AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖCALAN / TÜRKİYE
(Başvuru no. 24872/12)
KARAR
STRAZBURG
13 Haziran 2023
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Öcalan / Türkiye davasında,
Başkan,
Jovan Ilievski,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
Şanlıurfa barosuna kayıtlı Avukat M. Yavuz tarafından temsil edilen ve 1945 yılında doğmuş olup Şanlıurfa’da ikamet eden Behçet Öcalan (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 13 Mart 2012 tarihinde, Türkiye Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuruyu (no. 24872/12);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), başvuranın kanuna aykırı bir gösteri düzenlemek ve bu gösteriye katılma suçu nedeniyle verilen mahkûmiyet kararına ilişkin şikâyetinin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair verilen kararı,
tarafların beyanlarını;
başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı Hükümet tarafından öne sürülen itirazın reddedilmesine ilişkin kararı dikkate alarak;
23 Mayıs 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, başvuranın kanuna aykırı bir gösteri düzenlemek ve bu gösteriye katılma suçu nedeniyle verilen mahkûmiyet kararına ilişkinidir.
2. Yaklaşık yetmiş kişilik bir grup 25 Mart 2011 tarihinde Barış ve Demokrasi Partisi’nin (“BDP”) Viranşehir (Şanlıurfa’nın ilçesi) şubesinin önünde toplanarak yürüyüş düzenlemiştir. BDP Şanlıurfa İl Başkan Yardımcısı olan başvuran, yürüyüşün sonunda göstericilere hitaben bir konuşma yapmış ve özellikle aşağıdaki ifadelerde bulunmuştur:
“ ... Bu ülkede yaşanan zulümlerin son bulmasını, KCK [Koma Civakên Kurdistan - “Kürdistan Topluluklar Birliği”] olayından dolayı tutuklanan arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını, seçim barajlarının düşürülmesini ve anadilimizin öğretilmesinin [ve] anadilimizde eğitimin Anayasa güvencesi altına alınmasını talep ediyoruz. Taleplerimiz kabul edilene kadar bu eylemi sürdüreceğiz. Asla boyun eğmeyeceğiz...”
3. Viranşehir Cumhuriyet Başsavcılığı 6 Nisan 2011 tarihinde Viranşehir Asliye Ceza Mahkemesinde (“Ceza Mahkemesi”) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 28(1). maddesi uyarınca başvuran hakkında kanuna aykırı bir gösteri düzenlemek ve bu gösteriye katılmak suçlamasıyla bir iddianame düzenlemiştir. İddianamede, diğer hususların yanı sıra, başvuranın 25 Mart 2011 tarihli gösteri sırasında yaptığı konuşmaya ve göstericiler tarafından atılan “Biji Serok Apo” (“Yaşasın Başkan Apo”) ve “Şehit namırın” ("Şehitler ölmez") gibi sloganlara atıfta bulunulmuştur.
4. Başvuran ve avukatı 11 Ekim 2011 tarihli duruşmada başvuranın ilgili konuşmada fikirlerini ifade ettiğini ve bu konuşmanın herhangi bir suç unsuru içermediğini savunmuşlardır. Başvuran ayrıca, göstericilere liderlik etmediğini, polisin göstericilere dağılmalarını emretmediğini ve onları gösterinin yasadışı olduğu hususunda uyarmadığını ileri sürmüştür. Başvuranın avukatı, 17 Kasım 2011 tarihli duruşmada da söz konusu gösterinin kanuna aykırı olmadığını savunmuştur.
5. Ceza Mahkemesi 17 Kasım 2011 tarihinde başvurana atılı suçu sabit bulmuştur. Ceza Mahkemesi başvuranı bir yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiş ancak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca 5 yıl süreyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Ceza Mahkemesi, gösterinin önceden gerekli ön bildirimde bulunulmadan ve kanunda öngörülen koşullara aykırı olarak yapıldığını kaydetmiştir. Ceza Mahkemesi ayrıca, başvuranın BDP Şanlıurfa İl Başkan Yardımcısı olduğunu ve kalabalık üzerinde etkisi olduğunu göz önünde bulundurarak, söz konusu gösterinin düzenlenmesinde yer aldığına karar vermiştir. Ceza Mahkemesi gerekçesinde başvuranın konuşmasına da atıfta bulunmuştur.
6. Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi 2 Mart 2012 tarihinde başvuran tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir.
7. Başvuran mahkûmiyet kararının Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiği hususunda şikâyette bulunmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
8. Başvuran Sözleşme’nin 10 ve 11. maddesi kapsamında mahkûmiyetinin ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü haklarını ihlal ettiğinden şikâyet etmiştir.
9. Dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması hususunda uzman olan Mahkeme, başvurunun yalnızca Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğine karar vermiştir (bk., Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018 ve Zülküf Murat Kahraman/Türkiye, no. 65808/10, § 33, 16 Temmuz 2019).
10. Hükümet, başvuran hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakıldığını belirterek, başvuranın mağdur statüsüne itiraz etmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki şikâyetlerini ulusal yetkililer nezdinde dile getirmediği için başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
11. Başvuranın mağdur statüsüne ilişkin birinci itirazla ilgili olarak, Mahkeme, önceden, bu tür itirazları reddetmiş (bk., örneğin, Ergündoğan/Türkiye, no. 48979/10, § 17, 17 Nisan 2018 ve Dickinson/Türkiye, no. 25200/11, § 25, 2 Şubat 2021) olup somut davada tersi bir sonuca varmak için bir sebep görmemiştir.
12. Mahkeme ikinci itiraza ilişkin olarak, başvuranın Ceza Mahkemesi önünde Sözleşme’nin 11. maddesi esasına dayanarak şikâyetini dile getirdiği beyanlarına (bk. yukarıda 4. paragraf) atıfta bulunarak benzer itirazları daha önce incelediğini ve reddettiğini belirtmiştir (bk., yukarıda anılan Zülküf Murat Kahraman, §§ 36-37, ilgili kararda yer alan diğer atıflar). Dolayısıyla Mahkeme bir kez daha somut davada tersi bir sonuca varmak için bir sebep görmemiştir.
13. Yukarıdaki hususların ışığında Mahkeme, Hükümetin ilk itirazlarını bütünüyle reddetmiştir.
14. Mahkeme ayrıca, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı veya başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediği kanaatindedir. Dolayısıyla, söz konusu başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
15. Toplanma özgürlüğü hakkına ilişkin genel ilkeler Navalnyy/Rusya davasında bulunabilir ([BD], no. 29580/12 ve diğer 4 başvuru, §§ 98‑103, 114-115, 120-122 ve 128, 15 Kasım 2018).
16. Başvuranın kanuna aykırı bir gösteri düzenlemesi ve bu gösteriye katılması nedeniyle verilen mahkûmiyet kararı, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rağmen, toplanma özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik bir müdahale teşkil etmiştir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, toplanma özgürlüğü hakkına yönelik müdahale bakımından, Gün ve Diğerleri/Türkiye, no. 8029/07, § 54, 18 Haziran 2013 ve Kemal Çetin/Türkiye, no. 3704/13, § 39, 26 Mayıs 2020, ayrıca bk., hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olarak yukarıda anılan Ergündoğan, § 26, ve Vedat Şorli/Türkiye, no. 42048/19, § 41, 19 Ekim 2021). Söz konusu müdahale 2911 sayılı Kanun’un 28(1) maddesinde öngörülmüş olup Sözleşme’nin 11 § 2 maddesinde belirtilen meşru amaçlardan en az birini, yani düzensizliğin önlenmesini amaçlamıştır.
17. Mahkeme müdahalenin orantılılığı ile ilgili olarak, başvuranın bir konuşma yaptığı gösteriye katılması nedeniyle mahkûm edildiğini gözlemlemektedir. Gösteri, esas olarak gerekli ön bildirimin yapılmaması nedeniyle iç hukuka göre kanuna aykırı kabul edilmiştir. Ancak, kanuna aykırı bir durum kendi başına böyle bir müdahaleyi haklı çıkaramaz (bk., Oya Ataman/Türkiye, no. 74552/01, § 39, AİHM 2006XIV).
18. Dava dosyasında, gösterinin barışçıl olmadığına veya başvuran da dâhil olmak üzere göstericilerin şiddet eylemlerine karıştığına veya kamu düzeni için hafif rahatsızlık düzeyinin ötesinde bir tehlike oluşturduğuna dair herhangi bir belirti bulunmamaktadır.
19. Hükümetin göstericilerin attığı sloganlara atıfta bulunmasına ilişkin olarak Mahkeme, benzer sloganları daha önce incelediğini ve bunların şiddete teşvik teşkil etmediği sonucuna vardığını kaydetmektedir (bk., diğerleri arasında, Belge/Türkiye, no. 50171/09, § 35, 6 Aralık 2016, ve Arslan ve Diğerleri/Türkiye [Komite], no. 3752/11, § 29, 10 Temmuz 2018). Her halükarda, bu sloganların başvuranın kendisinden kaynaklandığını gösteren hiçbir şey yoktur ve başvuranın konuşması herhangi bir şiddet davranışını teşvik ettiği şeklinde yorumlanamaz (bk. yukarıda 2. paragraf).
20. Hükümetin de vurguladığı üzere, başvuran hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasına karar verilmiş olmasına rağmen, Mahkeme yine de başvuranın barışçıl bir gösteriye katılması nedeniyle bir yıl üç ay hapis cezası tehdidiyle karşı karşıya olduğunu kaydetmektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde ve yukarıda anılan Kemal Çetin, § 54 ile Vedat Şorli, § 45).
21. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, yerel mahkemelerin söz konusu meşru amaç ile toplanma özgürlüğünün gereklilikleri arasında adil bir denge sağlayamadığı kanaatindedir (ayrıca karşılaştırınız Yılmaz Yıldız ve Diğerleri/Türkiye, no. 4524/06, §§ 47-48, 14 Ekim 2014 ile Özbent ve Diğerleri/Türkiye, no. 56395/08 ve 58241/08, §§ 47 ve 50, 9 Haziran 2015 ve yukarıda anılan Kemal Çetin, § 52).
22. Bu doğrultuda, somut davadaki müdahale “demokratik bir toplumda gerekli” değildir ve dolayısıyla Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
23. Başvuran, 50.000 Amerikan doları manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuran ayrıca, maddi tazmin başlığı altında, yerel mahkemeler önünde yaptığı avukatlık masraflarından oluşan 1.200 Türk lirası talebinde bulunmuştur.
24. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
25. Mahkeme hakkaniyet temelinde bir değerlendirme yaparak ve davanın koşullarını dikkate alarak, başvurana, yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere manevi tazminat olarak 2,600 avro ödenmesine hükmetmiştir. Başvuranın, masraf ve giderler başlığı altında incelenmesi gereken maddi tazminat talebine ilişkin olarak (bk., Dimitrov ve Diğerleri/Bulgaristan, no. 77938/11, § 180, 1 Temmuz 2014), Mahkeme, herhangi bir destekleyici belgenin bulunmaması karşısında bu talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.600 avro (iki bin altı yüz avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 13 Haziran 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy