Muller / Almanya - 54963/08 - 27.3.2014 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar – Başvurana 1984 yılında eşini öldürmekten ömür boyu hapis cezası verilmiştir. 1997 yılında cezaevinden mazeret izniyle çıktığı sırada bir bayan tanıdığa (Bayan J) cismani zarar vermeye neden olduğu diğer bir suçtan 1999 yılında beraat etmiştir. Ömür boyu hapis cezasının 15 yılını infaz ettikten sonra, şartlı tahliye başvurusunda bulunmuş; ancak bölge mahkemesi tehlike teşkil etmeye devam etmesi gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir. Bölge mahkemesi, 1997 yılındaki olayla ilgili tanık ifadelerini dinledikten sonra bu sonuca ulaşmıştır. 2007 yılının Eylül ayında bir başka bölge mahkemesi, yapılan yeni bir şartlı tahliye başvurusunu, başvuranın yeniden suç işlemeyeceği konusunda gerçekçi bir ihtimal bulunmaması nedeniyle reddetmiştir. Bu sonuca varmada, mahkeme yeni bir bilirkişi görüşüne dayanmıştır; söz konusu görüş “başvuranın Bayan J.’ ye karşı işlediği suçun, başvuranın kadınlarla yeniden ilişkiye girmek istediğini ve bir ayrılığın incinmiş onur nedeniyle şiddet içerikli eylemlere yol açacağını gösterdiğini” ifade etmekteydi.
Hukuki Değerlendirme – Madde 6 § 2
(a) Uygulanabilirlik – Başvuran, 1997 yılının Ocak ayında cezaevinden mazeret izniyle çıktığı esnada bir bayan arkadaşına cismani zarar vermekle itham edilmiştir. Bir bölge mahkemesi, 1999 yılının Şubat ayında, ek herhangi bir yazılı gerekçe sunmaksızın, olgusal gerekçelerle başvuranın beraatine karar vermiştir. 2007 yılında, bölge mahkemesi ve istinaf mahkemesi ceza infaz dairesi, 1997 yılında gerçekleştiği iddia edilen olayın koşullarının, başvuranın şartlı tahliye talebi hakkında verilen kararla ilişkili olduğuna kanaat getirmiştir. Dolayısıyla, 1999 yılında başvuranın beraatiyle sona eren ceza yargılamaları ile başvuranın şartlı tahliye talebine ilişkin yürütülen yargılamalar arasında, davayı Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin uygulama alanına sokacak yeterli bir bağlantı bulunmaktaydı.
Sonuç: kabul edilebilir (oybirliğiyle).
(b) Esas – Mahkeme, bir kamu görevlisinin, kendisine suç isnat edilen bir kişi hakkında yaptığı açıklamanın, yasalara göre suçlu olduğu tespit edilmediği takdirde suçlu olduğu yönünde bir görüş yansıtması durumunda masumiyet karinesinin ihlal edilmiş olacağını yinelemiştir. Bununla birlikte, söz konusu maddenin, ceza yargılamalarının sonuçlandırılmasının ardından yürütülen işlemler bağlamında hangi koşullarda ihlal edilmiş olacağını ortaya çıkarmaya yönelik hiçbir yaklaşımda bulunulmamıştı ve çok şey, hakkında itirazda bulunulan kararın kabul edildiği yargılamaların mahiyetine ve bağlamına bağlıydı. Karar vericinin kullandığı dilin, kararın ve gerekçelerinin 6 § 2 maddesine uygunluğunu değerlendirmede kritik bir öneme sahip olmasına rağmen, belli yargılamaların mahiyeti ve bağlamı göz önünde bulundurulduğunda, bir kısım uygunsuz dil kullanımı dahi belirleyici olmayabilir.
Başvuranın davasına dönülecek olursa, Mahkeme, başvuranın şikâyetinin yalnızca, 2007 yılında bölge mahkemesi ve istinaf mahkemesi tarafından verilen kararlarla doğrudan ilgili olduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle, başta Şubat 1999 tarihli bölge mahkemesi kararı olmak üzere, başvuranın şartlı tahliye talepleri hakkında verilen kararlar, salt 2007 kararlarının bağlamını vermeleri bakımından ilgiliydi.
Hakkında itirazda bulunulan kararın mahiyeti ve bağlamı ile ilgili olarak, bölge mahkemesinin başvuranın şartlı tahliyesinin kamu güvenliği açısından bir tehlike arz edip etmeyeceğini değerlendirmesi gerekmiş ve söz konusu mahkeme bu nedenle cezasını infaz ettiği esnada başvuranın tutumunu göz önünde bulundurmak durumunda kalmıştır. Mahkeme; bilhassa 1999 yılındaki şartlı tahliye talebiyle ilgili olarak, 1997 yılında yaşanan olayın ceza hukukundaki nitelendirmesinin, şartlı tahliye konusunda verilmesi gereken olası karar açısından ilgisiz olduğunu açık bir biçimde belirtmiş olduğu için; teoride bölge mahkemesinin, 1999 yılında ceza mahkemesinin değerlendirmeye aldığı belli olguları göz önünde bulundurmasına engel olunduğu kanısına varmamıştır.
Şartlı tahliye talebinin reddedilmesi yönündeki 2007 yılı kararında kullanılan dil ile ilgili olarak, bölge mahkemesinin kendisini, bilirkişinin ceza verilmesini gerektiren suç hakkındaki yanıltıcı ifadelerinden açık bir biçimde uzaklaştırması her ne kadar daha temkinli bir hareket olacaktıysa da, mahkemenin kullandığı dilden, mahkemenin doğrudan söz konusu bilirkişi raporundan alıntı yaptığı ve kaynağın, şartlı tahliye konusunda daha önce yapılan incelemenin devamı olarak kabul edildiği yeterince açıktı. Ne bölge mahkemesi, ne de istinaf mahkemesi, başvuranın yeni bir suçtan suçlu olduğunu ifade etmiştir. Bölge mahkemesi, durumun tıbbi açıdan değerlendirilmesinin bilirkişinin görevinin bir parçası olduğunu açık bir biçimde belirtmiştir. Söz konusu yazının yakından okunması sonucunda, başvuranın itibarına ve kamuda algılanış biçimine değinen bir anlayış ihtimal dışı kalmıştır.
Dolayısıyla, şartlı tahliye talebinin reddedilmesi kararı, başvuranın hakkında beraat ettiği suç istinadı hususunda sahip olduğu masumiyet karinesinin gözetilmediğini göstermemekteydi.
Sonuç: ihlalsizlik (ikiye karşı beş oyla).
Full & Egal Universal Law Academy