AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
NECDET VURAL / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 35555/19)
KARAR
STRAZBURG
17 Aralık 2024
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Necdet Vural / Türkiye davasında,
Başkan,
Péter Paczolay,
Hâkimler,
Anja Seibert-Fohr,
Gediminas Sagatys
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1974 doğumlu, Antalya’da ikamet eden ve Mahkeme önünde Antalya Barosuna bağlı Avukat E.H. Yeşildağ tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Necdet Vural (“başvuran”) tarafından 21 Haziran 2019 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 35555/19);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair kararı;
tarafların beyanlarını;
ve Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak;
26 Kasım 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın cezaevinde, kendisi tarafından satın alınan veya yakınları tarafından gönderilen yayınları alma talebinin yerel mahkemeler tarafından reddedilmesine ilişkindir.
2. Mevcut başvuruya konu olan olayların yaşandığı dönemde başvuran, Türk makamları tarafından “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (“FETÖ/PDY”) olarak adlandırılan silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla Sincan T-Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak yargılanmaktaydı.
3. 7 Kasım 2016 tarihinde başvuran Ankara Batı İnfaz Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 62 § 3 maddesine dayanan başvuran, masrafları kendisine ait olmak üzere veya birinci derece yakınları tarafından teslim edilmek suretiyle süreli ve süresiz yayınlara edinmek için izin talep etmiştir. Başvuran talebini, aşırı kalabalık sebebiyle cezaevi kütüphanesine erişimin pratik olmaması olarak gerekçelendirmiştir.
4. Ankara Batı İnfaz Hâkimliği 8 Kasım 2016’da, iç hukuktaki belirli bir hükme atıfta bulunmaksızın, Sincan Ceza İnfaz Kurumu Eğitim Kurulunun 17 Ağustos 2016 tarihinde verdiği bir karara dayanarak başvuranın talebini reddetmiştir. Söz konusu karar, mahkûmların, hücre arkadaşlarının ve genel ceza infaz kurumu nüfusunun güvenliğini tehdit edebilecek yangın çıkarma riski de dâhil olmak üzere, kitapların kötüye kullanımı ihtimaline ilişkin endişeler nedeniyle mahkûmlara yayın dağıtımını askıya almıştır.
5. Ankara Batı Ağır Ceza Mahkemesi, kararın hukuka ve usule aykırı olmadığını değerlendirerek başvuranın karara itirazını reddetmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi 25 Aralık 2018 tarihli özet kararında, başvuranın bireysel başvurusunun açıkça dayanaktan‑yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Karar, 28 Aralık 2018 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
7. Başvuran, masrafları kendisi tarafından karşılanmak veya birinci dereceden yakınları tarafından kendisine gönderilmek üzere ceza infaz kurumunda yayın alma talebinin yerel mahkemeler tarafından reddedilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında bilgi alma ve verme hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur.
İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE
8. İlgili tarihte yürürlükte olan 5275 sayılı Kanunun 62 § 3 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Kurum disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran yahut müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye verilmez.”
9. Söz konusu Kanunun 86 § 2 maddesi aşağıdaki gibidir:
Kurumun düzen ve güvenliğini, hükümlülerin sağlığını bozabilecek nitelikteki eşya ve maddeler (...) kuruma sokulamaz. (...)”
10. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi Hakkında Tüzük’ün 125. maddesi şöyledir:
Hükümlülerin adlarına posta veya kargo ile gönderilen havale ve eşya, kurum mutemedi tarafından en geç 7 gün içinde postadan alınır. Gönderi, içeriği itibariyle kuruma sokulması ve bulundurulması mevzuat hükümlerince sakıncalı olmaması hâlinde hükümlüye teslim edilir. Sakıncalı olduğu belirlenen gönderiler hakkında, posta veya kargodan alındığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde hükümlüye yazılı bilgi verilir. Hükümlü, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde infaz hâkimliğine itiraz hakkını kullanmadığı takdirde, gönderi, göndericiye veya hükümlünün göstereceği kişiye iade edilir. Hükümlünün isteği halinde ilk ziyaret günü yakınlarına verilmek üzere kurum emanet deposunda saklanabilir. Ancak eşyanın bozulabilir olması veya maddi değerinde azalma olasılığının bulunması halinde, gönderi gönderene iade edilir.”
11. Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi 11. maddesi aşağıdaki gibidir:
a) Mahkemelerce yasaklanmış olan
b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.
(...)”
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Hükümet üç adet ön itirazda bulunmuştur. İlk olarak, başvuranın, şikâyetlerini öncelikle ceza infaz kurumu idaresi önünde dile getirmek yerine doğrudan İnfaz Hâkimliğine sunması sebebiyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. İkinci olarak, Hükümet, başvuranın ceza infaz kurumu idaresinden herhangi bir yayın talep etmediği, yakınlarının kendisi için herhangi bir kitap veya yayın getirmediği ve ceza infaz kurumu kütüphanesine erişiminin devam ettiği nedeniyle mağdur statüsünün olmadığını ileri sürmüştür. Son olarak, Hükümet, ceza infaz kurumu idaresinin başvuranın süreli ve süresiz yayınlara erişim hakkına yönelik aktif bir kısıtlama getirmemesi ve ayrıca başvuranın tutukluluğu sırasında kurum kütüphanesinden beş kitap ödünç aldığını belirtmesinden dolayı başvurunun açıkça dayanaktan‑yoksun olduğunu ve kabul edilemez bulunması gerektiğini ileri sürmüştür.
13. Başvuran, Hükümetin başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin itirazlarına herhangi bir yorumda bulunmamıştır.
14. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin ilk ön itirazı hakkında Mahkeme, başvuranın ceza infaz kurumunda yayınlara erişebilme talebine ilişkin şikâyetlerini ilgili İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde ve sonra Anayasa Mahkemesi önünde dile getirdiğini yineler. Söz konusu yerel mahkemelerin hiçbiri, başvuranın öncelikle ceza infaz kurumu idaresine şikâyette bulunma gerekliliğine uymadığını düşünmemiştir. Ayrıca, bu yerel mahkemelerin hepsi başvuranın şikâyetlerinin esasını incelemiştir. Bu koşullar altında, başvuranın, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi anlamında iç hukuk yollarını tüketmediği söylenemez. Sonuç olarak, Hükümetin itirazının bu kısmının reddedilmesi gerekmektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, İlerde ve Diğerleri / Türkiye, no. 35614/19 ve 10 diğer başvuru, §§ 145-47, 5 Aralık 2023).
15. Hükümetin, başvuranın mağdur statüsü bulunmadığına ilişkin ikinci ön itirazı ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın ceza infaz kurumu içinde diğer bilgi ve fikir kaynaklarına erişebilmesine rağmen, ceza infaz kurumu idaresinden talep edebileceği veya yakınlarının kendisine getirebileceği yayınlara erişiminin özellikle engellendiğini gözlemlemektedir. Bu durum mevcut davanın temel konusudur. Başvuranın, Eğitim Kurulunun mahkumlara yayın dağıtımını genel olarak askıya aldığı Sincan Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olduğu göz önünde bulundurulursa (bk., yukarıda 4 paragraf), başvurana belirli bir yayının teslim edilmesini reddeden somut bir tedbir olmasa bile, cezaevinde yayınlara erişme yasağından doğrudan etkilenmiş ve dolayısıyla mağdur olmuştur (ilgili ilkeler için karşılaştırın Burden / Birleşik Krallık [BD], no. 13378/05, §§ 33-34, AİHM 2008 bu kapsamda anılan diğer kararlar). Bu nedenle Mahkeme, bu itirazı reddeder (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Osman ve Altay / Türkiye, no. 23782/20 ve 40731/20, § 33, 18 Temmuz 2023).
16. Hükümetin üçüncü ön itirazı konusunda ise Mahkeme, Hükümetin ileri sürdüğü argümanın, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca şikâyetin esasının incelenmesini gerekli kılan hususları ortaya koyduğu kanısındadır (bk., Osman ve Altay, yukarıda anılan, § 34).
17. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
18. Tutukluların cezaevinde yayınlara erişme yasağının Sözleşme’nin 10. maddesine uygun olmasına ilişkin genel ilkeler Mehmet Çiftçi / Türkiye (no. 53208/19, §§ 32-45, 16 Kasım 2021) ve Osman ve Altay (yukarıda anılan, §§ 40-59) kararlarında ortaya konmuştur.
19. Mahkeme, başvuranın cezaevinde yayın alma talebinin reddedilmesinin, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki bilgi ve fikir alma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini düşünmektedir (ayrıca kıyaslayın, Osman ve Altay, yukarıda anılan, § 41, ve Mehmet Çiftçi, yukarıda anılan, § 33).
20. Mahkeme, ne ceza infaz kurumu yetkililerinin ne de ulusal mahkemelerin başvuranın talebini reddederken herhangi bir yasal hükme atıfta bulunmadığını gözlemlemektedir (bk., paragraf 4 ve 5). Bununla birlikte Hükümet, şikayet konusu müdahalenin yasal dayanağının 5275 sayılı Kanunun 62 § 3 ve 86 § 2 maddeleri, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi Hakkında Tüzük’ün 125. maddesi ve Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi 11. maddesi olduğunu ileri sürmüştür (bk., yukarıda 8-11 paragraflar).
21. Mahkeme, Hükümet tarafından ihtilaflı tedbirin yasal dayanağı olarak gösterilen hükümlerin esasen ceza infaz kurumuna gönderilen yayın veya materyallerin tehlikeli içerik olasılığının değerlendirilmesine ilişkin olduğunu kaydeder. Bununla beraber, müdahalenin gerekliliğini incelerken aşağı ulaştığı sonucu (bk., aşağıda 24 ve 25 paragraflar) dikkate alan Mahkeme, müdahalenin Sözleşme’nin 10 § 2 maddesi anlamında “kanunla öngörülüp öngörülmediği” sorusu hakkında karar vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir.
22. Mahkeme ayrıca, söz konusu müdahalenin Sözleşme’nin 10 § 2 maddesi kapsamında meşru bir amaç güttüğünü, yani düzensizliğin ve suçun önlenmesini amaçladığını kabul etmektedir.
23. Müdahalenin gerekliliği hakkında, Mahkeme, İnfaz Hakimliğinin mahkumların kitapları yangın çıkarmak gibi kötüye kullanma potansiyeli nedeniyle başvuranın ceza infaz kurumu dışından süreli ve süresiz yayın alma talebini reddettiğini ve böylece ceza infaz kurumundaki güvenlik ve emniyet için önemli bir tehdit oluşturduğunu kaydeder (bk., yukarıda 4 paragraf).
24. Mahkeme, genel olarak, ulusal makamların değerlendirmelerinin, yayınların başvuranlara teslim edilmesinin reddedilmesini gerekçelendirmek için kabul edilebilir gerekçeler olarak değerlendirilebileceğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, ne İnfaz Hâkimliğinin kararının ne de sonrasında iç hukuk mahkemeleri tarafından verilen kararların, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile ceza infaz kurumlarında güvenlik ve disiplinin korunması gibi söz konusu diğer menfaatler arasında, ifade özgürlüğüne ilişkin davalarda Mahkeme tarafından belirlenen kriterlere uygun olarak yeterli bir dengeleyici uygulama yapıldığını göstermediğini kaydeder. İnfaz Hâkimliği kararında, yangın çıkarmak gibi kitapların kötüye kullanılması riskine atıfta bulunmuş olsa da, yayınların ceza infaz kurumunda kendisine teslim edilmesinin olası etki ve risklerini değerlendirmek için başvuranın kişisel durumunu dikkate almamıştır. Ağır Ceza Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesinin müteakip kararlarında ise bu eksiklikleri gidermek için yeterli gerekçeler içermemektedir. Mahkeme halihazırda böyle bir yaklaşımın Sözleşme’nin 10. maddesine aykırı olduğunu belirtmiştir (bk., Osman ve Altay, yukarıda anılan, § 56, ve Mehmet Çiftçi, yukarıda anılan, § 40).
25. Yukarıda anlatılanlar ışığında Mahkeme, Hükümetin, ulusal makamların ihtilaf konusu tedbiri gerekçelendirmek için dayandıkları gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğunu ve bu tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu kanıtlamadığı sonucuna varmıştır.
26. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlâl edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
27. Başvuran herhangi bir maddi tazminat talep etmemiş, ancak manevi tazminat olarak sembolik olarak EUR 1 (1 avro) talep etmiştir. Masraf ve giderler için, kesin bir miktar belirtmemiş fakat Mahkemeye başvururken ortaya çıkan posta masraflarının tahmini tutarını talep etmiştir. Başvuran, Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderleri gösteren herhangi bir makbuz veya fatura sunmamıştır.
28. Hükümet, başvuranın, Mahkeme İç Tüzük’ünün 60. maddesi uyarınca, esasa ilişkin yazılı görüşleriyle birlikte gerekli destekleyici belgeleri sunma yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve iddia edilen ihlal ile talep edilen tazminat arasında nedensellik bağı bulunmadığını ileri sürerek bu taleplere itiraz etmiştir.
29. Manevi tazminat hakkında, mevcut davaya özgü koşulları göz önünde bulunduran Mahkeme, ihlal tespitinin, iddia edilen manevi zarar için tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğini düşünmektedir.
30. Başvuran tarafından talep edilen masraf ve giderler hakkında, Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elindeki bilgileri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, masraf ve giderlere ilişkin talebi reddeder.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine, İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine, Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 17 Aralık 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Péter Paczolay
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan