AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BEŞİNCİ BÖLÜM
N.R. / TÜRKİYE
(Başvuru no. 5137/19)
KARAR
STRAZBURG
23 Ekim 2025
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şeklî değişikliklere tabi tutulabilir.
N.R. / Türkiye davasında,
Başkan
María Elósegui,
Hâkimler
Gilberto Felici,
Diana Sârcu
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Sophie Piquet’nin katılımıyla 2 Ekim 2025 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Beşinci Bölüm),
1976 doğumlu olup İstanbul’da ikamet eden, İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat E. Kafadar tarafından temsil edilen bir Tacikistan vatandaşı olan N.R. (“başvuran”) tarafından 24 Ocak 2019 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 5137/19),
başvurunun kendi Görevlisi tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ilişkin kararı,
başvuranın adının açıklanmamasına ilişkin kararı,
Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca başvurunun öncelikli olarak incelenmesine ilişkin kararı,
Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca davalı Hükümete bildirilen tedbir kararını ve bu tedbir kararına uyulmuş olduğunu,
tarafların beyanlarını göz önüne alarak,
2 Ekim 2025 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuran, dini inançları, özellikle de Tacikistan’da yasaklanmış olan Tebliğ Cemaati hareketine üyeliği nedeniyle, zulüm göreceğinden korktuğu iddiasıyla ülkesinden kaçan bir Tacikistan vatandaşıdır. Dava, başvuranın Tacikistan’a sınır dışı edilme tehdidi ve Sözleşme’nin 3 ve 13. maddeleri uyarınca sınır dışı etme kararına itiraz etmek için etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı iddiasıyla ilgilidir.
2. Başvuran, 16 Mayıs 2014 tarihinde Türkiye’ye yasal olarak giriş yapmış ve akabinde kendisine art arda ikamet izinleri verilmiştir.
3. Başvuran hakkında, genel güvenlik endişeleri ve bir yasa dışı örgütün faaliyetlerine karıştığı iddiası gerekçe gösterilerek 26 Haziran 2018 tarihinde iki ayrı giriş yasağı kararı verilmiştir.
4. Belirtilmeyen bir tarihte, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, IŞİD ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen birkaç kişi hakkında soruşturma başlatmıştır. Ardından, 26 Aralık 2018 tarihinde başvuranın evinde arama yapılmış ve IŞİD ile bağlantılı bir sabit telefon hattının başvuranın ev adresine kayıtlı olduğu iddiası üzerine başvuran gözaltına alınmıştır. Başvuranın ikamet izni de sonrasında iptal edilmiştir.
5. İstanbul Valiliği, 2 Ocak 2019 tarihinde, başvuranın kamu düzenine tehdit oluşturduğu gerekçesiyle Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (6458 sayılı Kanun) 54(1)(d) maddesi uyarınca sınır dışı edilmesini ve ayrıca Edirne Geri Gönderme Merkezinde idari gözetim altında tutulmasına karar vermiştir.
6. Başvuran, 9 Ocak 2019 tarihinde Tacikistan’a sınır dışı edilmek üzere İstanbul Atatürk Havalimanına sevk edilmiş; ancak kendisine eşlik eden göç idaresi görevlilerine, o ülkeye gönderilmesi hâlinde zulüm göreceğinden korktuğunu bildirmesi üzerine uçağa bindirilmeyerek Edirne Geri Gönderme Merkezine geri götürülmüştür.
7. Başvuran, 14 Ocak 2019 tarihinde uluslararası koruma başvurusunda bulunmuştur.
8. Başvuran, 17 Ocak 2019 tarihinde, sınır dışı etme işlemlerinin askıya alınmasına yönelik bir ihtiyati tedbir talebiyle birlikte Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmıştır. Kendisinin dindar bir Müslüman olarak, Tacik Hükümeti tarafından yasaklanmış olan, dini yayma çabasını (proselitizm, misyonerlik, dâvet) destekleyen ve şiddet içermeyen bir İslam dini örgütü olan Tebliğ Cemaati hareketine mensup olduğunu iddia etmiştir. Bu harekete mensup olduğu için 2009 ile 2013 yılları arasında Tacikistan’da hapsedildiğini ve bu süre zarfında çeşitli işkence türlerine maruz kaldığını ileri sürmüştür. Serbest kaldıktan sonra ise Türkiye’ye kaçmıştır. İstanbul’da da adı geçen hareketin faaliyetlerine dâhil olmaya devam ettiğini, cemaat mensuplarının düzenli olarak bir araya geldiği Mescid-i Selam Camiine sürekli olarak gittiğini belirtmiştir. Başvuran, ayrıca, Tacikistan Konsolosluk yetkililerinin kendisiyle iletişime geçerek Tebliğ Cemaati hareketiyle olan iltisakına son vermezse, Tacikistan’a döndüğünde hapsedileceği bilgisini ilettiklerini ileri sürmüştür. İddialarını desteklemek için, Tacikistan’da dini hareketlerle bağlantılı kişilerin insan hakları durumunu ayrıntılı olarak ele alan çeşitli uluslararası kuruluşların ve hükümet organlarının raporlarına atıfta bulunmuştur. Bu raporlardan birinde, ilgili dönemde başvuranın bu gerekçeyle Tacikistan’da tutuklandığından somut şekilde bahsedilmiştir. Buna ek olarak başvuran, idare mahkemelerinde iptal davası açma yolunun, bu tür davaların otomatik olarak sınır dışı etme işlemlerini askıya alma (yürütmesini durdurma) etkisi olmadığı için etkisiz olduğunu ileri sürmüştür.
9. Anayasa Mahkemesi, 30 Ocak 2019 tarihinde, başvuranın iddialarına ilişkin herhangi bir kişisel durum ve bireysel riski temellendiremediği gerekçesiyle, başvuranın bireysel başvurusunu açıkça dayanaktan yoksun bularak kabul edilemezlik kararı vermiştir.
10. Başvuran, 24 Ocak 2019 tarihinde Mahkemeye başvurarak, geri gönderilmesinin durdurulmasına yönelik tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, 25 Ocak 2019 tarihinde bu talebi belirli bir süre için kabul etmiş ve daha sonra bu süreyi ikinci bir bildirime kadar devam edecek şekilde uzatmıştır.
11. Başvuran, 28 Ocak 2019 tarihinde, Anayasa Mahkemesine daha önce sunduğu gerekçelerle, sınır dışı etme kararının iptali için İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Ayrıca sınır dışı etme kararının yürütmesinin durdurulmasını talep etmiştir. Bu talep, 16 Mayıs 2019 tarihinde reddedilmiştir.
12. Başvuranın uluslararası koruma talebi 23 Mayıs 2019 tarihinde reddedilmiş; zira yetkili makamlar, başvuranın yeterli ve güvenilir bilgi sunmaması nedeniyle, zulüm görme korkusunun inandırıcı olmadığını değerlendirmiştir. Kararda, başvuranın Türkiye’de uzun süre kalmış olmasına rağmen, kendisi hakkında sınır dışı etme kararı verildikten sonra sığınma talebinde bulunduğu da vurgulanmıştır.
13. İstanbul 1. İdare Mahkemesi, 16 Temmuz 2019 tarihinde sınır dışı etme kararının iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvuran hakkında başlatılan soruşturmanın, ikna edici delil bulunmaması nedeniyle savcılık tarafından takipsizlik kararıyla kapatıldığı belirtilmiştir. Ayrıca, başvuran hakkında verilen giriş yasaklarının, Rus makamları tarafından Interpol kanalıyla, başvuranın kimliğinin tespit edilmesi ve bulunduğu yerin belirlenmesi amacıyla talep edildiği ve başka herhangi bir suç şüphesine dayalı olmadığı tespit edilmiştir.
14. Tacikistan makamlarının başvuranın Tacikistan’da terör suçu işlediğinin saptandığı yönündeki iddiaları üzerine, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi 28 Aralık 2021 tarihinde bu kişi hakkında yakalama kararı çıkarmıştır. Başvuran bunun üzerine yakalanarak, gözaltına alınmıştır.
15. Başvuran hakkında 30 Aralık 2021 tarihinde, önceki karar ile aynı gerekçelerle ikinci bir sınır dışı etme kararı verilmiş ve başvuran idari gözetim altına alınmıştır.
16. Başvuran, 5 Ocak 2022 tarihinde sınır dışı etme kararının iptali istemiyle dava açmıştır. İstanbul 1. İdare Mahkemesi, 21 Haziran 2022 tarihinde, başvuranın kamu güvenliği ve düzenine tehdit oluşturduğu iddiasını destekleyecek herhangi bir delilin dosyada yer almadığını ve başvuran hakkında devam eden herhangi bir ceza soruşturması da bulunmadığını belirterek, sınır dışı etme kararını iptal etmiştir.
17. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte insani ikamet izni için başvuruda bulunmuş, ancak bu başvuru reddedilmiştir. Başvuran, başvurusunun reddine ilişkin kararın iptal edilmesi talebiyle dava açmıştır. Ankara 1. İdare Mahkemesi, 30 Mayıs 2024 tarihinde, önceki sınır dışı etme kararlarının iptal edilmiş olması ve başvuranın alternatif bir kategori üzerinden ikamet izni başvurusunda bulunmasının engellenmiş olması gerekçesiyle, başvuranın lehine karar vermiştir.
18. Taraflarca sunulan en güncel bilgilere göre başvuran, insani ikamet izni başvurusunun sonuçlanmasını beklemektedir. Hâlen özgür durumdadır ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE VE UYGULAMA
19. Yabancı uyrukluların Türkiye’den sınır dışı edilmesinde izlenecek usulleri ve sınır dışı etme kararlarına ilişkin yargı denetimini düzenleyen 6458 sayılı Kanun hükümlerinin ayrıntıları için bk. J.A. ve A.A./Türkiye (no. 80206/17, § 21, 6 Şubat 2024).
20. Ayrıca, 8 Mart 2018 tarihi itibarıyla, Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 6458 sayılı Kanun’un 53(3) maddesinde değişiklik yapılarak, Kanun’un 54(1) maddesinin (b), (d) veya (k) bentleri uyarınca haklarında sınır dışı etme kararı verilen yabancıların, bu karara karşı açılmış olabilecek davalar sırasında bile sınır dışı edilebilmelerine olanak veren bir istisna getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 30 Mayıs 2019 tarihinde Genel Kurul düzeninde incelediği Y.T. (B. No: 2016/22418) davasında, bu istisnaları ele alan bir pilot karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, bu mevzuat değişikliğinden kaynaklanan ve benzer mahiyetteki çok sayıda başvuruyla ortaya konulan yapısal bir sorun saptamış ve bunun Anayasa ile güvence altına alınan etkili başvuru yolu hakkını ihlal ettiğini tespit etmiştir. Sonuç olarak, yapısal sorunu ortadan kaldırmak ve gelecekte benzer başvuruların yapılmasını önlemek için, yasama organının uygun çözüm yolunu belirleme konusundaki takdir yetkisini saklı tutarak, bu ihlale yol açan mevzuat hükümlerini gözden geçirip değiştirmesi gerektiğine hükmetmiştir. Söz konusu istisna, 24 Aralık 2019 tarihinde 7196 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış ve sınır dışı etme kararlarına karşı açılan tüm davalarla ilgili olarak idare mahkemeleri nezdindeki yargılamaların otomatik olarak işlemi askıya alma etkisi tamamen geri getirilmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA21. Başvuranların sınır dışı veya iade edilme durumlarıyla karşı karşıya kaldıkları davalarda Mahkeme, istikrarlı bir şekilde, bir başvuranın uygulanabilir olmayan bir tedbirin “mağduru” olduğunu iddia edemeyeceğine hükmetmiştir. Sınır dışı etme veya iade kararının yürütmesinin süresiz olarak durdurulduğu (askıya alındığı) veya başka bir şekilde hukuki geçerliliğini yitirdiği durumlarda ve yetkili makamların sınır dışı etme işlemini uygulamaya koyma kararına karşı ilgili mahkemeler nezdinde itirazda bulunmanın mümkün olduğu durumlarda da Mahkeme aynı tutumu benimsemiştir (bk. Babajanov/Türkiye, no. 49867/08, § 71, 10 Mayıs 2016; Kebe ve Diğerleri/Ukrayna, no. 12552/12, § 86, 12 Ocak 2017).
22. Başvuranın Tacikistan’a sınır dışı edilmesine yönelik kararların ulusal mahkemeler tarafından iptal edildiği hususu hususunda taraflar arasında ihtilaf yoktur (bk. yukarıda 13 ve 16. paragraflar).
23. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında Mahkeme, başvuranın, Tacikistan’a sınır dışı edilme tehdidinden kaynaklanan Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyeti ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında artık “mağdur” olduğunu iddia edemeyeceğini kabul etmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, A.D. ve Diğerleri/Türkiye, no. 22681/09, §§ 81-84, 22 Temmuz 2014). Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı, Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından bağdaşmazlık teşkil ettiğinden, 35. maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
24. Mahkeme, yine de, yukarıdaki tespitinin gelecekte yeni bir sınır dışı etme kararının uygulanmasına ilişkin olarak gerçekleştirebileceği herhangi bir incelemeye halel getirmeyeceğini ve - Sözleşme’nin 34 ve 35. maddelerinin gerekliliklerine uygun şekilde - başvuranın ortaya çıkabilecek yeni durumlarla ilgili olarak Mahkemeye yeni bir başvuru yapmasını veya Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi de dâhil olmak üzere mevcut prosedürlerden yararlanmasını engellemeyeceğini vurgulamaktadır (benzer yönleri açısından bk. yukarıda anılan Babajanov, § 83, ile bu kapsamda yapılan diğer atıflar).
SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA25. Başvuran, iç hukukta [açılan davanın sınır dışı etme işlemini] otomatik askıya alma etkisinin bulunmaması nedeniyle, maruz kalacağını iddia ettiği kötü muamele veya zulüm riski gerektiği şekilde dikkate alınmaksızın Tacikistan’a sınır dışı edilme tehdidiyle ilgili şikâyeti konusunda, etkili bir hukuk yolunun kendisine sağlanmadığını ileri sürmüştür.
26. Hükümet, başvuranın öncelikle idare mahkemelerine müracaat etmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurması nedeniyle iç hukuk yollarını usulüne uygun olarak tüketmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Y.T. başvurusundaki pilot kararının ardından (bk. yukarıda 20. paragraf), otomatik askıya alma etkisinin iç hukukta yeniden yürürlüğe girdiğini savunmuştur.
Kabul Edilebilirlik Hakkında27. Mahkeme, ilk olarak, asli iddianın kabul edilemez bulunmasının, 13. maddenin işleyişini mutlak surette engellemeyeceğini kaydetmektedir (bk. Asalya/Türkiye, no. 43875/09, § 97, 15 Nisan 2014). Nitekim, yabancıların sınır dışı edilme tehdidi ile ilgili çok sayıda davada Mahkeme, başvuranların artık davalı Devletten sınır dışı edilme riski altında olmadıkları için mağdur sıfatını kaybettikleri gerekçesiyle 2 ve/veya 3. maddelere dayalı asli iddiaları kabul edilemez bulurken, 13. madde kapsamındaki şikâyetleri kabul edilebilir bulmuştur (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, De Souza Ribeiro/Fransa [BD], no. 22689/07, §§ 84-100, AİHM 2012; Gebremedhin [Gaberamadhien]/Fransa, no. 25389/05, § 56, AİHM 2007‑II; I.M./Fransa, no. 9152/09, §§ 95-103, 2 Şubat 2012; M.A./Kıbrıs, no. 41872/10, §§ 109-10 ve §§ 115-19, 23 Temmuz 2013; yukarıda anılan A.D. ve Diğerleri/Türkiye, §§ 81-83 ve § 88). Buna göre, başvuranın sınır dışı edilme tehdidi altında olduğu süre içinde 2 veya 3. maddeler kapsamında “savunulabilir” iddiaları olduğu ortaya konulabilirse, asli iddia kapsamında mağdur sıfatının sonradan kaybedilmesi, Devleti Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerinden otomatik ve geriye dönük olarak muaf kılmaz.
28. Bu nedenle, başvuranın olay tarihinde Tacikistan’a sınır dışı edilme tehdidi ile ilgili olarak 3. madde kapsamında dile getirdiği yakınmalarının, ulusal makamlar tarafından incelenmeyi hak eden “savunulabilir” meseleler teşkil edip etmediğini belirlemek Mahkemeye düşmektedir.
29. Başvuran, ulusal mahkemelerde, dindar bir Müslüman oluşu ve yasaklı Tebliğ Cemaati hareketine mensubiyeti nedeniyle Tacikistan’da (2009 ile 2013 yılları arasında) hapsedildiğini ve işkence gördüğünü ileri sürmüştür. Türkiye’ye kaçtıktan sonra, İstanbul’da bu harekete katılmaya devam ettiğini iddia etmiş ve Tacik konsolosluk yetkililerinin kendisiyle temasa geçerek, hareketten ayrılmazsa döndüğünde hapse gireceği konusunda uyardıklarını öne sürmüştür. Başvuran, Tacikistan’daki dini hareketlere mensup kişilerle ilgili insan hakları durumuna dair uluslararası kuruluşlar ve hükümet organlarının raporlarına atıfta bulunarak, özellikle kendi geçmiş tutukluluğundan bahsetmiştir.
30. Mahkeme daha önce, Tacikistan makamları tarafından dini veya siyasi nedenlerle suçlanan ve iadesi talep edilen kişilerin, Tacikistan’a geri gönderilmeleri hâlinde Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muameleye maruz kalma riskiyle karşı karşıya olan savunmasız bir grup oluşturduklarını tespit etmiştir (bk. A.Y. ve Diğerleri/Rusya (k.k.), no. 29958/20, § 7, 17 Ocak 2023 ve burada atıf yapılan içtihat).
31. Yukarıdaki mülahazalar ışığında Mahkeme, başvuranın 3. maddeye dayalı iddialarının, ulusal makamlarca incelenmesi gereken esaslı bir meseleyi gündeme getirdiğini saptamaktadır. Sonuç olarak, başvuranın, Tacikistan’a sınır dışı edilmeye çalışılmasının 3. madde ile bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda, 13. maddenin sağladığı korumayı gerektirmeye yetecek kadar savunulabilir bir iddia olduğunu kabul etmektedir (benzer bir yaklaşım için bk. Diallo/Çek Cumhuriyeti, no. 20493/07, §§ 59-71, 23 Haziran 2011). Bu nedenle Mahkeme, 13. maddenin ihlal edildiği iddiasına konu olan olayların, başvuranın sınır dışı edilmesinin yakın bir ihtimal olmaktan çıkmasından önce meydana geldiğini ve sınır dışı etme işleminin - en azından başlangıçta - herhangi bir iç hukuk yolunun sonucu olarak değil, Mahkemenin İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca aldığı tedbir nedeniyle askıya alındığını değerlendirmektedir. Hükümet, başvuranın Türkiye’de kalmasına başlangıçta Mahkemenin vermiş olduğu tedbir kararı nedeniyle izin verildiğini kabul ediyor olsa da; Devlet makamları, başvuranın 13. madde kapsamındaki şikâyetlerini ne kabul etmiş ne de gidermiştir (bk. yukarıda anılan M.A./Kıbrıs, § 120).
32. Son olarak, başvuranın Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmadan önce şikâyetlerini İstanbul İdare Mahkemesinde dile getirmemesinden bahisle iç hukuk yollarını tüketmediği yönündeki Hükümet itirazı (bk. yukarıda 26. paragraf), 13. madde kapsamındaki şikâyetin esasıyla yakından bağlantılıdır (benzer bir yaklaşım için bk. Singh ve Diğerleri/Belçika, no. 33210/11, §§ 57-61, 2 Ekim 2012). Mahkeme bu nedenle, bu meseleyi şikâyetin esası hakkındaki incelemesine dâhil edecektir.
33. Yukarıdakiler ışığında, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi ile bağlantılı olarak 13. maddesi kapsamındaki ihlal iddiasının mağduru olduğunu artık iddia edemeyeceği söylenemez. Sonuç olarak, başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmayan bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
Esas Hakkında34. Sınır dışı etme veya iade ile ilgili davalarda, Sözleşme’nin 13. maddesi 2 ve 3. maddeleri ile birlikte ele alındığında, bu tür davalarda etkili bir hukuk yolu kavramının; (i) 2 ve 3. maddelere aykırı muameleye maruz kalma riskinin gerçek olduğuna inanmak için önemli gerekçeler olduğu iddiasının bağımsız ve titiz bir şekilde incelenmesini ve (ii) otomatik olarak askıya alma etkisi olan bir hukuk yolunu gerektirdiği, Mahkeme içtihadında yerleşmiş bir ilkedir (bk. yukarıda anılan De Souza Ribeiro, § 82; yukarıda anılan A.D. ve Diğerleri/Türkiye§ 95). Aynı durum, sığınma davalarında Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi çerçevesinde hukuk yollarının etkili olup olmadığı sorusu ele alınırken de geçerlidir (bk. S.H./Malta, no. 37241/21, §§ 52-54, 20 Aralık 2022).
35. Mahkeme, mevcut davada, başvuranın kamu düzeni ve güvenliğine tehdit oluşturduğu gerekçesiyle hakkında 6458 sayılı Kanun’un 54(1)(d) maddesi uyarınca sınır dışı etme kararı verildiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda 5 ve 15. paragraflar). Olay tarihinde, bu hüküm uyarınca verilen sınır dışı etme kararının iptali istemiyle dava açılması, askıya alma etkisi yaratmamaktaydı; yani, idare mahkemeleri tarafından incelenene kadar kararın yürütmesi otomatik olarak durdurulmamaktaydı (bk. yukarıda 20. paragraf). Sözleşme’nin 13. maddesinin gerektirdiği otomatik askıya alma etkisinin bulunmaması göz önünde bulundurulduğunda, başvuran ilk olarak idare mahkemelerinde yargı denetimi yolunu izlemediği için - Hükümetin öne sürdüğü gibi - kusurlu sayılamaz (bk. M.S.S./Belçika ve Yunanistan [BD], no. 30696/09, § 396, AİHM 2011; M.K. ve Diğerleri/Polonya, no. 40503/17 ve 2 diğer başvuru, §§ 145-48, 23 Temmuz 2020; Sherov ve Diğerleri /Polonya, no. 54029/17 ve 3 diğer başvuru, § 49, 4 Nisan 2024). Bu nedenle Mahkeme, bu hukuk yolunun etkili olması için aranan şartlardan ikincisini karşılamadığını tespit etmekten başka bir seçenek görmemektedir. Anayasa Mahkemesinden ihtiyati tedbir talep etmenin mümkün olması bu değerlendirmeyi değiştirmemektedir, zira bu tür bir talep de kendi başına otomatik olarak askıya alma etkisi yaratmamaktadır (benzer yönleri açısından bk. A.M./Hollanda, no. 29094/09, §§ 59-71, 5 Temmuz 2016; yukarıda anılan S.H./Malta, §§ 47-54). Ayrıca Anayasa Mahkemesi, tedbir talebini kabul etmemiş ve sonuç olarak, başvuranın kötü muameleye maruz kalma korkusuyla ilgili iddialarının esasına girmeksizin, başvuruyu kabul edilemez bulmuştur (bk. yukarıda 9. paragraf). Buna göre, Mahkeme, başvuran tarafından ileri sürülen savunulabilir bir iddianın varlığına rağmen, bu iddianın ulusal makamlar tarafından incelenmediğini ve olay tarihinde başvuranın Tacikistan’a sınır dışı edilme tehdidi karşısında başvurabileceği, otomatik olarak askıya alma etkisi olan herhangi bir hukuk yolunun mevcut olmadığını gözlemlemektedir.
36. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ortaya çıkan yapısal sorunu Y.T. başvurusunda pilot karar usulünü başarıyla uygulayarak ele almasını takdirle karşılamakta ve 24 Aralık 2019 tarihi itibarıyla [sınır dışı etme kararlarına karşı] idare mahkemeleri nezdindeki başvuru usulünün otomatik olarak askıya alma etkisinin tamamen geri getirildiğini not etmektedir (bk. yukarıda 20. paragraf). Bu olumlu gelişmelere rağmen, başvuran hakkındaki sınır dışı etme kararlarının ulusal mahkemeler tarafından incelenmekte olduğu dönemde, bu hukuk yolunun otomatik olarak askıya alma etkisinin bulunmadığı ve bu nedenle 13. maddede öngörülen etkililik şartını karşılamadığı gerçeği değişmemiştir.
37. Bu nedenlerle Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.
38. İç Tüzük’ün 39. maddesi uyarınca Hükümete bildirilen tedbirin herhangi bir dayanağı kalmamıştır. Ancak, başvuran, idari durumunun değişmesi hâlinde gerekli görürse Mahkemeye yeni bir tedbir talebi sunabilecektir (bk. yukarıda 24. paragraf).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
39. Başvuran, manevi tazminat olarak 50.000 avro ve Mahkeme nezdinde oluşan masraf ve giderleri için 5.660 avro talep etmiştir.
40. Hükümet, başvuranın adil tazmin taleplerine karşı bir görüş sunmamıştır.
41. Mahkeme, ancak Sözleşme’nin ihlal edildiğini tespit ettiği hâllerde adil tazmine hükmedebilir. Buna göre Mahkeme, başvuranın talebini, 3. madde kapsamındaki şikâyeti bakımından Sözleşme’nin 13. maddesiyle öngörülen “etkili hukuk yolu” (etkili başvuru) hakkının - mevcut davada tespit edilen - ihlaliyle bağlantılı olduğu ölçüde inceleyecektir. Benzer davalarda benimsediği uygulamaya paralel olarak Mahkeme, 13. madde kapsamında yaptığı ihlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından yeterli adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. örneğin, yukarıda anılan Kebe ve Diğerleri, § 112 ve burada atıf yapılan içtihat).
42. Bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bu meblağların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Söz konusu şartların ne düzeyde karşılandığının Mahkeme tarafından tespit edilebilmesini sağlamaya yetecek ölçüde ayrıntılı, her kalemin ayrı ayrı belirtildiği fiş ve fatura gibi delillerin sunulması gerekmektedir. Mahkeme mevcut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, tüm başlıklar altında gerçekleşen masraf ve giderler için başvurana toplamda 3.000 avro ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (bk. Yüksel Yalçınkaya/Türkiye [BD], no. 15669/20, § 429, 26 Eylül 2023 ve burada atıf yapılan kararlar).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazının davanın esasıyla birleştirilmesine ve reddine,Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna,Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna,Başvuranın Türkiye’den sınır dışı edilme tehdidi ile ilgili olarak Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak 13. maddesinin ihlal edildiğine,İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine,(a) Kararın Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, davalı Devlet tarafından başvurana, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, masraf ve giderleri için, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç 3.000 avro (üç bin avro) ödenmesine,
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına,
Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 23 Ekim 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Sophie Piquet María Elósegui
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Başkan