Neshkov ve Diğerleri / Bulgaristan – 36925/10 ve diğerleri - 27.1.2015 tarihli Karar [IV. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Dava, Bulgaristan’daki çeşitli ıslahevlerindeki tutukluluk koşullarıyla ilgilidir. Başvuranlar, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiş ve birinci başvuran (Neshkov) ayrıca, etkin bir hukuk yolunun bulunmayışı nedeniyle Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Mahkeme önceden, bunun dışında 20’den fazla davada Bulgaristan’daki tutukluluk koşullarını Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında incelemiştir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ise defalarca, Bulgaristan’ın ıslahevlerindeki tutukluluk koşullarını Sözleşme standartlarına uygun hale getirmek üzere ek tedbirler alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bulgaristan mahkemelerinin 2003 yılında, hukuka aykırı eylemlerden veya ihmallerden ötürü yetkililerin sorumluluğuna ilişkin genel yasa hükmü kapsamında, “kötü koşullar altında tutulan kişilere tazminat ödenmesine hükmettiği” doğrultusunda Hükümet tarafından 2008 yılında sunulan bilgiyi memnuniyetle karşılayan Mahkeme, söz konusu hukuk yolunun tüketilmediği ve kişilerin artık bu türden koşullar altında tutulmadığı davalarda ileri sürülen bu tür şikâyetleri kabul edilemez bulmaya başlamıştır. Ancak Mahkeme, yetersiz koşullarda tutulmaya devam eden kişiler açısından, bu türden koşullar altında tazminat ödenmesine hükmetmenin yeterli olmayacağı gerekçesiyle şikâyetleri kabul edilemez bulmamıştır.
Hukuksal Değerlendirme – Madde 13
(a) Tazminat sağlayıcı hukuk yolu – Mahkeme önceden, Devlet ve Belediyelerin Zarardan Ötürü Sorumluluğuna ilişkin 1988 tarihli Kanunun 1. maddesi kapsamındaki tazminat davalarının, iddia edilen ihlalin sona ermiş olduğu hallerde tutukluluk koşullarına ilişkin olarak Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetler bakımından etkin bir iç hukuk yolu olduğunun değerlendirilebileceğini kabul etmiştir. Birinci başvuranın aleyhine açılan iki yerel davada bir dizi sorunlar ön plana çıkmıştır: mahpuslar tarafından ortaya konması gereken belirli fiillerin veya ihmallerin açıklığa kavuşturulmaması, aşırı derecede katı bir ispat yükümlülüğünün bulunması, tutukluluk koşullarının toplam etkisi yerine tekil yönlerini değerlendirme eğiliminde olunması, kısa sürede dahi uygunsuz koşulların manevi zarara sebebiyet vereceğinin varsayılması gerektiğinin kabul edilmemesi ve iç hukuktaki süre sınırlarının olayın tamamının süreklilik arz eden niteliği göz önünde bulundurulmaksızın uygulanması. Dolayısıyla, birinci başvuranın 1988 tarihli Kanunun 1. maddesi uyarınca açtığı iki tazminat davasının etkin bir hukuk yolu olduğunun değerlendirilmesi mümkün olmamıştır.
Birinci başvuranın karşılaştığı sorunların, tutukluluk koşulları bakımından 1988 tarihli Kanun uyarınca tazminat talebinde bulunan birtakım kişilerin de karşılaştığı sorunları temsil ettiği görülmüştür. Gerçekten de, bu tür davaların sadece %30’u tazminat ödenmesine hükmedilmesiyle sonuçlanmıştır. Mahkeme özellikle, bu türden davaları incelerken yerel mahkemelerin sıklıkla insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı konusundaki genel kuralı dikkate almadığını, ancak sadece tutukluluk koşullarına ilişkin somut kanuni veya düzenleyici hükümleri dikkate aldığını kaydetmiştir. İlaveten, yerel mahkemeler genellikle, kötü tutukluluk koşullarının ilgili kişinin manevi zarara uğramasına neden olacağının varsayılması gerektiğini de kabul etmemiştir. Ayrıca bu türden davalarda doğru sanıkların kimler olduğu konusunda da belirsizlik söz konusu olmuştur. Dolayısıyla 1988 tarihli Kanunun 1. maddesi kapsamındaki hukuk yolu yeterince kesin ve etkin değildi.
(b) Önleyici hukuk yolu – Uygunsuz koşullarda tutulmaya devam edilen mahpuslar için süregelen ihlale derhal son verebilecek nitelikte bir önleyici hukuk yolunun mevcut olması gerekmekteydi. Ancak, Bulgaristan hukukunda bu türden bir hukuk yolu mevcut değildi. Özellikle, her ne kadar teorik olarak 2006 tarihli İdari Yargılama Usulü Kanununun 250 § 1, 256 ve 257. maddeleri ihtiyati tedbir alınması imkânı sunabilse de, söz konusu maddelerin idare mahkemeleri tarafından mahpusların tutukluluk koşullarının genel anlamda iyileştirilmesini sağlayabilecek bir şekilde yorumlanmadığı görülmüştür. Her hâlükârda, aşırı kalabalığın sistemsel olduğu ve esaslı bir reform yapılmasını gerektirdiği hallerde ihtiyati tedbirlerin pratik kullanışlılığı azdı. Tesisi denetlemekle sorumlu savcıya şikâyette bulunmak veya Kamu Denetçisine şikâyette bulunmak gibi diğer tedbir biçimlerinin de etkin olmadığı değerlendirilmiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Mahkeme ayrıca, oy birliğiyle, başvuranlardan dördünün maruz kaldığı tutukluluk koşulları bakımından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Madde 46
(a) Tutukluluk koşulları – Mahkeme, Bulgaristan tutukevlerindeki insanlık dışı ve aşağılayıcı koşullara ilişkin ilk kararından itibaren (Iorgov/Bulgaristan, 40653/98, 11 Mart 2004, 62 sayılı Bilgi Notu), 25 davada bu türden tutukevlerindeki kötü koşullar nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. İhlallerin çeşitli tesislere ilişkin olmasına rağmen, her davanın ardındaki olgular oldukça benzer olup, en çok yinelenen sorunlar yeterli yaşama alanının bulunmaması, günışığına ve havaya erişimin haksız bir şekilde kısıtlanması, kötü hijyen koşulları ve sıhhi tesislerin kullanılması sırasında gizliliğin ve haysiyetin bulunmaması olmuştur. Dolayısıyla söz konusu ihlaller münferit olaylardan dolayı meydana gelmemiş; ancak Bulgaristan cezaevi sisteminin bozuk işleyişinden kaynaklanan bir sorundan ötürü ortaya çıkmıştır. Mahkeme, pilot karar usulünü uygulamaya karar vermiştir.
Tutukluluk koşullarına ilişkin sistemsel sorun kayda değer ölçüde ve karmaşıklıkta olup, pek çok unsurdan kaynaklanmıştır. Bulgaristan’ın ele alması gereken iki sorun vardı. İlki, yeni tesislerin inşa edilmesi, mevcut tesislerdeki mahpusların daha iyi bir şekilde dağıtılması, hürriyeti bağlayıcı cezaları infaz edilen kişilerin sayısının azaltılması, hapis cezalarının daha az sayıda verilmesi, daha kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların verilmesi ve tutukluluğa alternatiflerin sağlanması gibi birçok potansiyel çözümü bulunan aşırı kalabalıkla ilgiliydi. İkinci sorun ise, maddi tutukluluk ve hijyen koşullarını ilgilendiriyordu. Sorunun yıllardır farkında olmasına rağmen makamlar sorunu ele almak için yeterli girişimlerde bulunmamıştır. Bu aşamada tek çözüm, esaslı tadilat çalışmaları yapılması veya mevcut binaların yenileriyle değiştirilmesiydi. Bunun gecikmeksizin yapılması gerekiyordu.
(b) İç hukuk yolları – Tutukluluk koşullarındaki konumun aksine, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlalinin ardında yatan sistemsel sorunun öncelikle mevzuata ve mevzuatın mahkemeler tarafından yorumlanmasına bağlı olduğu görülmüştür. Dolayısıyla, Bulgar hukuk sistemindeki belirli değişikliklerin (i) uygunsuz koşullarda tutulan mahpuslara hızlı bir şekilde telafi sağlayabilecek nitelikte bir önleyici hukuk yolu ve (ii) tazminat sağlayıcı bir hukuk yolu biçiminde yapılması gerekiyordu.
(i) Önleyici hukuk yolu – Önleyici bir hukuk yolu tesis etmenin en iyi yolu, ıslahevlerini denetleyecek özel bir makam kurulması olurdu. Özel bir makam normal koşullarda, olağan adli yargılamalara kıyasla daha hızlı sonuçlar elde etmektedir. Etkin bir hukuk yolu olarak değerlendirilebilmesi için makamın mahpusların haklarının ihlallerini gözlemleme yetkisinin bulunması, cezaevi sisteminden sorumlu makamlardan bağımsız olması, şikâyet sahibinin katılımıyla şikâyetleri soruşturma yetki ve görevinin bulunması, bağlayıcı ve infaz kabiliyeti bulunan kararlar verebilecek nitelikte olması gerekmektedir. Diğer seçenekler, savcılık gibi mevcut makamlar önünde yeni bir usulün tesis edilmesi (mahpusun görüş bildirme hakkının ve savcılığın gecikmeksizin bağlayıcı ve infaz kabiliyeti bulunan bir karar verme görevinin bulunması gibi uygun güvencelerin bulunması koşuluyla) veya tutukluluk koşullarına ilişkin şikâyetlerin giderilmesi için mevcut ihtiyati tedbir türlerini biçimlendirmek olurdu.
(ii) Tazminat sağlayıcı hukuk yolu – Her ne kadar Sözleşme ilke olarak Bulgaristan’da doğrudan uygulanabilir ve iç hukukun bir parçası olarak değerlendirilse de, iç hukukta yer verilen hak ve özgürlüklerin iç hukuk düzeyinde korunmasına imkân veren genel bir hukuk yolu bulunmamaktaydı. Sözleşme’nin ihlal edildiğinden şikâyetçi olan kişilerin haklarını bu amaca yönelik olarak korumak üzere özel olarak tasarlanmış olan bir usul aracılığıyla savunabilecekleri genel bir hukuk yolu bir çözüm olabilirdi. Diğer bir seçenek ise tutukluluk koşullarına ilişkin iddiaların incelenme ve tespit edilme biçimini detaylı bir şekilde belirten özel kurallar konulması olabilirdi. Telafi maddi tazminat veya halen tutuklu bulunan kişiler için cezada orantılı bir indirim yapılması biçiminde olabilirdi. Tüm hukuk yollarının geriye dönük olarak uygulanabilmesi gerekirdi.
Gerekli önleyici ve tazminat sağlayıcı hukuk yollarının Mahkeme’nin kararı kesinleşmesinden itibaren on sekiz ay içinde mevcut kılınması gerekmekteydi. Diğer benzer derdest başvurular bu arada ertelenmezdi.
(c) Bireysel tedbirler – Özellikle savunmasız olduğu görülen ve halen bilhassa zor koşullar altında tutulan dördüncü başvuranın (Zlatev) arzu etmesi halinde acilen başka bir ıslahevine nakledilmesi gerekmektedir.
Madde 41: Manevi tazminat olarak 6.750 avro ile 11.625 avro arasında değişen tutarların ödenmesine hükmedilmiştir (geçerli süre sınırına riayet edilmemesi nedeniyle belirli talepler azaltılmış veya reddedilmiştir).
(Ayrıca bk. Ananyev ve Diğerleri / Rusya, 42525/07, 10 Ocak 2012, 148 sayılı Bilgi Notu; genel anlamda bk. Tutuklama Şartları ve Hükümlülülere Muamele ve Pilot Kararlar hakkındaki Tematik Bilgi Notları).
Full & Egal Universal Law Academy