AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
İNAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 46154/10)
KARAR
STRAZBURG
6 Nisan 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
İnan / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türk vatandaşı Barış İnan’ın (“başvuran”) 22 Haziran 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudaki (no. 46154/10),
Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetini Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunmaya ve başvurunun geri kalan kısmını kabul edilemez olarak açıklamaya ilişkin kararını,
Tarafların görüşlerini göz önünde bulundurarak,
16 Mart 2021 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Başvuru, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, tutuklu bulunan başvuranın, avukatıyla yazışmalarının yer aldığı bir zarfın fiziki olarak denetlenmesi ile ilgilidir.
OLAY VE OLGULAR
2. Başvuran 1973 doğumlu olup, başvurunun yapıldığı sırada Kocaeli F Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunmaktaydı. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“Mahkeme”) önünde avukatlar F.N. Ertekin ve K. Öztürk tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
4. Başvuranın avukatı 16 Temmuz 2009 tarihinde, başvuranın Mahkeme’ye yapmış olduğu başvurular ile ilgili bir mektup göndermiştir. Mektupta, Mahkeme’nin üç mektubunun yanı sıra sekiz yetki belgesinin ekte gönderildiği belirtilmekteydi. Zarf üzerine, avukat-müvekkil yazışması olduğuna dair not düşülmüş olup, ne mektup ne de zarf üzerinde ceza infaz kurumu idaresi tarafından basılmış herhangi bir kaşe bulunmamaktaydı.
5. Başvuran 24 Temmuz 2009 tarihinde, Cumhuriyet savcısına yazdığı yazıyla mektupların yasaya aykırı olarak açıldığını ileri sürerek, sorumluluğu altında bulunan ceza infaz kurumlarında kanunun uygulanmasının sağlamasını istemiş ve örnek olarak, Mahkeme’nin ve avukatının 21 ve 22 Temmuz 2009 tarihli birer yazısına atıf yapmıştır. Cumhuriyet savcısının olumlu yanıt vermemesi üzerine, başvuran bu kez 20 Ocak 2010 tarihinde İnfaz Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Söz konusu başvuruda başvuran, resmi makamlardan ve bilhassa avukatlardan gelen mektupların açıldığını ileri sürmüştür. Avukatı ile yaptığı tüm yazışmaların doğası gereği özel ve gizli olduğunu, dolayısıyla denetlenmemesi gerektiğini; ayrıca diğer ceza infaz kurumlarında avukatlardan gelen mektupların açılmadığını ileri sürmüştür. İnfaz Hâkimliğinden, avukat ile yapılan yazışmanın yer aldığı zarfların açılmasının engellemesini talep etmiştir.
6. Ceza infaz kurumu idaresi müdürü, Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (“İnfaz Hâkimliği”) gönderdiği 26 Ocak 2010 tarihli yazıda, zararlı ya da mahkûmların kaçmak için kullanabilecekleri maddelerin ceza infaz kurumuna sokulmasına engel olmak amacıyla mektupların denetlendiğini belirtmiştir.
7. İnfaz Hâkimliği 5 Şubat 2010 tarihinde, avukatlar tarafından gönderilen yazışmalara ilişkin özel düzenlemeler bulunmadığını belirterek başvuranın talebini reddetmiştir. Başvuranın bu karara karşı yaptığı itiraz, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kararın yerinde olduğu görüldüğünden 18 Şubat 2010 tarihinde reddedilmiştir.
8. Başvuru formunda başvuranın avukatı, AİHM’den gelen 10 Temmuz 2009 tarihli mektubun yer aldığı zarfın ceza infaz kurumu idaresi tarafından açıldığını ve okunduğunu iddia ettiği halde; Hükümet, ilgili ceza infaz kurumu arşivlerinde başvuranın böyle bir mektup aldığını destekleyecek herhangi bir unsur bulunmadığını ifade etmektedir. Başvuranın avukatı, üzerinde ceza infaz kurumu idaresine ait herhangi bir kaşenin bulunmadığı söz konusu mektubun bir nüshasını dava dosyasına koymuştur. Başvuranın avukatı aynı zamanda, AİHM’in bir zarfının güçlükle okunan bir nüshasını da iletmektedir.
HUKUKÎ ÇERÇEVE VE İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
9. İlgili iç hukuk kuralları, Eylem Kaya/Türkiye (no. 26623/07, 13 Aralık 2016, §§ 14-19) kararında yer almaktadır.
10. Hükümet ayrıca, görüşlerinin ekinde, Anayasa Mahkemesi’nin bir kararını (Cevdet Bayır, no. 2014/11710, 22 Kasım 2017) sunmaktadır. Hükümet, aşağıdaki paragrafı aktarmaktadır:
“Ceza infaz kurumlarının, özgürlüğü mahkeme kararıyla kısıtlanan hükümlülerin tutulduğu devletin kontrolü altındaki özel alanlar olması ve dolayısıyla devletin hem bu kurumda bulunanların güvenliklerinin korunması hem de düzen ve disiplini tesis etme yükümlülüğünün bulunmasının doğal sonucu olarak hükümlülerin sosyal ilişkilerinin ve dış dünya ile iletişimlerinin sınırlandırılması kaçınılmazdır. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda düzenin, güvenliğin ve disiplinin sağlanması ve suç işlenmesinin önüne geçilmesi açısından hükümlülere avukatları tarafından gönderilen yazılı haberleşmelerin denetiminin yapılması demokratik toplum düzeni için gereklidir. (...)”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
11. Başvuran, hem avukatından hem de Mahkeme’den gelen mektupların açılması nedeniyle yazışmasına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürmektedir. Bu maddenin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki şekildedir:
“Herkes (...) yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”Kabul Edilebilirlik Hakkında
12. Hükümet; başvuranın, Anayasa’nın 125. maddesinin imkân verdiği üzere, Devletin sorumluluğunu ileri sürerek idari yargıda tazminat yolunu kullanmadığı için iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Ayrıca, başvuran tarafından sunulan olay ve olguların bir kısmına karşı çıkmakta ve Mahkeme’den bir mektup aldığını kanıtlayacak hiçbir unsur bulunmadığının altını çizmektedir.
13. Başvuran, Hükümetin iddialarına karşı çıkmakta ve ileri sürülen hukuk yolunun, her hâlükârda, başarısız olacağını ve iddia edilen ihlali telafi edemeyeceğini savunmaktadır. Ayrıca başvuran, Mahkeme’den bir mektup aldığını, bunun kendisine ağzı açık bir zarf içerisinde teslim edildiğini ifade etmektedir (yukarıda 8. paragraf).
14. Mahkeme öncelikle, Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen ve idarenin objektif sorumluluğuna dayanan hukuk yolu ile ilgili olarak, Hükümetin, bu hukuk yolunun, başvuranın uygun bir tazminat elde etmesine imkân vereceği sonucuna vardırabilecek herhangi bir unsur, benzer durumlarda verilen mahkeme kararları gibi, sunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme bu nedenle, Hükümetin bu husustaki ilk itirazını reddetmektedir.
15. Mahkeme daha sonra, tarafların, Mahkeme’den gelen bir mektubun başvurana teslim edilmeden önce açılıp açılmadığının tespit edilmesine ilişkin sorun hakkındaki farklı anlatımlarını dikkate almaktadır (yukarıda 8 ve 12-13. paragraflar). Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın bu spesifik konuda yetkili adli mercilere başvuruda bulunmadığını gözlemlemektedir. Nitekim Mahkeme, başvuran tarafından infaz hâkimliğine yapılan başvuru okunduğunda (yukarıda 5. paragraf), ilgilinin, Mahkeme’den gelen mektubun denetlendiği hususuna hiçbir surette atıf yapmadığını; ancak sadece, avukatıyla yapılan yazışmalarının gizliliğine saygı gösterilmesi talebinde bulunduğunu kaydetmektedir. Somut olayda Hükümet; bunun yanı sıra yalnızca Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen tazminat yolunu ileri sürerek, bu bağlamda iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmemiştir. Mahkeme bu nedenle, söz konusu soruna eğilmek zorunda değildir (Petyo Popov/Bulgaristan, no. 75022/01, § 50, 22 Ocak 2009).
16. Bu durum karşısında Mahkeme; dosyadaki belgeleri göz önünde bulundurarak, başvuranın, Cumhuriyet savcısına 24 Temmuz 2009 tarihinde yaptığı şikâyetinde Mahkeme’den gelen bir mektuptan bahsettiğini gözlemlemektedir (yukarıda 5. paragraf). Şikâyetin reddedilmesi üzerine, başvuran 20 Ocak 2010 tarihinde infaz hâkimliğine başvurmuştur. Mahkeme’den gelen mektubun açılması meselesi, ulusal yargı mercileri önünde daha sonraki başvurulara konu olmadığından; bu bakımdan iç hukukta dikkate alınacak nihai karar, Cumhuriyet savcısının kararı olup, başvuran bu karardan en geç 20 Ocak 2010 tarihinde bilgilendirilmiştir. Ancak mevcut başvuru, 22 Haziran 2010 tarihinde yani altı aydan fazla bir süre sonra yapılmıştır. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı süresinden sonra yapılmış olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
17. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin geri kalanının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başkaca bir gerekçeden dolayı kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas Hakkında
18. Başvuran, avukatıyla yazışmasının kanuna aykırı olarak açıldığını ve okunduğunu ileri sürmektedir. Başvuran; Barmaksız/Türkiye (no. 1004/03, 2 Mart 2010) ve Eylem Kaya (no. 26623/07, 13 Aralık 2016) davalarına atıfta bulunarak, mevcut davanın koşullarının, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlalini oluşturduğu kanaatine varmaktadır.
19. Hükümet, başvuranın özel hayatına saygı hakkına yönelik her türlü müdahaleyi reddetmektedir. Hükümet; Mahkeme’nin böyle bir müdahalenin söz konusu olduğunu düşünmesi halinde, bunun, 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesine ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün 122. maddesine dayandığı değerlendirmesinde bulunmasının uygun olacağını ifade etmektedir. Ayrıca bu müdahale, ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin korunması meşru amacını izlemekte olup, izlenen meşru amaçla orantılıdır.
20. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın avukatından gelen mektubun güvenlik gerekçesiyle açıldığını ve zarfın sadece basit bir fiziki denetim sonrasında aynı gün başvurana teslim edildiğini ifade etmektedir. Mektup okunmamış ya da sansürlenmemiş ve başvurana mektubun içeriği hakkında soru sorulmamıştır. Hükümet; ceza infaz kurumu idaresinin, zarfın fiziki olarak denetimi için başvuranın mektubunun okunmadan açılmasına ilişkin uygulamasının, ceza infaz kurumlarında düzen ve güvenliğin korunması amacıyla demokratik bir toplumda alınması gereken gerekli bir tedbir olduğunu ileri sürmektedir.
21. Mahkeme, bu konuda ilgili içtihadından doğan temel ilkeleri hatırlatmaktadır (diğerleri arasında, Campbell/Birleşik Krallık, 25 Mart 1992, § 45, A serisi no. 233, Fazıl Ahmet Tamer/Türkiye, no. 6289/02, §§ 49-51, 5 Aralık 2006 ve yukarıda anılan Eylem Kaya kararı, § 41). Mahkeme, mevcut davayı bu ilkeler ışığında inceleyecektir.
22. Mahkeme öncelikle, Hükümetin, başvuranın avukatından gelen mektubun yer aldığı zarfın ceza infaz kurumu idaresi tarafından açıldığına itiraz etmediğini gözlemlemektedir (yukarıda 20. paragraf). Bu unsur, Mahkeme’nin, başvuranın yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına bir müdahale olduğu değerlendirmesinde bulunması için yeterlidir. Bu müdahalenin öngörülebilirliği ve yasallığı ile ilgili olarak Mahkeme, gerekliliği konusunda vardığı sonucu göz önünde bulundurarak, bu hususlar hakkında karar vermesinin gerekli olmadığını değerlendirmektedir (aşağıda 26. paragraf; avukat ile yazışmalara saygı gösterilmesi hakkı ile ilgili benzer bir yaklaşım için, bk. Ekinci ve Akalın/Türkiye, no. 77097/01, § 42, 30 Ocak 2007).
23. Mahkeme daha sonra, ihtilaf konusu tedbirin gerekliliği bakımından, ne maksatla olursa olsun avukatla yapılan yazışmada, Sözleşme’nin 8. maddesi gereğince imtiyazlı bir rejimin uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu durumdan, ceza infaz kurumu yetkililerinin, normal araçlarla tespit edilemeyen yasa dışı bir unsurun bulunduğunu düşündürecek makul gerekçeleri bulunduğu takdirde, tutuklu ile avukatı arasındaki mektubu açabilecekleri ancak yine de bunu okuyamayacakları sonucu çıkmaktadır. Bu türden mektupların okunmasının engellenmesi amacıyla, örneğin zarfın tutuklunun yanında açılması gibi uygun güvenceler sağlanması yerinde olacaktır (yukarıda anılan Eylem Kaya kararı, § 41 ve burada yer alan içtihat atıfları).
24. Mahkeme ayrıca, tutukluların, avukatlarıyla olanlar da dâhil olmak üzere, yazışmalarının fiziki olarak denetlenmesine dayanan kontrolün, zorunlu bir sosyal ihtiyaca cevap verdiğini kabul etmeye hazır olduğunu daha önce ifade ettiğini vurgulamaktadır (yukarıda anılan Eylem Kaya kararı ile karşılaştırınız, § 43). Gerçek şu ki, bir tutuklu ve avukatı arasındaki yazışmanın gizliliği, birey adına temel bir hak teşkil etmektedir ve savunma haklarını doğrudan etkilemektedir. Bunun içindir ki, yalnızca istisnai durumlarda bu ilkeye aykırı hareket edilmesine izin verilebilmektedir ve bu aykırı durumun, kötüye kullanıma karşı yeterli ve etkili teminatlarla çevrelenmesi gerekmektedir (aynı kararda, § 44).
25. Dosyadaki belgeler ve taraflarca ibraz edilen bilgiler göz önüne alındığında, Mahkeme, başvuranın avukatından gelen mektupta ve zarfın üzerinde ceza infaz kurumu idaresinin damgası bulunmadığını tespit etmektedir. Bu bağlamda, bu mektubun okunmadığını ileri süren Hükümetin iddiasını dikkate almaktadır (yukarıda 20. paragraf). Ancak Mahkeme, zarfların fiziki denetiminin ceza infaz kurumu makamları tarafından yapıldığını ve Hükümetin bu zarfların içerisinde bulunan mektupların okunabilmesini engelleyecek nitelikte herhangi bir güvenceden bahsetmediğinin altını çizmektedir. Bu tür güvencelerin bulunmaması nedeniyle, Mahkeme, başvuranın avukatından gelen mektubun ceza infaz kurumu idaresi tarafından fiziki olarak denetlenmesinin, ileri sürülen meşru amaç bakımından orantılı olarak değerlendirilebileceğini kabul edemez (yukarıda anılan Eylem Kaya kararı, § 48). Mahkeme bu nedenle, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
26. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
27. Başvuran, masraf ve giderler bağlamında 1.260 avro (EUR) talep etmektedir. Kanıtlayıcı belge olarak, Mahkeme önündeki yargılama nedeniyle yapmış olduğu posta masraflarına ilişkin belgelerin nüshalarını, 1.180 Türk lirası[1] tutarında ödenen ücret faturası ve avukatlık ücreti tarifesinin bir nüshasını sunmaktadır. Başvuran aynı zamanda, manevi tazminat olarak 10.000 EUR talep etmektedir.
28. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
29. Mahkeme, başvurana, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat bağlamında 300 EUR (yukarıda anılan Eylem Kaya kararı, § 61) ve masraf ve giderler için 200 EUR ödenmesine karar vermektedir.
30. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvuranın avukatı ile yazışmalarına ilişkin olan Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamındaki şikâyetin kabul edilebilir; başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine,
a) Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 300 EUR (üç yüz avro);Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 200 EUR (iki yüz avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 6 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1] Faturanın düzenlendiği tarihte yaklaşık 200 avro.
Full & Egal Universal Law Academy