AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖĞRÜ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 60087/10, 12461/11 ve 48219/11)
KARAR
STRAZBURG
19 Aralık 2017
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullara göre kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Öğrü ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") Daire olarak toplanarak, 28 Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (60087/10, 12461/11 ve 48219/11 No.lu) davanın temelinde, T.C. vatandaşı olan Adnan Öğrü ("ilk başvuran"), Veysel Kurtuluş Alabaş ("ikinci başvuran") ve Beyhan Günyeli ("üçüncü başvuran") sırasıyla 31 Ağustos 2010, 2 Mayıs 2011 ve 23 Kasım 2010 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. İlk başvuran, Adana Barosu’na bağlı olan Avukat B. Günyeli tarafından temsil edilmiştir. İkinci başvuran, Adana Barosu’na bağlı olan Avukatlar R. Kayışlı ve T.Ö. Eker tarafından temsil edilmiştir. Üçüncü başvuran, Adana Barosu’na bağlı olan Avukat K. Günay tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Özellikle başvuranlar, gösterilere katılmaları nedeniyle, kendilerine verilen para cezalarından ve Sözleşme’nin 11. maddesinin güvence altına aldığı toplantı özgürlüğü haklarının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler.
4. Başvurular, 5 Eylül 2014 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. İlk başvuran, 1954 doğumludur ve Adana’da ikâmet etmektedir. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte İnsan Hakları Derneği’nin yerel şubesinin yöneticisidir.
İkinci başvuran, 1986 doğumludur ve Mersin’de ikâmet etmektedir.
Üçüncü başvuran 1972 doğumludur. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte, İnsan Hakları Derneği Merkez Komitesi üyesidir ve bu derneğin yerel şubesinin yöneticisidir.
6. Adana Valiliği, 6 Kasım 2009 tarihinde, il genelinde basın açıklamalarının düzenlenmesine ilişkin kararı onaylamıştır (bu kararın içeriğine ilişkin ayrıntılı bilgi için, bk. aşağıdaki 43.- 44. paragraflar).
1. Başvuru no. 60087/10
a) 19 Aralık 2009 Tarihli Gösteri
7. İlk başvuran, 19 Aralık 2009 tarihinde, Türkiye’de Aralık 2000 yılında, birçok cezaevinde emniyet güçleri tarafından yürütülen operasyonlara karşı protesto etmek için düzenlenen bir gösteriye katılmıştır.
8. Olay tutanağına göre, saat 17.00 sularında, yaklaşık 120 gösterici Adana’da 5 Ocak Meydanı’ nda toplanmış ardından pankart taşıyarak ve sloganlar atarak İnönü Parkı’na kadar yürümüşlerdir. Gösteri, araç trafiği akışını engellemiştir.
9. İlk başvurana, Valilik kararı’na aykırı davranması nedeniyle, Kabahatler hakkında 5326 Sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca, 140 Türk lirası (TRY) yani yaklaşık 65 avro (EUR) tutarında kendisine idari para cezası verildiği konusunda bir tutanak tebliğ edilmiştir.
10. Adana 6. Sulh Ceza Mahkemesi, 19 Nisan 2010 tarihinde, yukarıda belirtilen para cezası hakkında ilk başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Hâkim, elde ettiği video kayıtları, dosyadaki belgeler ışığında ve emniyet müdürlüğüne cevaben yaklaşık 120 kişinin 19 Aralık 2006 tarihinde karanlık çöktüğünde yürüyüş yaptıklarını tespit etmiştir. Hâkim, 2911 Sayılı Kanun’un 7. maddesine göre, kamuya açık olan bütün yolların gösterinin en uygun koşullarda yapılmasının ve bütün vatandaşların güvenliğinin sağlanması amacıyla güneş batmadan 1 saat önce sona ermesi gerektiğini hatırlatmıştır. Hâkim, ilk başvurana bir para cezası verilmesinin hukuka uygun olduğunu değerlendirmiştir.
b) 24 Ocak 2010 Tarihli Gösteri
11. İlk başvuran, 24 Ocak 2010 tarihinde, Ankara’da TEKEL (tütün ve alkol ulusal üretimi) işçilerinin eylemlerinin desteklenmesi için düzenlenen bir gösteriye katılmıştır.
12. Olay tutanağına göre, 24 Ocak 2010 tarihinde öğle sularında, yaklaşık 25 kişiden oluşan bir grup, pankartlar taşıyarak, sloganlar atarak ve araç trafiğini engelleyerek İnönü Parkı’na kadar yürümeden önce 5 Ocak Meydanı’nda toplanmıştır. Grup, parkta basın açıklamasını yaptıktan sonra, oturma eylemi yapmıştır. Grup, sivil toplum örgütlerinin farklı üyeleri kendilerine katıldıktan ve yaklaşık 120 kişiye ulaştıktan sonra, AK Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) binasina kadar yürümüştür. Pankart ve flama taşıyan göstericiler, ilerledikleri sırada solganlar atmış ve araç trafiğini engellemişlerdir. Grup, AK Parti binasının önünde basın açıklaması yaptıktan sonra, saat 13.15 sularında dağılmıştır.
13. Başvurana, yürüyüş nedeniyle, Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesine dayanarak 143 TRY tutarında (yaklaşık 70 EUR) idari para cezası verildiği konusunda bir tutanak tebliğ edilmiştir.
14. Adana 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 13 Mayıs 2010 tarihinde, ilk başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, para cezasının Kabahatlere ilişkin 5326 Sayılı Kanun ve bu kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelik uyarınca verildiğini, olay tutanağının güvenirliğine itiraz edilmediğini ve toplanan delillerin bu tutanağının içeriğine tartışma konusu olamayacağını değerlendirmiştir.
c) 11 Şubat 2010 Tarihli Gösteri
15. İlk başvuran, 11 Şubat 2010 tarihinde, Ankara’da Tekel işçilerini desteklemek için düzenlenen bir gösteriye katılmıştır.
16. Olay tutanağına göre, 11 Şubat 2010 tarihinde saat 18.00 sularında yaklaşık 275 kişi, İnönü Parkı’na kadar yürümeden önce sloganlar atarak, pankartlar taşıyarak ve araç trafiğini engelleyerek 5 Ocak Meydanı’nda toplanmıştır. Grup, basın açıklaması yaptıktan sonra 18.45 sularında sessizce dağılmıştır.
17. İlk başvurana, yürüyüş nedeniyle, Kabahatlere ilişkin Kanun’un 32. maddesine dayanılarak, 143 TRY tutarında (yaklaşık 70 EUR) idari para cezası verildiği konusunda bir tutanak tebliğ edilmiştir.
18. Adana 3. Sulh Ceza Mahkemesi, 24 Haziran 2010 tarihinde, ilk başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, gösteri yapan grubun gece kamuya açıklama yaptıkları İnönü meydanı’na kadar yürüdüklerini ve Valilik Kararı’na aykırı olarak davrandıklarını tespit etmiştir.
2. 12461/11 nolu Başvuru
a) 15 Ocak 2010 Tarihli Gösteri
19. İkinci başvuran, 15 Ocak 2010 tarihinde, Ankara’da TEKEL işçilerinin eylemlerini desteklemek için düzenlenen bir gösteriye katılmıştır.
20. Olay tutanağına göre, 15 Ocak 2010 tarihinde, saat 10.00 sularında 60 kişi 17.00’a kadar devam eden oturma eylemi için İnönü Parkı’ında toplanmıştır. Diğer kişilerin aralarına katılmasıyla grup, yaklaşık 120 göstericiye ulaşmış ardından pankartlar taşıyarak ve sloganlar atarak AK Parti’nin binasına kadar yürümüştür. Göstericiler, parti binası önünde 18.40 sularında kamuya açıklama yaptıktan sonra sessiz bir şekilde dağılmışlardır.
21. İkinci başvurana, Kabahatlere ilişkin 5326 Sayılı Kanun’un 32. maddesine dayanılarak, kendisine 143 TRY tutarında (yaklaşık 70 EUR) idari para cezası verildiği konusunda bir tutanak iletilmiştir. Başvuran, yürüyüşe katılarak 6 Kasım 2009 tarihli karara aykırı davranması nedeniyle suçlanmıştır.
22. Adana 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 25 Ağustos 2010 tarihinde, ikinci başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, bütün dosyayı dikkate alarak, verilen para cezasının usule, kanuna ve hukuka uygun olduğunu değerlendirmiştir.
b) 24 Ocak 2010 Tarihli Gösteri
23. İkinci başvuran, 24 Ocak 2010 tarihinde, Ankara’da TEKEL işçilerinin eylemlerini desteklemek için düzenlenen bir gösteriye katılmıştır (bu gösterinin seyriyle ilgili olarak daha ayrıntılı bilgi için bk. yukarıda 12. paragraf).
24. İkinci başvurana, 20 Şubat 2010 tarihinde, yürüyüş nedeniyle Kabahatlere ilişkin Kanunun 32. maddesine dayanılarak, 143 TRY (yaklaşık 70 EUR) tutarında idari para cezası verildiği konusunda bir tutanak tebliğ edilmiştir.
25. Adana 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 13 Mayıs 2010 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, olay tutanağının güvenirliğine itiraz edilemediğini ve toplanan delillerin bu tutanağın içeriğine tartışma konusu olamayacağını kaydederek, para cezasının hukuka uygun olduğu sonucuna varmıştır.
c) 7 Mart 2010 Tarihli Gösteri
26. İkinci başvuran, 7 Mart 2010 tarihinde, Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlenen bir gösteriye katılmıştır.
27. Olay tutanağına göre, saat 14.00 sularında, yaklaşık 160 kişilik bir grup, İnönü Parkı’na kadar yürümeden önce sloganlar atarak, pankartlar taşıyarak ve araç trafiğini engelleyerek 5 Ocak Meydanı’nda toplanmıştır. Grup, basın açıklaması yaptıktan sonra saat 15.30 sularında dağılmıştır.
28. İkinci başvurana, 7 Nisan 2010 tarihinde, Kabahatlere ilişkin Kanun’un 32. maddesine dayanılarak, yürüyüş nedeniyle, 143 TRY tutarında (yaklaşık 70 EUR) idari para cezası verildiği bir tutanak tebliğ edilmiştir.
29. Adana 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 24 Haziran 2010 tarihinde, ikinci başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, para cezasının Kabahatlere ilişkin Kanun’a uygun olduğunu değerlendirmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, olay yeri tutanağının güvenirliğine itiraz edilmediği ve toplanan delillerin bu tutanağının içeriğine tartışma konusu olamayacağı kanaatine vararak, söz konusu para cezasının hukuka uygun olduğu sonuca varmıştır.
d) 30 Mart 2010 Tarihli Gösteri
30. İkinci başvuran, 30 Mart 2010 tarihinde, 30 Mart 1972 tarihinde meydana gelen Kızıldere olaylarının yıldönümü nedeniyle, düzenlenen bir gösteriye katılmıştır.
31. Tutanağa göre, saat 18.00 sularında, yaklaşık 50 kişi 5 Ocak Meydanı’nda toplanmıştır. Grup, araç trafiğini engelleyerek İnönü Parkı’na kadar yürümüş ve açıklama yaptıktan sonra saat 18.45 sularında dağılmıştır.
32. İkinci başvurana, 21 Nisan 2010 tarihinde, yürüyüş nedeniyle, Kabahatlere ilişkin Kanun’un 32. maddesinde öngörülen suçlar için 143 TRY tutarında (yaklışık 70 EUR) idari para cezasının verildiği konusunda bir tutanak tebliğ edilmiştir.
33. Adana 4. Sulh Ceza Mahkemesi, 26 Ağustos 2010 tarihinde, ikinci başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, kararın, talihsiz ve olası provokasyonların olayların önlenmesi, en iyi koşullarda ifade özgürlüğü hakkının yerine getirilmesine imkân verilmesi amacı taşıdığını belirtmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, elde ettiği fotoğraflar ve video kayıtlarına göre, yaklaşık 100 kişinin 5 Ocak meydanı’ndan İnönü Parkı kadar yürüdüklerini gözlemlemiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, söz konusu göstericilerin, parkartlar taşıyarak, sloganlar atarak ve araç trafiğini kısmen veya tamamen engelleyerek bu gösteriye katılmaları nedeniyle verilen idari para cezasının usule ve kanuna uygun olduğunu değerlendirmiştir.
e) 4 Nisan 2010 Tarihli Gösteri
34. İkinci başvuran, 4 Nisan 2010 tarihinde, ücretli eğitim ve üniversiteye giriş sınavını protesto etmek için bir gösteriye katılmıştır.
35. Polis tutanağına göre, 4 Nisan 2010 tarihinde, yaklaşık 100 kişi Uğur Mumcu Meydanı’na kadar yürümek için 5 Ocak Meydanı’nda toplamıştır. Polis, gösterinin temsilcilerini yürüyüşün 2911 Sayılı Kanun’a aykırı olduğu konusunda uyarmış ardından gruba yaya kaldırımda yürüme koşuluyla, geçenleri rahatsız etmeksizin ve araç trafiğini engellemeksizin yürümelerine izin vermiştir. Hâlbuki grup, yürümeye başlağında göstericiler kortej oluşturup araç trafiğini engellemişlerdir. Polisin bu koşullarda yürümelerine ilişkin itirazına karşı grup Atatürk Caddesi’nde oturma eylemine başlamış ardından polis göstericilerden sıra halinde yürüyerek Uğur Mumcu Meydanı’nda toplanmalarını istemiştir. Polis, gösterinin temsilcilerden yazılı açıklamanın parkta okunmasını ardından sıra halinde yürüyerek Uğur Mumcu Meydanı’nda toplanmalarını istemiştir. Göstericilerin bu öneriyi kabul etmeyi reddetmelerine karşı, polis gösterinin 2911 Sayılı Kanun bağlamında, yasadışı niteliği konusunda megafon yardımıyla kalabalığı bilgilendirmiş ve dağılmalarını istemiştir. Ardından polis, kalabalığı dağıtmıştır.
36. İlgiliye, 10 Haziran 2010 tarihinde, Kabahatlere ilişkin Kanun’un 32. maddesine aykırı yürüyüşe katılması nedeniyle, 143 TRY tutarında (yaklaşık 70 EUR) idari para cezası verildiği konusunda bir tutanak tebliğ edilmiştir.
37. Adana 5. Sulh Ceza Mahkemesi, 5 Ağustos 2010 tarihinde, dosya üzerinden ve kesin bir şekilde karar vererek, iki başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, Valilik Kararı’ nın olayların ve olası provokasyonların önlenmesi ve en iyi koşullarda ifade özgürlüğü hakkının yerine getirilmesine imkân verilmesi amacı taşıdığını belirtmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, elde ettiği fotoğraflar ve video kayıtlarına göre, göstericilerin pankart taşıyarak, sloganlar atarak ve araç trağini engelleyerek yürüşe katılmaları nedeniyle, idari para cezasına mahkûm edildiklerini gözlemlemiştir. Sulh Ceza Mahkemesi’ne göre, itiraz edilen para cezası ilgililerin davranışlarının kamuoyunun birliğini ve huzurunu tehlikeye attıkları, başkalarının hak ve özgürlüklerini kısıtladıkları ve topluma karşı kışkırtıcı olabilecekleri gerekçesiyle verilmiştir.
3) 48219/11 Nolu Başvuru
38. Üçüncü başvuran, 4 Şubat 2010 tarihinde, Ankara TEKEL işçilerinin eylemlerini desteklemek için düzenlenen bir gösteriye katılmıştır.
39. Olay tutanağına göre, saat 11.00 sularında sendika üyeleri sosyal güvenlik binası önünde toplanmış ve diğer gösterilerle buluştukları İnönü Parkı’na kadar yürümüşlerdir. Grup, diğer göstericilerin kendilerini beklediği Adana Belediye Binası’na kadar ilerlemiştir. Söz konusu tarihte 1.500 kişiden oluşan kortej, ardından Uğur Mumcu Meydanı’na kadar yürümüştür. Bir grup, kendilerini meydanda beklemiş ve göstericilerin sayısı 2.000’ ne ulaşmıştır. Göstericiler, basın açıklaması yaptıktan sonra 13.30 sularında dağılmışlardır,
40. Üçüncü başvurana, 16 Mart 2010 tarihinde, Kabahatlere ilişkin Kanun’un 32. maddesine dayanılarak, 143 TRY tutarında (yaklaşık 70 EUR) idari para cezası verildiği konusunda bir tutanak tebliğ edilmiştir.
41. 3. Sulh Ceza Mahkemesi, 1 Mart 2011 tarihinde, idari para cezası hakkında üçüncü başvuran tarafından yapılan itirazı bertaraf etmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, önce 1.500 ardından 2.000 kişiden oluşan gösteriyi yapan grubun araç trafiğini engelleyerek yürüyüş yaptıklarını kaydetmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, basın açıklamalarının yapıldığı bölgeler için izin verildiği ancak başvuranın yürüyüşe katılması nedeniyle cezalandırıldığını belirtmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi, söz konusu para cezasının usule ve kanuna uygun olduğu sonucuna varmıştır.
4. 26 Ocak 2010 Tarihinde İlk Başvurana Verilen Para Cezası Hakkında Kendisi Tarafından Yapılan İtiraz
42. Adana 6. Sulh Ceza Mahkemesi, 19 Nisan 2010 tarihinde, ilk başvuranın 6 Kasım 2009 tarihli Valilik Kararı’na aykırı yürüyüşe katılması nedeniyle, 26 Ocak 2010 tarihinde kendisine verilen para cezası hakkında yaptığı itirazı kabul etmiştir. Sulh Ceza Mahkemesi kararında, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinin uygulanmasına ilişkin ilkelere atıfta bulunduktan ve Oya Ataman/Türkiye (No. 74552/01, AİHM 2006‑XIV) kararında Mahkeme tarafından yapılan değerlendirmeleri hatırlattıktan sonra, başvuranın idari para cezası verilmesiyle toplantı özgürlüğü hakkını kullanmasında dolaylı bir şekilde yoksun bırakılamayacağı sonucuna varmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
43. İlgili iç hukuk ve uygulaması, Yılmaz Yıldız ve diğerleri/Türkiye (No. 4524/06, §§ 17-22, 14 Ekim 2014) ve Akarsubaşı/Türkiye (No. 70396/11, §§ 14-26, 21 Temmuz 2015) kararlarında belirtilmektedir.
6 Kasım 2009 Tarihli Valilik Kararı
44. Adana Valiliği, 6 Kasım 2009 tarihinde, emniyet müdürlüğünün talebine cevaben, basın açıklamalarının düzenlenmesine ilişkin koşullar hakkında bir karar vermiştir. Bu kararda, izin verilen bölgelerin ve kamuya basın açıklamalarının yapılması için yasaklı bölgelerin, İl İdaresi hakkında 5442 Sayılı Kanun’un 9. maddesinin ç) fıkrası, 11. maddesinin c) fıkrası, 66. maddesi, 2911 Sayılı Kanun’un 6 ve 22. maddeleri, 1 Nisan 2004 tarihli ve 2004/68 Sayılı Genelge ve 11 Haziran 2004 tarihli ve 2004/100 Sayılı Genelge uyarınca belirlendiğini belirtilmiştir. Adana Valiliği, söz konusu kısıtlamanın, kamu düzeninin ve sağlığının korunması, üçüncü şahısların ahlâk, hak ve özgürlüklerinin korunması, halka açık olayların demokratik düzeyde yürütülmesi ve katılımcıların güvenliğinin sağlanması amacı taşıdığını ifade etmiştir.
45. Kararda, izin verilen bölgeler, gündüz saatleri dışında, basın açıklaması yapan ve basın açıklaması yapılması için pankartlar taşıyarak, sloganlar atarak öngörülen bölgeye ulaşan yürüyüşü düzenleyenlerin veya basın açıklamasından hemen sonra dağılırken Kabahatler Kanun’un 32. maddesi ve Genel Hükümler uyarınca adli ve idari işlem konusu olabileceklerini belirtilmiştir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA
46. Mahkeme, İçtüzüğü’nün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, başvurularda belirtilen hukuki olaylar ve konularla ilgili olarak, benzerlikler taşımasını dikkate alarak, başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
47. Başvuranlar, kendilerine verilen para cezalarının, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddeleri tarafından güvence altına alınan barışçıl toplantı özgürlüğü haklarına aykırı olduğunu iddia etmektedirler.
48. Mahkeme, bu şikâyetin yalnızca Sözleşme’nin 11. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır (Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], No. 37553/05, § 85, AİHM 2015). Sözleşme’nin 11. maddesi aşağıdaki şekildedir:
"1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir."
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
49. Hükümet, 60087/10 Nolu başvuruda Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında, ciddi bir zararın bulunmadığına ilişkin bir itiraz tespit etmektedir. Hükümet, verilen para cezasının 143 TRY tutarında olduğunu ve bu para cezasının başvuran için ciddi bir zarar teşkil etmediğini belirtmektedir. Hükümet, Kılıç ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 33162/10, 3 Aralık 2013) ve Görgün/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42978/06, 16 Eylül 2014) davalarına atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, diğer iki başvuruda, yalnızca başvuranlara verilen para cezalarının ciddi zarar eşiğine ulaşmadığını belirtmekte ve bu konuda Mahkeme tarafından oluşturulan ilkelere atıfta bulunmaktadır. Hükümetin, açık bir şekilde Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında, yeni kabul edilebilirlik kriterini belirtmemesine rağmen, Mahkeme başvuran tarafından ileri sürülen iddianın bu şekilde incelenebileceği ve değerlendirilebileceği kanaatine varmaktadır.
50. İlk başvuran, değerlendirilen dönemde, aylık gelirinin 750 TRY olduğunu ve 143 TRY tutarındaki birçok para cezasının ödenmesinin maddi durumunu ciddi derecede etkilediğini iddia etmektedir. Başvuran, emekli ve cebri icra işlemine tabi tutulduğunu belirtmektedir. Diğer başvuranlar, maddi durumları hakkında hiçbir açıklamada bulunmamışlardır.
51. Mahkeme, yeni kabul edilebilirlik kriterinin, özellikle görevine - yani Avrupa düzeyinde Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hukukî hakların korunmasının sağlanması gibi - odaklanmak amacıyla gereksiz nitelikteki başvuruları hızlı bir şekilde ele almasına imkân sağlamak için oluşturulduğunu hatırlatmaktadır (Stefanescu/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 11774/04, § 35, 12 Nisan 2011 ve Liga Portuguesa de Futebol Professional/Portekiz (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 49639/09, § 35, 3 Nisan 2012). Deminimis non curat praetor (hâkim ehemmiyetsiz meselelerle uğraşmaz) ilkesinden yola çıkarak, yeni kabul edilebilirlik koşulunun, tamamen hukuki açıdan gerçekliği ne olursa olsun bir hakkın ihlal edilmesi için uluslararası bir mahkeme tarafından bir inceleminin desteklenmesi için asgari önem eşiğine ulaşması gerektiğine ilişkin görüşe atıfta bulunmaktadır (Korolev/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 25551/05, 1 Temmuz 2010).
52. Hak ihlalinin böyle bir eşiğe ulaşıp-ulaşmadığını incelemek amacıyla özellikle, ihlal edildiği iddia edilen hakkın niteliği, iddia edilen hak ihlalinin ağırlığı ve/veya ihlalin başvuranın kişisel durumu üzerindeki muhtemel sonuçları gibi unsurları göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bu sonuçları değerlendirirken Mahkeme, özellikle ulusal yargılamanın konusunu veya sonucunu inceleyecektir (yukarıda anılan Liga Portuguesa de Futebol Professiona kararı, § 36 ve Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, No. 15048/09, § 75, 28 Ekim 2014).
53. Somut olayda, başvuranlara verilen para cezalarının tutarı a priori (ilk bakışta) çok yüksek olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme değerlendirme dönemi boyunca ilk başvuranın gelirini ve ilk ile ikinci başvurana verilen birçok para cezasını dikkate alarak, söz konusu para cezalarının ilgililerin maddi durumu üzerinde ciddi etkisinin olduğunu kolayca kabul etmektedir. Ayrıca Mahkeme, davanın maddi boyutunun ötesinde, başvuranların insan hakları savunucuları olduklarını belirtmek gerektiği kanaatine varmaktadır. Bu bağlamda, iddia edilen ihlal ilgililerin gösteri özgürlüğü haklarını kullanmalarında ciddi sonuçlar doğurması muhtemeldir.
54. Yukarıda belirtilenler ışığında ve ifade özgürlüğü gibi demokratik bir toplumun temellerinden birini teşkil eden barışçıl toplantı özgürlüğünün hayati önemini dikkate alarak, (Bk., diğer kararlar arasında Plattform "Ärzte für das Leben"/Avusturya, 21 Haziran 1988, § 5, A Serisi, No.139, ve daha yakın zamanda Lashmankin ve diğerleri/Rusya, No. 57818/09 ve diğer 14 başvuru, § 142, 7 Şubat 2017), Mahkeme başvuranların "ciddi zarara" maruz kalmadıkları şeklinde bir sonucuna varamaz (Berladir ve diğerleri/Rusya, No. 34202/06, § 34, 10 Temmuz 2012). Dolayısıyla, mevcut şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi gereğince, kabul edilemez olarak karar verilemez. Ayrıca Mahkeme, bu konuda Hükümetin itirazını reddetmektedir.
55. Ayrıca Mahkeme, bu şikâyetin, 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
1) Tarafların İddiaları
a) Başvuranlar
56. İlk başvuran ve üçüncü başvuran, Devletin muhaliflerini ekonomik bir mengene içine almaya ve insan hakları savunucularını caydırmaya çalıştığını iddia etmektedirler. Başvuranlar, birçok kişinin idari para cezasına tabi tutulduğunu ve artık gösterilere katılmaktan çekindiklerini belirtmektedirler. Başvuranlar, gösterilerin gerek kamu düzeneni gerekse üçüncü şahısların haklarını ihlal etmediklerini eklemektedirler. Adana’da bu tarihe kadar yapılan kamuoyu açıklamalarında, hiçbir saldırgan davranış ve taşkınlık olmamıştır.
57. İkinci başvuran, gerek basın açıklaması gerekse yürüyüş enasında kamu güvenliğine ve düzenine bir müdahale yapılmadığını iddia etmektedir. Sonuç olarak, başvuran basın açıklamalarının izin verilen bölgelerde yapıldığını dile getirmektedir.
b) Hükümet
58. Öncelikle Hükümet, Yüksek Sözleşmeci Tarafın önceden izin veya bildirimde bulunmak ya da bölgeyle ilgili olarak kısıtlamalar için toplantı yapılabilinmesini kabul etmesinin, Sözleşme’nin 11. maddesinin ruhuna aykırı olmadığı konusunda Mahkeme İçtihadı’na atıfta bulunmaktadır. Hükümet, Skiba/polonya ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10659/03, 7 Temmuz 2009) davasında Mahkeme’nin benzer bir konuyu incelediğini dikkate sunmaktadır. Hükümet, Mahkeme İçtihadı’na göre, daha önce bildirilmeksizin, bir toplantı veya yürüyüş yapıldığında polisin söz konusu gösteriye son vermediğini ve göstericilere görüşlerini sunmaya fırsat tanıdığını ve ardından yasal gerekliliklere riayet edilmediğinden verilen para cezasının Sözleşme’ye aykırı olamayacağını belirtmektedir.
59. Hükümet, verilen para cezalarının, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için meşru bir amaç izlediğini iddia etmektedir. Hükümet, başvuranların, gösteriye katılmayan ve kamuya açık yolları kullanmak isteyen kişilerin günlük hayatlarını sürdürmelerinde bir karışıklığa neden olduklarını değerlendirmekte ve somut olayda cezaların "zorunlu sosyal ihtiyacı" karşıladığını eklemektedir.
60. Hükümet, başvuranların bir engelle karşılaşmadıklarını ve söz konusu gösterilerde müdahale konusu olmadıklarını belirtmektedir. Hükümet verilen para cezalarının a posteriori (olayların sonunda) grupları fikirlerini özgürce dile getirmelerini engellemedikleri ve bir amaç izlenmediği kanaatine varmaktadır. Hükümet, ulusal makamların başvuranlar hakkında engelleyici bir etkisi olabilecek bir davranışı kabul etmediklerini ifade etmektedir. Hükümet, yetkililerin tutumlarının, gösterilerin barışçıl bir şekilde yürütülmesi ve bütün vatandaşların güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması yükümlülükleriyle uyumlu olduğu kanaatine varmaktadır.
61. Hükümet, ilk idari yargılama talebinin, bu çatışan menfaatler arasında bir dengenin kurulması için kamuya açık gösterilerin düzenlenmesi konusunda, üye devletlerde yaygın bir uygulama olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda Hükümet, Éva Molnár/Macaristan (No. 10346/05, § 43, 7 Ekim 2008) davasını ileri sürmektedir. Hükümet, başvurana verilen para cezasının, başvuranın toplantı özgürlüğünü kullanmasını engelleyebilecek bir ceza olmadığını eklemekte ve para cezasının ciddi derecede zarar eşiğini aşmadığını yinelemektedir. Hükümet, verilen para cezalarına rağmen, başvuranların birçok gösteriye katıldıklarını ve yetkililerin müdahale etmeksizin toplantı özgürlüğü haklarını kullandıklarını belirtmektedir. Ayrıca Hükümet, para cezasının başvuranlara oranla caydırıcı bir etkisinin olmadığını ve izlenen amaç ile uygulanan yöntem arasında bir dengenin bulunduğunu değerlendirmektedir.
62. Hükümet, yukarıda anılan Éva Molnár davasına yeniden atıfta bulunarak, yetkililerin başvuranların toplantı özgürlüğü hakları konusunda gereken hoşgörüyü gösterdikleri kanaatine varmaktadır. Hükümet, başvuranlara para cezası verilmesinin, her hâlükarda toplantı özgürlüğünü kısıtlayabilecek bir uygulama olmadığı sonucuna varmıştır. Bu bağlamda, Hükümet (yukarıda anılan) Skiba davasını ileri sürmektedir
63. Hükümet, 2010 yılı ve 30 Eylül 2014 tarihleri arasında 9.590 basın açıklamasının ve yaklaşık 350.000 kişinin katıldığı kamuya açık gösterilerin Adana şehrinde gerçekleştiğini belirtmektedir. Hükümet, yalnızca 46 basın açıklamasının ve 990 katılımcıya günlük hayatın sürdürülmesinde bir tedirginlik yaratma ve kamu düzenine zarar verme nedeniyle, idari para cezası verildiği kanaatine varmaktadır. Sonuç olarak Hükümet, bu para cezalarının büyük çoğunluğunun adil makamlar tarafından iptal edildiğini ve söz konusu durumun bu konuda ulusal makamların hassasiyetini gösterdiğini savunmaktadır. Bu bağlamda Hükümet, Sözleşme’ye atıfta bulunarak ilk başvurana verilen para cezasını iptal eden 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararına gönderme yapmaktadır.
2) Mahkeme’nin Değerlendirmesi
64. Barışçıl toplantı özgürlüğü hakkını bir müdahale gerekliliğiyle ilgili olarak, genel ilkeler Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya ([BD], No. 37553/05, §§ 142-160, AİHM 2015), davasında belirtilmiş ve Lashmankin ve diğerleri Rusya, No. 57818/09 ve diğer 14 başvuru § 412, 7 Şubat 2017) davasında yeniden ele alınmıştır.
65. Mahkeme, demokratik bir toplumun temellerinden biri olan barışçıl toplantı özgürlüğünün, sıkı bir yorum gerektiren belirli birçok istisnalarla uyumlu olduğunu ve bu özgürlüğün kısıtlanması ihtiyacının tatmin edici bir şekilde düzenlenmiş olması gerektiğini hatırlatmaktadır (Barraco/Fransa, No. 31684/05, § 42, 5 Mart 2009 ve Rufi Osmani ve diğerleri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 50841/99, AİHM 2001-X). Bir müdahale, "zorunlu sosyal ihtiyacı" karşılaması özellikle izlenen meşru amaca orantılı olması ve bu müdahelenin haklı gösterilmesi için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin "uygun ve yeterli" görülmesi halinde, meşru bir amaca ulaşmak için "demokratik bir toplumda gerekli" olarak değerlendirilmektedir (S. ve Marper/Birleşik Krallık [BD], No. 30562/04 ve 30566/04, § 101, AİHM 2008 ve Coster/Birleşik Krallık [GBD], No. 24876/94, § 104, 18 Ocak 2001). Bu nedenle Mahkeme, ulusal makamların Sözleşme’nin 11. maddesinde öngörülen ve dahası ilgili olayların kabul edilebilir değerlendirmesine dayanarak, ilkelere uygun kurallar uyguladıklarından tatmin olmalıdır (yukarıda anılan Kudrevičius ve diğerleri, § 143, Rai ve Evans/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26258/07 ve 26255/07, 17 Kasım 2009, Gün ve diğerleri/Türkiye, No. 8029/07, § 75, 18 Haziran 2013; Bk. ayrıca, Türkiye Birleşik Komünist Partisi ve diğerleri/Türkiye, 30 Ocak 1998, § 47, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998‑I).
66. Orantılılık, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen amaçların gereklilikleri ve sokakta veya kamuya açık diğer bölgelerde toplanan kişilerin, söz, davranış veya dahası görüşlerin gizliliğiyle ifade özgürlüğü gereklilikleri arasında bir denge sağlanmasını gerektirmektedir (Ezelin/Fransa, 26 Nisan 1991, § 52, A Serisi, No. 202, yukarıda anılan Rufi Osmani ve diğerleri kararı, yukarıda anılan Skiba, Fáber/Macaristan, No. 40721/08, § 41, 24 Temmuz 2012 ve Taranenko/Rusya, No. 19554/05, § 65, 15 Mayıs 2014). Mahkeme, söz konusu dengelemenin içtihat ile düzenlenen kriterlere riayet çerçevesinde, yapılıp-yapılmadığının değerlendirilmesi için, özellikle ulusal hâkim tarafından ileri sürülen gerekçenin dikkate alınması gerektiği kanaatine varmaktadır (Kaos Gl/Türkiye, No. 4982/07, § 57, 22 Kasım 2016, Sapan/Türkiye, No. 44102/04, § 37, 8 Haziran 2010, ve Güzel Erdagöz/Türkiye, No. 37483/02, § 50, 21 Ekim 2008).
67. Sonuç olarak yargılamanın hakkaniyetinin ve verilen usuli güvencelerin, Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunan ifade özgürlüğünün uygulanması çerçevesinde, bir müdahalenin orantılılığının değerlendirilmesi söz konusu olduğunda, dikkat edilmesi gereken etkenler olduğunun kaydedilmesi gerekir. (Bk. Karácsony ve diğerleri/Macaristan [BD], No. 42461/13 ve 44357/13, § 133, AİHM 2016 (özetler) ve içinde yer alan birçok atıf). Nitekim bu madde bağlamında daha önce karar verildiği şekliyle, tedbir gerekliliğinin adli inceleme niteliği, özel bir önem taşımaktadır (Animal Defenders International/Birleşik Krallık [BD], No. 48876/08, § 108, AİHM 2013 (özetler)). Böylelikle, Mahkeme daha önce ifade özgürlüğünü sınırlayan tedbirin belirsiz olması veya belirli yetersiz gerekçelere dayanması ve bu tedbirin uygulanmasının hâkim tarafından uygun bir şekilde denetlenmemesi halinde, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bk. Ekin Derneği/Fransa, No. 39288/98, § 58, AİHM 2001‑VIII, Saygılı ve Seyman/Türkiye, No. 51041/99, §§ 24‑25, 27 Haziran 2006, Lombardi Vallauri/İtalya, No. 39128/05, § 46, 20 Ekim 2009, ve Cumhuriyet Vakfı ve diğerleri/Türkiye, No. 28255/07, § 59, 8 Ekim 2013). Aynı şekilde, Mahkeme daha önce Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır, zira mahkemeler diğerlerinin yanı sıra müdahalenin orantılılığı hakkında karar vermeyi göz ardı etmiştir (Zehentner/Avusturya, No. 20082/02, § 65, 16 Temmuz 2009, ve Bjedov/Hırvatistan, No. 42150/09, § 71-72, 29 Mayıs 2012). Mahkeme için, benzer bir gerekçe Sözleşme’nin 11. maddesine uygulanmalıdır.
68. Mahkeme, davanın koşullarına yönelerek, Sulh Ceza Mahkemelerinin, para cezalarının Kabahatler hakkında Kanun’un 32. maddesi uyarınca verildiği gerekçesiyle, başvuranlar tarafından yapılan itirazları reddettiklerini gözlemlemektedir. Bu nedenle, hâkimler tarafından yapılan denetim çok sınırlı olduğu tespit edilmesi gerekir. Bu denetim, ilgililere istinat edilen olayların doğruluğunun yani ilgililerin yürüyüşe katılıp-katılmadıkları ve Valilik Kararı’na aykırı davranmaları konusunda gibi incelenmesinden ibaret olmuştur. Yalnızca hâkimler, bazen karanlık çöktükten sonra, göstericilerin pankart taşıyarak, sloganlar atarak ve kısmen veya tamamen araç trafiğini engelleyerek yürüyüş yaptıklarını tespit ederek polis tarafından düzenlenen olay tutanaklarını referans almaktadır. İtirazlar için başvurulan hâkimlerin, bir yandan başvuranların barışçıl toplantı haklarını kullanmaları diğer yandan kamu düzeninin korunması ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi mevcut farklı menfaatleri dengelemeye çalıştıkları konusunda hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Böylelikle mahkemeler, bu gösterilerin tamamen barışçıl niteliğini ve bu gösterilerin yapıldığı koşulları dikkate almaksızın başvuranlara verilen para cezalarını onaylamışlardır. Bu bağlamda başvuranların iddiaları inceleme konusu olmamıştır.
69. Hâlbuki Mahkeme’nin yukarıda 65. paragrafta tespit ettiği gibi, İçtihadı ile düzenlenen kriterler ışığında bir denge kurarak ve bu kriterleri kararlarında dikkate alarak ihtilaf konusu müdahalenin orantılılığı hakkında karar vermek söz konusu hâkimlerin görevidir. Mahkeme, burada ülkenin gerçekleriyle doğrudan ve sürekli temasları sayesinde Devletin mahkemelerinin, belirli bir anda söz konusu diğer menfaatler arasında kurulması gereken adil dengenin nerede kurulduğunun belirlenmesi için genelde uluslararası hâkimlerden daha iyi bir konumda olduklarını hatırlatmaktadır (Bk. diğer kararlar arasında, Palomo Sánchez ve diğerleri/İspanya [BD], No. 28955/06, 28957/06, 28959/06 ve 28964/06, § 54, AİHM 2011 ve Bédat/İsviçre [BD], No. 56925/08, § 54, AİHM 2016). Bu bağlamda, 19 Nisan 2010 tarihinde, mevcut davaya konu olan gösterilerin dışında bir gösteri bağlamında (yukarıda 42. paragraf), Adana 6. Sulh Ceza Mahkemesi’nin ilk başvuranın 6 Kasım 2009 tarihli Valilik Kararı’na aykırı yürüyüşe katılması nedeniyle, Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca kendisine verilen para cezasına karşı yaptığı itirazı kabul ettiğinin tespit edilmesi gerekir. Bu nedenle Sulh Ceza Mahkemesi Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin uygulanmasına ilişkin ilkeleri ve Anayasa’nın 90. maddesi gereğince iç hukukta doğrudan uygulanan ilkeleri referans almış ve Oya Ataman/Türkiye (No.74552/01, AİHM 2006‑XIV) kararında Mahkeme tarafından büyük ölçüde tespit edilen değerlendirmelere dayanmıştır.
70. Somut olayda, mevcut hiçbir farklı menfaatleri dengeleyemeyen yerel mahkemelerin aksine, Mahkeme bu menfaatlerin Sözleşme’nin 11. maddesiyle korunan ilkelere uygun kurallar uygulandığı ve ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıkları şeklinde değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır (Sözleşme’nin 10. maddesi hakkında benzer bir yaklaşım için, Terentyev/Rusya, No. 25147/09, § 24, 26 Ocak 2017 ve içinde yer alan atıflar ve ayrıca Annen/Almanya, No. 3690/10, § 73, 26 Kasım 2015). Dolayısıyla, itiraz edilen para cezalarının uygulanmasının, uygun bir adli denetim konusu olduğu değerlendirilemez. Yerel makamlar tarafından bu tür bir dengenin kurulmaması nedeniyle, söz konusu makamlar uygun ve yeterli gerekçeler sunmamış ve dolayısıyla müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup-olmadığı tespit edilmemiştir.
71. Bu unsurlar, davanın koşullarında Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğinin sonucuna varılması için yeterlidir.
III. SÖZLEŞME’NİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
72. İkinci başvuran (12461/11 Nolu başvuru), davasının, Sulh Ceza Mahkemesi’nin duruşma düzenlenmeksizin karar verdiği gerekçesiyle, hakkaniyete uygun bir şekilde görülmediğini iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir.
Sonuç olarak başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, temyize ilişkin başvurusunun reddedilmesine itiraz etmek için bir başvuru yoluna sahip olmadığından şikâyet etmektedir.
73. 5236 Sayılı Kanun’un 28. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, Hükümet tarafından verilen bilgilerden, Sulh Ceza Mahkemesi’nin gerek resen gerekse davalı tarafın talebi üzerine bir duruşma düzenlenmesine karar verebileceği, ikinci başvuranın bu anlamda bir talepte bulanmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, Sulh Ceza Mahkemesi önünde kamuya açık duruşmalar düzenlenmesi talebinde bulunabileceği ilgilinin bu hakkını kullanmaktan vazgeçtiğini değerlendirmektedir. Dolayısıyla ikinci başvuran tarafından ileri sürülen hükmün ihlal edildiği yönünde bir görünüm bulunmamakta dolayısıyla başvuranın şikâyeti Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmelidir (Bk., bu anlamda, Akarsubaşı/Türkiye, No. 70396/11, §§ 57-58, 21 Temmuz 2015).
74. İkinci başvuranın temyize ilişkin başvurusunun reddedilmesine karşı bir başvuru yoluna sahip olmamasından şikâyet etmesi nedeniyle, Mahkeme Sözleşme’nin 13. maddesinin, iki dereceli yargı hakkını güvence altına almadığını ve Devletleri temyiz mahkemelerinin kurulmasını yükümlü kılmadığını gözlemlemektedir (Oktar/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42876/05, 10 Mayıs 2011). Sonuç olarak bu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında, ratione materiae (konu bakımından), Sözleşme’nin hükümleriyle bağdaşmamakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
75. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
76. İkinci başvuran, adil tazmin bağlamında talep sunmamıştır. Dolayısıyla, bu bağlamda başvurana bir meblağ ödenmesi gerekli değildir.
A. Tazminat
77. İlk ve üçüncü başvuran, kendilerine verilen para cezaları nedeniyle, maruz kaldıkları kanaatine vardıkları maddi zarar bağlamında bir tazminat talep etmektedirler. Ayrıca başvuranlar, tutar belirtmeksizin maruz kaldıklarını ifade ettikleri manevi zararın telafi edilmesini talep etmektedirler.
78. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
79. Maddi tazminat başvuranların talepleriyle ilgili olarak, Mahkeme bu bağlamda ilgililer tarafından ödenen mevcut para cezalarına tekabül eden ilk başvurana 240 EUR ve üçüncü başvurana 80 EUR tutarlarının ödenmesine karar vermiştir.
80. İlk ve üçüncü başvuranın talepleriyle ilgili olarak, Mahkeme ihlal tespitinin, kendi başına ilgililer tarafından maruz kalınan manevi zarar için yeterli bir adil tazmin sağladığı kanaatine varmaktadır.
B. Masraf ve Giderler
81. Başvuranlar hiçbir tutar ve gerekçe sunmaksızın masraflarının geri ödenmesini talep etmektedirler.
82. Hükümet, bu talebi kabul etmemektedir.
83. Mahkeme İçtihadına göre, bir başvuranın Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir.
Başvuranların talebi, tutar belirtilmediğinden ve gerekçelendirilmediğinden Mahkeme, bu bağlamda bir tutar ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme Faizi
84. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. 60087/10 ve 48219/11 Nolu başvuruların kabul edilebilir olduklarına;
3. Sözleşme’nin 11. maddesinde öngörülen şikâyetle ilgili olarak 12461/11 Nolu başvurunun kabul edilebilir ve diğer başvuruların kabul edilemez olduklarına;
4. Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
5. İhlal tespitinin, ilk başvuran Öğrü ve üçüncü başvuran Günyeli’nin maruz kaldığı manevi zarar için kendi başına yeterli bir adil tazmin sağladığına;
6.
a) Davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki tutarların ödenmesine:
i) İlk başvuran Öğrü’ye, maddi tazminat için, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 240 avro (iki yüz kırk avro) ödenmesine;
ii) Üçüncü başvuran Günyeli’ye, maddi tazminat için, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 80 avro (seksen avro) ödenmesine;
b) Söz konusu tutara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Geri kalan kısım için adil tazmin talebinin reddedilmesine karar vermiştir
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 19 Aralık 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy