AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
NEBİ DOĞAN / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 56440/07)
KARAR
STRAZBURG
18 Haziran 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Nebi Doğan / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 28 Mayıs 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Nebi Doğan’ın (“başvuran”) 12 Aralık 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 56440/07) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mersin Barosuna bağlı Avukat A. Aktay tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 7 Eylül 2011 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1950 doğumlu olup, Adana’da ikâmet etmektedir.
5. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
6. Kara Yolları Genel Müdürlüğü (“Genel Müdürlük”), 6 Aralık 2000 tarihinde, Ankara - Pozantı otoyolunun bir bölümünün inşa edilmesi amacıyla, başvuranın dâhil olmak üzere, kamu yararı için birçok taşınmazın kamulaştırılmasına karar vermiştir. Bu proje çerçevesinde, yerleşim yerinin bulunduğu ve başvuranın taşınmazını teşkil eden 7291 m2’lik alandan 5851,30 m2’lik bir alana kamulaştırma işlemi yapılmıştır.
7. Kamulaştırma Hakkındaki Kanun’un 8. maddesinde öngörülen satış işlemi bir sonuca ulaşmadığından, Genel Müdürlük, 12 Haziran 2002 tarihinde, kamulaştırma tazminatının belirlenmesi ve söz konusu mülkün kendi adına tapu tescil edilmesi amacıyla, dava açılması için Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi (“AHM”), başvurmuştur.
8. Hâkim, 24 Haziran 2002 tarihinde, bu konuda yetkili bilirkişi komisyonu eşliğinde olay yerine keşif yapmıştır. 15 Temmuz 2002 tarihinde sunulan raporlarında bilirkişiler, kamulaştırma hakkındaki kanun hükümleri uyarınca, AHM’ye başvurulduğu tarihte taşınmazın değeri ve taşınmazın üzerinde bulunan binalar hakkında bir değerlendirme yapmışlardır. Bilirkişiler, kamulaştırma tazminatının, 2.721.296 Türk lirası (TRY) (raporun düzenlendiği tarihte, yani yaklaşık 1.617.670 avro (EUR) olduğunu değerlendirmişlerdir.
9. Davaya taraf olanların bilirkişi raporuna itiraz ettiklerinin belirtilmesinin ardından, hâkim farklı oluşturulan bilirkişi komisyonuyla birlikte olay yerine ikinci defa intikal etmiştir. Bilirkişiler, 10 Ağustos 2002 tarihinde sunulan raporlarında kamulaştırma tazminatının 2.732.154 TRY (yaklaşık 1.736.120 EUR) olduğunu değerlendirmişlerdir.
10. Söz konusu iki bilirkişi çerçevesinde, taşınmazın değeri, kamulaştırma tarihinden önce olağan koşullarda satılan eşdeğer taşınmazların değeriyle karşılaştırma yapılarak bilirkişi komisyonu tarafından belirlenmiştir. Böylelikle, on yedi taşınmaza ilişkin yapılan bir incelemenin ardından, bilirkişiler karşılaştırma için bir tek ve aynı taşınmazı tespit etmişlerdir. Bilirkişiler, başvuranın taşınmazının değerinin, karşılaştırma bağlamında tespit edilen taşınmazın değerinden % 25 oranında düşük olduğu kanaatine varmışlardır. Öte yandan, bilirkişiler aynı proje çerçevesinde, kamulaştırılan köyün diğer taşınmazlarına yönelmişlerdir. Bilirkişiler, bir ırmak ve ulusal otoyol ile ayrılan aralarındaki bazı taşınmazların, tarım arazisi olarak kullanıldığını, erişimlerinin güç olduğunu, başvuranın taşınmazı gibi ırmak ve yalnızca otoyol arasında bulunan taşınmazların, dinlenme alanı olarak ticari kullanıma uygun olduklarını gözlemlemişlerdir. Bilirkişiler, başvuranın taşınmazının ulusal otoyolun kenarında bulunduğunu, benzin istasyonunun ve bir dinlenme alanının yer aldığını kaydetmişlerdir. Ayrıca, bilirkişiler coğrafi ve iklimsel durumu nedeniyle, ihtilaf konusu taşınmazın dinlenme alanının inşa edilmesi için uygun bir bölgede yer aldığını kaydetmişlerdir. Bilirkişiler, bu yol ekseninde hareket eden araçların büyük çoğunluğunun söz konusu alanda bir süre dinlendiğini ve bu alanda dinlenen araçlar ve yolcuların yüksek sayısı nedeniyle, bu taşınmazın ticari potansiyelinin çok önemli olduğunu tespit etmişlerdir. Bilirkişiler, bölgenin coğrafi ve topografik durumu nedeniyle, dinlenme alanı olarak düzenlenecek olan olası taşınmazların oldukça nadir olduğunu eklemişlerdir. Bilirkişiler, bu unsurları dikkate alarak, ihtilaf konusu taşınmazın değerinin köyde kamulaştırılan diğer taşınmazlara göre açık bir şekilde yüksek olduğu, taşınmazın kamulaştırılmayan bir kısmıyla ilgili olarak, söz konusu kısmın artık kullanılmayacak halde olduğu ve ayrıca bu kısmın kamulaştırılmasının uygun olacağı kanaatine varmışlardır.
11. İki bilirkişi komisyonu, biri 18 Eylül 2002 diğeri ise 20 Eylül 2002 tarihinde olan ek rapor sunmuşlardır, Bilirkişi komisyonları, kamulaştırma tazminatını sırasıyla 2.719.978 TRY (yaklaşık 1.682.440 EUR) ve 2.730.915 TRY (yaklaşık 1.689.200 EUR) olarak değerlendirmişlerdir.
12. Birinci ve ikinci bilirkişi komisyonu, sırasıyla 15 Kasım 2002 ve 25 Kasım 2002 tarihlerinde, tazminat için ilk taşınmazın 2.457.502 TRY (yaklaşık 1.585.420 EUR) ve ikinci taşınmazın 2.459.690 TRY (yaklaşık 1.586.840 EUR) değerinde olduğu konusunda yeni bir ek bilirkişi raporu sunmuşlardır.
13. AHM, 23 Aralık 2002 tarihli bir kararla, gecikme faizi haricinde kamulaştırma tazminatını 2.457.502 TRY (AHM’nin karar tarihinde, yaklaşık 1.480.490 EUR) olarak belirlemiş ve ihtilaf konusu taşınmazın tapu sicilinde Genel Müdürlük adına tescil edilmesine karar vermiştir. Bu kararın açıklandığı aynı gün, başvuran mahkeme tarafından ödenmesine karar verilen tutarı almıştır.
14. Yargıtay, 10 Haziran 2003 tarihinde, bilirkişi komisyonu tarafından hesaplanan kamulaştırma tazminat tutarının aşırı yüksek olduğunu değerlendirerek, bu kararın iptal edilmesine karar vermiştir. Yargıtay, kendisi tarafından incelenen diğer davalar ışığında, köyde kamulaştırılan diğer taşınmazlar için belirlenen tazminatların başvuranın taşınmazı için belirlenen tutara göre yirmi ile otuz kat daha düşük olduğunu tespit etmiştir. Yargıtay’a göre, bilirkişiler tarafından tespit edilen özellikler bu tür bir fiyat aralığını haklı çıkarmamaktadır. Ayrıca, Yüksek Mahkeme, karşılaştırma için tespit edilen taşınmazın satış fiyatı ile emlak vergisi bakımından taşınmazın değeri arasında büyük bir farklılık olduğunu kaydetmiştir. Sonuç olarak, Yüksek Mahkeme, ihtilaf konusu taşınmazın - değer kaybetse bile - kamulaştırılmayan bölümünün, tamamen kullanılmaz olmadığı ve bu bölümün kamulaştırılmasının gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
15. Yargıtay, 9 Aralık 2003 tarihinde, başvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
16. Dava dosyasının geri gönderilmesinin ardından, AHM, ek bilirkişi raporlarının Yargıtay kararı ışığında yapılmasına karar vermiştir.
17. Birinci ve ikinci bilirkişi heyeti, kamulaştırma tazminat tutarının, 2.209.608 TRY (yaklaşık 1.205.830 EUR) olduğunu değerlendirmişlerdir. Bilirkişi heyeti, diğer taşınmazlara ilişkin yapılan bir incelemenin ardından, karşılaştırma bağlamında bir taşınmaz tespit etmişler ve başvuranın taşınmaz değerinin, tespit edilenden beş kat daha fazla olduğu kanaatine varmışlardır. Bilirkişiler hesaplarında, ihtilaf konusu taşınmazın kamulaştırılmayan bölümüyle ilgili olarak Yargıtay kararını dikkate almamışlardır.
18. Bununla birlikte, bilirkişi heyetleri, diğer raporlarda bu konuya yönelmişlerdir. Bilirkişi heyeti, kamulaştırılmayan bölümün, değerinden % 70-75 oran kaybettiği kanaatine varmış ve birinci heyet için kamulaştırma tazminatının 2.088.673 TRY (yaklaşık 1.254.130 EUR) ve ikinci heyet için ise 2.108.829 TRY (yaklaşık 1.266.230 EUR) olduğunu değerlendirmiştir.
19. AHM, 29 Kasım 2006 tarihinde, kamulaştırma tazminatının 938.797 TRY (AHM karar tarihinde yani yaklaşık 480.269 EUR) AHM, kararına dayanarak, [ihtilaf konusu taşınmazın] coğrafi durumunu, niteliğini ve diğer bir gerekçe sunmaksızın, değerini etkileyen unsurları” dikkate aldıktan sonra, söz konusu taşınmazın değerinin karşılaştırma için tespit edilen taşınmazın değerinden iki kat daha fazla olamayacağı kanaatine varmıştır. Ayrıca, AHM, kamulaştırılmayan bölümün değerinden % 70 kaybettiğini değerlendirmiştir. Dolayısıyla, AHM, 2.457.502 TRY (yaklaşık 1.257.210 EUR) olan başvurana ilk olarak ödenen tazminatın fazla ödemesinin yani 1.518.705 TRY (AHM karar tarihinde yaklaşık 776.938 EUR) tutarının geri ödenmesine karar vermiştir.
20. Yargıtay, 19 Haziran 2007 tarihinde, AHM kararını onamıştır.
21. Yargıtay, 24 Mart 2008 tarihinde, Genel Müdürlük tarafından yapılan karar düzeltme talebini reddetmiştir.
22. Kamu Hazinesi, 18 Nisan 2011 tarihinde, kendisi tarafından yapılan aylık ödemenin, faizlerin geri ödenmesini bile karşılamadığı konusunda başvuranı bilgilendirmiştir. Kamu Hazinesi, başvuranın mülklerinin zorla ihale cezası altında, iki ay içerisinde borcunun tamamının ödenmesine karar vermiştir.
23. Hazine tarafından yapılan icra işlemi çerçevesinde daha sonraki gelişmeler bilinmemektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
24. Somut olayda, ilgili iç hukuk ve uygulaması kararında Yetiş ve diğerleri/Türkiye (No. 40349/05, § 22, 6 Temmuz 2010) belirtilmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’YE 1. NO.’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
25. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1.No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu madde şu şekildedir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
26. Hükümet, bu tezi kabul etmemektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
27. Hükümet, başvuranın 19 Haziran 2007 tarihli Yargıtay kararı hakkında karar düzeltme talebinde bulunmadığı gerekçesiyle, iç hukuk yollarını tüketmediğinden şikâyet etmektedir.
28. Daha önce, Mahkeme benzer itirazları reddettiğini (bk. Diğer kararlar arasında Türkkan/Türkiye, No. 8774/06, § 15, 15 Şubat 2011 ve Nacaryan ve Deryan c. Türkiye, No.19558/02 ve 27904/02, § 30, 8 Ocak 2008) hatırlatmaktadır. Somut olayda, Mahkeme, diğer bir tespite ulaşmak için hiçbir neden görmemekte ve dolayısıyla, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
29. Öte yandan, Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
30. Başvuran, kamulaştırma tazminatının yetersizliğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, yerel mahkemelerin bilirkişi raporlarını dikkate almadıklarından ve ihtilaf konusu taşınmazın değerinin, referans alınan taşınmazın değerinden iki kat daha fazla olamayacağını değerlendirmelerinden şikâyet etmektedir. İlgili, bilirkişilerin tazminatın belirlenmesi sırasında Kamulaştırma Kanunu’nda belirtilen bütün kriterleri incelerken, mahkemelerin taşınmazın durumunu, niteliklerini, özelliklerini, ticari kullanım niteliğini ve potansiyelini dikkate almadıkları kanaatine varmaktadır.
31. Hükümet, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin, her durumda tam bir tazminat hakkını güvence altına almadığı kanaatine varmaktadır. Hükümet, başvuranın itirazlarına karar vermeye davet edilen Yargıtay dairesinin, tazminat tutarının değerlendirilmesinde yetkili olduğunu belirtmektedir. Hükümet, 10 Haziran 2003 tarihli Yargıtayın karar tespitlerine atıfta bulunmakta ve yerel mahkemeler tarafından belirlenen tazminatın, aynı bölgede bulunan taşınmazların ortalama değerine göre makul olduğunu savunmaktadır.
32. Mahkeme, mülklere saygı hakkına her türlü ihlali çerçevesinde, toplumun genel menfaat gereklilikleri ve kişinin temel haklarının korunmasına ilişkin zorunluklar arasında “adil bir dengenin” kurulması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Perdigão/Portekiz [BD], No. 24768/06, § 63, 16 Kasım 2010). Ayrıca, Mahkeme, mülkün değerine göre makul bir tutar ödenmeksizin, mülkiyetten yoksun bırakılmanın genellikle aşırı bir müdahale teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (Papachelas/Yunanistan [BD], No. 31423/96, § 48, AİHM1999‑II).
33. Öte yandan, Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinde öngörülen usuli güvencelerin, mahkemelere kararlarını dayandırdıkları gerekçeleri yeterli bir şekilde sunma yükümlülüğünün bulunmamasının, Sözleşme ile korunan hakları teorik ve yanıltıcı hale getirebileceği hususunu kapsadığını yinelemektedir. Davacının her argümanına ayrıntılı bir yanıt gerekmeksizin, bu yükümlülükte mağdur olan tarafın temel iddialarının dikkatli ve özenli bir şekilde ele alınmasını bekleyebileceği öngörülmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, No. 34764/05 ve diğer 3 başvuru , § 54, 1 Şubat 2011 ve içinde bulanan atıflar).
34. Somut olayda, Mahkeme, ulusal mahkemelerin hangi dayanak üzerinden tazminat tutarını belirlemeleri gerektiği hususunda karar vermeye davet edilmediği kanaatine varmaktadır. Nitekim, Mahkeme, ihtilaf konusu taşınmazın değer tahmini için tespit edilmesi gereken kriterlerin ve ödenmesi gereken tutarların belirlenmesi için Türk mahkemelerinin yerine geçemez, özellikle Mahkemenin görevi, ulusal mahkemelerin kararlarının keyfi veya açıkça mantıksız olup olmadığını sağlamaktır (Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], No. 73049/01, § 83, AİHM 2007‑I).
35. Mahkeme, bu noktada, ihtilaf konusu taşınmazın değerinin farklı olarak oluşan iki bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen birçok bilirkişi raporunda konu edildiğini gözlemlemektedir. Bilirkişiler, kamulaştırma tazminatının belirlenmesi için tespit edilmesi gereken bütün kriterleri özenle incelemiş ve söz konusu taşınmazın özelliklerini vurgulamışlardır. Bilirkişiler, söz konusu mülkün, diğer taşınmazlardan hangi ölçüde ayrıldığını belirtmişlerdir.
36. Ardından, Mahkeme, bilirkişilerin her zaman kamulaştırma tazminatını 2.000.000 TRY üzerinde hesapladıklarını tespit etmektedir. Ayrıca, Mahkeme, Hükümetin 10 Haziran 2003 tarihli Yargıtay kararının tespitlerine atıfta bulunması nedeniyle, itirazdan sonra düzenlenen bilirkişi raporları ve bu karar ışığında bu tür bir tutarın onaylandığının altını çizmektedir. Hâlbuki AHM, kamulaştırma tutarını daha düşük bir tutar ile yani 938.797 TRY olarak belirlemiştir. Bu nedenle, AHM, yalnızca başvuranın mülk değerinin tahmini için tespit edilmesi gereken kriterleri belirtmiş ve hiçbir açıklama getirmeksizin bu mülkün, referans alınan taşınmazın değerinin iki katı olamayacağını değerlendirmiştir.
37. Şüphesiz, Mahkeme, bilirkişi raporlarının AHM’yi bağlamadığını ve dolayısıyla, AHM’nin bilirkişiler tarafından belirlenen tutara göre daha düşük bir tazminat ödeyebileceğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesi uyarınca, bilirkişi raporlarının tespitlerinden uzaklaşmak için nedenlerini belirtmek ve kamulaştırma tazminatının belirlenmesi için bilirkişiler tarafından hesaplanan tutarlardan daha düşük bir tutara karar verdikleri belirli gerekçeleri sunmak söz konusu mahkemenin görevidir. Bu bağlamda, Mahkeme, yalnızca dikkate alınması gereken kriterlerin belirtilmesinin, yeterli bir gerekçe olarak kabul edilemeyeceği kanaatine varmakta, zira AHM neden ve ne şekilde başvuranın taşınmazının değerinin, referans alınan taşınmazın değerinden iki katına ulaşamayacağının sonucuna varılmasına yol açacak söz konusu kriterlerin değerlendirmesini sunmamıştır (bk. mutatis mutandis (gereken düzeltmelerin yapılması koşuluyla), Kutlu ve diğerleri/Türkiye, No. 51861/11, § 72, 13 Aralık 2016).
38. Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından olası yapılan fiili veya hukuki hataların değerlendirilmesi amacıyla, sahip olduğu sınırlı yetkiye rağmen, tazminat tutarının belirlenme şeklinin, ihtilaf konusu taşınmazın değerine göre makul olduğunu belirtmek için kendisine imkân sağlamadığı kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, genel menfaat ile başvuranın haklarının korunmasına ilişkin zorunluluklar arasında kurulması gereken adil dengenin muhafaza edildiğinin sonucuna varılması için hiçbir bilgi bulunmamaktadır (idem, §§ 73-75).
39. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
40. Başvuran, benzer olaylara dayanarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
41. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesine ilişkin tespiti dikkate alarak, somut olayda ileri sürülen hükmün ihlal edilip edilmediği konusunun incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
42. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. “
43. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi tazminat bağlamında, idareye daha önce geri ödediği tutara tekabül ettiği kanaatine vardığı bir tutar olan 190.000 Türk lirası (TRY) (talebin yapıldığı tarihte yani yaklaşık 80.000 avro (EUR)) talep etmektedir. Başvuran, destekleyici belge olarak, ödeme makbuzlarını sunmaktadır. Öte yandan, başvuran yine maddi tazminat bağlamında, tazminat fazlasının geri ödenmemesi ve kendisini hedef alan geri ödeme taleplerinden vazgeçilmesi yönünde karar vermeye Mahkemeyi davet etmektedir. Sonuç olarak, başvuran taleplerini rakama dökmeksizin, manevi zarar için bir tazminat ve masraf ve giderlerin ve ayrıca avukat ücretlerinin geri ödenmesini talep etmektedir.
44. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
45. Mahkeme, maddi tazminat ile ilgili olarak, başvurana ödenen kamulaştırma tazminatının önemli bir bölümünün geri ödenmesinin idare tarafından talep edildiğini ve daha önce ilgilinin ödemenin bir kısmını yaptığını tespit etmektedir. Mahkeme, geri ödeme yükümlülüğünün, Sözleşme’ye 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin bir sonucu olduğunu gözlemlemektedir. Üstelik, geri ödenmesi gereken tutar, hiçbir objektif kriter dikkate alınmaksızın ve üstelik benzer birçok bilirkişi raporuna rağmen belirlenmiştir. Dolayısıyla, tespit edilen ihlal, finansal sonuçların rakama dökülemeyeceği usuli bir yetersizlikle sınırlı kalmamakta ancak büyük ölçüde azalan mülkün miras değeriyle ilgili olarak, ağır sonuçlara yol açmaktadır.
46. Mahkeme, başvuranın tespit edilen ihlalden önce, kendi durumuna benzer bir durumda bulunması gerektiğini değerlendirmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın idareye ödemesi gerektiği tutarı karşılayan bir tutar olan maddi tazminat olarak ilgiliye 80.000 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır. Ayrıca, Mahkeme, başvuranı hedef alan tazmin taleplerinden vazgeçilmesinin sağlanmasının Devletin görevi olduğu kanaatine varmaktadır.
47. Mahkeme, hakkaniyetle karar vererek, manevi tazminat ile ilgili olarak, başvurana 1.500 EUR ödenmesine karar vermiştir.
48. Mahkeme, ilgili belgelerin bulunmadığını dikkate alarak, masraf ve giderler bağlamında yapılan taleple ilgili olarak, bu talebin reddedilmesine karar vermiştir (Ato/Türkiye, No. 29873/02, § 27, 8 Haziran 2010).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesine ilişkin şikâyetle ilgili olarak, kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 6. maddesine ilişkin şikâyetin incelenmesine gerek olmadığına;
4.
a) davalı Devlet tarafından başvurana, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki tutarların ödenmesine;
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, maddi tazminat olarak 80.000 EUR (seksenbin avro),
II. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.500 EUR (binbeşyüz avro),
b) söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
5. Geri kalan için adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 18 Haziran 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Full & Egal Universal Law Academy