AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
MUSTAFA AVCI / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 39322/12)
KARAR
STRAZBURG
23 Mayıs 2017
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Mustafa Avcı / Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
ValeriuGriţco,
KsenijaTurković,
JonFridrikKjølbro,
Georges Ravarani,
ve Bölüm Yazı İşleri MüdürüStanleyNaismith’in katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 25Nisan 2017tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Mustafa Avcı’nın (“başvuran”), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 30 Nisan 2012 tarihinde yapmış olduğu başvuru (no. 39322/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosu’na kayıtlı Avukat A. Bingöl tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, bilhassa Sözleşme’nin 5. maddesine aykırı olarak tutuklandığını iddia etmiştir.
4. Sözleşme’nin 5. maddesi vebu maddenin 1 ve 4. fıkralarına ilişkin şikâyetler, 4 Mart 2016 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiş ve başvurunun geri kalan kısmı için Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
OLAY
I. SOMUT OLAYIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1956 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
6. Olayların meydana geldiği dönemde Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (« KESK ») eski Genel Sekreteri olan başvuran, Kürt yanlısı sol bir siyasi parti olan Barış ve Demokrasi Partisinin (« BDP »)Yönetim Kurulu üyesiydi.
A. KCK Örgütü
7. 2009 yılında KCK (Koma CivakênKurdistan– « Kürdistan Topluluklar Birliği »)adlı örgütün sözde üyelerihakkındabir ceza soruşturması başlatılmıştır.
8. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarıtarafından, esas olarak terör örgütüne üye olmak suçunu işledikleri iddiasıyla-aralarında siyasiler, iş adamları, avukatlar, öğretim üyeleri, öğrenciler ve gazetecilerin bulunduğu-kişiler hakkında yetkili ağır ceza mahkemeleri önünde dava açılmıştır.
9. Cumhuriyet savcılarına göre, KCK, PKK’nın (silahlı terör örgütü Kürdistan İşçi Partisi) bir « şehir yapılanması »dır. Yine savcılara göre,KCK’ nın amacı,PKK lideri Abdullah Öcalan (halen İmralı Cezaevi’nde hükümlü) tarafından teorize edilen « demokratik konfederalizm»ve bağımsız bir Kürt Devleti kurmak amacıyla « KCK Sözleşmesi’nde» ifade edildiği gibi bir siyasi sistem oluşturmak idi.
B. Başvuranın yakalanması ve hakkında yürütülen ceza davası
10. 2011 yılında, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, KCK örgütüne üye oldukları iddiasıylabazı kişiler hakkında soruşturma başlatmıştır.
11. 27 Ekim 2011 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hâkimi, KCK örgütüne yönelik yapılan operasyon kapsamında BDP Siyaset Akademisi’nde « siyaset akademisi »ve aralarında başvuranın da bulunduğu şüpheli altmış kişinin evinde arama yapılmasına vebaşvuran da dahil olmak üzere tüm ilgililerin yakalanmasına karar vermiştir. Mahkeme, öte yandan3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun (« 3713 sayılı Kanun ») 10/d maddesi uyarınca, şüphelilerin ve avukatlarının soruşturma dosyasına erişimlerinin kısıtlanmasına da karar vermiştir. Bununla birlikte, aynı kanunun 10/b maddesi uyarınca başvuranın ve diğer şüphelilerin gözaltına alındıkları saatten itibaren yirmi dört saat süre ile avukatlarıyla görüşmelerinin de kısıtlanmasına karar vermiştir.
12. Başvuran, 28 Ekim 2011 tarihinde, saat 15.00’te, partisinin yerel kongresi nedeniyle bulunduğu Mersin’de yakalanarak gözaltına alınmıştır.
13. Başvuran aynı gün İstanbul’a getirilmiştir.
14. Başvuran 30 Ekim 2011 tarihinde, karakolda susma hakkını kullanacağını belirtmiştir.
15. Ayrıca 30 Ekim 2011 tarihinde başvuran, hakkındaki suçlamalara ilişkin olarak sorgulandığıİstanbul Cumhuriyet savcısının (“Cumhuriyet savcısı”) huzuruna çıkarılmıştır. Cumhuriyet savcısı, başvurana BDP « siyaset akademisi » ve bu akademide verilen derslerin içeriği hakkında sorular sormuş ve bu yapı bünyesinde ders vermek amacıyla terör örgütü ile ilgili özel bir eğitim alıp almadığını sormuştur. Bunun yanı sıra, Cumhuriyet savcısı, başvuran ile diğer iki şahıs arasındaki elektronik postaların elinde bulunduğunubelirterek,PKK terör örgütünün talimatı ilemilletvekili seçimlerinde adaylıktan çekilip çekilmediğini sormuştur. Cumhuriyet savcısı, başvurana, KCK’ya ilişkin ceza soruşturması kapsamındakidiğer şüpheliler ile başvuranın da katıldığı ve yasadışı olarak nitelenen bazı eylemler hakkında da sorular sormuştur.
16. Başvuran sorgusunda, BDP Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, 2005 yılına kadar KESK Genel Sekreteri olduğunu ve bahse konu siyasi partinin « siyaset akademisi » bünyesinde eğitim vermiş olduğunu beyan etmiştir. Başvuran ayrıca vaatte bulunduğu için bağımsız aday L.T.’nin lehine milletvekili seçimlerine adaylıktan çekildiğini iddia etmiştir. Başvuran son olarak herhangi bir yasadışı örgüte üyeliği reddetmiştir.
17. Cumhuriyet savcısı bu sorgunun ardından nöbetçi hâkimden, başvuranın tutuklanmasını talep etmiştir.
18. Başvuran 31 Ekim 2011 tarihinde nöbetçi hâkimhuzuruna çıkarılmış ve hakkındaki suçlamalar ve olay ve olgular ile ilgili olarak sorgulanmıştır.Duruşma sonunda, hâkim, başvuran hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığı, suçların niteliği vebu suçların,Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100. maddesinin 3. fıkrasında sayılan vekuvvetli suçşüphesi varlığıdurumunda şüpheli şahsın tutuklu kalmasını haklı gösterebilecek“katalog” suçlarda denilen suçlar arasında yer almasınıgöz önünde bulundurarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
19. Başvuran, 3 Kasım 2011 tarihinde, tutukluluğuna itirazını sunduğu tahliyesini talep ettiği ve soruşturma dosyasına getirilen kısıtlama tedbirine ilişkin şikâyetini içeren itirazını sunmuştur.
20. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (« ağır ceza mahkemesi »), 5 Kasım 2011 tarihinde, dosya üzerinden yapılan incelemeyle, başvurana ve temsilcisine tebliğ edilmemiş olan Cumhuriyet Savcısının mütalaasına uyarak buitirazı reddetmiştir.
21. Cumhuriyet savcısı, 19 Mart 2012 tarihli 2.397 sayfalık(ekler hariç) bir iddianameyle, aralarında ilgilinin de bulunduğu yüz doksan üç kişi hakkında 15. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açmıştır.
Cumhuriyet savcısı, terör örgütü olduğu iddia edilen KCK’nın yöneticisi olduğu gerekçesiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 1. fıkrası ve 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca ilgilinin mahkûmiyetini talep etmiştir. Bu bağlamda Cumhuriyet savcısı, başvuranın, BDP’nin« siyaset akademisinin » sorumlusu olduğunu ve söz konusu partinin siyaset akademisinin, katılımcılarını PKK yanlısı olarak yetiştirme ve kullanma amacı taşıması nedeniyle yasal bir akademi şeklinde değerlendirilemeyeceğinibelirtmiştir. Cumhuriyet savcısı, ayrıca 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na ve 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, yasadışı gösterilere katılmak ve söz konusu gösteriler sırasındaterör örgütü PKK lehine propaganda yapmaksuçlarından başvuranınon iki ayrı hapis cezasına mahkûm edilmesini talep etmiştir.
22. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyikabul etmesinin ardından, ilk duruşmasını 13 Temmuz 2012 tarihinde yapmıştır.
23. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına ilişkin21 Şubat 2014 tarih ve 6526 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından, yargılamayaİstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edilmiştir.Mahkeme, 24 Nisan 2014 tarihinde başvuranın tahliyesine karar vermiştir.
24. Dosya kapsamına göre, başvuran hakkında açılan ceza davasının 3. Ağır Ceza Mahkemesi önünde halen derdest olduğu anlaşılmaktadır.
C. Başvuran tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru
25. Başvuran, 5 Şubat 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa’nın 19. maddesiniileri süren başvuran, tutukluluğunun devamına ilişkin olarakulusal mahkemelerce kabul edilen gerekçelerin yetersizliğinden şikâyet ederek, tutukluluk süresi nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır. Bunun yanı sıra Anayasa’nın 67. maddesine dayanarak başvuran, tutukluluğunun sürmesinin, serbest seçim hakkını da ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
26. Bu başvuruya ilişkin süreç Anayasa Mahkemesi’nde halen devam etmektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru
27. Türk Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru,23 Eylül 2012 tarihinde yapılan Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesinin ardından ulusal hukuk sistemine girmiştir.
28. Anayasa Mahkemesi yönetmeliğinin ilgili bölümleri ve söz konusu bireysel başvurunun temelini oluşturan 6216 sayılı Kanunun somut olayla ilgili hükümleri Mahkeme’ninUzun /Türkiye ((kabul edilebilirlik kararı), no. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) davasında verdiği kararda yer almaktadır.
29. Anayasa Mahkemesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin davalar kapsamındaki uygulaması, Mahkeme’nin Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik kararı), no. 77429/12, §§15-26, 1 Temmuz 2014) kararında izah edilmiştir.
B. Anayasa
30. Anayasa’nın 19. maddesi özgürlük ve güvenlik hakkını güvence altına almaktadır. 19. madde, Sözleşme’nin 5. maddesine benzer ifadelerle düzenlenmiştir.
31. Anayasa’nın 67. maddesinin somut olayla ilgili bölümleri şu şekildedir:
« Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir. »
C. Ceza Kanunu
32. Yasadışı bir örgüte üyelik, Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında şu şekilde düzenlenmiştir:
« 1. Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2. Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. »
D. Ceza Muhakemesi Kanunu
33. CMK’nın 91. maddesinin 2. fıkrası şu şekilde düzenlenmiştir:
« Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır. »
34. CMK’ nın 91. maddesinin 5. fıkrasında,yakalamaya, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına, yakalanan kişi, temsilcisi, eşi ya yakınları, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için başvurabilir.Bu başvurunun en geçyirmidört saat içinde incelenmesi gerekmektedir.
35. CMK’ nın 98. maddesine göre, soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir.
36. Tutukluluk, Ceza Muhakemesi Kanununu 100 ve devamı maddelerindedüzenlenmektedir. CMK’ nın 100. maddesine göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bu hükümde sayılabilen tutuklama nedenlerinden biri yani şüphelinin kaçma, tanıkları etkileme ya da delilleri gizleme veya saklama riski bulunması halinde, kişi hakkında tutuklama kararı verilebilmektedir. Bilhassa Devlet’in güvenliğine ve anayasal düzene karşı işlenen bazı suçlar nedeniyle kuvvetli suç şüphesinin varlığı kişinin tutuklanması için haklı neden oluşturmaktadır.
37. CMK’nın 101. maddesi soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine tek hâkim tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen yetkili mahkemece karar verilmesini düzenlemektedir. Tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarına itiraz edilebilmektedir. Buna ilişkin kararlarda hukuki ve fiili gerekçelere yer verilmesi gerekmektedir.
38. CMK’ nın 141. maddesinin 1. fıkrası a) bendi şu şekildedir:
« a. Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen (...);
(...) kişiler, (...) zararlarının tazminini Devlet’ten isteyebilir.»
39. Aynı kanunun 142. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:
« Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir. »
40. Yargıtay’ın uygulamasına göre tutukluluk süresinin uzunluğu ( E. 2014/21585 – K. 2015/10868 ve E. 2014/6167 – K. 2015/10867 sayılı kararlar) nedeniyle CMK’ nın 141. maddesi uyarınca yapılan tazminat talepleri hakkında karar vermek için davanın esası hakkında kesin kararın beklenmesi gerekli değildir.
41. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan CMK’ nın 250. maddesi, terör ve organize suç örgütü ile ilgili bazı suçların, ağır ceza mahkemelerinin, genel olarak « özel yetkili ağır ceza mahkemeleri » olarak bilinen uzmanlaşmış bölümlerinin yetki alanına girdiğini öngörmekteydi.
42. Olaylar döneminde yürürlükte bulunan CMK’ nın 251. maddesinin 6. fıkrasına göre, yukarıda anılan 250. madde kapsamına giren suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda kolluk; şüpheli ve/veya sanığı, ağır ceza mahkemesi veya başkanının, Cumhuriyet savcısının emirleriyle hazırda bulundurmaya mecburdur.
43. CMK’ nın 250 ve 251. maddeleri, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.
E. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu
44. 3713 sayılı Kanunun 5. maddesi, aralarında Ceza Kanununun 314. maddesinde sayılan suçların da yer aldığı 3. ve 4. maddelerinde yazılı bazı suçları işleyenler hakkında Türk Ceza Kanununca öngörülen cezaların yarı oranında artırılmasını düzenlemektedir.
45. 3713 sayılı Kanunun olaylar döneminde yürürlükte olan « soruşturma ve kovuşturma usulü » başlıklı 10. maddesi şu şekilde değiştirilmiştir:
« (...) bu Kanun kapsamına giren suçlar ile ilgili olarak:
b) gözaltı süresince şüpheli, yalnız bir avukatın hukuki yardımından yararlanır. Gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, hâkim kararıyla yirmidört saat süre ile ertelenebilir; bu zaman zarfında ifade alınamaz;
(...)
d) Dosyanın içeriğinin avukat tarafından incelenmesi veya avukat tarafından bir kopya alınması soruşturmanın amacını tehlikeye atacaksa, avukatın yetkisi, Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine sulh ceza hâkimi kararı ile sınırlandırılabilir.
(...) »
46. Bu hüküm, 21 Şubat 2014 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
47. Başvuran, yerel makamların CMK’ nın 98. maddesince öngörülen usulü izlemediklerini, bu nedenle yakalanmasının da iç hukuka aykırı olduğundan şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca terör örgütüyönetme suçunu işlediğine ve tutuklanmasının haklılığına ilişkin makul nedenlerin varlığını gösteren herhangi bir unsur bulunmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendisine yapılan suçlamaların temelindeki gerçeklerin, siyasi çalışmaları ile ilgili faaliyetlerden kaynaklandığını iddia etmekte ve bu bağlamda Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Bu hüküm şu şekildedir:
« 1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
(...)
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
(...) »
48. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Başvuranın yakalanmasına ilişkin şikâyeti hakkında
1. Tarafların iddiaları
49. Hükümet, başvuranın yakalanmasının ulusal mevzuata uygun olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, bu bağlamda ilgilinin CMK’ nın 250. maddesi kapsamındaki suçları işlediğinden şüphe duyulduğunu ve olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte bulunan aynı kanunun 251. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kolluğun şüpheliyi, nöbetçi hâkimin emriyle hazır bulundurmaya mecbur olduğunu belirtmektedir.
50. Hükümet ayrıca, iki nedenle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
51. Hükümet ilk olarak, başvuranın yakalanmasına ilişkin olarak CMK’ nın 91. maddesinin 5. fıkrası uyarınca bir itirazda bulunması gerektiğini iddia etmektedir. Hükümet, bu yolun,başvuranın itiraz ettiğiözgürlük kısıtlamasını sona erdirilebileceğini belirtmektedir. Hükümet bu bağlamda, üçüncü bir kişihakkında verilen gözaltı kararının kaldırılmasına hükmeden Balıkesir Sulh Ceza Mahkemesi hâkimi tarafından 26 Temmuz 2016 tarihinde verilen bir kararı sunmuştur.
52. Hükümet ayrıca, başvuranın, CMK’ nın 141. maddesinin 1. fıkrası a) bendinde öngörülen tazminat yolunu kullanma hakkına sahip olduğunu ileri sürmüştür. İddialarına dayanak olarak, şikâyetçilerin, kanuna aykırı olarak özgürlüklerinin kısıtlanması nedeniyle yaptıkları başvuru sonucunda tazminata hükmedilen Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından verilen iki kararı sunmuştur. Hükümet, somut olayda başvuranın yakalanması ve gözaltına alınmasının, 31 Ekim 2011 tarihinde tutuklanması ile sona erdiğini belirtmektedir. Hükümet başvuranın, hakkında yürütülen ceza yargılamasının sonucunu beklemeksizin bu tarihten itibaren yukarıda anılan Kanunun 141. maddesinin 1. fıkrası a) bendiuyarınca tazminat davası açabileceği ve açmış olması gerektiği kanaatindedir.
53. Başvuran, Hükümet’in bu iddialarına itiraz etmektedir. Başvuran, yerel makamların yakalanmasına karar vermeden önce CMK’ nın 98. maddesi ile getirilen usulü izlemeleri gerektiğini belirtmektedir. Başvuran, özellikle, bu hükmün adli makamların huzuruna çıkarmak için çağrı yapılmasını zorunlu kıldığını iddia etmektedir.
54. Başvuran ardından Mahkeme’nin içtihadına göre Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasını aşırı şekilcilikten uzak ve belirli bir esneklikle uygulaması gerektiğini ileri sürmektedir.
55. Başvuran, yakalanmasına ilişkin, CMK’ nın 91. maddesinin 5. fıkrası uyarınca itiraz başvurusu yapabilme imkânı ile ilgili olarak, bu yolun makul başarı beklentileri sunmadığını savunmaktadır.
56. Başvuran sonrasında Hükümet’in, ulusal mahkemelere tazminat başvurusu yapması gerektiğine ilişkin iddiasına itiraz etmektedir. Başvuranböyle bir davanın, tazminat talebinin ancak kesin kararın açıklanmasının ardından yapılabilecek olması nedeniyle başarısızlığa uğrayacağını iddia etmektedir.
57. Başvuraniçinde bulunduğu durumun, Hükümet tarafından sunulan yargı kararlarındaki kişilerin durumlarından farklı olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, Hükümet’intanımladığı başvuru yollarınınkendi durumuna benzer bir durumda bulunan kişiler adına yalnız teoride değil uygulamada da yeterli bir kesinlik derecesiortaya koyduğunu kanıtlayamadığını da savumaktadır.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
58. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca başvurunun sadece iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından yapılabileceğini hatırlatmaktadır. Söz konusu hükmün, prensip olarak Sözleşmeci Devletlere vermeyi amaçladığı kendilerine karşı iddia edilen ihlalleri önleme ya da tazmin etme fırsatını, başvuranların yerel mahkemelere vermiş olması gerekmektedir. Bu kural, ulusal sistemin iddia edilen ihlal bakımından etkili bir başvuru yolu sağladığı –Sözleşme’nin 13. maddesinin amacı ile bu kural arasında yakın ilişki bulunduğu- varsayımına dayanmaktadır.(Vučković ve diğerleri / Sırbistan (ilk itiraz)[BD], no. 17153/11 ve 29 diğerleri, § 69, 25 Mart 2014, Parrillo/ İtalya[BD], no. 46470/11, § 87, AİHM 2015veKarácsonyve dğerleri/ Macaristan[BD], no. 42461/13, § 76, AİHM 2016 (özetler)).
59. Bununla beraber, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası, sadece şikâyete konu ihlalle ilgili erişilebilir ve yeterli başvuru yollarının tüketilmesini gerektirmektedir. Bu başvuru yolları hem teoride hem pratikte yeterli derecede var olmalıdır aksi takdirde etkili olma ve erişilebilirlik nitelikleri ortadan kalkacaktır (yukarıda anılan Vučkovićvediğerleri kararı, § 70, yukarıda anılan Parrillokararı, § 87veyukarıda anılan Karácsonyve diğerleri, § 76).
60. Mahkeme, özgürlükten yoksun bırakılmanın yasallığınayönelik bir başvuru yolunun etkili olması için başvuru sahibine, itiraza konu yoksunluğu sona erdirme imkanı sunması gerektiğini hatırlatmaktadır (GavrilYossifov/ Bulgaristan, no. 74012/01, § 40, 6 Kasım 2008).
61. Bununla birlikte Mahkeme, tutukluluk hali sona erdiğinde olayın seyrinin başka türlü ilerleyebileceği kanısındadır(Cüneyt Polat /Türkiye, no. 32211/07, § 49, 13 Kasım 2014).
62. Mahkeme bu bağlamda, özgürlükten yoksun bırakılmakonusunda, bir başvuran iç hukuka aykırı olarak dolayısıyla Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilerek tutuklandığınıve ihtilaf konusu tutukluluğun daha önce sona erdiğiniileri sürdüğü hallerde, iddia edilen ihlalin kabul edilmesini ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir tazminat davasının, pratikte etkililiği usulüne uygun tesis edilmişseprensip olarak uygulanması gereken bir başvuru yolu olduğunu hatırlatmaktadır (Rahmani veDineva/ Bulgaristan, no. 20116/08, § 66, 10 Mayıs 2012 veyukarıda anılan GavrilYossifovkararı, § 41 veburada yer verilen referanslar).
63. Mahkeme, Türk hukuk sisteminin başvurana,yakalanmasının yasallığına ilişkin olarakiki hukuk yolu, yani ihtilaf konusu özgürlükten yoksun bırakılmanın sona erdirilmesine yönelik bir başvuru yolu (CMK’ nın 91. maddesinin 5. fıkrası) ve Devlete karşı tazminat davası (CMK’ nın 141. maddesinin 1. fıkrası a) bendi)sunduğunu gözlemlemektedir. Hâlbuki Mahkeme, ilgilinin bu imkânları değerlendirmediğini kaydetmektedir.
64. Mahkeme, başvuranın, kendi durumuna benzemeyen durumlarla ilgili Hükümet tarafından sunulan yargı kararlarına ilişkin iddiasını kabul etmeye hazırdır. Bununla beraber Mahkeme’ye göreyukarıda anılan başvuru yollarının kullanılması vesilesiyle yerel yargı organları tarafından yapılan denetimin herhangi bir şekilde sınırlandırılabileceğini gösteren bir hususdabulunmamaktadır: dolayısıyla bu türbaşvuru yollarının etkinliği hakkında en baştan şüphe duyulamaz ve kesinlikle başarısız olacağı iddia edilemez(bkz.,mutatismutandis, Demir /Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 51770/07, § 31, 16 Ekim 2012). Mahkeme, söz konusu başvuru yollarının, başvuranın yakalanmasına ilişkin şikâyetine uygun bir telafi sağlayacak yeterlilikte olmadığını ya da bu yolların makul başarı ihtimalleri sunmadıklarını söylemek için bir neden görmemektedir.
65. Mahkeme, bir iç hukuk yolunun etkililiği ve başarı imkânından -başvuranın iddia ettiği gibi- şüphe duyulduğunda da söz konusu başvuru yolunun kullanılması gerektiğini hatırlatmaktadır (Voisine/Fransa, no. 27362/95, 14 Ocak 1998 tarihli Komisyon kararı). Burada mahkemelerintakdir etmesi gereken bir durum söz konudur (RoseiroBento/ Portekiz (kabul edilebilirlik kararı), no. 29288/02, AİHM 2004 XII (özetler), Whiteside/ Birleşik Krallık, no. 20357/92, 7 Mart 1994 tarihli Komisyon kararı veyukarıda anılan Demir kararı, § 33).
66. Mahkeme diğer taraftan,bu sonuçla,gerektiğinde söz konusu başvuru yolunun etkililiğinin yeniden gözden geçirilmesi ihtimali ve özellikle CMK’ nın 91. maddesi 5. fıkrasının ve 141. maddesinin 1. fıkrası a) bendinin uygulanmasına ilişkin olarak, ulusal yargı organlarının, Sözleşme’nin şartlarıyla uyumlu ve benzer bir içtihadı tesis etmeyeterliliğikonusunda hiçbir yargıya varılamadığının altını çizmektedir (Korenjak/Slovenya (kabul edilebilirlik kararı), no. 463/03, § 73, 15 Mayıs 2007).
67. Mahkeme, önceki belirtilenler ışığında, başvuranın, CMK’ nın 91. maddesinin 5. fıkrasına ve aynı kanunun 141. maddesinin 1. fıkrası a) bendine dayalı bir talebi ulusal yargı makamlarına sunması gerektiği ancak bunu yapmadığı kanaatindedir. Mahkeme bu nedenle Hükümet’in itirazını kabul etmekte ve ilgilinin yakalanmasına ilişkin Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki şikâyetini, iç hukuk yollarını tüketmemiş olması nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddetmektedir.
B. Başvuranın bir suç işlediğinden kuşkulanılması için makul şüphelerin bulunmadığına ilişkinşikâyeti hakkında
1. Tarafların iddiaları
68. Mahkeme’nin Hasan Uzun((kabul edilebilirlik kararı), no. 10755/13, 30 Nisan 2013)kararındaki tespitlerine atıfta bulunan Hükümet, başvuranın suç işlediğinden kuşkulanılması için makul nedenlerin bulunmadığına ilişkinşikâyeti ile ilgili olarak, başvuranı, iç hukuk yollarını tüketmemiş olmakla suçlamaktadır. Bu husus hakkında, başvuranın Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvurunun halen bu mahkeme önünde incelenmekte olduğu görüşüne varılmıştır.
69. Başvuranın avukatı, öncelikle başvuran tarafından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyapılması hakkındabilgilendirilmemişolduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte bu yüksek mahkeme içtihadının, bu başvurunun etkin bir hukuk yolu olarak değerlendirilemeyeceğini gösterdiğini ve müvekkilinin söz konusu hukuk yoluna ilişkin sürecin sonucunu beklemesinin gerekli olmadığını ileri sürmektedir. Başvuranın avukatı, bu bağlamda müvekkilinin Mahkeme’ye başvuru yaptığı tarihte, bu başvuru yolunun Türk hukuk sistemine 23 Eylül 2012 tarihinde girmiş olması nedeniyle, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapma imkânının bulunmadığını belirtmektedir. Başvuranın avukatı Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki başvuranın şikâyetinin, Anayasa Mahkemesi’nin zaman yönünden(rationetemporis)yetkisi dışında kaldığını eklemektedir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
70. Mahkeme, normalde iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği hususunun, Mahkeme’ye başvuru yapılan tarihte değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. (A.Ş. /Türkiye, no. 58271/10, § 93, 13 Eylül 2016). Ancak Mahkeme’nin birçok kez belirttiği gibi, bu kuralın her olayın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnaları bulunmaktadır.(Baumann/ Fransa, no. 33592/96, § 47, AİHM 2001 V (özetler)).
71. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru usulünün, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren anayasa değişikliğinin ardından ulusal hukuk sistemine girdiğini kaydetmektedir. Anayasa’nın değişen 148. maddesinin 3. fıkrası, Anayasa ile Sözleşme ve Protokolleri tarafındangüvence altına alınan temel hak ve özgürlükleri konusunda haksızlığa uğradığı kanaatinde olan bireyler tarafından olağan başvuru yollarının tüketilmesinin ardından yapılan başvuruları Anayasa Mahkemesi’ne inceleme yetkisi vermektedir.
72. Mahkeme, hukuk davasının hakkaniyete uygun olmadığı iddiasınailişkinUzun(yukarıa anılan karar,§§25-27)kararı çerçevesinde, bu yeni başvuru yolunu daha önceden incelemiş olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme bu kararın incelenmesi sırasında, öncelikle bireysel başvuru şartları ve bu başvuru yoluna erişim gibi uygulama özelliklerini ele almıştır. Mahkeme, sonrasında bilhassa Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanı konusunda, bu yeni başvuru yolu ile ilgili olarak yasama gücü iradesinin üzerine eğilmiştir.Mahkeme hemen ardından, yasamanın bu yeni çözüm ile ilgili iradesini, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanı, kendisine verilen imkânlar ve kararlarının kapsamı ve etkileri açısından incelemiştir (ibidem, § 53). Mahkeme, bu yeni hukuk yolunun temel özelliklerini inceledikten sonra, söz konusu başvuru yolunun, prensip olarak Sözleşme bağlamındaki şikâyetlere ilişkin uygun telafi beklentileri sunmadığının söylenebileceği herhangi bir unsur bulunmadığı kanısındadır. Mahkeme, bu güvencenin sınırlarını test etmenin mağdur olduğuna inanan bireyin sorumluluğunda olduğu sonucuna varmıştır (ibidem, § 69).
73. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesi bağlamındaki şikâyetler konusunda, Koçintar((kabul edilebilirlik kararı), no. 77429/12, §§ 44, 1 Temmuz 2014) davasında şu sonuca vardığını hatırlatmaktadır: Anayasa Mahkemesi’ne başvurunun, tutuklu kişinin tahliye edilmesine yol açabileceğinin tespit edilmesinin ardından, Mahkeme, bu hukuk yolunun, tutukluluk süresi bağlamındaki Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına dayalı bir şikâyete uygun bir telafi sağlayabileceğini ve makul başarı imkânı sunmuş olduğunu değerlendirmiş ve bu yeni başvuru yolunun kullanılmaması nedeniyle bu şikâyetin kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
74. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkraları bağlamındaki şikâyetler nedeniyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında kullanılacak bir başvuru yolu olarak göz önünde bulundurulması gerektiğini pek çok kez belirtmiştir (bkz.,diğer kararlar arasında, Hebat Aslan veFiras Aslan / Türkiye, no. 15048/09, § 50, 28 Ekim 2014, Iğsız/Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 16086/12, §§ 24-28, 3 Mart 2015, Levent Bektaş / Türkiye, no. 70026/10, §§ 42-44, 16 Haziran 2015, SakkalveFares/ Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 52902/15, §§ 45-64, 7 Haziran 2016veMercan / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 56511/16, §§ 17-30, 8 Kasım 2016).
75. Başvuranın, Anayasa Mahkemesi’nin içtihadının, Mahkeme içtihadı ile uyuşmadığına ilişkin iddiası ile ilgili olarak, Mahkeme’nin Mercan (yukarıda anılan karar § 25) kararında, Anayasa Mahkemesi’nin uygulamaları ışığında, yukarıda anılan mahkemeye bireysel başvurunun makul başarı beklentileri sunmadığınınya da Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamında bir şikâyete uygun bir telafi de sağlayamadığının tespitine imkân sağlayacak bir unsurbulunmadığını değerlendirdiğini hatırlatmak yerinde olur.Mahkeme somut olayda, başvuranın mevcut davada farklı bir tespite götürecek herhangi bir unsur ya da iddia sunmadığını göz önünde bulundurmaktadır.
76. Mahkeme sonrasında Anayasa Mahkemesi’nin yetkisi ile ilgili olarak, başvuranın bu mahkemenin zaman yönünden(rationetemporis)yetkisini tekrar gündeme getirdiğini gözlemlemektedir.
77. Mahkeme, bu bağlamda ilgilinin tutukluluğunun, 28 Ekim 2011 tarihinde başladığını ve tahliye edilmesi ile 24 Nisan 2014 tarihinde sona erdiğini nazara almaktadır. Mahkeme bu konuda, Koçintar(yukarıda anılan karar § 39) davasında, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlardan açıkça anlaşıldığı üzere, bu mahkemenin yetkisinin bireysel başvurunun yürürlüğe giriş tarihinden önce başlamış olanve bu tarihten sonra süren ihlal durumları için zamanyönünden(rationetemporis)uzatılmasının kabul edildiğinin değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Bu durumda Mahkeme, yerleşik içtihadından uzaklaşmak için bir neden görmemektedir.
78. Dolayısıyla önceki belirtilenler ışığında, Mahkeme’nin elinde söz konusu başvuru yolunun,başvuranın bir suç işlediğinden şüphelenmek için makul bir sebep bulunmadığı bağlamındakişikâyetine uygun bir telafi sağlayamayacağını ve makul başarıimkânı vermediğini gösteren herhangi birunsur bulunmamaktadır.
79. Son olarak bireysel başvuruya ilişkin sürecin, Anayasa Mahkemesi önünde devam etmesi nedeniyle Mahkeme, başvuranın şikâyetinin vaktinden önce yapılmış olduğu kanısına varmaktadır.
80. Mahkeme, bu durumda iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun bu bölümünü, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddetmektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
81. Başvuran, tutukluluğunun yasallığına etkili bir şekilde itiraz imkânına sahip olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, soruşturma dosyasına erişimini kısıtlayan tedbirden ve tutuklanmasına ilişkin karara kendisi tarafından yapılan itirazın incelenmesi sırasındaki Cumhuriyet savcısı görüşünün tebliğ edilmemesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürmektedir. Söz konusu hüküm şu şekildedir:
« 4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. »
82. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
83. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yapması gerektiğini iddia etmektedir.
84. Başvuran Hükümetin iddiasına itiraz etmekte ve erişilebilir ve kullanılabilir iç hukuk yollarını kullanmış olduğunu savunmaktadır.
85. Mahkeme, 3 Kasım 2011 tarihinde, başvuranın tutuklu yargılanmasına ve soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanmasına itiraz etmek amacıyla bir başvuru yaptığını ve başvurusundan iki gün sonra, yani 5 Kasım 2011 tarihinde ağır ceza mahkemesinin başvuruyu reddettiğini gözlemlemektedir.
86. Bu koşullarda bireysel başvuru hakkının Türk hukuk sistemine 23 Eylül 2012 tarihinde girmiş olmasını göz önünde bulunduran Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına ilişkin görevlendirilmesinin, (yukarıda anılan Hebat Aslan ve Firas Aslan kararı, §§ 53-54) zaman yönünden (rationetemporis)yetkisi olmaması nedeniyle faydasız olduğunu değerlendirmektedir.
87. Bununla birlikte Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit eden Mahkeme, başvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
B. Esas hakkında
1. Soruşturma dosyasına erişimin bulunmaması hakkında
88. Başvuran, ne soruşturma dosyasını ne de aleyhinde toplanan delil unsurlarını inceleme imkânına sahip olmadığını ileri sürmektedir.
89. Hükümet, başvuranın tutuklanmasına ve tutukluluğunun devamına ilişkin verilen kararların yasallığına itiraz etmek için yeterli unsura sahip olduğunu iddia etmektedir.
90. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, yakalanan veya tutuklanan herkese, özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin –Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında - « kural olarak» gerekli maddi ve usuli şartlarauyulması konusunda bir başvuru yapma hakkı getirdiğini hatırlatmaktadır. Yukarıda anılan Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasındakiusuli koşul, hukuk ve ceza davaları için Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilenlere benzer güvencelere her zaman eşlik etmemesi gerekliyse de- (Reinprecht / Avusturya kararı, no. 67175/01 , § 39, AİHM 2005 XII) farklı amaçlar güden iki hüküm - adli nitelikte olmalı ve söz konusu özgürlük yoksunluğunun niteliğine uygun güvenceler sunmalıdır(D.N. /İsviçre [BD], no. 27154/95, § 41, AİHM 2001‑III). Özellikle, tutukluluk hakkında yapılan itiraza yönelik bir dava, taraflar arasında, yani savcı ve tutuklanan kişi arasında çelişmeli olması ve silahların eşitliğini güvence altına alması gerekmektedir (Nikolova/ Bulgaristan [BD], no. 31195/96, § 58, AİHM 1999‑II). Ulusal mevzuat, bu şartı çeşitli şekillerde yerine getirebilir, ancak onun tercih ettiği yöntem,tarafların, diğer tarafınsunduğu görüşlerden haberdar olmasını ve görüş sunmak için gerçek bir fırsata sahip olmasını sağlamalıdır (Lietzow/Almanya, no. 24479/94, § 44, AİHM 2001‑I).Sözleşme’nin5. maddesinin 4. fıkrası ile ilgili bir usulün gerekli teminatları sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi amacıyla, gerçekleştiği koşulların özel niteliğini göz önünde bulundurmak gerekir(Megyeri/Almanya, 12 Mayıs 1992, § 22, A serisino. 237‑A). Bilhassa bir avukat, müvekkilinin tutulmasına etkili olarak itiraz etmek için gerekli olan soruşturma dosyasına ulaşamıyorsa silahların eşitliği sağlanmamaktadır(bkz.,diğer kararlar arasında, Lamy/Belçika,30 Mart 1989, §29, A serisino. 151, yukarıda anılan Nikolova kararı, § 58,Schöps/Almanya, no. 25116/94, § 44, AİHM 2001-I, yukarıda anılan Lietzow, kararı, § 44, Mooren/Almanya[BD], no. 11364/03, §124, 9 Temmuz 2009, Ceviz /Türkiye, no. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012veOvsjannikov/. Estonya, no. 1346/12, §§ 72-78, 20 Şubat 2014).
91. Mevcut olayda, Mahkeme, başvuran ve temsilcisi açısından, iddianamenin kabul edildiği tarih olan 19 Mart 2012 tarihine kadar, yani ilgilinin yakalanmasından itibaren beş ay süresince, belgelerin incelenmesine engel olacak şekilde dosyaya erişim kısıtlaması bulunduğu hususunu, tarafların tartışma konusu yapmadıklarını tespit etmektedir.
92. Mahkeme, başvuran ve temsilcisinin, ilgilinin tutuklanmasının yasallığının denetlenmesi için temel öneme sahip belgelerin içeriği hakkında yeterince bilgiye sahip olamadıklarını belirlemektedir. Mahkeme, bu durumda başvuranın tutukluluğunu haklı göstermek için ileri sürülen nedenleritatmin edici bir şekilde denetleme imkânına sahip olmadığı kanaatine varmaktadır (Şık /Türkiye, no. 53413/11, § 75, 8 Temmuz 2014).
93. Bu nedenle Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ihlal edilmiştir.
2. Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmemesi hakkında
94. Başvuran, tutukluluğa itirazına ilişkin usul sırasında Cumhuriyet savcısının görüşünü tebliğ almasının kendi adına ve müdafii adına imkânsız olmasından şikâyetçidir.
95. Hükümet, itiraz usulü kapsamında Cumhuriyet Savcısının görüşünü tebliğ edilmemesi sorununun,30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanunun kabul edilmesinin ardından iç hukukta çözüldüğünü belirtmektedir. Hükümet, ulusal mevzuatın bu tarih itibariyle itirazı incelemekle yükümlü mahkemeye Cumhuriyet savcısının görüşünü talep etme yükümlülüğü getirmemekte ve yalnızca benzer görüş talep edildiğinde, söz konusu mahkemenin, Cumhuriyet savcısının görüşlerini tutukluya ya da tutuklunun avukatına bildirme yükümlülüğü getirdiğini bildirmektedir.
96. Hükümet, somut olayda Cumhuriyet savcısı görüşünün, ağır ceza mahkemesi kararını etkilemediğini belirtmektedir.
97. Mahkeme, Hebat Aslan ve Firas Aslan (yukarıda anılan karar, §§ 68-83) kararında, özgürlükten yoksun bırakılmaya itiraz etmek için açılan dava kapsamında Cumhuriyet savcısının görüşlerine cevap imkânına sahip olmanın önemi üzerine daha önceden karar vermiş olduğunu ve Cumhuriyet savcısının, tutuklu kişiler tarafından yapılan itirazların ardından verilen kararları etkileme ihtimalinden uzaklaşamayacağını tespit ettiğini hatırlatmaktadır.
98. Mahkeme, ayrıca mevcut davadakine benzer sorunları ortaya çıkaran pek çok davayı incelemiş olduğunu ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğini tespit etmiş olduğunu hatırlatmaktadır (Altınok, no. 31610/08, §§ 57-61, 29 Kasım 2011veyukarıda anılan Levent Bektaşkararı, §§ 52).
99. Mahkeme, kendisine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından, Hükümetin mevcut davada farklı bir tespite götürebilecek herhangi bir olgu ya da iddia sunmadığını göz önünde bulundurmaktadır. Konuyla ilgili yerleşik içtihadı ışığında Mahkeme, somut olayda iç hukukta öngörülen başvurunun, taraflar arasında silahların eşitliği ilkesine uyulmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının şartlarını yerine getirmediği kanısına varmaktadır.
100. Mahkeme, yukarıda belirtilen nedenlerle bu hususta Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğini tespit etmektedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 5. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
101. Başvuran, kendisine tazminat elde etme imkânı sağlayabilecek etkili bir başvuru yoluna sahip olmamaktan şikayet etmektedir. Başvuranın ihlal edildiğini iddia ettiği Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrası şu şekildedir:
« 5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir. »
102. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
103. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasında açıklanan tazminat hakkının doğması için, bu hükmün diğer fıkralarından birinin ihlalinin, ulusal makamlar ve Sözleşme kuruluşları tarafından tespit edilmesigerektiğini hatırlatmaktadır(N.C. /İtalya[BD], no. 24952/94, § 49, AİHM 2002‑X).
104. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamındaki bu şikâyetle ilgili olarak, yukarıdaki 47 ve 80. paragraflarda vardığı sonuç ışığında, 35. maddenin 3. fıkrası a) bendi anlamında Sözleşme hükümleri ile zaman yönünden (rationemateriae)bağdaşmadığı ve 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
105. Mahkeme, diğer taraftan bu şikâyetin, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ile orantılı olarak ortaya çıkardığı bu durumda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit etmektedir. Mahkeme bu durumda şikâyetin kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
B. Esas hakkında
106. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesi bağlamındaki şikâyetlerini giderecek nitelikte bir başvuru yoluna sahip olmadığını ileri sürmektedir.
107. Hükümet, ilgilinin, CMK’ nın 141. maddesinin 1. fıkrasınca öngörülen başvuru yoluna sahip olduğunu belirtmektedir.
108. Başvuran, Hükümet tarafından ileri sürülen başvuru yolunun, etkili olmadığını yinelemektedir.
109. Mahkeme, başvuran tarafından sunulan şikâyete benzer bir şikâyet hakkında daha önceden hüküm verildiğini ve olayların meydana geldiğidönemde yürürlükte olan CMK’nın 141. maddesinin, itiraz başvurusunda yapılan usuli hatalar (yukarıda anılan Altınokkararı, §67 veyukarıda anılan Ceviz kararı §59)nedeniyle maruz kalınan zararın tazminini talep etme imkânısağlamadığını değerlendirmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut olayda da bu içtihattan ayrılmak için hiçbir gerekçe görmemektedir.
110. Mahkeme, bu nedenle Hükümet tarafından ifade edilen tazminat yolunun, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrası anlamında etkili bir başvuru yolu oluşturamayacağı kanaatindedir. Mahkeme bundan yola çıkarak söz konusu hükmün somut olayda ihlal edildiğini tespit etmektedir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
111. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
« Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. »
A. Zarar
112. Başvuran, maruz kaldığı manevi zarar bağlamında 20.000 avro (EUR) talep etmektedir.
113. Hükümet, bu miktara itiraz etmektedir.
114. Mahkeme, manevi zararın, (yukarıda anılan Ceviz§64) kararında vardığı ihlal tespiti ile yeterince giderildiğini değerlendirmektedir.
B. Masraf ve giderler
115. Başvuran, ulusal yargı makamları ve Mahkeme önünde yapılan masraflar ile ilgili olarak, avukat ücretleri için 6.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran buna ek olarak telefon ve faks masrafları için 50 avro (EUR), posta masrafları için 50 avro (EUR) ve fotokopi masrafları için 20 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran, Türkiye Barolar Birliği tarafından tespit edilen aukatlık ücret tarifesi dışında başka belge ya da makbuz sunmamıştır.
116. Hükümet, Mahkeme’yi, aşırı ve mesnetsiz olarak değerlendirdiği bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
117. Mahkeme içtihadına görebir başvuranın Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir. Mahkeme somut olayda, başvuranın avukatının vekalet ücretini belgelendirmediğini belirlemektedir. Mahkeme, ayrıca ulusal yargı makamları ve Mahkeme önünde yapılan masraflara ilişkin hiçbir belge sunmadığını da gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda ilgili tarafından sunulan avukat ücret tarifesinin, bu kişinin talebine dayanak oluşturmadığını kaydetmektedir.
118. Mahkeme, elinde bulunan belgeler ve yerleşik içtihadını dikkate alarak masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir (Güler ve Uğur /Türkiye, no. 31706/10 ve 33088/10, § 66, 2 Aralık 2014).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4 ve 5. fıkrası bağlamındaki şikâyetler konusunda kabul edilebilir olduğunu, geri kalan kısmı için kabul edilemez olduğunu beyan etmiş;
2. Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. ve 5. fıkralarının ihlal edildiğine;
3. Bir ihlal tespitinin, başvuran tarafından maruz kalınan zarar nedeniyle kendiliğinden yeterli bir adil tazmin sağladığına;
4. Adil tazminin geri kalan kısmı için talebin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızcaolarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 23 Mayıs 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
StanleyNaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Full & Egal Universal Law Academy