AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
İNAL / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 28359/08)
KARAR
STRAZBURG
18 Ocak 2022
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
İnal / Türkiye davasında,
Başkan
Carlo Ranzoni,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
bir Türk vatandaşı olan Hişar İnal’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 5 Haziran 2008 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış olduğu başvuruyu (no. 28359/08);
başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasıyla ilgili şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) iletilmesine ve başvurunun geriye kalan kısmının, başvuranın erkek kardeşiyle ilgili olan şikâyetler de dâhil olmak üzere, kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı;
tarafların beyanlarını göz önüne alarak,
14 Aralık 2021 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, esas olarak, yerel mahkemelerin başvuranın delillere yönelik itirazlarını Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ile korunan silahların eşitliği ilkesine uygun bir şekilde incelemediği iddiası temelinde, ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasıyla ilgilidir.
OLAYLAR
2. Başvuran 1974 doğumlu olup Şırnak’ta ikamet etmektedir. Mahkeme önünde Mardin Barosuna bağlı avukat M. Tek tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet ise kendi görevlisi olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
5. Beş polis memuru tarafından 10 Ağustos 2006 tarihinde tutulan fiziki takip tutanağına göre; N.T. isimli bir şahıs saat 10.30 civarında Mardin’deki evinden çıkarak, aynı günün devamında Kızıltepe’de bulunan bir parkta buluştuğu başvuran ile 45 dakika boyunca görüşmüştür. N.T. daha sonra başvurandan ayrılmış ve S.Y. isimli bir şahıs tarafından kullanılan bir araç ile Mardin Organize Sanayi Bölgesine gitmiştir. N.T.’nin şüpheli bir biçimde sürekli çevresini izlemesi nedeniyle, polis memurları takibi bırakmıştır. Aynı gün ilerleyen vakitlerde N.T., elinde taşımakta güçlük çektiği bir çanta ile evine dönmüştür. Bunun ardından N.T.’nin evinde polis tarafından bir arama gerçekleştirilmiş; burada 18 adet tabanca, 9 adet şarjör ve tabancalarla kullanılan birçok parça eşya ele geçirilmiştir.
6. Başvuran, silah kaçakçılığı suçuna karıştığı şüphesiyle, 12 Ağustos 2006 tarihinde yakalanmıştır. Ertesi gün polis tarafından avukatı eşliğinde ifadesi alınan başvuran, hakkındaki suçlamaları reddetmekle birlikte, 0535 771 43 50 numaralı cep telefonunu yaklaşık bir hafta boyunca kullanmış olduğunu kabul etmiştir. Sonraki gün Mardin Sulh Ceza Mahkemesinde avukatı eşliğinde yapılan sorgusunda da, söz konusu numarayı 11 Ağustos 2006 tarihi itibarıyla kullandığını ifade etmiştir. Başvuran, sorgu işleminin tamamlanmasının ardından tutuklanmıştır.
7. Emniyet Müdürlüğü tarafından Ağustos 2006 tarihinde hazırlanan ve ceza davasının dayanağını oluşturan fezlekeye göre; başvuran, birincisi 4 Mayıs 2006 tarihinde İstanbul’da ve ikincisi 10 Ağustos 2006 tarihinde Mardin’de işlenen iki silah kaçakçılığı olayına karışmıştır.
8. Fezlekede ilk olayla ilgili olarak, başvuranın kardeşinin İstanbul’a seyahat etmek için bindiği bir otobüse yüklenmiş yağ tenekelerinin içerisinde gizlenmiş vaziyette 11 adet tabancanın ve 22 adet şarjörün polis tarafından ele geçirildiği belirtilmiştir. Bu eşyalara İstanbul’da el konulmasından önce başvuranın kardeşinin E.A. isimli bir şahsı aradığı ve gelip eşyaları almasını istediği; ayrıca başvuranın kardeşinin cep telefonu numarasının E.A.’nın cep telefonu rehberinde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. Başvuranın kardeşi, polisin olay yerine geldiği anda bu eşyaların kendisine ait olmadığını beyan etmesi nedeniyle, ilk başta yakalanıp daha sonra serbest bırakılmıştır. Ancak E.A. isimli şahıs yakalanmış ve devamında ayrı bir ceza davası kapsamında silah kaçakçılığı suçundan yargılanmış ve sonuçta bu suçtan mahkûm olmuştur. Bahsi geçen yargılama sırasında tanık sıfatıyla dinlenen otobüs sürücüsü, yağ tenekelerinin başvuranın kardeşi tarafından Şırnak ili Silopi ilçesinde otobüse yüklendiğini beyan etmiştir.
9. Fezlekede ikinci olayla ilgili olarak, 9 Ağustos 2006 tarihinde başvuranın N.T. ile birkaç kez telefon görüşmesi yaptığı; görüşme içeriğinde N.T.’ye, birtakım “şeyleri” üçüncü bir şahsa teslim etmiş olduğunu ve N.T.’nin ertesi gün saat 7.00’de üçüncü bir şahısla buluşması gerektiğini söylediği tespit edilmiştir. Aynı gün saat 16.39’da gerçekleştirilen telefon görüşmesinde, N.T.’nin silahları ifade etmek için “koyun” sözcüğünü kullandığı, başvuranın da buna “[Toklu] koyunlar geldi, niye telefonda söylüyorsun ki?” şeklinde cevap verdiği kaydedilmiştir (bundan sonra “1 no.lu telefon görüşmesi” olarak anılacaktır). Sonraki gün saat 7.30 sıralarında N.T., başvuranı telefonla arayarak nerede olduğunu sormuş, başvuran ise “Tamam tamam, geliyoruz” şeklinde cevap vermiştir. Aynı gün saat 8.24’te N.T. ile açık kimliği tespit edilemeyen 0535 617 48 46 numaralı cep telefonunu kullanan şahıs arasında gerçekleşen telefon görüşmesi içeriğine yer verilen emniyet fezlekesinde, “X” olarak tanımlanan bu şahsın silahları N.T.’ye vermiş olduğu değerlendirilmiştir (bundan sonra “2 no.lu telefon görüşmesi” olarak anılacaktır).
10. Mahkeme, mevcut başvuruyla ilgili komünikasyonunda, Hükümeti, başvuranın yapmış olduğu telefon görüşmelerinin yazılı dökümleri de dâhil olmak üzere başvuran aleyhindeki delilleri sunmaya davet etmiştir. Hükümet, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkındaki 9 Kasım 2020 tarihli görüşlerinin ekinde, başvuranla doğrudan ilgili olan iki adet tarihsiz ve imzasız görüşme dökümü ibraz etmiştir. Bu yazılı dökümlerden ilki, emniyet fezlekesinde N.T. ile başvuran arasında gerçekleştiği belirtilen – bir dakika elli sekiz saniye süren – telefon görüşmesine aittir (bk. 1 no.lu telefon görüşmesi). Ancak döküm tutanağında, bunun başvuranın kardeşi ile N.T. arasında geçen bir görüşme olduğu yazılıdır. Önemli olan başka bir husus da, döküm tutanağında arayan ve aranan numara kısımlarının boş bırakılmış olmasıdır.
11. İkinci yazılı döküm ise, emniyet fezlekesinde N.T. ile açık kimliği bilinmeyen X şahıs arasında 10 Ağustos 2006 tarihinde gerçekleştiği belirtilen – otuz beş saniye süren – telefon görüşmesine aittir (bk. 2 no.lu telefon görüşmesi). Ancak, döküm tutanağına göre bu görüşme, 0535 617 48 46 numaralı cep telefonunu kullandığı anlaşılan başvuran ile N.T. arasında gerçekleşmiştir. Başvuran, dinlemeye alınan telefon görüşmelerine ait başka herhangi bir döküm sunmamış, yahut Hükümetin hakkındaki ceza davasına ilişkin tüm döküm tutanaklarını ibraz etmediği yönünde bir iddiada bulunmamıştır.
12. Cumhuriyet savcısı, 20 Ekim 2006 tarihinde, başvuran dâhil bazı kişiler hakkında, suç işlemek amacıyla kurulan bir örgüt (teşekkül) hâlinde silah kaçaklığı suçundan iddianame düzenlenmiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuranın 9 Ağustos 2006 günü saat 4.39’da N.T. ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği, bu görüşmede silah yerine “koyun” tabirini kullandığı, 10 Ağustos 2006 günü sabahında da bazı telefon görüşmeleri yaptığı ve aynı gün N.T.’nin evinde ateşli silahlar bulunup ele geçirildiği açıklamalarında bulunmuştur. Benzer şekilde, başvuranın ve kardeşinin de 1 Mayıs 2006 tarihinde kimliği bilinmeyen üçüncü şahıslarla telefonda görüştükleri ve bu görüşmelerde tabancalardan bahsetmek için yine “koyun” tabirini kullandıkları kaydedilmiştir. Son olarak, 4 Mayıs 2006 tarihinde başvuranın kardeşinin İstanbul’a seyahat etmek için bindiği otobüste bulunan 11 tabancanın ele geçirildiği belirtilmiştir.
13. Bunun ardından başvuranın yargılaması, Mardin Ağır Ceza Mahkemesi (bundan sonra “yargılamayı yürüten mahkeme” [veya “ilk derece mahkemesi”] olarak anılacaktır) önünde başlamıştır. Başvuran, 15 Kasım 2006 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada hazır bulunarak bizzat dinlenmiş, hakkındaki suçlamaları reddetmiştir.
14. İlk derece mahkemesi önünde yürütülen yargılamalar boyunca başvuranın avukatı, farklı tarihlerde sunduğu yazılı beyanlarda, diğer hususların yanı sıra, bazı telefon görüşmelerinin başvuran veya kardeşi tarafından yapılmamış olduğunu ileri sürerek, yargılamayı yürüten mahkemeden (i) tespiti yapılan telefon görüşmelerinin yazılı dökümlerini tutan polis memurlarının mahkemede dinlenmelerini ve (ii) ses kayıtlarını içeren CD’lerin mahkemede dinlenerek hangilerinin delil olarak kabul edildiği yönünde bir tespit yapılmasını talep etmiştir. Yine başvuranın avukatı, silahları N.T. için tedarik etmesi nedeniyle olayın esas aktörü konumunda olduğunu iddia ettiği X adı verilen şahsın kimliğinin belirlenerek yargılamayı yürüten mahkeme önünde tanık sıfatıyla dinlenmesini ısrarla talep etmiştir.
15. İlk derece mahkemesi, 1 Mart 2007 tarihli duruşmada bu talepleri; (i) başvuranın bu kayıtların aksini ispat edecek aynı değerde bir belge ortaya koyamadığı, (ii) kayıtların uzunluğu ve görüşmelerin Kürtçe yapılmış olduğu dikkate alındığında duruşma esnasında dinlenmesinin mümkün olmadığı ve (iii) delillerin tespit ve belirlenmesinin hüküm aşamasında yapılacağı gerekçeleriyle reddetmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, son olarak, talep etmeleri hâlinde CD ve döküm tutanağı suretlerinin başvuran veya avukatına verilmesine karar vermiştir.
16. Cumhuriyet savcısı, 15 Mayıs 2007 tarihinde sunduğu esasa ilişkin mütalaasında, yargılamayı yürüten mahkemeden, temelde başvuran hakkındaki iddianamede belirtilen gerekçelere dayanarak, diğer hususların yanı sıra, başvuranın silah kaçakçılığı suçundan mahkûmiyetine karar verilmesini talep etmiştir.
17. Başvuranın avukatı, 13 Haziran 2007 tarihli duruşmada davanın esasına ilişkin savunmasını sunarak, diğer hususların yanı sıra, X adlı şahsın mahkemede dinlenmesine yönelik taleplerinin reddedilmiş ve fiziki takip tutanağının polis memurlarınca düzenlenmiş olması nedeniyle, X adlı şahsın tanıklığı ya da fiziki takip tutanağı konularındaki takdirin başvuran aleyhine değerlendirilmemesini talep etmiştir. Duruşma sonunda yargılamayı yürüten mahkeme, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un (“Ateşli Silahlar Kanunu”) 12. maddesi uyarınca, başvuranın diğer sanıklar ile topluluk hâlinde silah kaçakçılığı yaptığını sabit bulmuştur. Yargılamayı yürüten mahkeme gerekçeli kararında, diğer hususların yanı sıra, başvuranın ve kardeşinin N.T. tarafından Kuzey Irak’tan ülkeye sokulan silahları Türkiye’deki farklı kişilere satmakla sorumlu olduklarını belirtmiştir. Yine adı geçen mahkeme, tüm sanıkların dinlemeye alınan telefon görüşmelerinin hemen hemen tamamının kaçak silah ticareti konusuyla alakalı olduğunu ve bu görüşmelerde polis tarafından tespit edilmekten kaçınmak adına silahlardan “koyun”, “inek” ve “keklik” tabirleriyle bahsettiklerini kaydetmiştir. Bu bağlamda, telefon görüşmelerini veya söz konusu görüşmelerin ayrıntılarını belirtmeksizin, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın, erkek kardeşi ve N.T. ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdiği kanaatine varmıştır. Ardından yargılamayı yürüten mahkeme, iddianamenin kısımlarını oluşturan bazı olayları özetlemiş ve başvuranın, 4 Mayıs 2006 tarihinde İstanbul’da ve 10 Ağustos 2006 tarihinde Mardin’de N.T.’nin evinde bulunan tabanca ve şarjörlerin kaçakçılığı olayına karışmasından dolayı üzerine atılı suçu işlediğine karar vermiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranı 12 yıl 6 ay hapis cezasına ve para cezasına mahkûm etmiştir. Başvuran aleyhindeki hüküm, esas olarak, başvuranın gerçekleştirdiği telefon görüşmelerine dayanmasına rağmen, bu görüşmelere ilişkin hiçbir ayrıntı içermemektedir.
18. 4 Temmuz 2007 tarihinde başvuran, yargılamayı yürüten mahkeme huzurunda öne sürdüğü argümanları yineleyerek söz konusu mahkemenin kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. İlaveten başvuran, bir taraftan 10 Ağustos 2006 tarihinde N.T.’yi aramak amacıyla 0535 617 48 46 numaralı cep telefonunu kullanan kişinin X olarak belirtilen kişi olduğu hususunda fezlekede yer alan bulgu ile diğer taraftan söz konusu telefon numarasını kullanan ve N.T.’yi arayan kişinin başvuran olduğunu gösteren görüşme dökümü arasındaki tutarsızlığın yargılamayı yürüten mahkeme tarafından açıklığa kavuşturulmadığını ileri sürmüştür.
19. Yargıtay, 12 Mart 2008 tarihinde yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır. Yargıtay, başvuran, başvuranın erkek kardeşi ve N.T. arasındaki telefon görüşmelerinin ardından başvuranın erkek kardeşi tarafından E.A.’ya gönderilen birçok tabanca ve şarjörü elinde bulundurduğundan dolayı E.A.’nın 4 Mayıs 2006 tarihinde tutuklandığı ve E.A.’nın tutuklanmasının ardından söz konusu kişilerin aynı gün içerisinde daha sonra birbirleriyle de konuştuklarını belirtmiştir. İkinci olaya ilişkin olarak Yargıtay, bazı silahların alımı ve teslimi hususunda N.T., başvuran ve başvuranın erkek kardeşi arasında gerçekleştirilen görüşmelerin ardından on sekiz tabanca, şarjör ve diğer ilgili malzemelerin N.T.’nin evinde bulunduğu ve ele geçirildiği tespitine ulaşmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (d) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA20. Başvuran, yerel mahkemenin, dinlemeye alınan telefon görüşmelerine ilişkin ses kayıtlarının duruşmalarda dinlenilmesini reddetmesinden dolayı Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen adil yargılanma hakkından mahrum bırakıldığı ve dolayısıyla gerçeğin ortaya çıkmasının engellendiği hususunda şikâyette bulunmuştur. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan ... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir.
...”
Kabul Edilebilirlik Hakkında21. Hükümet, başvuranın şikâyetlerinin, yerel mahkemelerin delillere ilişkin değerlendirmesine ve yargılamaların sonucuna itiraz etme amacı taşıdığı ve dolayısıyla dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğinde olduğu gerekçesiyle Mahkemeyi, başvuruyu kabul edilemez bulmaya davet etmiştir.
22. Başvuran, bu hususa ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
23. Mahkeme, yargılamanın adil olup olmadığına karar verirken, yerel mahkemelerin delillere ilişkin değerlendirmesinin veya başvuran aleyhindeki yargılamanın sonucunun incelenmesine gerek olmadığını; zira bu hususların, ikincillik ilkesi doğrultusunda, yerel mahkemelerin yetki alanında olduğunu ve genel itibariyle Mahkemenin bu hususlara ilişkin hükümde bulunmasının uygun olmadığını kaydetmektedir. Nitekim Mahkemenin görevi, başvuran aleyhinde açılan cezai yargılamasının adil ve Sözleşme’ye uygun bir şekilde yürütülüp yürütülmediğini belirlemektir (bk. Murtazaliyeva/Rusya [BD], no. 36658/05, § 149, 18 Aralık 2018); bu görev, Hükümet tarafından tanımlanandan kısmen farklıdır. Dolayısıyla Mahkeme, itirazı reddetmiştir.
24. Başvuru, ne Sözleşme’nin 35. maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksundur ne de başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmaktadır. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas HakkındaTarafların Beyanları(a) Başvuran
25. Başvuran, dinlenen telefon görüşmelerinin ses kayıtları ve görüşme dökümlerinin, yargılamayı yürüten mahkemenin arşivlerinde ve bir kasada saklanmasından dolayı söz konusu kayıtlar ve dökümler arasında karşılaştırma yapamadığını ve dolayısıyla, söz konusu görüşmelerin kendisi tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini belirleme imkânından mahrum bırakıldığını ileri sürmüştür.
26. İlaveten başvuran, asli fail olduğu ve silahları N.T. için temin ettiği iddia edilen ve X olarak belirtilen kişinin, kimliğinin tespit edilmesine ve bizzat sorguya çekilmesine ilişkin taleplerinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin reddedilmesi hususunda şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, gizli bir şekilde kayıt altına alınan görüşmelerin dökümlerini ve kendisinin N.T. ile 10 Ağustos 2006 tarihinde görüştüğünün kanıtı olan fiziki takip tutanağını hazırlayan polis memurlarının dinlenilmesine yönelik talebin yerel mahkeme tarafından reddedilmesinden şikâyetçi olmuştur. Bu talebin reddedilmesine rağmen, X tarafından kullanılan cep telefonu başvuran tarafından kullanılıyor şeklinde yorumlanmıştır.
(b) Hükümet
27. Hükümet, 0535 771 43 50 numaralı SIM kartlı cep telefonunun, başvuranın tutukluluğu sırasında gerçekleştirilen üst araması sonucunda başvuranın üzerinde bulunduğunu ve başvuranın polise verdiği ifadelerinde bu telefonu kullandığını kabul ettiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, dinlenilen telefon görüşmelerinin başvuran tarafından yapıldığının yerindeliğinin sorgulanması söz konusu değildir. Daha da önemlisi, yargılamayı yürüten mahkeme, başvurana, söz konusu görüşmelerin ses kayıtları ve dökümlerine erişim izni sağlamış ve dolayısıyla, başvurana, söz konusu delillerin gerçekliğine ve delillerin kullanılmasına itiraz etme hakkı tanınmıştır. Nitekim başvuran, bu haktan yararlanamadığını Mahkeme huzurunda öne sürmemiştir. Aynı şekilde, başvuran, yargılamayı yürüten mahkemeye ibraz edilmek üzere, ses kayıtlarının içeriğinin analizini yaptırma girişiminde bulunmamıştır.
28. Hükümet ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin, başvuranın delillerin toplanması ve incelenmesine ilişkin taleplerinin her birini değerlendirdiğini ve bu talepleri reddederken yeterli gerekçe sunduğunu ileri sürmüştür. Sonuç olarak, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın taleplerini ayrıntılı bir şekilde inceleyerek, başvurana ilgili gördüğü delilleri sunması için zaman vererek ve savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıkları sağlayarak silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerine uygun şekilde hareket etmiştir.
29. İlaveten, başvuranın mahkûmiyeti yalnızca dinlenen telefon görüşmelerine dayanmamaktadır. Nitekim başvuranın fiziki takibi, başvuranın Habur Sınır Kapısından Şırnak’a kaçak yollarla sokulan silahları aldığını ve bu silahları N.T.’ye teslim ettiğini ortaya çıkarmıştır. 10 Ağustos 2006 tarihinde polis memurları, başvuranın silahları teslim etmesinin ardından N.T.’nin evinde arama gerçekleştirmiş ve kaçak silahları bulmuşlardır. Başvuranın telefon görüşmeleri, başvuranın boş bir arazide N.T. ile görüştüğünü ve N.T.’ye kaçak silahlar hakkında bilgi verdiğini ortaya çıkarmış ve dolayısıyla söz konusu bulguları doğrulamıştır.
Mahkemenin Değerlendirmesi(a) Davanın Kapsamı
30. Mahkeme, başvuranın, ceza yargılamasının adilliğine ilişkin şikâyetlerinin, yalnızca 10 Ağustos 2006 tarihli ikinci olaya ilişkin olarak mahkûm edilmesine esas teşkil eden delillere yönelik olduğunu kaydetmektedir. Başvuran, yerel mahkemelerin, başvuranın 4 Mayıs 2006 tarihli ilk olaya dâhil olmasına ilişkin olan ve başvuranın aynı gün erkek kardeşini E.A.’ya (birçok tabanca ve şarjörle bulunan kişi) ulaşamadığı hususunda bilgilendirdiği gizli [teknik] takiple kaydedilen telefon görüşmelerine dayanan bulgularının keyfi veya yeterli gerekçeden yoksun olduğuna ilişkin şikâyette bulunmamıştır. Dolayısıyla, Mahkemenin, söz konusu olaya ilişkin olarak, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında korunan adil yargılanma hakkının güvencelerinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirmesine gerek bulunmamaktadır.
31. Bu doğrultuda, Mahkemenin değerlendirmesi, yerel mahkemelerin 10 Ağustos 2006 tarihli ikinci olaya ilişkin delilleri toplama ve inceleme şeklindeki sözde eksikliklerin, başvuran aleyhinde açılan ceza yargılamasının bir bütün olarak adilliğine, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, halel getirip getirmediğini incelemekle sınırlandırılacaktır (bk. Mirilashvili/Rusya, no. 6293/04, § 164 (son cümlesi), 11 Aralık 2008).
(b) Genel İlkeler
32. Başvuranların adil yargılanıp yargılanmadıklarına karar verirken Mahkeme, önlerinde bulunan delilleri değerlendirme, dava konusu olayları belirleme ve ilgili iç hukuku uygulama konusunda en iyi konumda olan yerel mahkemelerin yerine geçmemektedir (bk. diğer kararlar arasında, Navalnyy ve Ofitserov/Rusya, no. 46632/13 ve 28671/14, § 97, 23 Şubat 2016, bu kapsamda anılan diğer kararlar ve Nemtsov/Rusya, no. 1774/11, § 87, 31 Temmuz 2014).
33. Benzer şekilde, genel bir ilke olarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin gerektirdiği üzere, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmedikleri veya mahkemenin bulguları keyfi veya açıkça gayrı makul olarak değerlendirilmediği sürece ve ölçüde ve yargılamanın bir bütün olarak adil olması kaydıyla, ulusal mahkemelerin belirli delil unsurlarına veya değerlendirilmek üzere kendilerine sunulan bulgulara veya değerlendirmelere verdiği ağırlık gibi konular yerel mahkemelerin yetki alanına girmektedir (bk. Moreira Ferreira/Portekiz (no. 2) [BD], no. 19867/12, § 83, 11 Temmuz 2017 ve yukarıda anılan Nemtsov, § 92).
34. Buna rağmen Mahkeme, delillerin toplanma şekli dâhil olmak üzere, yargılamanın bir bütün olarak Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca adil olup olmadığına karar vermek zorundadır. Savunma hakları açısından, sanık lehine veya aleyhine olan delillerin adil yargılanmayı sağlayacak şekilde sunulup sunulmadığına ilişkin olarak 6. madde kapsamında meseleler ortaya çıkabilmektedir (bk. Erkapić/Hırvatistan, no. 51198/08, § 73, 25 Nisan 2013); zira adil yargılanma, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğini gerektirmektedir. Dolayısıyla, delillerin yönetimi sürecindeki olası kusurlar, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında incelenebilmektedir (bk. yukarıda anılan Mirilashvili, § 157 (son cümlesi)).
35. Silahların eşitliği ilkesi, cezai yargılamasının çelişmeli usulde yapılması gerektiğine ilişkin temel hakkı da kapsayan adil yargılanma kavramının unsurlarından biridir. Çelişmeli yargılama hakkı, bir ceza davasında, hem kovuşturma hem de savunma makamına diğer taraf tarafından yapılan beyanlara veya gösterilen delillere ilişkin bilgi sahibi olma ve yorum yapma olanağı verilmesi gerektiği anlamına gelmektedir (bk. Zahirović/Hırvatistan, no. 58590/11, § 42, 25 Nisan 2013).
36. Yerel mahkemeler tarafından delillerin değerlendirilmesi hususunda esaslı bir hata yapılıp yapılmadığını belirlemek Mahkemenin görevi olmasa da, sunulan delillere yönelik itirazlar konusunda söz konusu mahkemelerin verdikleri kararların gerekçelendirilip gerekçelendirilmediğinin incelenmesi gerekmektedir (bk. Huseyn ve Diğerleri/Azerbaycan, no. 35485/05, 45553/05, 35680/05 ve 36085/05, § 211, 26 Temmuz 2011). Zira savunma makamının, bir delilin güvenilirliği veya gerçekliği konusunda şüpheye neden olabilecek savunulabilir bir iddianın temelini ortaya koyabildiği durumlarda, Sözleşme’nin 6. maddesine ilişkin Mahkeme içtihadı uyarınca, yerel mahkemeler tarafından, delilin güvenilirliğine ve gerçekliğine ilişkin her türlü şüpheyi ortadan kaldırmak amacıyla, çelişmeli bir şekilde, davanın tüm koşullarına dair kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerekmektedir (bk. Budak/Türkiye, no. 69762/12, § 78 (son cümlesi), 16 Şubat 2021).
(c) İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
37. Yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçeli kararında, başvuranın dinlemeye alınan telefon görüşmelerinden özel olarak bahsedilmemiş, daha ziyade, dava kapsamındaki tüm sanıkların telefon görüşmelerine genel olarak değinilmiş ve tüm bu görüşmelerin silah kaçakçılığı ile ilgili olduğu yönündeki çıkarıma yer verilmiştir. Mevcut başvuru Hükümete tebliğ edildiğinde, Mahkeme, Hükümeti, aralarında dinlemeye alınan telefon görüşmelerinin dökümlerinin de yer aldığı, başvuran hakkındaki delilleri sunmaya davet etmiştir. Hükümet, yanıt olarak, 1 ve 2 no.lu telefon görüşmelerine ilişkin dökümleri Mahkemeye sunmuş ve bu belgelerin, başvuranın silah kaçakçılığı yaptığını ve silahları N.T.’ye teslim ettiğini gösteren fiziki takiple ilgili tespitleri desteklediğini ileri sürmüştür.
38. Ancak, fiziki takip tutanağı, yargılamayı yürüten mahkemenin başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken kullandığı deliller arasında değildir ve her hâlükârda, söz konusu tutanakta, sadece başvuranın N.T. ile görüştüğü belirtilmiş ve başvuranın N.T.’ye silah teslim ettiği yönünde herhangi bir tespite yer verilmemiştir. Ayrıca, N.T., başvuran hakkında herhangi bir beyanda da bulunmamıştır. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak, dinlemeye alınan telefon görüşmelerinin, ikinci olayla ilgili olarak başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararı bakımından belirleyici olduğu sonucuna varmıştır.
39. Bununla birlikte, Mahkeme, başvuranın dinlemeye alınan telefon görüşmelerine ilişkin dökümlere ve ses kayıtlarına en geç 1 Mart 2007 tarihli duruşma itibariyle erişim sağladığını ve söz konusu duruşmanın sonunda yargılamayı yürüten mahkeme tarafından, dinlemeye alınan telefon görüşmelerine ilişkin dökümleri ve ses kayıtlarını içeren CD’nin bir kopyasının başvurana verilmesine karar verildiğini belirtir. Mahkemeye göre, bu imkânın, başvuranın savunmasını hazırlamasını ve dinlemeye alınan telefon görüşmelerine ilişkin dökümlere ve ses kayıtlarına etkin bir şekilde itiraz edebilmesini sağlayabilecek önemli bir usuli imkân olduğu kanaatindedir (karşılaştırınız Matanović/Hırvatistan, no. 2742/12, § 165, 4 Nisan 2017). Bu temelde, mevcut dava, başvurana dinlemeye alınan bilgilere herhangi bir erişim imkânının verilmediği Cevat Soysal/Türkiye (no. 17362/03, § 67, 23 Eylül 2014) davasından farklıdır.
40. Aslında, telefon görüşme dökümlerinden bazılarına, başvuranın avukatı tarafından yerel mahkemelere sunulan yazılı beyanların eklerinde yer verilmiştir. Başvuranın avukatı, yerel mahkemeler nezdinde, aynı zamanda söz konusu görüşme dökümlerinin doğruluğu ve gerçekliğine karşı iddialarını ileri sürerek, bahsi geçen delillerin kullanımına itiraz etmiştir (bk. yukarıda 14 ve 18. paragraflar). Dolayısıyla, söz konusu iki telefon görüşmesiyle ilgili olarak, yerel mahkemeler tarafından, çelişmeli bir şekilde, kapsamlı bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı belirlenmelidir (bk. yukarıda anılan Budak, § 78).
41. İddia makamının dayandığı 1 no.lu telefon görüşmesine ait döküm yönünden, Mahkeme, emniyet fezlekesinde, iddianamede ve Cumhuriyet savcısının davanın esası hakkındaki mütalaasında 9 Ağustos 2006 tarihli telefon görüşmesinin başvuran tarafından yapıldığının belirtildiğini, ancak söz konusu aramaya ilişkin dökümün görüşmenin başvuranın erkek kardeşi ile N.T. arasında yapıldığını gösterdiğini belirtir. Ayrıca, basitçe açıklamak gerekirse, görüşmenin taraflarının kullandığı cep telefonu numaraları, ilgili görüşmeye ilişkin dökümde belirtilmemiştir. Diğer bir ifadeyle, yerel mahkemelerin, aramayı yapanın başvuranın erkek kardeşi olduğu sonucuna neye dayanarak vardıkları açık değildir. Aslında, söz konusu telefon görüşmesi ile ilgili olarak emniyet müdürlüğü tarafından hazırlanan fezlekede yapılan hatalı değerlendirmenin Cumhuriyet savcısının davanın esası hakkındaki mütalaasına da yansımış olması ve bunun yanı sıra yargılamayı yürüten mahkeme tarafından daha sonraki süreçte bu hususun gerekçeli kararda açıklığa kavuşturulmamış olması, yerel mahkemeler tarafından bu önemli hususun yeterince dikkate alınmadığı yönündeki görüşü desteklemektedir.
42. Başvuranın 10 Ağustos 2006 gününün sabahında N.T. ile yaptığı ileri sürülen telefon görüşmesi (2 no.lu telefon görüşmesi) ile ilgili olarak, Mahkeme aşağıdaki görüşlerini dile getirir. Emniyet fezlekesinde N.T.’nin X isimli üçüncü bir şahısla 10 Ağustos 2006 tarihinde saat 8.24’te yaptığı telefon görüşmesinin ardından silahları söz konusu şahıstan aldığı ileri sürülmekle birlikte, telefon görüşmesine ilişkin dökümde, görüşmenin taraflarının başvuran ve N.T. olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, başvuranın telefon numarasının 0535 771 43 50 (başvuranın yakalandığı sırada üzerinde ele geçirilen SIM kartın numarası) olduğunun belirtildiği 12 Ağustos 2006 tarihli kolluk tutanağının aksine, telefon görüşme dökümünde, başvuranın telefon numarasının 0 535 617 48 46 olduğu belirtilmiştir. Hükümet, dinlemeye alınan telefona ait (0535 771 43 50 numaralı) SIM kartın başvuranın üzerinde ele geçirilmiş olmasının, başvuranın 1 ve 2 no.lu telefon görüşmelerini yaptığının bir kanıtı olduğunu ileri sürmüşse de, Mahkeme, Hükümet tarafından sunulan dava konusu iki telefon görüşmesine ait dökümlerin, aramaların başvuranın üzerinde ele geçirilenin dışındaki bir telefon numarasından gerçekleştirildiğini gösterdiğini belirtir. Bu nedenle, Hükümetin bu konudaki iddiası dikkate alınamamaktadır.
43. Mahkeme, telefon görüşmelerinin tarafları konusundaki tutarsızlıkların ve eksik bilgilerin, başvuran hakkında ikinci olayla ilgili olarak verilen mahkûmiyet kararında dayanılan esas delillerin niteliğine itiraz edilebilmesi için yeterince haklı nedenlere dayalı iddiaların ileri sürülmesine yol açtığı ve bu hâliyle yargılamayı yürüten mahkeme tarafından söz konusu hususlarla ilgili uygun bir yanıt verilmesini gerektirdiği, ancak mahkemeden böyle bir yanıtın gelmediği kanısındadır. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın, telefon görüşme dökümünde kendisine ait olduğu belirtilen cep telefonu numarasıyla şayet varsa nasıl bir bağlantısı olduğunu araştırmamıştır. Aslında, başvuranın avukatı, yargılamayı yürüten mahkemeden, dinlemeye alınan görüşmelere ait ses kayıtlarının duruşma sırasında yeniden oynatılması talebinde bulunduğunda, yargılamayı yürüten mahkeme, yukarıda anılan görüşmelerin sırasıyla yaklaşık bir dakika elli sekiz saniye ve otuz beş saniye uzunluğunda olmasına rağmen, görüşme sürelerinin uzunluğunu ve kullanılan dili gerekçe göstererek (karşılaştırınız yukarıda anılan Matanović, § 166) bu talebi reddetmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, ayrıca, başvuranın bu kayıtların aksini ispat edecek “[dinlenen telefon görüşmelerine ait dökümlerle kıyaslandığında] aynı değerde bir belge” ortaya koyamadığına karar vermiştir. Mahkeme, bu bakımdan, başvuranın, kayıtların incelemesini kendisi yapabilecekken bunu yapmadığı yönündeki Hükümet görüşüne katılamamaktadır.
44. Başvuran, bu konuyu temyiz başvurusunda dile getirdiğinde, Yargıtay da konuyu açıklığa kavuşturmamış ve N.T.’nin evinde tabancaların ele geçirilmesine yol açan başvuranın yaptığı telefon görüşmelerinin, başvuranın silah kaçakçılığı suçunun işlenmesinde N.T. ile işbirliği yaptığını gösterdiği sonucuna varmakla yetinmiştir.
45. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak, yerel mahkemelerin, başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken, dinlemeye alınan telefon görüşmelerine görünüşe göre kayıtsız bir şekilde esas delil unsuru olarak dayanmadan önce, bu görüşmelere ilişkin ses kayıtlarını duruşma sırasında incelemedikleri ve bu kayıtlara ait dökümleri, çelişmeli yargılamanın gereklerine uygun olarak, anlamlı ve detaylı bir incelemeye tabi tutmadıkları sonucuna varmıştır. Bu durum, başvuran hakkında ikinci olay kapsamında verilen mahkûmiyet kararı yönünden, yargılamanın bir bütün olarak adil şekilde yürütülmediği sonucuna varılmasına neden olmuştur (bk. Botea/Romanya, no. 40872/04, §§ 42 (son cümlesi) ve 43, 10 Aralık 2013).
46. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (d) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA47. Başvuran, ayrıca, (i) dinlemeye alınan telefon görüşmelerinin yazılı dökümlerini hazırlayan polis memurlarının, (ii) N.T.’nin evinde tabanca ve şarjörlerin tespit edilerek ele geçirilmesi öncesinde 10 Ağustos 2006 tarihli takibi gerçekleştirilen polis memurlarının ve (iii) silahları N.T. için tedarik ettiği ileri sürülen X adı verilen şahsın tanık olarak çağrılması yönündeki taleplerinin yerel mahkemeler tarafından reddedilmesinin, adil yargılamanın gereklerine aykırı olduğu hususunda şikâyette bulunmuştur.
48. Mahkeme, dava konusu olayları, tarafların beyanlarını ve yukarıda anılan tespitlerini göz önünde bulundurarak, somut başvuruda gündeme getirilen temel hukuki sorunları incelediği kanaatindedir. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranın diğer şikâyetlerinin kabul edilebilir olduğu, ancak söz konusu şikâyetlerle ilgili ayrı bir karar vermeye gerek olmadığı kanaatindedir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI49. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
Tazminat50. Başvuran, maddi tazminat olarak 30.000 avro ve manevi tazminat olarak 30.000 avro talep etmiştir.
51. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
52. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Mahkeme, manevi tazminat talebi bakımından, somut davada, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitin, yeterli adil tazmin teşkil edeceği kanaatindedir. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi kapsamında, Mahkeme tarafından Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesi hâlinde iç hukuk yargılamalarının yenilenmesi imkânının sunulduğunu dikkate alarak, bu başlık altında herhangi bir miktar ödenmesine hükmetmemiştir.
Masraf ve Giderler53. Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler önündeki masraf ve giderleri için, talebini destekleyici herhangi bir belge sunmaksızın, 15.000 avro talep etmiştir.
54. Hükümet, söz konusu talebe, belgelendirilmediğini ileri sürerek itiraz etmiştir.
55. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde bulundurarak, başvuranın talebini destekleyici yazılı herhangi bir delil sunmadığı gerekçesiyle, masraf ve giderlerle ilgili talebini reddetmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında ileri sürülen diğer şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına;İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 18 Ocak 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Carlo Ranzoni
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan