’nun hükümlerine dayanılarak, başvuranlar iddia ettikleri maddi ve manevi zararlarının karşılanması adına tazminat davası için hukuk mahkemelerine başvurulabilirlerdi.
49. Üçüncü olarak Hükümet için, Hasan Uzun/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, 30 Nisan 2013) kararında ve daha sonraki diğer kararlarında Mahkemenin vardığı tespitleri dikkate alarak, başvuranların Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunmaları gerekirdi.Hâlbuki,dosyalarda bulunan bilgilerden başvuranların Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunmadıkları anlaşılmaktadır.
50. Başvuranlar, üç kısımda Hükümetin kabul edilemezlik itirazını kabul etmemektedirler.
51. Öncelikle Mahkeme, şikâyetlerin vaktinden önce yapılmasının Hükümet tarafından yapılan itirazın Sözleşme’nin 3. maddesi alanında yapılan şikâyetin özüne yakından bağlantılı olduğu kanaatine varmakta ve esas bakımında birleştirilmesine karar vermiştir (bk. diğer kararlar arasında, Salman/Türkiye [BD], No. 21986/93, §§ 81-88, AİHM 2000-VII).
52. Mahkeme, iddia edilen şiddetin sorumluları hakkında tazminat davası açma imkânıyla ilgili olarak, yalnızca basit kusur, unutma veya ihmal değil Devlet memurları tarafından yasadışı olarak şiddete başvurulması konusunda, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesi veya cezalandırılması yerine yalnızca tazminatların ödenmesi hedeflenen idari ve hukuk mahkemelerinin,Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinin esas yönü hakkında dayanılan şikâyetlerin bizzat giderilmesi için uygun ve etkili bir başvuru yolu olmadığına karar verdiğini hatırlatmaktadır (Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, § 227, AİHM 2014 (özetler)).
53. Somut olayda Hükümet, iddia edilen şiddetin sorumluları hakkında bir tazminat davasının, Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usuli yönüyle ilgili olarak, başvuranın şikâyetlerine ne şekilde giderebileceğini belirtmemiştir. Dolayısıyla itirazın bu kısmı, kabul edilemez.
54. Mahkeme, Anayasa Mahkemesine başvuru yapılması olasıyla ilgili olarak, Şükrü Yıldız/Türkiye (No. 4100/10, §§ 42-46, 17 Mart 2015) davası çerçevisinde benzer bir itirazı incelediğini ve bu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. Bu amaçla Mahkeme, söz konusu müracatın söz konusu yeni başvuru yapılmadan önce ve asıl olaydan yaklaşık dokuz yıl sonra edildiği dikkate almıştır. Bu durumda Mahkeme,bu davada vardığı tespitten uzaklaşmak için neden görmemektedir. Nitekim mevcut başvurularAnayasa Mahkemesinin, bireysel başvuru incelemesine başlamasından bir hayli önce 15 Mayıs 2010 (başvuran H.H. Müftüoğlu için) ve 17 Haziran 2010 (başvuranlar A. Tınarlıoğlu ve T. Aksu için) tarihlerinde yapılmıştır. Öte yandan olaylardan bu yana 17 yıl geçmesine yani - Kasım 1999 tarihine dayanmasına - rağmen, dava halen derdesttir. Dolayısıyla Mahkeme, somut olayda tüketilmesi gereken iç hukuk yollarına dairgenel kuralın ihlal edildiğini kanıtlayan özel koşulların bulunmamasının, kendisi önünde yapılan başvurunun tarihi olarak değerlendirildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi alanında ele alınan şikâyetlerini, Anayasa Mahkemesine sunma yükümlülüğüne itiraz etmeye hiçbir sebeplerinin bulunmadığı kanaatine varmaktadır.
55. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetlerinin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, bu şikâytelerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşme’nin 3. Maddesinin Esas Yönü Hakkında
56. Başvuranlar, 1999 yılında yakalandıkları ve gözaltına alındıkları sırada Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldıklarını iddia etmektedirler. Başvuranlar, taleplerine dayanarak birçok sağlık raporu özellikleİstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğindeuzmanlardan oluşan üç hekimli heyet tarafından düzenlenen sağlık raporları sunmaktadırlar. Öte yandan başvuranlar, aynı dönemde gözaltı bulunan bazı kişilerin işkenceye uğradıklarını tespit ettikleri diğer yargılamalara ve yerel mahkemelere atıfta bulunmaktadırlar. Bu davalarda, nihayetinde bazı yerel mahkemeler delil eksikliği nedeniyle suçlanan bazı polisleri mahkûm etmemişlerdir. Diğer yargılamalarda, kendileriyle ilgili davalar hakkında bazı polisler mahkûm edilmişlerdir.
57. Hükümet, düzenlenen raporların hiçbirinde başvuranların gözaltında bulundukları sırada darp edildiklerine dair herhangi bir bilginin bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet, başvuranların gözaltına alındıktan sonra Cumhuriyet savcısı önünde kötü muamelelerden şikâyette bulunmadıklarını ifade etmektedir. Hükümet, adli tıp kurumu tarafından 2006 yılında düzenlenen raporlarda, düzenlenen ilk raporlarda koşullarla ilgili olarak yasaya aykırı bir durum bulunmasına rağmen, söz konusu raporlarda başvuranların işkenceye uğradıkları veya kötü muameleye maruz kaldıkları konusunda hiçbir bilginin yer almadığını eklemektedir.
58. Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun delil unsurları ile desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, iddia edilen olayların tespiti için “her türlü makul şüpheden uzak” olma kıstasından yararlanmaktadır.Bu türden bir delil, yeterince ciddi, kesin ve birbiriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebilmektedir (Irlande/Birleşik-Krallık, 18 Ocak 1978, § 161 in fine, A Serisi No. 25, Labita/İtalya [BD], No. 26772/95, § 121, AİHM 2000‑IV, Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 92, AİHM 2010 yukarıda anılan Bouyid,§ 82).
59. Mahkeme,tarafların tutumlarının, başvuranların gözaltında bulundukları sırada ve daha sonra adli tıp kurumu ile İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğinde uzmanlardan oluşan üç hekimli heyet tarafından düzenlenen sağlık raporlarının yorumlanmasıyla ilgili olarak, farklılık gösterdiğini gözlemlemektedir. Hükümet, başvuranların özellikle ikinci dizi dahası özellikle işkenceye maruz kaldıklarını iddia etmek için üç bilirkişiden oluşan heyet tarafından düzenlen raporlara dayanmalarına rağmen, kendilerinin işkenceye uğramadıklarını desteklemek için ilk dizi raporlarına atıfta bulunmaktadır.
60. Somut olayda başvuranlar, yakalandıkları gün, gözaltında bulundukları sırada ve serbest bırakıldıkları gün farklı hastenelerin doktorları tarafından birçok sağlık muayenesinden geçmişlerdir. 1999 yılında başvuranlar hakkında ilk olarak bir dizi rapor düzenlenmiştir (yukarıda 8. paragraf). Bu raporların hemen hemen hepsinde, aşağıdaki ifadeler yer almaktadır: "hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıştır", "dış incelemede hiçbir darp ve yara izi tespit edilmemiştir", "hastanın genel durumu iyidir; bilinci açık ve işbirliği içinde" ve "hasta hiçbir durumdan şikâyet etmemektedir". 16 Kasım 1999 tarihli raporda şu şekilde ifade edilen bir istisna bulunmaktadır: "kusmukta kan tespiti; [hastanın] bilinci açık ve işbirliği içinde; daha fazla ayrıntı verilmeksizin mide bulantısı ve karın ağrısı var".
61. Raporların ikinci dizisi, 1999 tarihli raporlardan yola çıkılarak daha sonraki yıllarda ve/veya başvuranların ifadelerine dayanılarak farklı unsurları değerlendiren çeşitli doktorlar tarafından düzenlenmiştir. Adli tıp kurumu tarafından düzenlenen raporlarda, başvuranlar A. Tınarlıoğlu ve T. Aksu ile ilgili olarak, gözaltında bulundukları sırada işkenceye uğradıklarına ilişkin güçlü delilin bulunmadığı görüşü sunulmaktadır. Başvuran H.H. Müftüoğlu ile ilgili olarak, gözaltında bulunduğu sırada düzenlenen tıbbi belgelerde yürürlükte olan içtihadi hükümlere, hastaların evrensel haklarına ve etiğe uymayan birçok unsur içerdiğini kabul ederek, tespit edilen posttravmatik stres ve depresif belirtilerinin, gözaltında bulunduğu sırada gerek kötü muamelelerden gerekse 1999 yılında yakalanmasının ardından altı yıl boyunca meydana gelen travmadankaynaklanabileceğini belirterek, 16 Haziran 2006 tarihli İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Birimi görüşünün önemini vurgulamaktadırlar. Öte yandan2 Haziran 2006 tarihinde (ayrıca 1999 yılında gözaltı sonunda göz doktor olan adli tabip tarafından muayene edilmesi sırasında tespit edilmediği) yapılancerrahi bir operasyon konusu olan sol göz kapağındaki ptozisin gözaltında bulunduğu sırada meydana gelmesi konusundadelil bulunmadığı görünmektedir.
62. Diğer yandan ikinci dizi raporlarda,başvuranların gözaltında bulundukları sırada geçtikleri sağlık muayenesinin etiğe ve uluslararası sözleşmelere uygun olmadığına dair İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğindeuzmanlardan oluşan üç hekimli heyettarafından düzenlenen raporlar içermektedir zira güvenlik güçleri bazı muayeneler sırasında hazır bulunmaktadırlar ve bazı bu muayeneler grup halinde gerçekleşmektedir. Raporda, başvuranların açıklamalarının birbirleriyle örtüştüğü, işkencenin yalnızca fiziksel travmadan ibaret olmadığı ve psikiyatrik muayene sırasında tespit edilen postravmatik stres ve majör depresyon durumunun 1999 yılında gözaltında bulundukları sırada maruz kaldıklarını iddia ettikleri travmadan kaynaklanabileceği eklenmektedir. Sonuç olarak 2. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporlar, ilgililerin işkence mağdurları olabiliceklerinin gözardı edilmesi için yeterli olmayacaktır.
63. Bununla birlikte Mahkeme, son raporların sırasıyla 2006 ve 2014 tarihlerinde yani başvuranların serbest bırakılmasından sonraki yıllarda düzenlendiğini ve 1999 yılında düzenlenen raporların kesin bir şekilde söz konusu etmeye imkân sağlayacak "her türlü makul şüphenin ötesinde" delil teşkil etmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla dosyada ilk raporların sonuçlarını söz konusu edecek veya başvuranların iddiasını ispatlayıcı bir değer katacak belirleyici delil olmaması nedeniyle, (bk. benzer anlamda, TarkanYavaş/Türkiye, No. 58210/08, §§ 30-32, 18 Eylül 2012), Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kalıp-kalmadıkları konusunda karar verme durumda olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. mutatis mutandis, HüsniyeTekin/Türkiye, No. 50971/99, § 50,25 Ekim 2005 ve Coşar/Türkiye, No. 22568/05, §§ 32-35, 26 Mart 2013).
64. Dolayısıyla Mahkeme, somut olayda esas yönden Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği kanaatine varmaktadır.
2. Sözleşme’nin 3. Maddesinin Usuli Yönü Hakkında
65. Başvuranlar, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesine ve mahkûm edilmesine imkân sağlayan etkin başvuru yoluna sahip olmadıklarını iddia etmektedirler. Başvuranlar, olayların 1999 yılında meydana geldiğinin ve taleplerinin halen bir sonuca varmadığının altını çizmektedirler.
66. Hükümet, iddialarını yinelemektedir. Hükümet, (yukarıda anılan) TarkanYavaş kararında Mahkeme İçtihadından haberdar olduğunu ve başvurunun bu kısmı için Mahkemenin takdirine bıraktığını eklemektedir.
67. Ulusal makamlar için etkin bir soruşturma açma ve yürütme yükümlülüyle ilgili olarak, Mahkeme kendi içtihadından doğan ilkelere atıfta bulunmaktadır (El-Masri/ Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti[BD], No. 39630/09, §§ 182-185, AİHM 2012, yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri§§ 316-326 ve yukarıda anılan Bouyid, §§ 115-123).
68. Böylelikle, "[kendi] yetki alanları içinde bulunan herkesin (...) Sözleşme’[de] tanımlanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama" yönünde Sözleşme’nin 1. maddesi uyarınca devlete düşen genel görev dikkate alındığında, Sözleşme’nin 3. maddesi hükümleri, kişinin özellikle polis memuru ya da diğer benzer devlet görevlileri tarafından 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kaldığına dair inanılır bir iddia ileri sürmesi halinde, etkili bir resmi soruşturma yapılmasını zımnen gerektirmektedir (yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri, § 317 ve yukarıda anılan Bouyid, § 116).
69. Esasen, bu tür bir soruşturma yoluyla, devlet görevlilerinin ya da devlet organlarının dâhil olduğu davalarda işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza ve muameleleri yasaklayan kanunların etkin şekilde uygulanmasının sağlanması ve söz konusu görevlilerin kendi sorumlulukları altında meydana gelen kötü muameleler hakkında hesap vermelerinin güvence altına alınması söz konusudur (yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri § 318 ve yukarıda anılan Bouyid, § 117).
70. Bu bağlamda, makul bir çabukluk ve özen gerekliliği zımnen doğmaktadır. Soruşturmanın belirli bir durumda ilerlemesine mani olan engel ya da güçlükler söz konusu olabilse de, yasadışı güç kullanımı veya kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yapılması söz konusu olduğunda mercilerin ivedilikle cevap vermesinin, yasallık ilkesine riayet edilerek toplumun güveninin korunması ve yasadışı eylemlere ilişkin olarak her türlü suça iştirak edildiği ya da tolerans gösterildiği izleniminin oluşturulmaması amacıyla genel olarak gereklilik arz ettiği kabul edilebilmektedir(yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri § 323 ve yukarıda anılan Bouyid, § 121).
71. Son olarak, soruşturma eksiksiz yapılmalıdır.Bu durum, mercilerin meydana gelen olayları tespit etmek için her zaman ciddi çaba sarf etmeleri ve soruşturmayı sonlandırmak amacıyla gelişigüzel veya temelsiz sonuçlara dayanmamaları gerektiği anlamına gelmektedir(yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri § 183 ve yukarıda anılanBouyid, § 123).
72. Somut olaylarla ilgili olarak Mahkeme, başvuranların gözaltına alınmasına yol açtığı gibi benzer soruşturma dolayısıyla gözaltına alınan diğer kişilerce kötü muamele suçundan yapılan şikâyetin ardından yürütülen soruşturmanın, iddia edilen olaylara karışan olası polisler hakkında 26 Ekim 2001 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veren Beyoğlu savcılığı tarafından başlatıldığını kaydetmektedir. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı 21 Kasım 2002 tarihinde onaylamasına rağmen, aynı mahkeme 5 Mart 2004 tarihinde diğer bir şikâyetçinin talebinin ardından soruşturmanın genişletilmesine ve adli tıp kurumundan sağlık raporlarının düzenlenmesine karar vermiştir. Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, sağlık raporları henüz dosyaya eklenmemişken, 3 Nisan 2005 tarihinde Fatih Savcılığı’nın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı bozmuş ve olaya karışan polisler hakkında ceza soruşturması başlatılmasına karar vermiştir. İstanbul Cumhuriyet savcısı, 22 Haziran 2005 tarihinde, başvuran H.H. Müftüoğlu’nun da aralarında bulunduğu 26 kişiye işkence yapılması suçundan sekiz polis yani A.E., M.R., S.G., V.M., N.K., SA, A.S.S. ve O.K. hakkında ceza davası açılmasına karar vermiştir (yukarıdaki 15.-21. paragraflar).
73. Akabinde Cumhuriyet savcısı, sırasıyla 28 Aralık 2006 ve 17 Ocak 2007 tarihlerinde başvuranlar A. Tınarlıoğlu ve T. Aksu’nun ifadesini aldıktan sonra, 28 Kasım 2008 tarihinde işkence suçundan diğer dört polisi suçlamıştır ( bk. yukarıdaki 24.-27. paragraflar).
74. Mahkeme, polisler hakkındaki iddianamelerin Cumhuriyet savcısı tarafından yalınzca 22 Haziran 2005 ve 28 Kasım 2008 tarihlerinde yani bu bağlamda başlatılan ilk soruşturmadan sonra, sırasıyla beş yıla aşkın ve sekiz yıla aşkın bir sürenin ardından sunulduğunu tespit etmektedir.
75. Mahkeme, soruşturmanın belirli bir durumda ilerlemesine mani olan engel ya da güçlükler söz konusu olabildiğinde, yasadışı güç kullanımı veya kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yapılması söz konusu olduğunda mercilerin ivedilikle cevap vermesinin, yasallık ilkesine riayet edilerek toplumun güveninin korunması ve yasadışı eylemlere ilişkin olarak her türlü suça iştirak edildiği ya da tolerans gösterildiği izleniminin oluşturulmaması amacıyla genel olarak gereklilik arz ettiğini birçok defa dile getirdiğini hatırlatmıştır(yukarıda anılan Mocanu ve diğerleri, § 323).
76. Hâlbuki Mahkeme, yetkililerin söz konusu soruşturmada istenilen özeni gösterdiklerinden tatmin olmamaktadır. Mevcut durumda, polisler hakkında ilk ceza soruşturması başlatılana kadar oldukça uzun bir süre geçmiştir. Öte yandanolaylardan yaklaşık 17 yıl sonra Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamelelerden sorumlu olabilecek polisler hakkında açılan ceza davasının, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdest olduğunu gözlemlemek gerekir (bk. benzer anlamda, yukarıda anılan TarkanYavaş, §§ 36-37).
77. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin bu şikâyetlerin vaktinden önce yapıldığını tespit ettiği ilk itirazı reddetmekte (yukarıdaki 51. paragraf) ve Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli yönünden ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. İDDİA EDİLEN DİĞER İHLALLER HAKKINDA
78. Öte yandan başvuranlar A. Tınarlıoğlu ve T. Aksu Sözleşme’nin 5, 6, 8, 9 ve 14. maddelerini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, yerel makamların bu maddeler ile güvence altına alınan haklarını ihlal ettiklerini iddia etmektedirler.
79. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi uyarınca, hiçbir bireysel başvuruyu "özellikle kendisi tarafından daha önce incelenen (...) bir başvuruyla benzerlik gösterdiğinde ve yeni olaylar içermediğinde" yeniden ele almadığını hatırlatmaktadır.
80. Nitekim somut olaylar, başvuranların da aralarında bulunduğu 93 kişi hakkında 1999 yılında yürütülen geniş kapsamlı bir operasyona dayanmaktadır.Bu operasyon ile hedef alınan kişiler, Mahkeme önünde birçok defa başvuruda bulunmuşlardır. Bu başvuruların büyük bir kısmınınkabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
Başvuran T. Aksu’nun, kendisi veya diğer başvuranlarlabirlikte benzer şikâyetleri ileri sürdükleri ancak şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olmasından veya iç hukuk yollarının tüketilmemesinden bu şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilen diğer beş yani 4794/06, 17541/06, 28652/07, 8680/09 ve 47313/08 Nolu başvurularda bulunduğu kaydedilmektedir. Öte yandan 8680/09 Nolu başvuru dostane çözümün ardından kayıttan düşürülmüş ancak 47313/08 Nolu başvuru halen derdesttir.
Başvuran A. Tınarlıoğlu’yla ilgili olarak, kendisi veya diğer başvuranlarla birlikte diğer on altı yani 34748/04, 26630/05, 19368/06, 27859/07, 34610/07, 19669/08, 19673/08, 19689/08, 57725/08, 8833/09, 13848/10, 34592/10, 44374/13, 35407/15, 53209/15 ve 62600/15 Nolu başvuruda bulunmuştur. Dostane çözümün ardından kayıttan düşürülen 8833/09 Nolu başvurudan başka 13848/10 Nolu başvuru halen derdesttir ancak benzer şikâyetleri ileri sürdükleri diğer bütün başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
81. Mahkeme, mevcut davada ileri sürülen diğer şikâyetlerin özellikle yukarıda belirtilen başvurularda ele alınan şikâyetlerle benzerlik taşıdıklarını (bk. yukarıdaki 78. paragraf) tespit etmektedir. Başvuranlar, yukarıda belirtilen başvuruların kabul edilebilirliği hakkındaki kararlar çerçevesinde, incelenmemişhiçbir yeni olayı Mahkemenin dikkatine sunmadıkları nedeniyle bu şikâyetler Sözleşme’nin 35. maddesinin 2. fıkrasının b) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİ UYGULANMASI HAKKINDA
82. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
83. Başvuranların her biri, maruz kaldıkları manevi zarar bağlamında 50.000 avro (EUR) talep etmektedirler.
84. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
85. Mahkeme, hakkaniyetle karar vererek, başvuranların her birine manevi tazminat olarak 5.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
B. Masraf ve Giderler
86. Öte yandan başvuran H.H.Müftüoğlu, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderlere karşılık gelen 5.200 avronun ödenmesini talep etmektedir. Başvuranlar A. Tınarlıoğlu ve T. Aksu müştereken yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yaptıklarını dile getirdikleri masraf ve giderlere karşılık gelen 4.100 avronun ödenmesini talep etmektedirler.
87. Başvuranlar, yukarıda belirtilen bütün tutarların ödeme makbuzlarını dosyaya eklemişlerdir.
88. Hükümet, talep edilen tutarlara itiraz etmektedir.
89. Mahkeme İçtihadına göre, bir başvuranın Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir.Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, kendi önündeki yargılama için 5.850 avro tutarının makul olduğu ve başvuruların müştereken ödenmesi kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme Faizi
90. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Sözleşme’nin 3. maddesiyle ilgili olarak şikâyetlerin, vaktinden önce yapılmasına ilişkin Hükümetin ilk itirazının esas bakımından birleştirilmesine ve reddedilmesine;
3. Başvurunun, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak kabul edilebilir ancak geri kalan kısım için kabul edilemez olduğuna;
4. Esas bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
5. Usul bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
6.
a) Davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki tutarları başvuranlara ödemekle yükümlü olduğuna;
i. Başvuranların her birine, her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 5 000 EUR (beş bin avro);
ii. Başvuranlara müştereken, kendileri tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı harıç olmak üzere, masraf ve giderler için 850 EUR (sekiz yüz elli avro) ;
b) Söz konusu tutarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Geri kalan kısım için adil tazmin talebinin reddedilmesinekarar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77.maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 28 Şubat 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdürü Başkan
Mevcut kararın ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve İçtüzüğün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Hâkim Lemmens’in ayrık görüşü bulunmaktadır.
J.L.
S.H.N.
HÂKİM LEMMENS’İN MUTABAKAT ŞERHİ
1. Hükmün bütün noktaları hakkında meslektaşlarım ile birlikte oy kullandım.
Bununla birlikte, kararın 42. paragrafı hakkında çekincelerimi ifade etmek isterim. Önemsiz olarak görülsede, paylaşmakta güçlük çektiğim Mahkeme önünde izlenmesi gereken yargılamanın belirli vizyonunun yansıtıldığı anlaşılmaktadır.
Bu paragrafın ilk kısmında, 1 Ocak 2014 tarihine kadar yürürlükte olan versiyonunda "[Mahkeme İçtüzüğünün] eski 47. maddesinde iddia edilen özensizlikle ilgili olarak, Mahkeme, bu hükmün uygulanmasının, kendi önündeki davaların yönetimine ilişkin özel yetki alanına girdiğini, zira Sözleşmeci devletlerin, Sözleşme’nin 35. maddesi alanında ileri sürmek için kabul edilemezlik gerekçeleri sunamayacaklarını yeniden ifade etmektedir (bk. örneğin, Gözüm/Türkiye, No. 4789/10, § 31, 20 Ocak 2015 ve Aydoğdu/Türkiye, No. 40448/06, § 53, 30 Ağustos 2016)".
2. Bu tutum, Yüksel/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 49756/09, 1 Ekim 2013)kararın temelinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Özellikle Mahkeme, kararında Mahkeme İçtüzüğünün 32. maddesi bağlamında,Mahkeme Başkanı tarafından verilen mahkemeye başvurulması kararıyla ilgili olarak, başvuranın pratik yönergede yer alan hükmün ihlal edilmesine ilişkin bir itirazı hakkında karar vermelidir. Söz konusu hüküm, başvurunun uzunluğuyla ilgilidir. Bu nedenle, söz konusu hüküm hakkında Mahkeme, başvurunun Mahkeme İçtüzüğünün eski 47. maddesindeki koşulları karşıladığını tespit ettikten sonra, "[Hükümet tarafından ileri sürülen pratik yönergede yer alan hükmün] Sözleşme’nin 35. maddesi bağlamında hiçbir şekilde kabul edilebilirlik kriterini teşkil etmediğini değerlendirmiştir. Dolayısıyla Hükümetin,yalnızca mevcut başvurunun çok uzun yazıldığı gerekçesiyle, reddedilmesini talep etmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bu noktada Hükümetin iddialarının dikkate alınmaması uygun olacaktır"(idem, § 42). Benzer bir mukayese, ÖnerAktaş/Türkiye (No. 59860/10, § 29, 29 Ekim 2013), T. ve A./Türkiye (No. 47146/11, § 41, 21 Ekim 2014), LeventBektaş/Türkiye (No. 70026/10, § 31, 16 Haziran 2015) veVedatDoğru/Türkiye (No. 2469/10, § 21, 5 Nisan 2016) davalarında yapılmıştır.
Gözüm/Türkiye (No. 4789/10, § 31, 20 Ocak 2015) kararında Makheme, pratik yönergenin uygulanmasının, "kendi önündeki yargılamaların yürütülmesiyle ilgili olarak özel [yetki alanına girdiğini] ve Sözleşmeci Devletlerin "dolayısıyla Sözleşme’nin 35. maddesi alanında kabul edilemezlik gerekçelerini ileri sürmek için bu gerekçeleri sunamayacaklarını belirtmiştir.
Her hâlükârda belirtilen beklentilerin, pratik yönergenin başvuran için katı kurallar içermediği ve başvurunun yalnızca Mahkeme İçtüzüğünün eski 47. maddesigerekliliklerine riayet etmesinin yeterli olduğu gibi yine yorumlanabilir. Aksine bu durum, 47. maddenin, davalı Hükümet tarafından ileri sürülebilecek bilinmeyen bir hüküm olmasını gözardı edemez (bk. bu bağlamda örnekler için, Oliari ve diğerleri/İtalya, No18766/11 ve 36030/11, § 68, 21 Temmuz 2015, Bondavalli/İtalya, No. 35532/12, § 52, 17 Kasım 2015 veÖzen ve diğerleri/Türkiye, No. 29272/08, §§ 45-46, 23 février 2016).
Her hâlükârda, mevcut iki davada Mahkeme, öncelikle söz konusu kuralın "Sözleşme’nin 35. maddesi bağlamında, kabul edilebilirlik kriterini hiçbir şekilde teşkil etmediği" konusunda yöntemini zımni bir şekilde uygulamıştır (Toptanış/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 61170/09, § 27, 30 Ağustos 2016) ve ikinci olarak "İçtüzüğün 47. maddesinin] uygulanmasının, yargılamaların yürütülmesiyle ilgili olarak özel yetki alanına girdiğini değerlendirmiştir (Aydoğdu/Türkiye, No. 40448/06, § 53, 30 Ağustos 2016). Bu nedenle, söz konusu yaklaşım mevcut kararın 42. paragrafında izlenmiştir.
3. İlginç bir şekilde yukarıda belirtilen içtihat, çözümden çok sorunları meydana getiren yalnızca Türkiye hakkında davalar ile ilgilidir.
Öncelikle Mahkeme, davalı Hükümetin başvurunun kabul edelemez olduğunu iddia etmek için İçtüzüğün eski 47. maddesini ileri süremeyeceğini değerlendirerek, bu hükmün taraflar için zorlayıcı niteliğinin bulunmadığının önerdiği anlaşılmaktadır. Mahkeme, yargılamayla ilgili olarak, İçtüzük hükümlerinin, yalnızca basit talimatlar veya yerel kullanım kuralları olduklarını değerlendirmekte veya, "[yargılamaya ilişkin] (...) başlıklı hükümlerin, gerektiğinde taraflara başvurulduktan sonra özel bir davayı incelemek için Mahkemenin bu durumu engellemediği konusunda zımni bir şekilde İçtüzüğün 31. maddesine"atıfta bulunmaktadır.
Öte yandan ve genel olarak Sözleşme’nin 35. maddesine atıfta bulunulması şüphe uyandırmaktadır.Bu hükümde (1. paragraf), Mahkemeye başvurulması için zorunlu olarak yerine getirilmesi gereken koşullar sırayla belirtilmekte, Mahkemenin başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermesi için özel durumlar açıklanmakta(2. paragraf) ve Mahkemenin bazı koşulların yerine getirilmediği kanaatine vardığı durumlarda (3. paragraf) başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermesi gerektiği diğer koşullar ifade edilmektedir. Kararın 42. paragrafı, hiçbir kabul edilemezlik gerekçesinin yani başvurunun esasına yabancı olan söz konusu başvurunun reddedilmesi için gerekçelerin bulunmadığı izlenimi uyandırmaktadır. Sözleşme’nin 35. maddesinin bu tür bir yorumu kabul edip-etmediği konusunda kendimi sorgulamaktayım. En azından kabul edilebilirlik koşullarının, Sözleşme’nin 34. maddesinde de yer aldığını değerlendirmek gerekir. Diğer yandan kabul edilebilirlik koşulları, gerek "dava" yani bir şikâyetin Mahkemeye sunulma yetkisi gerekse "talep" yani resmi bir başvuru çerçevesinde somutlaştırılmış bir eylem ile ilgili olabilmektedir. Böylelikle, Mahkeme İçtüzüğünün özellikle de kabul edilebilirlik[1]hakkında başvuru şekliyle ilgili olarak koşullar içerdiği kanaatindeyim.
Sonuç olarak en yeni kararlarda kullanılan ve mevcut kararın 42. paragrafında ele alınan belirli ifadeler, yargılamanın kamu hukuku ile güçlükle bağdaşmaktadır. Ancak yanlış hatırlamıyorsam, davacı tarafların kuralların ihlal edildiğini ileri sürebilmesi anlamında, başvurulan mahkemenin "yargılamaların yürütülmesiyle ilgili olarak özel yetki alananı girdiği uygulamasının davacı taraflara yöneltilen usuli kurallar bilinmemektedir.
4. Somut olayda, Hükümet tarafından ileri sürülen düzensizliğin "başvurunun incelenmesine engel teşkil edecek nitelikte olmadığının" tespit edilmesinin ve bu gerekçe esas alınarak (kararın 41. paragrafı) itirazın reddedilmesinin yeterli olacağı kanaatindeyim. 42. paragrafın ilk bölümü, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazın reddedilmesi hakkında dayanak olarak gösterilmesi için çok tartışılır bulunmaktadır.
[1]Mahkeme İçtüzüğünün mevcut 47.maddesi, genel olarak "mevcut maddenin 1.-3. paragraflarında sırayla belirtilen yükümlülüklere riayet edilmemesi durumunda, başvurunun Mahkeme tarafından incelenmeyeceği" öngörmektedir. Şüphesiz bu hüküm, yazı işleri müdürüne şekil koşullarını karşılamayan bir başvurunun reddedilme yetkisi tanıma etkisi bulunmuştur. Mahkemenin yargısal niteliği noktasında, bu sistem eleştiriden korunmuştur. Bununla birlikte hukukta yazı işleri müdürüne verilen yetkinin, geniş anlamda Mahkemenin yetkisi olarak değerlendirildiği kanaatindeyim. Her hâlükârda 47. maddenin 5. 1 fıkrasının c) bendi gereğince, kesinlikle yine Mahkeme daha farklı yani bir başvurunun şekil koşullarını karşılamadığı halde, bu başvurunun incelenmesine karar verebilmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy