AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
OCAKLI / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 84212/17)
KARAR
STRAZBURG
27 Haziran 2023
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ocaklı / Türkiye davasında,
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat Ö. Gümüştaş tarafından temsil edilen ve 1966 doğumlu olup İstanbul’da ikamet eden Türk vatandaşı Osman Nuri Ocaklı’nın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 27 Kasım 2017 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu (no. 84212/17);
Ceza yargılamalarının iddia olunduğu üzere adil olmadığına ilişkin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikayetleri, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilmez olduğunu beyan etme kararını;
tarafların beyanlarını;
ve Hükümetin başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazlarını reddeden kararı dikkate alarak;
6 Haziran 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, 3842 sayılı Kanun uyarınca başvuranın avukat yardımından faydalanma hakkına getirilen kısıtlama nedeniyle yargılamaların adil olmadığı iddiası ve başvuranın avukat yokluğunda verdiği ifadelerin kendisini mahkûm etmek için kullanılmasına ilişkindir.
2. Başvuru ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin müşterek sanıklar tarafından baskı altında ve avukat yokluğunda verildiği iddia edilen ifadelerin başvuranı mahkûm etmek için kullanmasına ilişkindir.
3. Mahkeme daha önce, müşterek sanıklarından biri olan S.G. ile ilgili olarak, MLKP (Marksist Leninist Komünist Parti) ile bağlantısı olduğundan şüphelenilen S.G.’den bilgi almak amacıyla gözaltında iken kendisine işkence yapılması nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usul açısından ihlal edildiğine karar vermiştir. Söz konusu kararda S.G.’nin ifadesinin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından başvuranı mahkûm etmek için haksız yere kullanıldığı iddia edilmiştir (bk. Serdar Güze/Türkiye, no. 39414/06, §§ 32-46, 15 Mart 2011).
4. Son olarak başvuru, başvuranın polise ifade verirken hukuki danışmanlık veya yardım alamadığı ve daha sonra bu ifadelerin yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kendisini mahkûm etmek için kullanıldığı yönündeki şikâyetinin Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmediği iddiasına ilişkindir.
5. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 3 Aralık 2013 tarihinde, başvuranı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca anayasal düzeni bozmaya veya yıkmaya ve TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını zor kullanarak engellemeye teşebbüs etmekten mahkûm etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, diğer hususların yanı sıra, müşterek sanık S.G. ve M.T.’nin polise verdiği ifadelere dayanmış ve başvuranı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına (şartlı tahliye olmaksızın) mahkûm etmiştir.
6. Yargıtay 1 Temmuz 2015 tarihinde başvurana ilişkin mahkûmiyet kararını onamıştır.
7. Anayasa Mahkemesi 24 Mayıs 2017 tarihinde başvuran tarafından yapılan bireysel başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Başvuranın işkence altında elde edilen delillerin kendisini mahkûm etmek için kullanıldığına ilişkin şikâyeti ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, mahkûmiyetin önemli bir delil bütününe dayandığı göz önünde bulundurulduğunda, “hukuka aykırı olduğu iddia edilen delillerin” başvuranın mahkûmiyetinin tek dayanağı olmadığını tespit etmiştir. Anayasa Mahkemesi, “hukuka aykırı olduğu iddia edilen delillerin” değerlendirilmediğini veya incelenmesinin eksik olduğunu ya da başvurana kendi delillerini sunması, incelenmesini talep etmesi ve itirazlarını ileri sürmesi için uygun bir fırsat verilmediğini gösterebilecek hiçbir delil bulunmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla, yerel mahkemelerin kararlarında herhangi bir değerlendirme hatası veya keyfilik bulunmadığı göz önüne alındığında, başvuranın şikâyeti ek itirazda bulunma niteliğinde olup bu nedenle kabul edilemez ilan edilmelidir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
M.T. VE S.G. TARAFINDAN İŞKENCE ALTINDA VE AVUKAT YOKLUĞUNDA VERİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DELİLLERİN KULLANILMASI NEDENİYLE SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI8. Hükümet, başvuranın şikâyetlerinin yerel mahkemelerin delili değerlendirmesine ve yargılamaların sonucuna itiraz etmek amacında ve bu sebeple dördüncü derece mahkemesi şikâyeti niteliğinde olduğu gerekçesiyle Mahkemeyi, başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmiştir.
9. Başvuran, bu hususa ilişkin herhangi bir görüş sunmamıştır.
10. Mahkeme, başvurunun bu kısmının esasa ilişkin bir inceleme yapılmaksızın belirlenemeyecek karmaşık olgu ve hukuk sorunlarını gündeme getirdiği kanaatindedir. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesini karşılamadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
11. Başvuran mahkûmiyetinin M.T. ve S.G.’nin işkence altında ve avukat yokluğunda verdikleri delillere dayandırılması nedeniyle adil yargılanmadığını ileri sürmüştür.
12. Hükümet, ceza yargılamasının değerlendirilmesinin yalnızca müşterek sanıkların ifadelerinin baskı altında ve avukat yokluğunda verilip verilmediği açısından yapılmaması gerektiğini, yargılamanın tamamının dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın MLKP terör örgütüne üye olduğunu kabul etmesi ve evinin aranması sırasında bir silah bulunması da dâhil olmak üzere, geri kalan delillerin kanıt değerinin mahkûmiyetinde belirleyici faktör olduğunu ileri sürmüştür. Dolayısıyla, davanın sonucunu etkileyebilecek herhangi bir önyargı söz konusu değildir.
13. Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak elde edilen delillerin ceza yargılamasında kullanılmasına ilişkin genel ilkeler Gäfgen/Almanya ([BD], no. 22978/05, §§ 165-67, AİHM 2010) ve üçüncü kişilere kötü muamele yoluyla elde edilen delillerin kullanımına ilişkin olarak Othman (Abu Qatada)/Birleşik Krallık (no. 8139/09, § 263, AİHM 2012 (alıntılar)) ve Stephens/Malta (no. 3) (no. 35989/14, § 67, 14 Ocak 2020) kararlarında bulunabilir.
14. Müşterek sanıklar veya tanıklar tarafından avukat yokluğunda verilen ifadelerin kullanılmasına ilişkin genel ilkeler Beuze/Belçika ([BD], no. 71409/10, §§ 119-50, 9 Kasım 2018); Stephens (yukarıda anılan, §§ 64-67) ve Erkapić/Hırvatistan (no. 51198/08, §§ 72‑73, 25 Nisan 2013) kararlarında özetlenmiştir. Bu tür davalarda, Mahkemenin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki görevi, öncelikle yerel mahkemelerin avukat yokluğunun ceza yargılamasının genel adaleti üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmesine ve bu yokluğun yargılamayı adil yargılanma güvenceleriyle bağdaşmaz hale getirecek nitelikte olup olmadığının tespitine odaklanmaktır. Bir başvuranın, avukatı olmaksızın sunulan delillerin kabul edilebilirliğini, güvenilirliğini, gerçekliğini ve doğruluğunu test edebildiğinden emin olmak, Mahkemenin incelemesinin temel direğini oluşturmaktadır.
15. Somut davada mahkeme, diğer delillerin yanı sıra, başvuranı mahkûm etmek için kullanılan S.G.’nin polise verdiği ifadelere dayanmıştır. Mahkeme daha önce S.G.’nin gözaltındayken işkenceye maruz kaldığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (bk. yukarıda 3. paragraf). Başvuranın mahkûmiyetini sağlamak için kullanılan ifadeler bu süre zarfında kendisinden alınmıştır.
16. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak işkence veya diğer kötü muamele biçimleriyle elde edilen ifadelerin - somut davada olduğu gibi - ilgili olayların tespiti için delil olarak kabul edilmesinin, otomatik olarak ceza yargılamasını bir bütün olarak adil olmaktan çıkardığını yinelemektedir (ayrıca bk. Ibrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 50541/08 ve diğer 3 başvuru § 254, 13 Eylül 2016). Bu bağlamda Mahkeme, somut davada işkence altında elde edilen ifadelerin kullanılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemenin Mahkemenin konuya ilişkin açık içtihadıyla uyuşmadığını üzüntüyle kaydetmektedir. Aynı şekilde, Hükümetin başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının genel olarak adil olup olmadığının yalnızca müşterek sanıkların ifadelerinin işkence altında alınmış olması temelinde değerlendirilmemesi gerektiği, ancak başvuranın mahkûmiyetini sağlamak için kullanılan diğer delillerin de dikkate alınması gerektiği yönündeki argümanı da kabul edilemez.
17. Yukarıdaki bulgular Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlaline yol açmak için tek başına yeterli olsa da, Mahkeme ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin başvuranı mahkûm etmek için bu ifadelere dayanmadan önce, M.T. ve S.G.’nin polise ifade verirken avukatlarının olmamasının etkisini değerlendirmediğini not etmektedir. Yargılamayı yürüten mahkeme, bu kişiler tarafından verilen ifadelerin kabul edilebilirliğini, güvenilirliğini, gerçekliğini ve doğruluğunu da değerlendirmemiştir. Ayrıca, Yargıtay yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onarken bu önemli noktalara değinmemiştir. Benzer şekilde, başvuranın Anayasa Mahkemesi nezdinde S.G. ve M.T. tarafından avukat yokluğunda alınan ifadelerin delil olarak kullanılmasına ilişkin şikâyeti de usulüne uygun olarak ele alınmamıştır.
18. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
19. Mahkeme yukarıdaki bulgular ışığında, M.T.’nin de baskı altında veya kötü muamele sonucu polise ifade verip vermediğini değerlendirmeye gerek olmadığına karar vermiştir.
DİĞER ŞİKÂYETLER20. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca avukat yardımından faydalanma hakkının kısıtlanmasından ve avukatının yokluğunda verdiği ifadelerin mahkûmiyetini sağlamak için kullanılmasından ve Anayasa Mahkemesinin bu husustaki şikâyetini incelememesinden şikâyetçi olmuştur (bk. yukarıda 1 ve 4. paragraflar). Davanın gerçeklerini, tarafların beyanlarını ve yukarıdaki tespitlerini göz önünde bulunduran Mahkeme, davanın ortaya koyduğu temel hukuki sorunları incelemiş olduğunu ve kalan şikâyetleri incelemeye gerek olmadığı kanaatine ulaşmıştır (bk. Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu/Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
21. Başvuran, manevi tazminat olarak 20.000 avro ve çeviri ücretleri de dâhil olmak üzere yerel mahkemelerde ve Mahkeme nezdinde oluşan masraf ve giderler için 3.500 avro talep etmiştir. Başvuran, masraf ve giderlere ilişkin taleplerini desteklemek üzere, avukatlık ücreti antlaşması ve yaklaşık 3.000 avroya tekabül eden çeviri masraflarına ilişkin bir makbuz sunmuştur.
22. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
23. Mahkeme başvurana miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 7.800 avro ödenmesine hükmetmiştir. Buna en uygun tazmin şeklinin başvuranın, eğer dilerse, Sözleşme’nin 6. maddesinin gerekliliklerin uygun olarak yeniden yargılanması olacağını tekrarlamaktadır (bk. Süleyman/Türkiye, no. 59453/10, §§ 110-64, 17 Kasım 2020).
24. Elindeki belgeleri göz önünde bulunduran Mahkeme, tüm başlıklar altındaki masraf ve giderler ile başvurana yüklenebilecek her türlü vergi için 3.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
S.G. ve M.T.’nin işkence altında ve avukatları yokluğunda verdikleri ifadelerin kullanılmasına ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna;S.G. tarafından işkence altında ve avukat yokluğunda verilen ifadelerin ve M.T. tarafından avukat yokluğunda verilen ifadelerin kullanılması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;M.T.’nin işkence altında verdiği ifadelerin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında kullanılmasına ilişkin şikâyetin esasının incelenmesine gerek olmadığına;Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliğini ve esasını incelemeye gerek olmadığına;(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç 7.800 avro (yedi bin sekiz yüz avro);
(ii) Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 3.000 avro (üç bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 27 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan