Mustafa Erdoğan ve Diğerleri / Türkiye –364/04 ve 39779/04 - 27.05.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar – Anayasa hukuku profesörü olan birinci başvuran tarafından yazılan, Anayasa Mahkemesi’nin bir siyasi partiyi kapatma kararının eleştirildiği ve davayı inceleyen yargıçların çoğunun mesleki yeterliliklerinin ve tarafsızlıklarının sorgulandığı bir makaleden ötürü hakaret nedeniyle başvuranların tazminat ödemelerine hükmedilmiştir.
Hukuki Değerlendirme – Madde 10: Anayasa Mahkemesinin üç üyesi tarafından açılan hakaret davaları hakkında verilen nihai kararlar başvuranların ifade özgürlüğü haklarına bir müdahale teşkil etmiştir. Söz konusu müdahale yasayla öngörülen ve başkalarının şöhret ve haklarını koruma meşru hedefini izleyen bir müdahale olmuştur.
Bir akademisyen tarafından yazılan söz konusu makalenin konusu, toplumun bilgilendirilme konusunda meşru bir çıkarının mevcut olduğu demokratik bir toplumda önemli ve güncel bir meseleyle, yani yargı sisteminin işleyişiyle ilgilidir. Dolayısıyla makale genel çıkarlara ilişkin bir tartışmaya katkıda bulunmuştur.
Üç yargılamadaki davacılar siyasi partinin kapatılması lehine oy kullanan Anayasa Mahkemesi üyeleridir. Davacıların bilerek kendilerini siyasetçilerle aynı ölçüde olmak üzere her kelime ve davranışlarını yakın incelemeye açık kıldıkları söylenememekle birlikte, resmi yetkileri dahilinde hareket eden yargı mensuplarının, sıradan vatandaşlara kıyasla daha geniş eleştiri sınırlarına tabi oldukları değerlendirilebilir. Ancak aynı zamanda Mahkeme pek çok kez, toplumda özel bir rol üstlenen ve hukukun egemen olduğu bir Devletin temel değerlendiren biri olan adaletin teminatçısı olarak yargı mensuplarının görevlerini yerine getirebilmeleri için toplumun güvenini kazanmalarının gereğini vurgulamıştır. Dolayısıyla, özellikle de eleştirilen yargıçların kendilerini yanıt vermekten alıkoyan bir takdir görevine tabi oldukları göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu güveni, esasen dayanaksız olan örseleyici saldırılardan korumak zorunlu olabilmektedir.
Yerel mahkemeler, makalede yer alan belirli ifadelerin davacılara hakaret eder nitelikte olduğunu ve yazarın kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığını değerlendirmiştir. Mahkeme kullanılan dilin ve ifadelerin bir bölümünün sert olduğunu ve saldırgan olarak algılanabileceğini kabul etmiştir. Her ne kadar çoğunlukla değer yargıları olsa da söz konusu dil ve ifadeler, yazarın kendi siyasi ve hukuki görüşleri ile algılarından kaynaklanmıştır. Bu bağlamda söz konusu ifadeler, Anayasa Mahkemesi’nin belirli konularda karar veriş biçimine ilişkindir ve başvuranın yerel yargılamalarda ortaya koymak istediği üzere bir siyasi partinin kapatılması kararı da dahil olmak üzere ilgili kararlar halihazırda büyük bir toplumsal tartışmaya konu olmuştur. Dolayısıyla söz konusu dil ve ifadelerin yeterli olgusal temele dayandığının değerlendirilmesi mümkün olmaktadır. Yerel mahkemeler şikâyet konusu makalede içerilen somut gerçeklere ilişkin ifadeleri değer yargılarından ayırt etmeye çalışmamış ve Sözleşme’nin 10 § 2 maddesinin anlamı dahilinde başvuranlar için elzem olan “görev ve sorumlulukların” gözetilip gözetilmediğini incelememiş veya söz konusu makalenin iyi niyetle yayımlanıp yayımlanmadığını değerlendirmemiştir. Özellikle, yerel mahkemeler dava incelemelerinde, aleyhte görüşleri ifade edildiği bağlam içerisinde ele almamıştır. Mahkeme bu bağlamda, üslubun, tıpkı ifade biçimi gibi iletişimin bir parçasını oluşturduğunu ve ifade içeriğiyle birlikte korunduğunu vurgulamıştır. Makalenin içeriği bir bütün olarak dikkate alındığında, söz konusu görüşlerin davacılara karşı haksız bir kişisel saldırı olarak yorumlanması mümkün olmamıştır. Ayrıca, söz konusu makale rağbet gören bir gazetedense üç ayda bir yayımlanan yarı akademik bir dergide yayımlanmıştır.
Yukarıdaki değerlendirmeler dikkate alındığında, ulusal makamların takdir payına rağmen, ulusal yetkililer tarafından başvuranların ifade özgürlüğüne yapılan şikâyet konusu müdahalenin, demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli bir müdahale olduğunu ortaya koyan yeterli gerekçeler ortaya konulmamıştır. Bu bulgu, Mahkeme’nin başvuranlar tarafından ödenmesine hükmedilen tazminat miktarının izlenen meşru hedefle orantılı olup olmadığına ilişkin incelemesini sürdürmesini gereksiz kılmıştır.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Madde 41: Birinci başvuran tarafından yerel yargılamalarda ödenen tazminatın geri ödenmesine ve birinci başvurana manevi tazminata karşılık olarak 7.500 avro ödenmesine hükmedilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy