Nagla – Letonya - 73469/10 - Karar 16.7.2013 [IV. Daire]
Olaylar – Başvuran; ulusal bir televizyon kanalı için çalışmakta ve “De Facto” adında haftalık araştırmacı bir haber programını hazırlamakta ve sunmaktaydı. Şubat 2010’da, Devlet Gelir Dairesi (VID) tarafından korunan bir veritabanında ciddî güvenlik kusurları olduğunu açıklayan isimsiz bir kaynak, kendisi ile irtibata geçmiştir. Başvuran, VID’ı olası bir güvenlik ihlâli hakkında bilgilendirmiş ve ardından bir De Facto yayını esnasında veri sızıntısını halka açıklamıştır. Bir hafta sonra, kendisini “Neo” olarak tanımlayan kaynağı, çeşitli kamu kuruluşlarında çalışan devlet memurlarının maaşlarına ilişkin bilgi yayınlamak üzere Twitter’ı kullanmaya başlamış ve 2010 yılı Nisan ayı ortasına kadar Twitter’ı kullanarak bilgi yayınlamaya devam etmiştir. VID, ceza davası açmıştır ve Şubat 2010’da, sorgu polisi, başvuranı tanık olarak sorgulamıştır. Başvuran, kaynağının kimliğini ifşa etmeyi reddetmiştir. Mayıs 2010’da, soruşturma makamları, bir IP’nin söz konusu veritabanına bağlandığını ve başvuranın telefon numarasına yönelik pek çok arama yapmış olduğunu tespit etmiştir. Söz konusu IP, ceza yargılamaları ile bağlantılı olarak yakalanmıştır. Soruşturmacının hazırlayıp, savcının yetkilendirdiği bir arama emrini müteakip, aynı gün başvuranın evi aranmış ve bir adet dizüstü bilgisayar, bir adet haricî hard disk, bir adet hafıza kartı ve dört adet taşınabilir belleğe el konulmuştur.
Hukuk – 10. Madde: El konulan veri depolama cihazları, gazetecinin yalnızca bahse konu bilgi kaynağını değil, aynı zamanda, diğer kaynaklarını da tespit edebilecek bilgiler içermekteydi. Bu doğrultuda, başvuranın evinde yapılan arama ve buradan elde edilebilecek bilgiler, 10. madde çerçevesinde yer alan koruma kapsamına girmekteydi. Başvuranın bilgi alma ve yayma özgürlüğüne, kanunda öngörülen ve kargaşa veya suçu önleme ve başkalarının haklarını koruma amaçlarını güden bir müdahale gerçekleşmişti.
Arama emri; gazetecinin kaynağı tarafından işlendiği iddia edilen suçla ilgili “her tür bilgiye” el konulmasına olanak verecek şekilde belirsiz ifadelerle hazırlanmış ve söz konusu IP’nin işlediği iddia edilen suçu nitelendirme ve bunda başvuranın rolünü tespit etme göreviyle karşı karşıya kalan bir soruşturmacı tarafından acil usul çerçevesinde çıkarılmıştı. Bununla birlikte, bu nedenler “geçerli” veya “yeterli” değildi ve “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca” karşılık gelmemekteydi. Başvuranın, hakkında haber yaptığı ve evinin aranmasıyla bağlantılı konu, toplumsal tartışmaya iki yönlü katkıda bulunmuştur: ekonomik kriz zamanında kamu sektöründe ödenen maaşlar ile kaynağı tarafından keşfedilen VID veritabanı hakkında kamunun bilgilendirilmesi. Kaynağının eylemlerinin, devam etmekte olan bir ceza soruşturmasına konu olduğu doğru olmakta birlikte; gazetecilerin, kaynaklarını ifşa etmeme hakkı, kaynaklarının hukuka uygunluk veya aykırılığına bağlı olarak tanınacak ya da geri alınacak basit bir ayrıcalık olarak değil, bilgiye erişim hakkının, olağanca dikkatle ele alınması gereken ayrılmaz bir parçası olarak düşünülebilirdi.
Soruşturma makamları, yayından üç ay sonra başvuranın evinin aranmasının gerekli olduğuna karar verdiklerinde, herhangi bir adlî makam soruşturmadaki kamu menfaati ile gazetecinin ifade özgürlüğünün korunması arasındaki orantılılığı gereğince incelemeksizin, acil usul çerçevesinde hareket etmişlerdir. İç hukuka göre bu tür bir arama, ancak gecikme durumunun, ilgili belge veya nesnelerin yok edilmesine, saklanmasına veya zarar görmesine ya da şüphelinin kaçmasına mahal verme ihtimali varsa düşünülebilirdi. Arama emrinde, acil bir arama yapılması için öne sürülen gerekçe, başka hiçbir ek açıklama olmaksızın, “delillerin yok edilmesini, gizlenmesini veya tahrip edilmesini engellemekti”. Bilgi, gazeteci olarak başvuranın söz konusu IP ile ilişkilendirilmesiyle elde edilmiştir. Başvuranın söz konusu IP ile son görüşmesi, yayın günündeydi. Bu koşullarda, ancak ciddî nedenler aramanın aciliyetini haklı gerekçelere dayandırabilirdi. Bununla birlikte, ilgili değerlendirme, sorgu hâkimi tarafından, aramayı takip eden günde gerçekleştirilmiş ve daha sonra sorgu hâkiminin kararı karşısında başvuranın şikâyetini inceleyen hâkimler, çatışan çıkarları değerlendirmeksizin, aramanın hiçbir şekilde gazetecinin kaynakları ile ilgili olmadığını tespit etmekle yetinmişlerdir.
Olay sonrası derhâl inceleme gerçekleştirmesi kanunda öngörülmekteydiyse de; sorgu hâkimi; delillerin güvence altına alınmasında yatan soruşturma menfaatlerinin, kaynakların korunması ve araştırma malzemesinin el değiştirmesine karşı koruma sağlanması dâhil olmak üzere, gazetecinin ifade özgürlüğünün korunmasında yatan kamu menfaatinden daha önemli olduğunu tespit edememiştir. Soruşturma makamlarının aramayı gerçekleştirmedeki gecikmesi ve delillerin kısa bir süre sonra tahrip edileceğine dair hiçbir göstergenin bulunmaması göz önünde bulundurulduğunda; mahkemenin genel olarak sanal suçlarla bağlantılı delillerin kısa ömürlü tabiatına ilişkin muhakemesinin yeterli olduğu düşünülemezdi. Başvuranın kişisel verilerin yayılmasından sorumlu olduğuna veya olaylara gazeteci sıfatı dışında müdahil olduğuna dair hiçbir emare de bulunmamaktaydı; başvuran, söz konusu ceza yargılamalarının amaçları kapsamında “tanık” olarak kalmıştı. Özetle, ulusal makamlar, hakkında şikâyette bulunulan müdahale için “geçerli ve yeterli” gerekçeler sunmamıştır.
Sonuç: ihlâl (oybirliğiyle).
41. madde: Manevî tazminat olarak 10.000 avro.
Full & Egal Universal Law Academy