© Avrupa Konseyi/ İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 2016. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin Human Rights Trust Fonu’nun desteğiyle yapılmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2016. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2016. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
BİRİNCİ BÖLÜM
NAZARENKO - RUSYA DAVASI
(Başvuru no. 39438/13)
KARAR
STRAZBURG
16 Temmuz 2015
SON KARAR
16/10/2015
Bu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleşmiştir. Şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Nazarenko - Rusya davasında,
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (Birinci Bölüm), aşağıdaki heyetle toplanarak,
Başkan Isabelle Berro,
Yargıçlar Elisabeth Steiner,
Khanlar Hajiyev,
Mirjana Lazarova Trajkovska,
Julia Laffranque,
Ksenija Turković,
Dmitry Dedov,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Søren Nielsen
23 Haziran 2015 tarihinde kapalı oturumda müzakerede bulunmuş,
aynı tarihte aşağıdaki kararı tefhim etmiştir:
USUL
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine göre, bir Rus vatandaşı olan Bay Anatoliy Sergeyevich Nazarenko (“başvurucu”) tarafından Rusya Federasyonu’na karşı 15 Mayıs 2013 tarihinde Mahkeme’ye yapılan bir başvurudan (no. 39438/13) kaynaklanmıştır.
2. Rus Hükümeti (“Hükümet”), Rusya Federasyonu’nun İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ndeki temsilcisi Bay G. Matyushkin tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu, özellikle, soybağının kaldırılmasının, kendisini kızıyla kişisel ilişki kurma ya da onun haklarını savunmak için hukuk davası açma hakkından yoksun bıraktığını ve temyiz duruşmasının tarihinden haberdar edilmemiş olduğunu iddia etmiştir.
4. 15 Ekim 2013’te yukarıdaki şikayetler Hükümete iletilmiştir ve başvurunun geri kalanının kabul edilebilir olmadığına karar verilmiştir. Ayrıca Mahkeme İçtüzüğü’nün 41. maddesinin uygulanması ve başvurunun öncelikli olarak ele alınmasına karar verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvurucu 1965 yılında doğmuştur ve Ulan-Ude’de yaşamaktadır.
6. 2007 yılında başvurucunun eşi N.’den bir kızı, A. dünyaya gelmiştir.
7. 2010 yılında başvurucu ve N. boşanmıştır.
8. 18 Ocak 2011’de Oktyabrskiy Bölgesi çocuk bakımı ve velayet makamı (bundan sonra “çocuk bakımı makamı”), A.’nın ikametgahını şöyle tespit etmiştir: tek haftalarda başvurucuyla ve çift haftalarda annesi N. ile. Ocak, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında, A., ayın başvurucunun seçtiği bir haftasında başvurucuyla birlikte yaşayacaktır.
A. Soybağının kaldırılmasından önceki olaylar
9. 22 Mart 2011’de, başvurucu, A.’nın vücudunda çeşitli çürükler olduğunu tespit etmiştir. N.’nin yeni partneri tarafından dövüldüğü ve cinsel olarak istismar edildiğinden şüphelenmesi üzerine, A.’yı N.’ye geri vermeyi reddetmiştir.
10. Takip eden yıl boyunca, A. başvurucu ve babasının annesi olan büyükannesiyle yaşamıştır. Başvurucu, çeşitli kereler N.’nin A.’yı kendi eşliğinde ziyaret etmesine izin vermiştir.
11. 25 Mart 2011’de, başvurucu, polise ve Oktyabrskiy Bölgesi Soruşturma Komitesi’ne kızı A.’nın N.’nin partneri tarafından dövüldüğü ve cinsel istismara uğradığı şikayetinde bulunmuştur. Soruşturma Komitesi bir ön inceleme başlatmıştır.
12. Hem başvurucu hem de N., A.’nın ikametgahının tespiti için Ulan-Ude’deki Oktyabrskiy Bölge Mahkemesi’ne başvurmuşlardır.
13. 25 Nisan 2011’de, öninceleme çerçevesinde, A.’nın bir psikoloğun eşliğinde müfettiş tarafından ifadesi alınmıştır. A., iyi biri olduğu için başvurucuyla yaşamak istediğini, fakat annesi ve annesinin yeni partnerinin ona kötü davrandıklarını belirtmiştir. 27 Temmuz ve 3 Ağustos 2011 tarihlerinde, bir psikoloğun eşliğinde müfettiş tarafından yeniden ifadesi alınmıştır ve daha önceki ifadesini teyit etmiştir.
14. 19 Mayıs 2011’de, Oktyabrskiy Bölge Mahkemesi, N.’nin ikametgah kararı alınması için yaptığı başvuruyu kabul etmiş ve başvurucunun benzer bir başvurusunu ise reddetmiştir. Mahkeme, o ana kadar iki ebeveynin de A.’nın yetiştirilmesinde eşit paylarının olduğunu tespit etmiştir. Her ikisi de yeterli maddi kaynağa sahiptir ve ikisinin de yaşam koşulları eşit oranda tatminkardır. Bununla beraber, A.’nın cinsiyeti ve yaşı dikkate alındığında, annesi tarafından yetiştirilmesi daha uygundur. On iki yaşın altındaki bir çocuk, ancak istisnai koşullarda annesinden ayırılabilir. Mevcut davada bu tür koşulların varlığı tespit edilmemiştir. N. çalışmaktadır ve geliri yeterlidir. A.’daki çürükler, bir düşme neticesinde ya da bir oyun sırasında meydana gelmiş olabilir ve kötü muamele gördüğünü kanıtlamak için yetersizdir. Kötü muamele iddiaları bakımından açılan bir ceza soruşturması hala devam etmektedir. Mahkemece atanan uzman psikoloğun A.’nın duygusal anlamda babasına ve babasının annesi olan büyükannesine annesine olduğundan daha yakın olduğu tespiti, annenin kötü muamele uyguladığını kanıtlayan olguların yokluğunda dikkate alınamaz. Dolayısıyla annesiyle yaşamak A.’nın üstün yararınadır.
15. 20 Mayıs 2011’de çocuk bakımı makamı, A.’nın babasıyla yaşamayı istediğini kaydetmiştir. Başvurucunun dairesinde yapılan bir araştırma, başvurucu tarafından A.’nın normal gelişimi için bütün koşulların sağlandığını göstermiştir. Çocuk bakımı makamı, bu nedenle A.’nın başvurucunun yanında ikamet etmesi gerektiğini tespit etmiştir.
16. 22 Haziran 2011’de, Buryatya Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, temyiz edilen 19 Mayıs 2011 tarihli kararı onamıştır. Bölge Mahkemesinin hukuken öngörülen usulü ihlal ederek, çocuk bakımı makamının tespitlerini ve görüşünü dikkate almadığını tespit etmiştir. Bölge Mahkemesi bu nedenle ağır bir usul ihlalinde bulunmuştur. Bununla beraber, çocuk bakım makamının görüşünün mahkeme için bağlayıcı olmaktan çok tavsiye niteliğinde olduğu dikkate alındığında, bu görüşün dikkate alınmaması esasen isabetli olan kararın tekrar incelenmesini gerektirmemiştir.
17. 30 Temmuz 2011’de, Oktyabrskiy Bölge Soruşturma Komitesi, A.’ya kötü muamele edildiği ve cinsel istismar iddialarına ilişkin ceza davası açmıştır.
18. Başvurucu A.’yı yanında tutmaya devam ettiği için, N., Oktyabrskiy Bölge Mahkemesi’ne başvurucunun A.’yı kendisine geri vermesini gerektiren bir karar alması için başvuruda bulunmuştur.
19. 29 Kasım 2011’de, Oktyabrskiy Bölge Mahkemesi, N.’nin talebini kabul etmiştir. Başvurucunun temyizde onaylanan 19 Mayıs 2011 tarihli karara uymayı reddettiğini tespit etmiştir. Bu karara uygun olarak, başvurucunun A.’yı N.’ye geri vermesinin gerektiğine karar vermiştir. 30 Ocak 2012’de, Buryatya Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, temyiz aşamasında bu kararı onamıştır.
20. Belli olmayan bir tarihte, başvurucu ikinci bir kez Oktyabrskiy Bölge Mahkemesi’ne A. bakımından bir ikametgah kararı alınması için başvuruda bulunmuştur. Aynı zamanda N.’nin A. üzerindeki velayet hakkının sınırlandırılmasını talep etmiştir.
21. 23 Ocak 2012’de, Oktyabrskiy Bölge Mahkemesi, başvuruyu reddetmiş ve 19 Mayıs 2011 tarihli kararındakiyle aynı nedenleri zikrederek, A.’nın annesiyle yaşamasının gerektiği yönündeki daha önceki kararını teyit etmiştir. Mahkeme, N.’nin A. üzerindeki velayet hakkının sınırlandırılması için hiçbir neden bulunmadığını tespit etmiştir. 2 Nisan 2012’de, Buryatya Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, temyiz edilen bu kararı onamıştır.
22. 13 Mart 2012’de, N., A.’yı başvurucudan kaçırmıştır. O zamandan bu yana başvurucunun kızını görmesine engel olmuştur.
23. 20 Mart 2012’de, A.’nın, yeniden müfettiş tarafından bir psikolog eşliğinde ifadesi alınmıştır. A., annesiyle yaşamaktan hoşlandığını ve annesinin kendisine iyi davrandığını söylemiştir.
24. 23 Nisan 2012’de, A., ceza davası kapsamında, müfettiş tarafından görevlendirilen bir psikolog heyeti tarafından muayene edilmiştir. Heyet, A.’da herhangi bir zihinsel gerilik ya da bozukluk bulunmadığını tespit etmiştir. Bununla beraber, yaşı, gelişim düzeyi ve dış etkilere duyarlılığından ötürü, annesi, babası ya da annesinin yeni partneriyle ilişkileri hakkında güvenilir bir tanıklık yapabilecek durumda değildir.
25. 30 Nisan 2013’te, Oktyabrskiy Bölgesi Soruşturma Komitesi, hiçbir kötü muamele ya da cinsel istismar kanıtı bulunmadığını tespit ederek ceza cezai takibata devam etmemeye karar vermiştir. Çürükler bir düşme sonucunda oluşmuş olabilir. Uzmanlara göre, A.’nın annesinin partnerinin kendisine kötü davrandığı yönündeki ifadeleri güvenilebilir değildir. Tanıklar, başvurucunun çocuk istismarı iddialarını teyit eden herhangi bir bilgi sağlayamamışlardır.
B. Soybağının kaldırılması ve sonraki olaylar
26. Başvurucu, A. bakımından bir ikametgah kararı için üçüncü bir kez Oktyabrskiy Bölge Mahkemesine başvurmuştur. Ayrıca N.’nin A. üzerindeki velayet hakkının kaldırılması talebinde bulunmuştur.
27. Yukarıdaki dava görülmekte iken, N. başvurucunun A.’nın babası olduğunu inkar ederek ve isminin A.’nın doğum belgesinden silinmesi ve A.’nın soyadının (family name) ve baba adının (patronymic) değiştirilmesi talebiyle Oktyabrskiy Bölge Mahkemesine başvurmuştur.
28. 23 Temmuz 2012’de, DNA testi sonucunda başvurucunun A.’nın biyolojik babası olmadığı tespit edilmiştir.
29. 18 Eylül 2012’de, Oktyabrskiy Bölge Mahkemesi, N.’nin iddialarını kabul etmiştir. Başvurucunun A.’nın babası olmadığını tespit etmiş ve onunla arasındaki soybağını kaldırmıştır. Başvurucunun isminin A.’nın doğum belgesinden çıkartılmasına ve A.’nın soyadının ve baba adının başvurucuyla ilişkili olmayan bir aile adı ve baba adıyla değiştirilmesine karar vermiştir. 19 Kasım 2012’de, Buryatya Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, temyiz edilmesi üzerine kararı onamıştır.
30. 16 Ocak 2013’te, Oktyabrskiy Bölge Mahkemesi, başvurucunun bir ikametgah kararı alınması ve N.’nin A. üzerindeki velayet hakkından yoksun bırakılması için yaptığı başvuruya ilişkin olan davaya devam etmemeye karar vermiştir. Mahkeme A.’nın biyolojik baba olmadığını ve bundan dolayı da iç hukukta A. üzerindeki velayet hakkı ya da A.’nın ikematgahının düzenlenmesine ilişkin davalar açabilecek statüde olmadığını tespit etmiştir. Başvurucu, hasta olduğu için, duruşmada bulunmamıştır.
31. 27 Şubat 2013’te, Buryatya Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi, temyiz edilen kararı onamıştır. Başvurucuya göre, kendisi duruşma tarihi konusunda bilgilendirilmemiştir. 12 Mart 2013 tarihine değin temyiz kararı hakkında da bilgilendirilmemiştir.
32. 31 Mayıs 2013’te, Buryatya Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi’nden bir yargıç, davanın sonucunu etkileyen esasa ilişkin ya da usuli önemli bir ihlal bulunmadığı için, başvurucunun karar düzeltme talebini inceleme için Mahkeme Başkanlığına yollamayı reddetmiştir. Özellikle, dava dosyasında başvurucuyu temyiz duruşmasının tarihi konusunda bilgilendiren, 7 Şubat 2013 tarihinde kendisine gönderilen bir mektup bulunduğunu kaydetmiştir. Duruşma tarihi hakkındaki bilgi ayrıca mahkemenin resmi web sitesinde de yayınlanmıştır. Dolayısıyla başvurucu usulüne uygun olarak temyiz duruşması tarihi hakkında bilgilendirilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
33. Aile Kanunu, ebeveynlerin çocuğun adına hareket ettiğini ve gerçek kişilerle veya tüzel kişilerle herhangi bir ilişkide çocuğun haklarını ve yararlarını koruduğunu belirtir. Yargı önünde ex officio çocuğun yasal temsilcisi olarak hareket ederler (Madde 64 § 1).
34. Ebeveynlerin ayrılması durumunda, çocuğun ikametgah düzenlemeleri aralarındaki bir anlaşmayla sağlanır. Eğer bu konuda bir anlaşma sağlanamazsa, çocuğun üstün yararı ve konu hakkındaki fikri gözetilerek, ikametgah düzenlemeleri bir mahkeme kararıyla yapılır. Mahkeme, özellikle, çocuğun her bir ebeveyne ve kardeşlerine olan bağlılığını, çocuk ve ebeveynleri arasındaki ilişkiyi, çocuğun yaşını, ebeveynlerin ahlaki ya da diğer kişisel niteliklerini ve her birinin çocuğun yetişmesi ve gelişmesi için gerekli koşulları yaratma imkanlarını (her bir ebeveynin mesleği, çalışma takvimi, maddi ya da ailevi durumu vb. gibi) dikkate almalıdır (Madde 65 § 3).
35. Çocuktan ayrı yaşayan ebeveyn, çocukla kişisel ilişkisini sürdürmeye ve yetiştirilmesine ve eğitimine katılmaya hak sahibidir. Çocukla birlikte yaşayan ebeveyn, çocuğun diğer ebeveynle kişisel ilişki kurmasına, bu tür bir kişisel ilişki çocuğun fiziksel ya da psikolojik sağlığına ya da ahlaki gelişimine zarar vermedikçe engel olamaz (Madde 66 § 1).
36. Bir çocuk ebeveynleriyle, büyükanne ve büyükbabasıyla, erkek ve kız kardeşleriyle ve diğer akrabalarıyla kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir. Ebeveynlerin boşanması, ayrılması ya da evliliklerinin iptal edilmesi, çocuğun haklarını hiçbir şekilde etkilemez. Özellikle de, ebeveynlerin ikametgahlarının ayrı olduğu durumlarda, çocuk her ikisiyle de kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir (Madde 55 § 1).
37. Büyükanne ve büyükbabalar, erkek ve kız kardeşler ve diğer akrabalar çocukla kişisel ilişkilerini sürdürme hakkına sahiptir. Eğer ebeveynler, ya da onlardan biri, yakın akrabaların çocuğu görmesine engel olursa, çocuk bakımı makamı çocuk ve söz konusu akraba arasındaki kişisel ilişkinin sürdürülmesine karar verebilir. Eğer ebeveynler çocuk bakımı makamının kararına uygun davranmazlarsa, ilgili akraba ya da çocuk bakımı makamı kişisel ilişki kurma kararı için bir mahkemeye başvurabilir. Mahkeme, çocuğun yararına bir karar almalıdır ve çocuğun fikrini dikkate almalıdır. Eğer ebeveynler bir mahkeme tarafından verilen kişisel ilişki kurma uymazlarsa, hukuka uygun olarak sorumlu tutulabilirler (Madde 67).
38. Bir mahkeme, diğer şeylerin yanı sıra, ebeveyn çocuğa fiziksel ya da psikolojik şiddet ya da cinsel istismara başvurarak kötü davranıyorsa, diğer partner, vasi, savcı ya da sosyal hizmetlerin talebiyle, bir ebeveyni velayet hakkından (parental authority) yoksun bırakabilir (Madde 69 ve 70 § 1).
39. Bir mahkeme, çocuğun yararına, yakın bir akrabanın, sosyal hizmetlerin, eğitim kurumlarının ya da bir savcının talebi üzerine, bir ebeveynin velayet hakkını sınırlandırabilir ve çocuğu ebeveynin bakımından alabilir. Velayet hakkı, ebeveynin çocuk üzerinde bir tehlike oluşturduğu durumlarda sınırlandırılabilir (Madde 73).
40. Annelik ya da babalığa, bir mahkeme önünde, çocuğun doğum belgesinde onun annesi veya babası olarak kayıtlı kişi tarafından, çocuğun biyolojik annesi ya da babası tarafından, reşit olduktan sonra çocuğun kendisi tarafından, çocuğun vasisi tarafından ya da çocuğun ebeveyni hukuken ehliyetsiz ise ebeveynin vasisi tarafından itiraz edilebilir (Madde 52 § 1).
III. İLGİLİ ULUSLARARASI VE KARŞILAŞTIRMALI BELGELER
A. Birleşmiş Milletler Belgeleri
41. BM Genel Kurulu’nca 1989’da kabul edilen ve Rusya tarafından 1990 yılında onaylanan Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
“1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun üstün yararı temel düşüncedir.
2. Taraf Devletler, çocuğun ebeveynlerinin, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar...”
42. 9. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“1. Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun üstün yararına olduğu yönünde karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun ebeveyninden, onların rızası olmaksızın ayırılmamasını güvence altına alırlar. Ancak ebeveyni tarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması ya da ihmal edilmesi durumlarında ya da ebeveynlerinin birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgahının belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir ...
3. Taraf Devletler, ebeveyninden veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ebeveynin ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler ...”
43. BM Çocuk Hakları Komitesi, çocuğun üstün yararının temel düşünce olarak ele alınması hakkına dair 14 No’lu Genel Yorumunda (2013), özellikle şunları söylemiştir:
“13. Bütün Taraf Devletler, çocuğun üstün yararının dikkate alınması ve temel düşünce olarak kabul edilmesi hakkına saygı göstermeli ve bu hakkı uygulamalıdır ve bu hakkın tam olarak uygulanması için bütün gerekli, iyi düşünülmüş ve somut tedbirleri almakla yükümlüdür.
14. 3. maddenin 1. fıkrası, Taraf Devletlerin üç farklı yükümlülük türüne ilişkin bir çerçeve oluşturmaktadır:
(a) Bir kamu kurumunca atılan her adımda, özellikle de çocuklar üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkisi olan bütün uygulama tedbirlerinde, idari ve adli davalarda, çocuğun üstün yararının uygun bir biçimde gözetilmesi ve tutarlı bir şekilde uygulanmasının sağlanması yükümlülüğü;
(b) Çocukları ilgilendiren bütün yargısal ve idari kararlar gibi politikalar ve mevzuatın da çocuğun üstün yararının temel düşünce olduğunu göstermesinin sağlanması yükümlülüğü. Bu, üstün yararın nasıl incelendiği ve değerlendirildiğinin ve kararda üstün yarara hangi ölçüde ağırlık tanındığının tanımlanmasını da içermektedir ...
15. Uyumun sağlanması için, aşağıdakiler de dahil olmak üzere, Taraf Devletler Sözleşme’nin 4, 43 ve 44. maddesinin 6. fıkrasına uygun olarak birçok uygulama tedbiri almak ve çocuğun üstün yararının bütün eylemlerinde temel düşünce olmasını sağlamak yükümlülüğü altına girmelilerdir.
(a) 3. maddenin 1. fıkrasını içermesi ve çocuğun üstün yararının dikkate alınması gereğinin bütün ulusal yasa ve düzenlemelerde, bölgesel mevzuatta, çocuklara hizmet veren veya hizmetleri çocukları etkileyen özel ya da kamu kurumlarının işleyişini düzenleyen kurallarda ve her düzeydeki adli ve idari davada yansıtılması ve uygulanmasının sağlanması için ulusal mevzuatı ve hukukun diğer kaynaklarını gözden geçirmek ve gerektiğinde değiştirmek ...
(c) çocuğun üstün yararının uygun bir biçimde gözetilmesi ve tutarlı bir şekilde çocuğu ilgilendiren ya da onu etkileyen bütün uygulama tedbirlerinde, idari ve adli davalarda uygulanmasının sağlanması hakkının tam olarak gerçekleştirilmesi için şikayet, hukuk yolu ya da tazmin mekanizmaları ve usullerinin oluşturulması ...
29. Babalık, çocuk istismarı ya da ihmal, aile birleşimi, barınması vb. hukuk davalarında çocuk kendi yararlarını doğrudan ya da bir temsilci aracılığıyla savunabilir. Örneğin çocuk istismarı ya da ihmal davaları gibi evlat edinme veya boşanma işlemleri, velayet, ikametgah, kişisel ilişki ya da çocuğun hayatı ve gelişiminde önemli etkisi olan diğer konularda, çocuk yargılama sürecinden etkilenebilir. Mahkemeler, usuli ya da esasa ilişkin olmaları fark etmeksizin, çocuğun üstün yararının bütün bu tür durumlarda ve kararlarda dikkate alınmasını sağlamalıdır ve bunu etkili bir şekilde yaptıklarını göstermelidir ...
36. Bir çocuğun üstün yararı, bütün uygulama tedbirlerinin alınmasında öncelikli düşünce olacaktır. “Olacaktır” ifadesi, devletler üzerinde güçlü bir yasal yükümlülük doğurur ve devletler çocukların üstün yararının atılan herhangi bir adımda değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve temel düşünce olarak çocuğun üstün yararına uygun ağırlığın tanınıp tanınmayacağı konusunda takdir yetkisi kullanamazlar ...
60. Ailenin ayrılmasının önlenmesi ve aile birliğinin korunması çocuk koruma sisteminin önemli unsurlarıdır ve “[...] ayrılığın çocuğun üstün yararı için gerekli olması haricinde, çocuğun ebeveynlerinden, onların rızası olmaksızın ayırılmamasını” gerektiren 9. maddenin 1. paragrafında öngörülen hakka dayanmaktadır. Üstelik, ebeveynlerinden birinden ya da her ikisinden ayırılan çocuk, “kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, ebeveynin ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme” hakkına sahiptir (madde 9, fıkra 3). Bu aynı zamanda velayet haklarına sahip olan herhangi bir kimse, hukuki ya da geleneksel olarak temel bakımı üstlenenler, evlat edinen ebeveynler ve çocukla güçlü bir kişisel ilişkisi olan kişiler bakımından da geçerlidir ...”
B. Karşılaştırmalı hukuk belgeleri
44. Fransız Medeni Kanunu’nun 371-4 maddeleri, çocuğun üstün yararının gerektirmesi halinde, aile işleri yargıcı çocuk ve akraba olsun ya da olmasın çocukla ya da ebeveynlerinden biriyle düzenli bir biçimde yaşayan, çocuğun eğitimine, günlük bakımına ya da barınmasına katılan ve onunla duygusal bağ kurmuş olan diğer herhangi bir kimse arasındaki ilişkinin şeklini düzenler.
45. Alman Medeni Kanunu’nun 1685. maddesi, çocukla yakın bağları olan herhangi bir kimsenin, çocuk konusunda gerçek bir sorumluluğa sahipse (sosyal ve ailevi ilişkiler) ve eğer bu çocuğun üstün yararınaysa, çocukla kişisel ilişki kurma hakkını ileri sürebileceğini öngörmektedir. Genelde gerçek sorumluluğun kişinin yerel topluluk içerisinde çocukla birlikte uzun bir süre yaşamasıyla üstlenildiği farz edilir.
46. Birleşik Krallık 1989 tarihli Çocuk Yasası’nın 10. maddesi, kişisel ilişki kurma haklarının, özellikle, çocuğun ailenin bir çocuğu durumunda olduğu bir evliliğin (sürüp sürmediği önemli olmaksızın) herhangi bir tarafınca, evlat edinen ebeveynler ya da başvurudan hemen önceki asgari bir yıl boyunca çocukla yaşayan herhangi bir akraba tarafından ya da çocuğun en azından üç yıl süresince birlikte yaşadığı herhangi bir kişi tarafından talep edilebileceğini öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
47. Başvurucu, soybağının kaldırılmasının, kendisini kızıyla kişisel ilişki sürdürme ve onun menfaatlerini mahkemeler önünde savunabilme hakkından mahrum bıraktığından şikayet etmiştir. Sözleşme’nin aşağıdaki gibi olan 8. maddesine dayanmıştır:
“1. Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahalede bulunulamaz.”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
48. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesindeki anlamıyla açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca diğer herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez değildir. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu belirtilmelidir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların görüşleri
49. Hükümet, bir DNA testinin başvurucunun A.’nın biyolojik babası olmadığını ortaya koyduğunu belirtmiştir. Test hukuken öngörülmüş usule uygun olarak gerçekleştirilmiştir ve Rusya mahkemeleri tarafından kabul edilebilir ve başvurucunun A ile olan soybağının kaldırılması kararına yeterli bir dayanak oluşturan güvenilir bir delil olarak kabul edilmiştir. DNA testinin doğruluğundan şüphe duymak için hiçbir neden bulunmamaktadır.
50. Hükümet, soybağının kaldırılmasının, bir çocuğun “yasal” babasının biyolojik baba olmadığının kanıtlandığı durumlarda Sözleşme’ye uygun olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme içtihadına göre, aile hayatına saygı, biyolojik ve toplumsal gerçekliğin yasal bir karineden üstün tutulmasını gerektirmektedir (bkz. Kroon ve Diğerleri - Hollanda, 27 Ekim 1994, § 40, Series A no. 297‑C; ve Shofman - Rusya, no. 74826/01, § 44, 24 Kasım 2005). Üstelik, başvurucunun A. ile olan soybağının kaldırılması kararının iç hukukta bir dayanağı vardır; bu da, babalığın reddi davası açılması için herhangi bir zaman sınırı düzenlemeyen Aile Kanunu’nun 52. maddesidir (bkz. yukarıda 40. paragraf).
51. Hükümet ayrıca Rus hukukuna göre sadece yakın akrabaların -ebeveynler, büyükanne ve büyükbabalar, büyük büyükanne ve büyükbabalar, kardeşler, amcalar, teyzeler ve kuzenlerin - bir çocukla kişisel ilişki kurma hakkına sahip olduğunu belirtmiştir (bkz. yukarıda 37. paragraf). Başvurucunun A. ile olan soybağının kaldırıldığı düşünüldüğünde, iç hukuka göre onunla kişisel ilişkisini devam ettirmesi için hiçbir dayanak bulunmamaktadır. Hükümet, bu bakımdan başvurucunun hiçbir zaman kişisel ilişki kurma kararı için mahkemeye başvurmadığını kaydetmiştir. Her halükarda, başvurucu ve A.’nın annesi arasında bir çatışmanın bulunduğu düşünüldüğünde, başvurucuya kişisel ilişki kurma hakkı tanınması çocuğun üstün yararına olmayacaktır (Nekvedavicius - Almanya (k.k.), no. 46165/99, 19 Haziran 2003 kararına atıfta bulunmuşlardır).
52. Hükümet ayrıca, başvurucunun, iç hukukta A.’nın annesini velayet hakkından yoksun bırakan bir mahkeme kararı başvurusu yapmaya uygun bir statüsünün (standing) olmadığını belirtmiştir. Rus hukuku, sadece bir ebeveyn, bir vasi, bir savcı ya da sosyal hizmetlerin böyle bir mahkeme kararı alınması için başvuruda bulunabileceğini düzenlemektedir (bkz. yukarıda 38. paragraf). Yerel mahkemelerin davaya devam etmeme kararı bu nedenle hukuka uygundur.
53. Son olarak, Hükümet, yerel mahkemelerin bütün kararlarında her zaman A.’nın üstün yararını izlediklerini belirtmiştir. Özellikle de, A.’nın annesince yetiştirilmesinin onun üstün yararına olduğunu tespit etmişlerdir.
54. Başvurucu, iddialarını tekrar etmiştir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
55. Mahkeme, ilk olarak, başvurucu ve A. arasında Sözleşme’nin 8. maddesindeki anlamıyla özel yaşam ya da aile yaşamı oluşturan bir ilişkinin olup olmadığını incelemelidir.
56. Mahkeme, Sözleşme’nin 8. maddesine göre “aile yaşamı” nosyonunun evlilik-temelli ilişkilerle sınırlı olmadığını ve diğer de facto “aile” bağlarını da kapsadığını hatırlatır (bkz. karar metninde başka atıflar da bulunan Anayo - Almanya, no. 20578/07, § 55, 21 Aralık 2010). 8. maddenin amaçları bakımından “aile yaşamı”nın varlığı ya da yokluğu, esasen, yakın kişisel bağların uygulamadaki gerçek varlığına bağlı olan olgusal bir sorundur (bkz. K. ve T. - Finlandiya [BD], no. 25702/94, § 150, ECHR 2001‑VII). Kural olarak, birlikte yaşamak, böyle bir ilişki için bir koşul olabilirse de, istisnai olarak diğer faktörler de bir ilişkinin de facto “aile bağı” oluşturacak kadar yeterli bir tutarlılık taşıdığını göstermeye yarayabilir (bkz. Kroon ve Diğerleri - Hollanda, yukarıda geçen, § 30).
57. Mahkeme daha önce, aylar boyunca birlikte yaşamış olan evlat edinen aile ve evlat edinilen çocuk arasındaki ilişkinin, aralarında biyolojik bir bağ bulunmamasına rağmen, madde 8 § 1’deki anlamıyla aile yaşamı oluşturduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, evlat edinen aile ve çocuk arasında, ebeveynler ve çocukları arasındakine benzeyen yakın bir duygusal bağın geliştiğini ve evlat edinen ailenin her bakımdan çocuğun ebeveynleri gibi davrandıklarını dikkate almıştır (bkz. Moretti ve Benedetti - İtalya, no. 16318/07, §§ 49-50, 27 Nisan 2010, ve Kopf ve Liberda - Avusturya, no. 1598/06, § 37, 17 Ocak 2012).
58. Mevcut davaya dönüldüğünde, Mahkeme, A.’nın başvurucunun N. ile evli olduğu sırada doğduğunu ve onun kızı olarak kaydedildiğini not eder. Başvurucu, A.’nın babası olduğundan hiçbir şüphe duymaksızın, beş yıldan fazla bir süre boyunca onu büyütmüş ve ona bakmıştır. Çocuk bakımı makamı ve uzman psikologların tespit etmiş olduğu gibi, başvurucu ve A. arasında yakın bir duygusal bağ vardır (bkz. yukarıda 14 ve 15. paragraflar). Başvurucu ve A.’nın, başvurucunun A.’nın biyolojik babası olmadığının ortaya çıkmasına değin uzun yıllar boyunca baba ve kız olduklarına kendilerini inandırdıkları düşünüldüğünde ve aralarındaki yakın kişisel bağ dikkate alındığında, Mahkeme aralarındaki ilişkinin madde 8 § 1’deki anlamıyla aile yaşamı oluşturduğunu tespit etmektedir.
59. Mahkeme, bundan sonra başvurucunun aile yaşamına saygısızlık olup olmadığını inceleyecektir.
60. Mahkeme, bir aile bağının varlığının tespit edildiği durumlarda, devletin ilkesel olarak bu bağın sürdürülmesini sağlamaya uygun şekilde davranmak zorunda olduğunu kaydeder. Ebeveyn ve çocuğun birbirlerinin varlığından karşılıklı olarak istifade etmeleri, aile yaşamının temel bir unsurunu teşkil eder ve bunu engelleyen yerel tedbirler Sözleşme’nin 8. maddesince korunan hakka yönelik bir müdahale oluşturur (diğer emsallerin yanı sıra bkz. Monory - Romanya ve Macaristan, no. 71099/01, § 70, 5 Nisan 2005, ve K. ve T. - Finlandiya, yukarıda geçen, § 150).
61. Üstelik, 8. maddenin temel hedefi, kamu makamlarının keyfi eylemlerine karşı bireyi korumaksa da, buna ek olarak aile yaşamına “saygı”nın etkili bir şekilde korunmasına içkin olan pozitif yükümlülükler de bulunmaktadır. Bu yükümlülükler, bireyler arasındaki ilişkiler alanında bile, hem bireylerin haklarını koruyan yargısal ve icrai mekanizmanın düzenleyici bir çerçevesinin sağlanması ve hem de uygulama dahil olmak üzere, aile yaşamına saygıyı güvence altına almak için tasarlanmış tedbirlerin alınmasını kapsayabilir (bkz. Glaser - Birleşik Krallık, no. 32346/96, § 63, 19 Eylül 2000).
62. Devletin pozitif tedbirleri uygulama yükümlülüğüne ilişkin olarak, Mahkeme, defaten 8. maddenin bir ebeveynin çocuğuyla yeniden bir araya gelmek amacıyla tedbirler alma hakkını ve ulusal makamlar üzerinde bu tür bir tedbir alma yükümlülüğünü kapsadığını hatırlatmıştır. Bu ayrıca çocukla kişisel ilişki ve çocuğun ikametgahına ilişkin ebeveynler ve/veya çocuğun ailesinin diğer üyeleri arasında doğan anlaşmazlıklar bakımından da geçerlidir (bkz. karar metninde başka atıflar da Manic - Litvanya, no. 46600/11, § 101, 13 Ocak 2015).
63. Hem negatif hem de pozitif yükümlülükler bağlamında, bireyin ve bir bütün olarak toplumun yarışan menfaatleri arasında adil bir denge kurulmasına dikkat edilmelidir; her iki bağlamda da devlet belli bir takdir marjından faydalanır (bkz. Glaser, yukarıda geçen, § 63). 8. madde, ulusal makamların çocuğun menfaatleri ve ebeveynlerinkiler arasında adil bir denge kurmalarını ve dengeleme sürecinde, temel önemin, niteliği ve ciddiyetine bağlı olarak, ebeveyninkilerine ağır basabilen çocuğun üstün yararına tanınmasını gerektirir (bkz Şahin - Almanya [BD], no. 30943/96, § 66, ECHR 2003‑VIII, ve Płaza - Polonya, no. 18830/07, § 71, 25 Ocak 2011).
64. Mevcut davada başvurucunun A. ile olan soybağı, A.’nın biyolojik babası olmadığının tespit edilmesinin ardından kaldırılmıştır ve ismi A.’nın doğum belgesinden çıkartılmıştır. Bunun sonucu olarak, başvurucu A.’ya ilişkin bütün velayet haklarını kaybetmiştir. Gerçekten de, Aile Yasası, sadece ebeveynler, büyükanne ve büyükbaba, erkek ve kız kardeşler ve diğer akrabaların çocukla kişisel ilişkilerini sürdürmeye hak sahibi olduklarını öngörmektedir (bkz. yukarıda 35 - 37. paragraflar). Hükümet tarafından teyit edildiği gibi, başvurucu, ulusal hukuk uyarınca A. ile kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahip değildir, çünkü artık onun ebeveyni ya da diğer bir akrabası olarak kabul edilmemektedir. Bu koşullarda Mahkeme, kişisel ilişki kararı için mahkemeye yapılan bir başvurunun, mevcut yasalara dayalı olarak, başarısız olmaya mahkum olduğunu kabul etmektedir.
65. Mahkeme, kişisel ilişki kurma haklarını düzenleyen Rus yasal hükümlerinin katılığından endişe duymaktadır. Bu hükümler, çeşitli ailevi durumlara ve çocuğun üstün yararına herhangi bir istisna getirmeksizin, bir çocukla ilişkisini sürdürmeye hak sahibi olan kişilerin tüketici bir listesini oluşturmaktadır. Bunun sonucunda da başvurucu gibi çocukla ilişkili olmayan ama uzun bir süre boyunca onunla ilgilenmiş ve yakın bir kişisel bağ kurmuş bir kimse hiçbir koşulda ve çocuğun üstün yararı dikkate alınmaksızın kişisel ilişki kurma hakkını kazanamamaktadır. Hükümet, bir çocukla ilişkisini sürdürmeye hak sahibi olan kişilerin katı bir listesinin oluşturulmasının ve bu hükümlerin uygulanmasına her bir olayın kendine özgü koşulları içerisinde çocuğun üstün yararına istisnalar getirilmemesinin neden “demokratik bir toplumda gerekli” olduğuna dair herhangi bir neden göstermemiştir.
66. Mahkeme, kişisel ilişki hakları alanında çocuğun üstün yararının genel bir hukuki karine aracılığıyla doğru bir biçimde saptanabileceği konusunda ikna olmamıştır. Büyük bir çeşitlilik arz eden ailevi durumlar dikkate alındığında, Mahkeme, ilgili bütün bireylerin hakları arasında adil bir denge kurmanın olayın kendine özgü koşullarının incelenmesini gerektirdiğini düşünmektedir (bkz. mutatis mutandis, Schneider - Almanya, no. 17080/07, § 100, 15 Eylül 2011). Buna uygun olarak, Sözleşme’nin 8. maddesi, üye devletler üzerinde, biyolojik olarak ilişkili olsun veya olmasın, yeterince uzun bir süre boyunca çocukla ilgilenen kişiyle kişisel ilişkinin sürdürülmesinin çocuğun üstün yararına olup olmadığını her bir olayda ayrı ayrı inceleme yükümlülüğü yüklemektedir. Böyle bir kişisel ilişkinin A.’nın üstün yararına olup olmadığı sorununu hiçbir biçimde incelemeksizin, başvurucuyu A. ile olan kişisel ilişkisini sürdürme hakkından mahrum etmekle, Rusya bu yükümlülüğüne uygun davranmamıştır.
67. Mahkeme, iç hukukun uygulanmasının bir sonucu olarak, başvurucunun soybağının kaldırılmasının ardından tamamen ve otomatik olarak A.’nın yaşamından çıkartıldığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, bir çocuğu bir süre kendi çocuğuymuş gibi yetiştiren bir kimsenin, çocuğun biyolojik babası olmadığının ortaya çıkmasının ardından, çocuğun üstün yararına ilişkin nedenler öyle gerektirmedikçe, çocuğun yaşamından tamamen çıkartılmaması gerektiğini düşünmektedir. Mevcut davada bu tür nedenler ileri sürülmemiştir. Başvurucuyla kişisel ilişkinin A.’nın gelişimi için zararlı olacağı hiçbir aşamada ileri sürülmemiştir. Bunun aksine, hem çocuk bakımı makamı ve hem de uzman psikologlar tarafından başvurucu ve A. arasında güçlü bir karşılıklı bağın olduğu ve başvurucunun çocuğa iyi bir biçimde baktığı tespit edilmiştir (bkz. yukarıda 14 ve 15. paragraflar).
68. Yukarıdakiler göz önüne alındığında, Mahkeme, yetkililerin başvurucu ve A. arasındaki aile bağlarının sürdürülmesi için bir imkan sağlama yükümlülüklerini yerine getiremedikleri sonucuna ulaşmaktadır. Başvurucunun, iç hukuk hükümlerinin katılığından ötürü soybağının kaldırılmasının ardından, A.’nın yaşamından tamamen ve otomatik olarak dışlanması, özellikle de A.’nın üstün yararı uygun bir şekilde dikkate alınmaksızın kişisel ilişki kurma haklarının reddedilmesi, bu nedenle başvurucunun aile yaşamına saygısızlığa yol açmıştır.
Dolayısıyla Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
69. Başvurucu, bir ikametgah emri ve A.’nın annesinin velayet hakkından yoksun bırakan bir karar için yaptığı başvuruya ilişkin davaya devam edilmemesinden şikayetçi olmuştur. Ayrıca 27 Şubat 2013 tarihli temyiz duruşması konusunda bilgilendirilmemesi konusunda da şikayette bulunmuştur. Sözleşme’nin aşağıdaki gibi olan 6 § 1 ve 13. maddelerine dayanmıştır:
Madde 6 § 1
“Herkes, medeni hak ve yükümlülüklerinin ... karara bağlanmasında, ... bir yargı yeri tarafından ... adil ... olarak yargılanma hakkına sahiptir ...”
Article 13
“Bu Sözleşme’de düzenlenen hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal resmi sıfatla hareket eden kişilerden başka kimseler tarafından gerçekleştirilmiş olsa da, ulusal bir makam önünde etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkına sahiptir.”
70. Hükümet, başvurucunun Oktyabrskiy Bölge Mahkemesi’nin 16 Ocak 2013 tarihli kararına ve daha sonraki 27 Şubat ve 31 Mayıs 2013 tarihli temyiz ve karar düzeltme sonucunda alınan kararlara karşı Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi’ne bir karar düzeltme başvurusu yapmadığını belirtmiştir. Yüksek Mahkeme Başkanlığı’na denetleyici gözden geçirme (supervisory review) şikayetinde de bulunmamıştır. Bu nedenle de iç hukuk yollarını tüketmemiştir.
71. Hükümet ayrıca başvurucunun iç hukuka göre A.’nın annesini velayet hakkından yoksun bırakan bir mahkeme emri ya da bir ikametgah emri başvurusu yapacak bir statüye sahip olmadığını belirtmiştir (bkz. yukarıda 38. paragraf) Dolayısıyla yerel mahkemelerin davalara devam etmeme kararları hukuka uygundur. Üstelik başvurucunun ikametgah emri için daha evvelki başvuruları yerel mahkemeler tarafından esastan incelenmiştir. Dahası başvurucu usule uygun olarak 27 Şubat 2013 tarihli duruşma hakkında bilgilendirilmiştir.
72. Başvurucu iddialarını tekrarlamıştır.
73. Mahkeme, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazının başvurucunun Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddeleri uyarınca yaptığı şikayetlerin esasıyla yakından bağlantılı olduğunu ve bu nedenle esasla birlikte incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Mahkeme, şikayetlerin kabul edilebilir olduğunun açıklanması gerektiği ve 8. madde bakımından ulaştığı yukarıdaki sonucun ışığında, başvurucunun Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddelerine göre yaptığı şikayetlerin ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmıştır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
74. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdakileri öngörür:
“Mahkeme, Sözleşme’nin ya da Protokollerinin ihlal edildiğini tespit ederse, ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkanı veriyorsa, gerekli görmesi halinde zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.”
75. Başvurucu adil karşılık talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, kendisine bu bakımdan herhangi bir meblağın ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.
BU NEDENLERLE MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını davanın esasıyla birleştirmeye;
2. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
3. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddelerine ilişkin şikayetlerin incelenmesinin gerekli olmadığına ve bunun sonucu olarak da Hükümetin yukarıda geçen ilk itirazının da incelenmesinin gerekli olmadığına karar verir.
Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri uyarınca İngilizce olarak kaleme alınmış ve 16 Temmuz 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Søren NielsenIsabelle Berro
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
© Avrupa Konseyi/İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 2016
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin resmi dilleri İngilizce ve Fransızca’dır. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin Human Rights Trust Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme çevirinin kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin içtihat veritabanı olan HUDOC’tan () veya Mahkeme’nin bu kararı paylaştığı başka veritabanından yüklenebilir. Bu çeviri, davanın isminin tam olarak yazılması, telif hakkı ibaresi belirtilmesi ve Human Rights Trust Fonu’na atıf yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamının veya bir kısmının ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, belirtilen adresle irtibat kurması rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2016
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2016
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou de toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy