AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
İNCİN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 3534/06)
KARAR
STRAZBURG
9 Ocak 2018
Kesinleşme Tarihi
28 Mayıs 2018
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
İncin/Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Hakimler,
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
5 Aralık 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca on beş Türk vatandaşı (“başvuranlar”) tarafından 7 Aralık 2005 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 3534/06) bulunmaktadır.
2. Başvuranların adları, doğum tarihleri ve ikamet yerleri ekteki tabloda verilmiştir. Başvuranlar Van Barosuna kayıtlı avukat Cemal Demir tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, özellikle, Haziran 1995’te bir akrabalarının öldürülmesiyle ilgili soruşturma ve yargılamaların, Sözleşme’nin 2. maddesinde yer alan usul yükümlülüğünü ihlal ettiğini iddia etmişlerdir.
4. Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında yer alan ve 22 Mart 2005 tarihinden sonra yürütülen soruşturma ve yargılamanın etkililiğine ilişkin şikâyet, 10 Kasım 2015 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiş ve başvurunun geri kalanı kabul edilemez ilan edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Birinci başvuran Habibe İncin, Kerim İncin’in eşidir. İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci başvuranlar çocuklarıdır, sekizinci başvuran annesidir ve diğer yedi başvuran Kerim İncin’in kardeşleridir.
6. Başvuranlardan Halima İncin ve Hazım İncin, 22 Mart 2005 tarihinde avukatlarının yardımıyla Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığına bir dilekçe sunarak köylerinin yakınlarında çıkan şiddetli askeri çatışmalar sebebiyle 1994 yılında aileleri ile birlikte Türkiye’den ayrılıp Irak’taki akrabalarının yanına taşındıklarını iddia etmişlerdir. Kerim İncin, Haziran 1995 yılında alacaklı olduğu bir miktar parayı almak için Türkiye’deki köylerine geri dönmüştür. Köyün muhtarının evinde akşam yemeği yerlerken eve gelen korucular İncin’i yakındaki Geçimli Jandarma Karakolu’na götürmüşlerdir. Kerim İncin karakolda sorgulanmış ve kötü muameleye maruz kalmıştır. Bir hafta karakolda gözaltında tutulduktan sonra askerler İncin’i köye geri götürmüşler ve vurarak öldürüp gömmüşlerdir.
7. Başvuranların avukatı dilekçede, başvuran Hazım İncin’in Irak’tan Türkiye’ye yeni döndüğünü ve babasının öldürülmesine ilişkin resmi olarak şikâyette bulunmak istediğini belirtmiştir. İki başvuran, dilekçede, söz konusu olaya tanık olduklarını iddia ettikleri kişilerin adlarını savcıya vermişlerdir. Savcılıktan, soruşturma başlatılmasını, şüphelilerin ve tanıkların tespit edilmesi ve ifadelerinin alınmasını ve Kerim İncin’in gömüldüğü yerden çıkarılarak öldürülmesinde sorumlu olanların cezalandırılmasını talep etmişlerdir.
8. Savcılık derhal başvuranların iddialarına yönelik bir soruşturma başlatmıştır. Soruşturma sürecinde 2005 ve 2006 yılları arasında başvuranlar ve diğer aile fertlerinin savcılık tarafındanifadeleri alınmıştır. Aynı süreçte savcılık, olayların meydana geldiği sırada o bölgede yaşamış olan ancak İncin’in öldürülmesini takip eden yıllar içerisinde ülkenin başka bir bölgesine taşınmış olan çok sayıda askeri ve tanığı tespit etmiş, bu kişileri davet etmiş ve sorgulamıştır. Bazı tanıklar savcılığa, Kerim İncin’in askerler tarafından köyden alındığını gördüklerini söylemiş ve bunun ardından kısa süre içinde bölgede büyük çaplı askeri bir operasyonun gerçekleştiğini ve Kerim İncin’in bu operasyon sırasında öldürüldüğünü duyduklarını belirtmişlerdir.
9. Sorgulama sırasında bazı askerler savcılığa olayları hatırlamadıklarını söylerken bazıları da olayın gerçekleşmediğini belirtmişlerdir.
10. Sorgulamanın ardından savcılık, Kerim İncin’in öldürüldüğünü ve cesedinin Taşbaşı Köy Mezarlığı’na gömüldüğünü sabit bulmuştur.
11. Savcı, 26 Mayıs 2006 tarihinde Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı’na cesedin çıkarılması amacıyla mezarlığa gitmesi halinde güvenlik sorunlarının olup olmayacağını sormuştur. Buna cevaben, güvenlik güçlerinin yaz aylarında bölgede habersiz operasyon yapmaları sebebiyle mezarlığa gitmenin iyi bir fikir olmadığı belirtilmiştir.
12. Savcı, 2009 yılına kadar ordudan güvenlik durumu ile ilgili gelişmeler hakkında bilgi talep etmeye devam etmiş ve yaklaşık yirmi yazı göndererek köye gitme imkanı ortaya çıkar çıkmaz bilgilendirilmesini talep etmiştir. Kış aylarında yapılan talepler ile ilgili olarak ordu, bölgeye gitmenin kötü hava koşulları sebebiyle mümkün olmayacağını savcılığa iletmiştir. İlkbahar, yaz ve sonbahar aylarında savcılığa verdikleri cevaplarda ise askerler, her an askeri bir operasyon gerçekleştirilebileceğini öne sürerek bölgeyi ziyaret etmenin iyi bir fikir olmadığını belirtmişlerdir.
13. Son olarak, 11 Haziran 2009 tarihinde, savcı, orduya 18 Haziran 2009 tarihinde mezarlığa gitme niyetini bildirmiş ve ordudan ziyareti için gerekli güvenlik önlemlerini almasını istemiştir.
14. Savcı, 18 Haziran 2009 tarihinde söz konusu mezarlığa gitmiş ve bir ceset savcının huzurunda mezardan çıkarılmıştır. Sonrasında DNA testi yapılarak cesedin Kerim İncin’e ait olduğu belirlenmiştir. Adli tıp incelemeleriyle, Kerim İncin’in birlikte gömüldüğü kıyafetlerin üzerinde 10 delik bulunduğu ve ateşli silah sebebiyle, vücudu ve kafatasında meydana gelen birden fazla yaralanmanın ölümüne sebep olduğu belirlenmiştir.
15. Savcılık, 25 Mart 2010 tarihinde delil yetersizliği sebebiyle olayların gerçekleştiği dönemde bölgede, orduda görev yapan on şüphelihakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Ertesi gün düzenlenen bir iddianame ile, olayların meydana geldiği tarihte Kerim İncin’in götürüldüğü iddia edilen Geçimli Jandarma Karakol Komutanı olan Y.K. cinayetle suçlanmıştır.
16. Dava, Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi önünde 12 Nisan 2010 tarihinde görülmeye başlanmıştır. Şikâyetlerini 22 Mart 2005 tarihinde savcıya sunan iki başvuran Halima İncin ve Hazım İncin (bk. yukarıda 6. paragraf), ceza yargılamalarına müdahil olarak katılmışlardır. Dava süresince toplamda yirmi duruşma gerçekleştirilmiştir. Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi, 27 Kasım 2014 tarihinde delil yetersizliği sebebiyle Y.K.’nın beraatine karar vermiştir. Başvuranlar aynı gün Y.K.’nın beraat kararına itiraz etmiştir ve dava halen Yargıtay önünde derdesttir.
17. Mahkeme’nin talebi üzerine Hükümet, geçerli zamanaşımı hükümleri uyarınca Y.K. aleyhine yürütülen ceza yargılamalarının 2025’ten önce zaman aşımına uğramayacağını belirtmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2. maddesine dayanarak, akrabaları Kerim İncin’in yaşam hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, yetkili makamların soruşturma başlatmaya yönelik yasal zorunlulukları olmasına rağmen, aile 2005 yılında resmi olarak şikayette bulunana kadar yetkililerin soruşturma başlatma yönünde adım atmadıklarını iddia etmişlerdir. Şikayetlerinin ardından 2005 yılında başlatılan soruşturma, yıllar boyunca sonuçlandırılmamış ve dolayısıyla, soruşturma makamlarının elinde birçok kanıt olmasına rağmen, Kerim İncin’in gerçekte hangi koşullar altında öldürüldüğünün belirlenememesine yol açılmıştır.
19. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
20. Hükümet, Mahkeme’den, iki sebebe bağlı olarak başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmiştir. İlk olarak, Hükümet, başvuranların, 25 Mart 2010 tarihinde savcılık tarafından verilen ve olayların meydana geldiği tarihte bölgede görevli olan on askeri personel hakkında verilen takipsizlik kararına itiraz etmediklerini ileri sürmüştür (bk. yukarıda 15. paragraf). İkinci olarak, dava Yargıtay önünde derdest iken, başvuranlar Türkiye’de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma imkanına sahiplerdi.
21. Hükümetin, başvuranların on askeri personel hakkındaki takipsizlik kararına itiraz etmeyerek iç hukuk yollarını tüketmemiş oldukları savına ilişkin olarak, öldürülmeyle ilgili bir soruşturmanın durdurulmasına yönelik savcılık tarafından verilen kararlara yapılan itirazların Mahkeme nezdinde Türk hukukunda etkili bir çözüm yolu olarak görüldüğü hatırlatılmalıdır (bk., özellikle, Epözdemir/Türkiye, (k.k.), no. 57039/00, 31 Ocak 2002). Ancak somut davada Mahkeme, başvuranların, akrabalarının öldürülmesinde söz konusu on askeri personelin kesin olarak sorumlu olduğunu iddia etmediklerini gözlemlemektedir. Aslına bakılırsa başvuranlar, belirli herhangi bir kişiyi cinayetle suçlamamakta, ancak akrabalarını vuranların Geçimli Jandarma Karakolu’nda görevli askerler olduğunu ileri sürmektelerdir. Bu amaçla, maktulün annesi ve oğlu olan başvuranlar Halime İncin ve Hazım İncin, Savcı, Geçimli Jandarma Karakol Komutanı’nı cinayetle itham ettiğinde davaya müdahil olarak katılmış (bk. yukarıda 16. paragraf) ve komutan beraat ettiğinde yargılamayı yürüten mahkemenin kararına itiraz etmişlerdir. Dolayısıyla, somut davanın koşullarında Mahkeme, başvuranların, savcının on askeri personeli kovuşturmama kararına itiraz etmemelerinin, iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğuna aykırılık oluşturmadığına kanaat getirmiştir.
22. Hükümetin, başvuranların Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmamış oldukları hususu ile ilgili olarak Mahkeme, benzer davalarda Türk Hükümeti tarafından yapılan benzer itirazları daha önce incelediğini ve reddettiğini belirtmektedir (bk., özellikle, Şükrü Yıldız/Türkiye, no. 4100/10, §§ 42-46, 17 Mart 2015; ayrıca bk., daha yeni, Mızrak ve Atay/Türkiye, no. 65146/12, § 47, 18 Ekim 2016, ve Önkol/Türkiye, no. 24359/10, §§ 68-69, 17 Ocak 2017). Mahkeme, somut davada, yukarıda belirtilen davalardaki tespitlerinden farklı bir karara varmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin başvurunun kabul edilebilirliği ile ilgili ikinci itirazını reddetmektedir.
23. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka herhangi bir gerekçe bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, söz konusu şikayetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
24. Başvuranlar, yetkili makamların öldürme ilgili olarak re ‘sen soruşturma başlatmadıklarını ve ailenin resmi bir şikayet sunmasını beklediklerini iddia etmişlerdir. Ailenin şikayette bulunmasının ardından dahi soruşturma ve dava üstünkörü ve yavaş bir şekilde yürütülmüştür. Örneğin, Kerim İncin sivil nüfusun bulunduğu bir köyde gömülmüştür ve buna rağmen ordu savcıya köyü ziyaret etmenin güvenli olmadığını defalarca söylemiş, savcının cinayet soruşturmasını yürütmesini engellemeye çalışmıştır.
25. Hükümet, soruşturma sürecinin uzunluğunun farkında olduğunu kabul etmiş, ancak soruşturma ve dava sürecinde meydana gelen gecikmelerin, toplamda 163 tanığın ve 11 şüphelinin tespit edilmesi, yerlerinin belirlenmesi ve sorgulanması ile cesedin çıkarılması için mezarlığa gidilmesi hususlarında yetkililerin karşılaştığı zorluklardan kaynaklandığını belirtmiştir. Davaya ilişkin olarak, Hükümet, tarafların avukatlarının katılım göstermemesi ve bazı tanıklarının katılımının sağlanmasında meydana gelen zorluklar sebebiyle duruşmalardan bazılarının ertelenmek zorunda kalınıldığını belirtmiştir.
26. Mahkeme, ilk olarak, başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki şikayetlerinin incelenmesinin, yalnızca 22 Mart 2005 tarihinde resmi olarak şikayette bulunmalarının ardından atılan adımları kapsayacağını, ancak başvuranların akrabasının 1995 yılında öldürüldüğünün görmezden gelinemeyeceğini belirtmektedir. Mahkeme, başvuranların akrabalarının 1995 yılında öldürülmesine ve öldürülme tarihi ile başvuranlar tarafından 22 Mart 2005 tarihinde resmi olarak şikayette bulunulması arasındaki sürede yürütülen soruşturmanın etkililiğine ilişkin şikayetlerin, başvuranların Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde belirtilen altı ay kuralına uymadıkları gerekçesiyle 10 Kasım 2015 tarihli kısmi kararda kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (bk. İncin/Türkiye (k.k.), no. 3534/06, §§ 37-44, 10 Kasım 2015). Mahkeme, aynı kararda, 2005 yılında şikayette bulunulmasının ve sonrasında meydana gelen cesedin çıkarılması, başvuranların gösterdiği özen ve soruşturmada atılan adımlar gibi gelişmelerin, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında yer alan öldürme ile ilgili etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün yeniden geçerli hale gelmesini sağladığı kanaatine varmıştır (aynı karar, §§ 45-47).
27. Mahkeme, Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamında Devletin “yetki alanı dâhilindeki kişilerin Sözleşme’de tanımlanan haklarını ve özgürlüklerini koruma” genel görevi ile birlikte değerlendirilen Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün, güç kullanımı sonucunda hayatını kaybeden kişilerin ölümünü araştırmak için etkili resmi bir soruşturma açılmasını dolaylı olarak gerektirdiğini yinelemektedir. Soruşturma ayrıntılı, tarafsız ve özenli bir şekilde yürütülmelidir (bk. McCann ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, §§ 161-63, Seri A no. 324). Bu bağlamda Mahkeme, özellikle, çabukluk ve makul bir hızlılık şartının da ima edildiğini belirtmektedir. Bir durumun soruşturulmasında ilerlemeyi önleyecek bir takım zorlukların ve engellerin olabileceğini kabul etmek gerekmektedir. Ancak, yetkililerin ölümcül güç kullanımına yönelik soruşturmalarda, hızlı tepki göstermesi genel anlamda yetkililerin hukukun üstünlüğüne bağlılığına duyulan kamu güvenine ve gizli anlaşmaların ya da yasaya aykırı eylemlere tolerans gösterilmesinin önlenmesine yönelik olarak önem taşımaktadır (bk. McKerr/Birleşik Krallık, no. 28883/95, § 114, AİHM 2001‑III ve bu kararda anılan diğer davalar; ayrıca bk., Mocanu ve Diğerleri/Romanya [BD], no. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 316-325, AİHM 2014 (alıntılar); ve Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, §§ 169-182, 14 Nisan 2015).
28. Mevcut başvuruda 2005 yılından sonra yürütülen ceza yargılamalarının hızı ile ilgili olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinde soruşturmaların derhal başlatılması ve makul sürede ilerlemesinin şart koşulduğunu hatırlatmaktadır (bk., diğerleri arasında, McCaughey ve Diğerleri/Birleşik Krallık, no. 43098/09, § 130, AİHM 2013, ve Armani Da Silva/Birleşik Krallık [BD], no. 5878/08, § 237, AİHM 2016).
29. Mahkeme, başvuranların 22 Mart 2005 tarihinde resmi olarak şikayette bulunmasının ardından savcılığın derhal soruşturma başlattığını ve cinayetin ardından geçen yıllar içerisinde ülkenin başka bölgelerine taşınmış çok sayıda tanığın ve askeri personelin yerini belirleyebildiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda 8. paragraf). Savcılık söz konusu kişileri sorgulamış ve sorgulamalardan elde edilen bilgiler ışığında başvuranların akrabasının gömüldüğü yeri bulmuştur.
30. Ancak Mahkeme, 26 Mayıs 2006 ile 11 Haziran 2009 (bk. yukarıda 11-13. paragraflar) arasındaki üç yıl yapılan tek eylemin bölgenin ziyaret ve cesedin çıkarılması için güvenli olup olmadığını konusunda ordu ile yazışmak olduğunu kaydetmektedir. Savcılık ve ordu arasındaki yazışmaları inceleyen Mahkeme, bölgenin güvenliği veya hava koşulları ile ilgili ordu tarafından altı çizilen endişelerin, sivil nüfusun da bulunduğu bir bölgede savcının ziyaretini 3 yıl kadar uzun bir süre boyunca engelleyecek kadar önemli olabileceğini inandırıcı bulmamaktadır.
31. Mahkeme, Geçimli Jandarma Karakol Komutanı’nın davasının 12 Nisan 2010 tarihinde görülmeye başlandığını ve yargılamaların halen Yargıtay önünde derdest olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda 16. paragraf). Hükümet, duruşmalardan bazılarının, avukatların katılmaması ve bazı tanıkların katılımının sağlanmasında yaşanan zorluklar gerekçesiyle ertelemek zorunda kalındığını öne sürmenin dışında, gecikmelere gerekçe göstermemiş ve, özellikle, başvuranların temyiz talebinin, 27 Kasım 2014 tarihinde Yargıtay’a gönderilmiş olmasına rağmen, henüz Yargıtay tarafından incelenmemiş olmasına ilişkin bir açıklama yapmamıştır.
32. Mahkeme, ceza yargılamalarında yukarıda belirtilen, 2005 yılından bu yana 12 yıldır süregelen gecikmelerin, başvuranların yakın akrabalarının ölümünün 22 yıl önce 1995’te meydana gelmiş olmasının, ulusal hukuk kapsamında nasıl düzenlenmiş olursa olsun soruşturma sürecinin derhal başlatılması ve makul bir süre içinde yürütülmesi gerektiği için, Devlet’in Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında yer alan şüpheli ölümlere ilişkin soruşturmaların etkili olmasını sağlama yükümlülüğü ile bağdaşmadığı görüşündedir. Bu kapsamda, somut davada soruşturma ve yargılama sürecinde meydana gelen aşırı gecikmelere yönelik yukarıdaki bulgular, soruşturmanın Sözleşme’nin 2. maddesinin amaçları açısından etkisiz kaldığı sonucuna yöneltmektedir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 2. maddesi usul yönünden ihlâl edilmiştir (bk. Cerf/Türkiye, no. 12938/07, § 81, 3 Mayıs 2016).
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
33. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
34. Başvuranlar, maddi tazminat olarak toplam 1.080.000 avro ve manevi tazminat olarak toplam 1.080.000 avro talep etmiştir. Ayrıca Mahkeme’den, Mahkeme önündeki yargılamalar sırasında yapılan masraf ve giderlerine ilişkin ödeme yapılmasına karar vermesini talep etmiş, ancak herhangi bir miktar belirtmemişlerdir.
35. Hükümet, maddi tazminat talebi ile başvuranların Sözleşme kapsamındaki haklarının ihlal edildiği iddiaları arasında bir illiyet bağı olmadığı kanaatindedir. Ayrıca başvuranların manevi tazminat talebinin aşırı olduğu görüşündedir.
36. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Bununla birlikte, Kerim İncin’in eşi ve çocukları olan başvuranlar Habibe İncin, Veysi İncin, Saniye İncin, Fevzi İncin, Faruk İncin, Hazım İncin ve Hatice İncin’e manevi tazminat olarak müştereken 16.800 avro ödenmesine karar vermiştir. Ek olarak, Kerim İncin’in annesi ve kardeşleri olan başvuranlar Halima İncin, Hedice İncin, Sabriye İncin, Delila İncin, Doğila İncin, Reşit İncin, Nuri İncin ve Abdullah İncin’e manevi tazminat olarak müştereken 3.200 avro ödenmesine karar vermiştir.
37. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, başvuranların masraf ve giderlerini hesaplamadıklarını ve belgelemediklerini göz önünde bulunduran Mahkeme, masraf ve giderlere yönelik taleplerini reddetmektedir.
Gecikme Faizi
38. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Şikayetin sunulduğu 2005 yılından sonra etkili bir soruşturma ve dava sürecinin yürütülmemiş olması sebebiyle Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
3. (a) Kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, davalı Devlet tarafından, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere,
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, başvuranlar Habibe İncin, Veysi İncin, Saniye İncin, Fevzi İncin, Faruk İncin, Hazım İncin ve Hatice İncin’e müştereken 16.800 avro (on altı bin sekiz yüz avro) ödenmesine;
(ii) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, başvuranlar Halima İncin, Hedice İncin, Sabriye İncin, Delila İncin, Doğila İncin, Reşit İncin, Nuri İncin ve Abdullah İncin’e müştereken 3.200 avro (üç bin iki yüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 9 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
EK
1.Habibe İNCİN, 1946 doğumludur ve Irak’ta Mahmur Mülteci Kampında ikamet etmektedir.
2.Veysi İNCİN, 1977 doğumludur ve Irak’ta Mahmur Mülteci Kampında ikamet etmektedir.
3.Saniye İNCİN, 1985 doğumludur ve Irak’ta Mahmur Mülteci Kampında ikamet etmektedir.
4.Fevzi İNCİN, 1985 doğumludur ve Irak’ta Mahmur Mülteci Kampında ikamet etmektedir.
5.Faruk İNCİN, 1990 doğumludur ve Irak’ta Mahmur Mülteci Kampında ikamet etmektedir.
6.Hazım İNCİN, 1986 doğumludur.
7.Hatice İNCİN, 1994 doğumludur ve Van’da ikamet etmektedir.
8.Halima İNCİN, 1926 doğumludur.
9.Hedice İNCİN, 1950 doğumludur ve Van’da ikamet etmektedir.
10.Sabriye İNCİN, 1944 doğumludur ve Van’da ikamet etmektedir.
11.Delila İNCİN, 1952 doğumludur ve Hakkâri’de ikamet etmektedir.
12.Doğila İNCİN, 1955 doğumludur ve Hakkâri’de ikamet etmektedir.
13.Reşit İNCİN, 1956 doğumludur ve Irak’ta Mahmur Mülteci Kampında ikamet etmektedir.
14.Nuri İNCİN, 1966 doğumludur ve Irak’ta Mahmur Mülteci Kampında ikamet etmektedir.
15.Abdullah İNCİN, 1971 doğumludur.
Full & Egal Universal Law Academy