AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
NASRETTİN ASLAN VE ZEKİ ASLAN / TÜRKİYE
(Başvuru No. 17850/11)
KARAR
STRAZBURG
30 Ağustos 2016
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Nasrettin Aslan ve Zeki Aslan / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 28 Haziran 2016 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (17850/11 No.lu) davanın temelinde, iki Türk vatandaşının, Nasrettin Aslan ve Zeki Aslan’ın (“başvuranlar”) 25 Aralık 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Hakkâri Barosu’na bağlı Avukat F. Timur tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar özellikle, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
4. Başvuru, 14 Kasım 2012 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
5. Başvuranlar, Nasrettin Aslan ve Zeki Aslan sırasıyla 1973 ve 1987 doğumlu Kürt kökenli Türk vatandaşlarıdır. Başvuranlar, Hakkâri’de ikamet etmektedirler.
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Kürt yanlısı bir parti olan BDP tarafından (Barış ve Demokrasi Partisi), 4 Haziran 2010 tarihinde, saat 13.00 sıralarında, Hakkâri Belediye Binası önünde bir gösteri düzenlemiştir. Gösteri sonunda, katılımcılar dağılmış ve olaylar meydana gelmiştir.
A. Polis Memurları ve Başvuranlar Arasında Yaşanan Tartışma
1. Başvuranlar Tarafından Olaylara İlişkin Sunulan Anlatım
7. Başvuranlar, olayın meydana geldiği gün, Nasrettin Aslan’ın, Hakkâri şehir merkezinde, polis lojmanları yakınında bulunan yeğeninin evine ilgiliyi hastaneye götürmek amacıyla gittiğini belirtmektedirler. Başvuranlar, Nasrettin Aslan binanın önüne vardığında, bir polis aracının geldiğini ve söz konusu araçtan çıkan polis memurlarının, ilgiliden çocuklarına sahip çıkması gerektiğini söyleyerek, kendisini tehdit ettiklerini ileri sürmektedirler. Nasrettin Aslan, ilgililere, polis memurlarına taş atan çocukların kendi çocukları olmadığı yönünde yanıt vermiştir. Böylelikle, polis memurları ilgiliye çıkışmışlardır. Nasrettin Aslan’ın ailesi, yakınlarının bir hastalıktan muzdarip olduğu yönünde açıklamada bulunduktan sonra, ilgilileri ayırmak için müdahale etmiştir. Başvuranlar, aynı esnada, Nasrettin Aslan’ın erkek kardeşi Zeki Aslan’ın uyumasına rağmen uyandığını ve kendisinin de olaya müdahale etmeye çalıştığını belirtmişlerdir. Polis memurları Zeki Aslan’ı da darp etmişler ve akabinde, başvuranları araçlarına bindirdikleri esnada ve Emniyet Müdürlüğü’ne giden yol boyunca ilgililere kötü davranmışlardır.
2. Ulusal Makamlar Tarafından Olaylara İlişkin Sunulan Anlatım
8. Polis tarafından saat 16.10’da düzenlenen 4 Haziran 2010 tarihli yakalama tutanağında, Gazi Mahallesinde bulunan polis lojmanlarına doğru taş atan bir gruptan oluşan kişilerin bulunması nedeniyle, takviye kuvvet talebinde bulunulmasının ardından polis memurlarının olay yerine gittiği; taş saldırısında bulunan on kişilik grubun kaçtığı ve çevredeki binalara sığındığı; polis memurlarının, söz konusu kişilerden oluşan grup hakkında mahalle sakinlerini sorgulayacağı sırada yanında taş ve sopalar bulunduran elli kişilik başka bir grup, polis aracına zarar vermeden ve sol dikiz aynasını kırmadan önce bir polis memuruna hakaret ederek ilgiliyi çevrelediği; başka polis memurlarının takviyede bulunmak için olay yerine intikal ettikleri ve elli kişilik grubun civar sokaklara dağıldığı belirtilmiştir. Tutanakta, Nasrettin Aslan ve Zeki Aslan’ın polis memurlarına mukavemette bulundukları ve söz konusu memurlarla boğuştukları sırada yakalandıkları ve böylelikle, ilgililerin etkisiz hale getirilmesi amacıyla polis memurları tarafından yeterli ve orantılı bir gücün kullanıldığı bildirilmiştir.
9. Başvuranların yakalanmasının ardından, nöbetçi Cumhuriyet savcısı, ilgililerin gözaltına alınmalarına, bir doktor tarafından muayene edilmelerine ve akabinde, görevde bulunan memurlara müessir fiilde bulunma suçundan soruşturulmaları için gereğinin yapılması amacıyla polis merkez amirliğine teslim edilmelerine karar vermiştir.
B. Başvuranların Gözaltına Alınması
1. Başvuranların İfadesinin Alınması
10. Nasrettin Aslan’ın ifadesi, 4 Haziran 2010 tarihinde saat 18.55’de, avukat bulunmaksızın, polis tarafından alınmıştır. Nasrettin Aslan, aynı gün, saat 14.30’da, ilgiliyi hastaneye götürmek için, polis lojmanlarının arka tarafında ikamet eden yeğeninin evine arabayla gittiğini beyan etmiştir. Nasrettin Aslan, söz konusu yere vardığında, bir polis aracının yanına yaklaştığını ve bir polis memurunun, çocuklarına sahip çıkması gerektiğini söyleyerek, kendisine çıkıştığını belirtmiştir. Nasrettin Aslan, söz konusu çocukların babası olmadığı; evinin ve aracının camlarının da taş atılması sebebiyle kırıldığı yönünde yanıt vermiştir. İlgili, polis memurlarına güvenlik güçlerinin babasının evine silahla girdiklerini söylediği esnada, söz konusu memur kendisine yumruk attığını eklemiştir. Nasrettin Aslan, yanında bulunan erkek kardeşi Zeki Aslan’ın polis memurlarına kendisini darp etmemesini talep etmek için hitap ettiğini ve ailesinin kendisine kötü davranılmasını engellemek için olaya müdahale ettiğini beyan etmiştir. Nasrettin Aslan, akabinde, polis memurlarının kendisine ve erkek kardeşine hakaret ettiklerini ve polis aracının içine ellerini sırtlarına bağlayarak bindirdiklerini belirtmiştir. Araca bindiklerinde, ilgililer, Emniyet Müdürlüğü’ne varana kadar darp edilmişlerdir. İlgili, erkek kardeşi ve kendisinin Emniyet Müdürlüğü’nde herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadıklarını ve ardından, bir doktor tarafından muayene edildiklerini eklemiştir.
11. Zeki Aslan’ın ifadesi, 4 Haziran 2010 tarihinde saat 19.30’da, avukat bulunmaksızın, polis tarafından alınmıştır. Zeki Aslan, olayın meydana geldiği gün, evinden bağırışlar duyduğunu ve erkek kardeşi Nasrettin Aslan ve üç polis memurunun kavga ettiklerini beyan etmiştir. Zeki Aslan, erkek kardeşi ve üç polis memurunun arasına girerek müdahale etmek istediğini ancak söz konusu memurların kendisini darp ettiğini ifade etmiştir. Zeki Aslan, annesinin de evden çıktığını, Kürtçe sözler sarf ettiğini ve bu nedenle, polis memurunun annesinin başına silah dayadığını belirtmiştir. Zeki Aslan, polis memurlarının, akabinde, kendisini ve erkek kardeşini polis aracının içerisine ellerini sırtlarına bağlayarak bindirdiğini eklemiştir. Zeki Aslan, yolculuk esnasında, araçta ve Emniyet Müdürlüğü önünde bir sopa ile darp edilmiştir. İlgili, Emniyet Müdürlüğü’nde darp edilmediğini ancak tehdit edildiğini ifade etmiştir. Akabinde, Zeki Aslan, bir doktor tarafından muayene edilmiştir.
2. Başvuranların Sağlık Muayenesi
12. 4 Haziran 2010 tarihinde saat 17.51’de düzenlenen sağlık raporunda, Nasrettin Aslan’ın sağ gözünde bir kızarıklığın mevcut olduğu; sol dizinde bir ekimozun ve sol kol bileğinde 3 x 4 cm çapında bir ekimozun mevcut olduğu belirtilmiştir (raporun geri kalan kısmı okunabilir şekilde değildir).
13. 5 Haziran 2010 tarihinde saat 11.46’da tanzim edilen sağlık raporunda, Zeki Aslan’ın karın bölgesinde yayılmış ekimozların mevcut olduğu bildirilmiştir (raporun geri kalan kısmı okunabilir şekilde değildir).
3. İhtilaf Konusu Olaya Müdahil Olan Polis Memurlarının İfadesinin Alınması
14. Polis memuru H.Y., 4 Haziran 2010 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü tarafından dinlenmiştir. 4 Haziran 2010 tarihli yakalama tutanağının içeriğini tekrar etmiş ve – kanaatine göre, sopalarla polis memurlarına saldırıda bulunan ve taş atan bir grup insanın arasında bulunan – başvuranları kovalamaca esnasında orantılı bir güç kullanarak yakaladığını belirtmiştir. Başvuranlar kendilerini polis aracının içerisinde aracın zırhlı bölümlerine atmışlar ancak, diğer polis memurları başvuranların bu şekilde davranmalarına engel olamamışlardır. Söz konusu polis memuru, meslektaşları ve kendisinin olayın meydana geldiği yerde bulunan kadınlar tarafından darp edildiklerini ileri sürmüştür. Söz konusu polis memuru, başvuranların Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmeden önce doktor muayenesine tabi tutulduklarını ifade etmiştir. Öte yandan polis memuru H.Y., Nasrettin Aslan’ın rahatsız olduğunun ailesi tarafından dile getirilmesi sebebiyle ilgiliyle ilgilendiğini belirtmiştir. İlgili memur, başvuranı gözaltında bulunduğu sırada ve gözaltı sonrasında darp etmediğini eklemiştir.
15. Aynı gün, polis memuru O.Y. Emniyet Müdürlüğü tarafından dinlenmiştir. Polis memuru O.Y., 4 Haziran 2010 tarihli tutanağın içeriğini ve H.Y. isimli meslektaşının ifadesini doğrulamış; Zeki Aslan’ın sol baldırına demir sopayla vurduğunu ve bu durumun, dizinin üzerine düşmesine sebep olduğunu beyan etmiştir. Düşme sebebiyle, ilgilide şişlik ve ağrı meydana gelmiştir. Polis memuru O.Y., meslektaşları ve kendisinin akabinde, başvuranları yakalamak için yeterli ve orantılı bir güç kullandığını eklemiştir.
16. Yine aynı gün, polis memuru T.C., Emniyet Müdürlüğü tarafından dinlenmiştir. Polis memuru T.C., 4 Haziran 2010 tarihli tutanağının içeriğini tekrar etmiş; H.Y. ve O.Y. isimli meslektaşların ifadelerini doğrulamıştır. Öte yandan ilgili memur, başvuranların, yeterli ve orantılı bir güç kullanılarak, kovalamacanın sonunda yakalandıklarını belirtmiştir.
C. Kötü Muamele Gerekçesiyle Polisler Hakkında Yapılan Suç Duyurusu
17. Başvuranlar tarafından yapılan suç duyurusunun ardından, Cumhuriyet savcısı Zeki Aslan’ın ifadesini almıştır. İlgili, daha önce vermiş olduğu ifadenin içeriğini tekrar etmiştir.
18. Hakkâri Cumhuriyet Savcısı, 11 Haziran 2010 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Söz konusu kararda, bilhassa,
– olayın meydana geldiği gün, gösteriden sonra, bir grup katılımcının Hakkâri şehir merkezinde dağıldığı ve polis lojmanlarına taş attıkları;
– elli kişilik bir grubun polis memurlarına taş ve sopalarla saldırdığı, hakaret ettiği ve araçlarına zarar verdiği; olay yerinde bulunan polislerden oluşan grubun takviye kuvvet talebinde bulunduğu; göstericilerin koşarak civar sokaklara dağıldığı ve bu esnada, Nasrettin Aslan ve Zeki Aslan’ın olaylarda yer aldığı ve polis tarafından yakalandıkları;
– başvuranların, ifadelerinde, polis memurlarının kendilerini darp ve hakaret ettiklerini beyan ettikleri;
– geçici sağlık raporlarından, polis memurları ve başvuranların bedeninde darp ve şiddet/cebir izlerinin bulunduğunun anlaşıldığı;
– polis memurlarının, ifadelerinde, başvuranları darp ettiklerini ve kanuna aykırı eylemlerde bulunduklarını kesin olarak kabul etmedikleri; aksine, başvuranların kendilerini darp ettiklerini ifade ettikleri ve yakalama esnasında, ilgililerin direnmesi nedeniyle, kendilerine karşı makul ve orantılı bir gücün kullanıldığı; başvuranların zırhlı araca götürüldükleri ve söz konusu araçta, polis memurlarının söz konusu şahısları engellemeye çalışmasına rağmen, ilgililerin kendi kendilerini yaraladıkları belirtilmiştir.
19. Savcı, başvuranların vücudunda darp ve cebir izleri saptanmış olmasına ve başvuranların, polis memurları tarafından darp edildiklerini ileri sürmüş olmalarına rağmen, polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığı sonucuna varmıştır. Zira,
– güvenlik güçleri polis lojmanlarına taş atılması nedeniyle olay yerine gitmişlerdir;
– polis memurları, başvuranların aralarında bulunduğu çok sayıda kişiden oluşan bir grubun saldırısına uğramışlardır.
– başvuranlar, yakalandıkları sırada, polis memurlarına direnmişler ve bu nedenle, polis memurları güç kullanmışlardır;
– polis memurları haklarındaki suçlamaları kabul etmemişlerdir.
Söz konusu savcı, bu tür durumlarda, yakalanan kişilerin polis memurları hakkında şikâyette bulunmalarının alışılageldik bir durum olduğunu ve öte yandan, hiçbir delil unsurunun başvuranların soyut iddialarını doğrulamadığını eklemiştir.
20. Başvuranlar, 25 Haziran 2010 tarihinde, Van Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı önünde söz konusu karara karşı itiraz etmişlerdir. Başvuranlar aşağıda belirtilen eksiklikleri ileri sürmüşlerdir.
Söz konusu eksikliler,
– tanıkların, komşuların veya çevredeki tüccarların ifadesinin alınmaması;
– olayların yeniden kurgulanmaması;
– olayın şehir merkezinde gerçekleşmesine rağmen video kamera kayıtlarının izlenmemesidir.
21. Van Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, 8 Temmuz 2010 tarihinde, 11 Haziran 2010 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır.
D. Görevde Bulunan Memurlara Müessir Fiilde bulunma ve Kamu mallarına zarar verme Nedeniyle Başvuranlar Hakkında Açılan Ceza Davası
22. Hakkâri Cumhuriyet savcısı, 11 Haziran 2010 tarihinde, başvuranlar hakkında, memurlara müessir fiilde bulunma ve kamu malına zarar verme nedeniyle Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi önünde kamu davası açmıştır.
23. Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi, 16 Eylül 2010 tarihinde, Nasrettin Aslan’ın ifadesini almıştır. Nasrettin Aslan, kendisine atfedilen olaylara itiraz etmiştir. Nasrettin Aslan, olayın meydana geldiği gün, kendisine yeğeninin bacağını yaktığını bildirilerek çağrıldığı yönünde açıklamada bulunmuştur: Nasrettin Aslan, yeğeninin evine ilgiliyi hastaneye götürmek için gitmiştir. Nasrettin Aslan, bir polis aracı ile üç polis memurunun ailesinin evinin önüne geldiklerini ve polis memurlarından birinin, çocuklarına sahip çıkması gerektiğini söyleyerek, kendisini tehdit ettiğini belirtmiştir. Nasrettin Aslan, söz konusu çocukların babası olmadığı yönünde yanıt verdiğini ve kendi aracının da taş atılması sonucu hasar gördüğünü beyan etmiştir. Nasrettin Aslan, polis memurunun gözüne yumruk attığını, akabinde bir arbedenin yaşandığını ve üç polis memurunun kendisine çıkıştığını/saldırdığını ifade etmiştir. Nasrettin Aslan, bir böbrek hastalığından muzdarip olduğunun aile üyeleri tarafından polis memurlarına bildirildiği yönünde açıklamada bulunmuştur. Nasrettin Aslan, Zeki Aslan’ın uyuyor olmasına rağmen uyandığını ve olaya müdahale ettiğini belirtmiştir. İlgiliye göre, polis memurları, her ikisini Emniyet Müdürlüğü’ne götürmek için araca bindirmiş ve bu araçta kendilerine hakaret etmişlerdir. İlgili, Emniyet Müdürlüğü’nde kendisine kötü muamelede bulunulmadığını ancak Zeki Aslan’ın darp edildiğini beyan etmiştir. Zira, Nasrettin Aslan, Zeki Aslan’ın bağırdığını duymuştur. Nasrettin Aslan, BDP tarafından düzenlenen gösteriye katılmadığını, polis memurlarına direnmediğini ve araçlara zarar vermediğini eklemiştir.
24. Yine, 16 Eylül 2010 tarihli duruşmada, Zeki Aslan’ın ifadesi alınmıştır. Zeki Aslan, kendisine atfedilen olaylara itiraz etmiştir. Zeki Aslan, uyurken bağırışlar duyduğunu daha sonrasında, polis memurlarının Nasrettin Aslan’ı darp ettiklerini gördüğünü ifade etmiştir. Zeki Aslan, polis memurlarına erkek kardeşinin bir böbrek hastalığından muzdarip olduğunu söylediğini belirtmiştir. Zeki Aslan’ın ifadesine göre, söz konusu polis memurları erkek kardeşini darp etmeye devam etmeyerek kendisine saldırmaya başlamıştır. Zeki Aslan, erkek kardeşi ve kendisinin Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmek amacıyla polis aracına bindirildiğini eklemiştir. Zeki Aslan, araçta copla darp edildiğini ve Emniyet Müdürlüğü’ne vardığında, başka üç polis memurunun da kendisini darp ettiğini beyan etmiştir. İlgili, artık yürüyemez durumda olduğunu belirtmiştir. İlgili, BDP tarafından düzenlenen gösteriye katıldığını, polis memurlarına karşı şiddet eylemlerinde bulunduğunu ve polislerin araçlarına zarar verdiğini kabul etmemiştir. Zeki Aslan, erkek kardeşini darp eden polis memurlarıyla kardeşini ayırmak için olaya müdahale ettiğini eklemiştir.
25. Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, 9 Aralık 2010 tarihli duruşmada, A.A., M.A. ve H.A. ve başvuranların yakınlarının ifadeleri alınmıştır. İlgililer, başvuranların olaylara ilişkin anlatımını doğrulamışlardır.
26. Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi 20 Aralık 2011 tarihli kararla, kamu malına zarar verme suçundan başvuranlar hakkında açılan kamu davasının düştüğünü tespit etmiştir.
Bununla birlikte Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi, görevini icra ettiği sırada bir memura müessir fiilde bulunma suçundan,
– Zeki Aslan’ı sekiz ay yirmi iki gün hapis cezasına mahkûm etmiş; ilgilinin cezasını 5.240 Türk lirası (TRY – yaklaşık 2.087 avro (EUR)) para cezasına çevirmiştir;
– Nasrettin Aslan’ı da sekiz ay yirmi iki gün hapis cezasına mahkûm etmiş; ilgilinin yargılamadaki tutumunu dikkate alarak, cezasını yedi ay sekiz güne indirmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 6. fıkrasına dayanarak, Nasrettin Aslan hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve ilgilinin beş yıl boyunca adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.
27. Görgü tanıklarının, başvuranların ve polis memurlarının ifadesini aldıktan ve farklı sağlık raporlarını ve yakalama tutanaklarını dikkate aldıktan sonra, Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçesinde, başvuranların polis memurlarına sopa ve taşlarla saldırıda bulunan elli kişilik bir grubun içerisinde yer aldıkları; yaşanan kovalamacanın sonunda başvuranların polis memurları tarafından yakalandıkları ve bu doğrultuda, ilgililerin görüşüne göre polis memurlarının orantılı bir güç kullandığı; başvuranların, polis memurlarının görevlerini ifa etmelerini engelledikleri ve ilgilileri yaraladıkları; başvuranların lehine olan tanık ifadelerinin başvuranların kendi aile üyelerinin ifadeleri olduğu gerekçesiyle delil olarak değerlendirilmediği kanısına varmıştır.
28. Yargıtay, 7 Şubat 2013 tarihli kararıyla, kamu malına zarar verme suçundan başvuranlar hakkında açılan kamu davasının düştüğü sonucuna varması nedeniyle Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararını bozmuştur. Yargıtay, bu bağlamda yeni bir incelemenin yapılması amacıyla dava dosyasını aynı mahkemeye göndermiştir.
29. Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi 18 Haziran 2013 tarihli kararla, Zeki Aslan ve Nasrettin Aslan’ı kamu malına zarar verme nedeniyle bir yıl hapis cezasına mahkûm etmiş ve ardından bu cezayı para cezasına çevirmiştir.
30. Başvuranlar, 21 Haziran 2013 tarihinde, söz konusu karara karşı Yargıtay önünde temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
31. Yargılama, Yargıtay önünde halen derdesttir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
32. Başvuranlar, yakalandıkları sırada ve Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldükleri araçta polis memurları tarafından, etnik kökenleri nedeniyle, şiddete maruz kaldıklarını iddia etmektedirler. Öte yandan başvuranlar, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın yetersizliğinden yakınmaktadırlar. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3, 5, 6, 13 ve 14. maddelerini ileri sürmektedirler.
33. Başvuranların şikâyetlerinin ifade edilişini ve içeriğini dikkate alan Mahkeme bunları Sözleşme’nin yalnızca 3. maddesi açısından incelemeye karar vermiştir. Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
34. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
35. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşme’nin 3. Maddesinin Esas Yönü Hakkında
a. Tarafların İddiaları
36. Başvuranlar iddialarını yinelemektedirler (yukarıdaki 32. paragraf).
37. Hükümet, başvuranların yakalama esnasında maruz kalmış oldukları kötü muamelelere ilişkin iddiaları ile ilgili olarak, 4 Haziran 2010 tarihli tutanağa göre, bir grup kişinin polislerin ikamet ettikleri binaya doğru taş atması nedeniyle polis memurlarının olay yerine intikal ettiklerini belirtmektedir. Akabinde, söz konusu grup civarlarda bulunan binalara dağılmıştır. Polis memurları, mahalle sakinlerini sorgulayarak bilgiler elde etmeye çalışmışlardır. Bu esnada, elli kişilik bir grup, taş ve sopalarla polis memurlarına saldırmaya başlamışlar. Takviye kuvvet olay yerine vardığında, söz konusu grup dağılmıştır. Böylelikle, söz konusu grupta yer alan başvuranlar yakalanmışlardır. Yakalandıkları sırada, başvuranlar, polis memurlarına direnmişler ve saldırmışlardır. Hükümet, başvuranların polis memurlarına direnmeleri ve saldırmaları nedeniyle, polis memurlarının başvuranları yakalamak amacıyla güç kullandıklarını belirtmektedir. Hükümet, başvuranlara karşı kullanılan gücün ilgililerin tutumuna göre orantılı olduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca, Hükümet, bu saldırı ve akabinde başvuranlarla yaşanan arbede esnasında güvenlik güçlerinin de yaralandıklarını beyan etmektedir. Son olarak, Hükümet, başvuranların sağlık raporlarında belirtilen yaraların, polise direndikleri sırada başvuranları durdurmak için polisin güce başvurmasından kaynaklandığını açıklamaktadır.
38. Başvuranların kendilerini Emniyet Müdürlüğü’ne götüren aracın içinde kötü muamelelere maruz kaldıkları yönündeki iddiaları ile ilgili olarak, Hükümet, Nasrettin Aslan’ın mahkeme önünde verdiği ifadeden, ilgilinin bu iddiayı yinelemediğinin anlaşıldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla Hükümet, bu iddianın dikkate alınmaması gerektiği kanısındadır. Bu bağlamda, başvuranların bedeninde tespit edilen yaraların bir kısmının, başvuranların polis aracının içinde kendi kendilerini yaralamaları nedeniyle ilgililerin eylemlerinden kaynaklandığını ileri sürmektedir. Öte yandan, Hükümet, başvuranların, polis memurlarının – diğer bireylerin suçlarını üstlendikleri – müessir fillerden kendilerini sorumlu tutukları yönündeki iddiasına itiraz etmektedir. Hükümet, polis memurlarına taş ve sopalarla saldıran söz konusu kişilerden oluşan grubun arasında başvuranların yer aldığı hususuna ısrar etmektedir.
b. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
39. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, iddia edilen olayların tespiti için “her türlü makul şüpheden uzak” olma kıstasından yararlanmaktadır. Böylesi bir delil, yeterince ciddi, kesin ve birbiriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebilmektedir (bk. özellikle, İrlanda/Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, 161. paragrafın son cümlesi (in fine), A serisi no. 25 ve son olarak, Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, § 82, AİHM 2015).
40. Öte yandan Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin yakalama esnasında güç kullanımını yasaklamadığını hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, güç kullanımı orantılı olmalı ve davanın koşulları bakımından mutlak gerekli olmalıdır. Bu bağlamda, örneğin, ilgili kişinin yakalanmaya karşı koyacağının, kaçmaya, yaralamaya ya da zarara yol açmaya veyahut delilleri yok etmeye çalışacağının düşünülmesinin gerekli olup olmadığının bilinmesi önem taşımaktadır (Alexey Petrov/ Bulgaristan, No. 30336/10, § 51, 31 Mart 2016).
41. Mahkeme, daha önce, fiziksel bir direniş veya denetime tabi tutulan kişilerin şiddet davranışı sergileme riski söz konusu olduğunda, güvenlik güçleri tarafından uygulanan şiddet biçiminin ispatlandığını kabul etmiştir (bk. diğer kararlar arasında, Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993, § 30, A serisi no. 269 ve Sarigiannis/İtalya, No. 14569/05, § 61, 5 Nisan 2011). Mahkeme, bir ihtara “pasif direniş” (Milan/Fransa, No. 7549/03, § 59, 24 Ocak 2008), (Milan/Fransa, No. 7549/03, § 59, 24 Ocak 2008), kamu gücü karşısında kaçma teşebbüsünde bulunma (Caloc/Fransa, No. 33951/96, §§ 100-101, AİHM 2000 IX) veya bir tutuklunun aramayı reddetmesi (Borodin/Rusya, No. 41867/04, §§ 119-121, 6 Kasım 2012) durumlarında, aynı sonuçlara varmıştır. Bu tür durumlarda, kullanılan gücün izlenen amaçla orantılı olup olmadığını araştırma görevi Mahkeme’ye aittir. Bu bağlamda, Mahkeme, müdahaleden etkilenen kişilerde meydana gelen yaralanmalara ve bu yaralanmaların meydana geldiği koşullara özel bir önem atfetmektedir (bk. diğer kararlar arasında, yukarıda anılan Klaas kararı, §§ 26-30, Rehbock/Slovenya, No. 29462/95, § 72, AİHM 2000‑XII, R.L. ve M.-J.D./ Fransa, No. 44568/98, § 68, 19 Mayıs 2004 ve Perrillat-Bottonet/İsviçre, No. 66773/13, § 41, 20 Kasım 2014).
42. Somut olayda Mahkeme, başvuranların vücudunda tespit edilen lezyonların ne şekilde meydana geldiği hususunda tarafların vermiş olduğu beyanlarda farklılıklar bulunduğunu tespit etmektedir. Hükümet, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen ceza soruşturmasına ve Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği karara dayanarak, söz konusu yaraların sebebinin, başvuranların, polis memurlarına taş ve sopalarla saldırıda bulunan elli kişilik grubun içinde yer almasıdır. Başvuranlar ise, vücutlarında tespit edilen yaraların, polis memurlarının kendilerini darp etmeleri sonucu meydana geldiğini ileri sürmektedirler.
43. Bununla birlikte Mahkeme, öncelikle, kullanılan gücün mevcut durumda orantılı olup olmadığının tespit edilmesine imkân verecek nitelikte bazı maddi unsurların var olduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, olayların meydana geldiği gün, Hakkâri şehir merkezinde bir gösterinin gerçekleştiğini tespit etmektedir. Olaya müdahil olan polis memurları, başvuranları darp ettiklerini inkâr etmemişlerdir. Polis memurları, başvuranların görüşüne göre orantılı bir güç kullandıklarını ileri sürmektedirler. Son olarak, başvuranlar, olaya müdahil olan polis memurlarının veya herhangi bir diğer polis memurunun kendilerini polis karakolunda darp ettiklerini ileri sürmemektedirler.
44. Bu nedenle, somut olayda, Mahkeme, başvuranların yalnızca yakalama esnasında ve Emniyet Müdürlüğü’ne giden yol boyunca polis aracının içinde polis memurlarının kendilerine uyguladıkları kötü muamelelerden şikâyet ettiklerini kaydetmektedir. Mahkeme, Cumhuriyet savcısının tespitlerine göre, başvuranların yaşanan kovalamacanın ardından polis memurları tarafından yakalandıklarını ve polis memurlarına taş ve sopalarla saldıran elli kişilik bir grubun içinde yer aldıklarını tespit etmektedir. Öte yandan, Mahkeme, dosyada yer alan unsurlardan ve Cumhuriyet savcısının vardığı sonuçlardan, başvuranların yakalanması sırasında kullanılan polis aracının ve başka kamu mallarının hasar gördüğünün anlaşıldığını kaydetmektedir (17 ve 18. paragraflar). Mahkeme, bu çerçevede, polis memurlarının da, bu eylemlerin faillerini yakalamak ve kamu düzenini sağlamak için belirli bir güç kullanmak zorunda kaldıkları kanısındadır.
45. Ayrıca Mahkeme, söz konusu polis memurları ve başvuranlar arasında bir arbedenin yaşandığını tespit etmektedir. Her halükarda, Mahkeme, dosyaya eklenen belgeler ve Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma ışığında, başvuranların yanı sıra ihtilaf konusu olaya müdahil olan üç polis memurunda da yaraların mevcut olduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, ilk önce, sırasıyla görevde bulunan memurlara karşı müessir fiilde bulunma ve kamu malına zarar verme nedeniyle başvuranların Hakkâri Asliye Mahkemesi tarafından suçlu olduklarına karar verildiğini tespit etmektedir. Ulusal mahkemelerin tespitlerinin Mahkeme’yi bağlamamasına rağmen, yine de, bu mahkemelerin vardıkları sonuçlardan uzaklaşmak için genellikle ikna edici unsurlar gerekmektedir. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranların yakalanmasının kaynağındaki olayların meydana gelişi ile ilgili olarak kendi değerlendirmesini yapacak durumda olmasa bile, davanın bütün koşulları ve bilhassa, Hakkâri Asliye Mahkemesi tarafından yürütülen yargılamayı dikkate aldığında (yukarıdaki 25 ve 26. paragraflar), başvuranların polis memurlarına fiziksel saldırıda bulunduklarına ya da polis memurlarına karşı şiddete başvurduklarına şüphe yoktur.
46. Öte yandan Mahkeme, Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi tarafından, başvuranların, polis memurlarına saldırıda bulunan elli kişilik bir grubun içinde yer aldıklarının ve bilhassa, polis aracına, kamu mallarına zarar verdiklerinin ortaya konulduğunu hatırlatmaktadır. Bununla birlikte Mahkeme, ulusal düzeyde yürütülen bir yargılama söz konusu olduğunda, topladıkları verileri değerlendirmenin, ilke olarak, ulusal mahkemelerin görevi olduğunu ve olguları kendi görüşüne/bakış açısına göre değerlendirerek kendisini ulusal mahkemelerin yerine koyma yetkisinin bulunmadığını hatırlatmaktadır (Gäfgen/ Almanya [BD], No. 22978/05, § 93, AİHM 2010). Mevcut durumda, Mahkeme, Hakkâri Asliye Ceza Mahkemesi’nin vardığı tespitlerden uzaklaşmak için ikna edici unsurlara sahip değildir.
47. Bu nedenle, davanın koşulları, dosyaya eklenen belgeler, başvuranlar da dâhil olmak üzere, göstericilerin yaptığı şiddet eylemleri ışığında, Mahkeme, başvuranların vücudunda tespit edilen ve ihtilaf konusu olayın ardından gerçekleşen yakalama işlemi sırasında meydana gelen lezyonların sebebi hakkında şüpheye mahal verebilecek unsurlar görmemektedir. Mahkeme, gözaltına alındıkları sırada yani ihtilaf konusu olayın ardından, başvuranların muayenesini müteakip düzenlenen sağlık raporunun, ellerinde sopa ve taş bulunduran, yaklaşık elli kişiden oluşan göstericilerin güvenlik güçlerine saldırdığı sırada ilgilileri yakalamak için polis memurları tarafından güç kullanılması sonucu meydana geldiği değerlendirilebilecek olan lezyonlardan söz ettiğini kaydetmektedir.
48. Hatırlatılan koşullar bakımından ve gösterinin hangi çerçevede gerçekleştiğini dikkate alarak, Mahkeme, her türlü makul şüphenin ötesinde, başvuranların vücudunda tespit edilen lezyonların, başvuranların polis memurlarına karşı yürüttüğü eylemlere nazaran polis memurlarının aşırı bir güç kullanmasından kaynaklandığının tespit edilmediği sonucuna varmaktadır.
49. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 3. maddesi esas yönünden ihlal edilmemiştir.
2. Sözleşme’nin 3. Maddesinin Usul Yönü Hakkında
a. Tarafların İddiaları
50. Başvuranlar iddialarını yinelemektedirler ( 50. paragraf).
51. Hükümet, Hakkâri Cumhuriyet savcısı tarafından bir soruşturmanın yürütüldüğünü ve söz konusu savcının, olayın saat 16.00 sıralarında meydana gelmesine rağmen, saat 17.51’de başvuranlara tıbbi muayenenin yapılmasına karar verdiğini hatırlatmaktadır. Hükümet, bir doktor tarafından geç muayene edildiklerine dair başvuranların iddiasına itiraz etmektedir. Hükümet, Cumhuriyet savcısı tarafından başvuranların ve polis memurlarının ifadesinin alındığını ifade etmektedir. Hükümet, söz konusu savcının, polis memurları ve başvuranlar adına düzenlenen sağlık raporlarını da göz önünde bulundurduğunu belirtmektedir. Hükümetin kanaatine göre, başvuranlar temsilcileri aracılığıyla soruşturma dosyasında yer alan belgelere erişebilmişlerdir. Hükümet, ceza soruşturmasının sonucunda, Cumhuriyet savcısının delil yetersizliği nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini eklemektedir.
b. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
52. Mahkeme özellikle, El-Masri/Makedonya Eski Yugoslavya Cumhuriyeti [BD], No. 39630/09, §§ 182-185, AİHM 2012 ve Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09, No. 45886/07 ve No. 32431/08, §§ 316-326, AİHM 2014 (özetler)) kararlarında açıklanmış olan genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
53. Böylelikle, bilhassa “[kendi] yetki alanları içinde bulunan herkesin (...) Sözleşme’[de] tanımlanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama” yönünde Sözleşme’nin 1. maddesi uyarınca devlete düşen genel görev dikkate alındığında, Sözleşme’nin 3. maddesi hükümleri, kişinin özellikle polis memuru ya da diğer benzer devlet görevlileri tarafından 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kaldığına dair inanılır bir iddia ileri sürmesi halinde, etkili bir resmi soruşturma yapılmasını zımnen gerektirmektedir (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 116).
54. Esasen, bu tür bir soruşturma yoluyla, devlet görevlilerinin ya da devlet organlarının dâhil olduğu davalarda işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza ve muameleleri yasaklayan kanunların etkin şekilde uygulanmasının sağlanması ve söz konusu görevlilerin kendi sorumlulukları altında meydana gelen kötü muameleler hakkında hesap vermelerinin güvence altına alınması söz konusudur (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 117).
55. Soruşturma eksiksiz yapılmalıdır. Bu durum, mercilerin meydana gelen olayları tespit etmek için her zaman ciddi çaba sarf etmeleri ve soruşturmayı sonlandırmak amacıyla gelişigüzel veya temelsiz sonuçlara dayanmamaları gerektiği anlamına gelmektedir (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 123).
56. Somut olayda Mahkeme, başvuranların Hakkâri Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmanın yetersizliğinden şikâyet ettiklerini hatırlatmaktadır. Mahkeme, dosyaya eklenen unsurlardan ve taraflarca sunulan görüşlerden, Cumhuriyet savcısı tarafından, ihtilaf konusu olayın ardından, başvuranların Emniyet Müdürlüğü’nde verdiği ifadelerde dile getirdikleri kötü muamele konusundaki şikâyetinin incelendiğinin anlaşıldığını kaydetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, bir takım kayda değer eksikliklerin bulunduğunu tespit etmektedir. Cumhuriyet savcısının verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan, ilgili savcı tarafından, polis memurları lehine maddi delil unsurlarının göz önünde bulundurulduğu anlaşılmaktadır. Oysa, Cumhuriyet savcısının görevi, söz konusu olan faillerin sorumluluğunun tespit edilmesi ve olayların gerçekleştiği koşulların aydınlatılması amacıyla her türlü soruşturma tedbirini içeren gerçek bir ceza soruşturması yürütmekti.
57. Böylelikle, Mahkeme, Cumhuriyet savcısının bizzat yalnızca Zeki Aslan’ın ifadesini aldığını; Nasrettin Aslan ile ihtilaf konusu olaya dâhil olan polis memurlarının ifadelerini bizzat almadığını tespit etmektedir. Ayrıca, Mahkeme, – Cumhuriyet savcısının verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylayan – Van Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’nın, 25 Haziran 2010 tarihinde sundukları başvuruda başvuranların talep ettikleri ek soruşturmaların yapılmasına karar verilmesinin gerekli ve uygun olduğuna hükmetmediğini gözlemlemektedir. Başvurularında, başvuranlar, olay tanıklarının, komşu veya çevredeki tüccarların ifadesinin alınmasını; olayların yeniden kurgulanmasını ve şehir merkezinin kamera kayıtlarının izlenmesini talep etmişlerdir (yukarıdaki 20. paragraf). Bu nedenle Mahkeme, başvuranların, yetkili ulusal makamlar tarafından yürütülen soruşturmaların Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli gerekliliklerine uygun olmadığını kanıtladıkları kanısındadır.
58. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
59. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
60. Nasrettin Aslan, maddi zarar bağlamında 50.000 avro (EUR) ve manevi zarar bağlamında 120.000 avro talep etmektedir.
61. Zeki Aslan, maruz kaldığı maddi zarar nedeniyle 50.000 avro ve maruz kaldığı manevi zarar nedeniyle 90.000 avro talep etmektedir.
62. Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
63. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanısına vararak, bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, manevi zarar bağlamında, başvuranların her birine 5.000 avro ödenmesinin uygun olacağı kanısına varmaktadır.
B. Masraf ve Giderler
64. Ayrıca başvuranlar, Mahkeme önünde yaptıkları masraf ve giderlerin kendilerine iade edilmesini talep etmektedirler. Söz konusu talepler aşağıda sırayla belirtilmektedir:
– başvurunun hazırlanması için Diyarbakır Barosu tarafından belirlenen saat ücretine göre 36 saatlik çalışmaya karşılık gelen avukatlık ücreti için 5.750 Türk lirası (TRY);
– başvurunun yapıldığı sırada Mahkeme ile yapılan yazışma için bir saatlik çalışmaya karşılık gelen 725 Türk lirası;
– başvurunun yapılmasının ardından Mahkeme ile yazışma işlemi için sekiz saatlik çalışmaya karşılık gelen 5.800 Türk lirası;
– tercüme masrafları için 310 Türk lirası (bu talep desteklenmemiştir);
– Mahkeme ile yazışma masrafları için 3.500 Türk lirası.
Öte yandan başvuranlar, Mahkeme tarafından ödenmesine hükmedilen meblağların tamamının %25’ini ödemeyi taahhüt ettiklerine dair avukatlarıyla yaptıkları ücrete ilişkin sözleşmeye atıfta bulunmaktadırlar. Söz konusu sözleşme dosyaya eklenmemiştir.
65. Hükümet, masraf ve giderlere ilişkin talebin desteklenmediği gerekçesiyle bu bağlamda talep edilen meblağa itiraz etmektedir. Hükümet, dosyaya eklenen çalışma saatini gösterir belgenin ayrıntılı olmadığı kanısındadır.
66. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir (Mete ve diğerleri/Türkiye, No. 294/08, § 142, 4 Ekim 2011). Mahkeme, somut olayda, sahip olduğu belgeleri ve içtihadını dikkate alarak, başvuranların avukatı tarafından sunulan çalışma saati dekontunun, başvuranın davasına gerçekten ayrılan saatler ile ilgili olması nedeniyle kanıtlayıcı bir belge olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve söz konusu dekontun içeriğinin, Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için ilgililerin yaptığı talebi desteklemek amacıyla yeterli şekilde ayrıntılı olduğunu tespit etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, kendi önündeki yargılama için, başvuranlara müştereken 2.800 avro ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
67. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;
3. Sözleşme’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
4.
a) Davalı devletin, işbu kararın Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, başvuranlara aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranların her birine 5.000 (beş bin) avro ödenmesine;
ii) Masraf ve giderler için, başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranlara müştereken 2.800 (iki bin sekiz yüz) avro ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 30 Ağustos 2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy