O’Keeffe / İrlanda – 35810/09 - 28.1.2014 tarihli Karar [BD]
Olaylar – Başvuran, Katolik Kilisesi mülkiyetinde ve yönetiminde olan, Devlet tarafından finanse edilen bir Ulusal Okulda 1973 yılında öğrenciyken bir öğretmeni (LH) tarafından cinsel tacize uğradığını iddia etmiştir. İrlanda’da Ulusal Okullar on dokuzuncu yüzyılın başlarında, doğrudan Devlet tarafından finanse edilen ancak Devlet, bir koruyucu (patron) ve yerel temsilciler tarafından ortak bir şekilde yönetilen bir ilkokul türü olarak kurulmuştur. Bu sistem altında, finansmanın büyük kısmını Devlet sağlamakta ve müfredat ile öğretmenlerin eğitim ve yeterlilikleri gibi konulara ilişkin yönetmelikler Devlet tarafından hazırlanmaktadır. Ancak, bu okulların çoğunluğu ruhban sınıfının (patron) mülkiyetindedir ve okul müdürü (daima bir rahip olacak şekilde) bunlar tarafından atanmaktadır. Öğretmenler koruyucu ve müdür tarafından seçilir, istihdam edilir veya işten çıkarılır.
LH, başka öğrencilerin taciz edildiklerine ilişkin şikayetlerinin ardından 1973 yılında görevinden istifa etmiştir. Ancak, bu aşamada Eğitim ve Bilim Bakanlığı şikayetlere ilişkin olarak bilgilendirilmemiş ve polise de bu yönde herhangi bir şikayette bulunulmamıştır. LH, görev yapmak üzere başka bir Ulusal Okula geçmiş ve 1995 yılında emekli olana kadar burada çalışmaya devam etmiştir. Başvuran maruz kalmış olduğu cinsel taciz olayını gizli tutmuş ve başka eski bir öğrencinin şikayeti üzerine polis soruşturması açılması sonrası danışmanlık hizmeti almasının ardından 1990’lı yılların sonunda, yaşamış olduğu psikolojik sorunlar ile taciz olayı arasında bir bağlantı bulunduğunun farkına varmıştır. Başvuran 1997 yılında polise bir ifade vermiştir. LH, bunların sonunda, başvuranın gitmiş olduğu Ulusal Okulun 21 eski öğrencisine yönelik olanların da arasında bulunduğu, toplamda 386 cinsel taciz suçu ile suçlanmıştır. 1998 yılında LH, 21 suçlamaya ilişkin olarak suçunu kabul etmiş ve belirli bir süreliğine hapis cezasına mahkum edilmiştir.
Sonrasında, LH aleyhinde açılmış olan bir dava için Cezai Yaralanma Tazminat Bürosu tarafından başvurana tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Başvuran ayrıca, Devletin çeşitli makamları hakkında ihmalkarlık, temsil sorumluluğu ve anayasal sorumluluk hususlarında bir kamu davası açmıştır (başvuran teknik gerekçelerle Kilise hakkında bir dava açmamıştır). Fakat, Yüksek Mahkeme bu iddiaları reddeden bir karara hükmetmiş ve söz konusu karar Temyiz Mahkemesi tarafından 19 Aralık 2008 tarihinde onanmıştır. Onamaya gerekçe olarak ise, özellikle, İrlanda Anayasası’nın Ulusal Okulların fiili işletiminin koruyucu ve okul müdürünün nüfuzuna temlik edilmesini öngördüğü, ihmalkarlık iddiasına ilişkin olarak okul müdürünün sanık sıfatında olmasının daha uygun olduğu ve okul müdürünün Devletin değil Kilise’nin bir temsilcisi olarak hareket ettiği gösterilmiştir.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapmış olduğu şikayetinde, diğerler kimselerin yanı sıra, Devletin öğrencileri taciz edilmekten koruyacak bir ilkokul eğitim sistemi kurmamış olduğunu (Sözleşme’nin 3. maddesi) ve Devletin kendisini koruyamamış olmasına ilişkin herhangi bir tanınırlık ve tazminat kazanamadığını (13. madde) ileri sürmüştür.
Hukuki Değerlendirme – 3. Madde
(a) Esas bakımından – Çocukların, özellikle de ilköğretim bağlamında, gerektiğinde özel tedbirlerin ve güvencelerin alınması yoluyla kötü muameleye karşı korunması hususu Hükümetin asıl yükümlülükleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, çocuklara yönelik cinsel taciz hususunda bilhassa, tacizcinin çocuk üzerinde yetkisinin bulunduğu bir konumda olması halinde, faydalı tespit ve raporlama mekanizmalarının mevcudiyeti bu türden vakaların yaşanmasına engel olunması için düzenlenen ceza hukukunun etkin bir biçimde uygulanması açısından büyük önem arz etmektedir. Bir Devlet, ilkokullardaki çocuklara ilişkin görevlerini özel kurum ya da bireylere devrederek, bu konudaki yükümlülüklerinden muaf tutulamaz. Keza, çocuğun Devlet onaylı eğitim seçeneklerinden (bir Ulusal Okul, ücretli okul ya da evde eğitim olsun) birini seçmesi halinde de, Devletin bu konudaki pozitif yükümlülüklerinden, yalnızca çocuğun okul seçimi sebebiyle, muaf tutulması söz konusu olamaz.
Mahkeme bu nedenle, Devletin yasal çerçevesinin, özellikle tespit ve raporlama mekanizmalarının, Ulusal Okula giden çocukları söz konusu zamanda yetkililerin bilgisi dahilinde cinsel tacize uğrama riskine karşı etkili bir şekilde koruyup korumadığına ilişkin olarak karar vermek durumundadır. Söz konusu olayların 1973 yılında meydana gelmiş olması sebebiyle, başvuranın davasında Devlete ait herhangi bir sorumluluğun, söz konusu zamanındaki olaylar ve standartlar bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme yapılırken, günümüz toplumunda çocukların eğitim ortamında cinsel tacize uğrama risklerine ilişkin oluşmuş farkındalığı göz ardı etmek gerekmektedir.
Başvuranın LH tarafından cinsel olarak taciz edildiği ve başvuranın uğradığı kötü muamelenin Sözleşme’nin 3. maddesinin kapsamına girdiği hususlarında mutabık kalınmıştır. Ayrıca, İrlanda’nın tarihi deneyimlerinin bir ürünü olan, Avrupa’da Ulusal Okulların günlük işleyişi sağlarken Devletin de eğitimi (müfredatın belirlenmesini, öğretmenlere lisans verilmesini ve okulların finanse edilmesini)sağladığı bir sistem olarak benzeri bulunmayan İrlanda’nın ilköğretim sisteminin yapısına ilişkin olarak taraflar arasında ufak bir anlaşmazlık mevcuttur. Tarafların anlaşamadıkları konu, iç hukuk ve Sözleşme hükümleri uyarınca Devletin mesuliyeti ile ilgilidir.
Mahkeme, Devletin sorumluluğunu belirlerken, Devletin, tıpkı söz konusu zamanda başvuranın Ulusal Okullarda olduğu gibi, çocukların cinsel tacize uğrama risklerinin farkında olması gerekip gerekmediğini ve çocuklara hukuk sistemi yoluyla bu gibi kötü muamelelere karşı yeterli bir koruma sağlayıp sağlamadığını incelemek durumunda kalmıştır.
Mahkeme, Devletin kovuşturma yoluyla, çocuklara karşı işlenen cinsel içerikli suç seviyesinin 1970’li yıllar öncesinde yüksek olduğunun farkında olması gerektiğine karar vermiştir. 1930’lu yıllar ile 1970’li yıllar arasında düzenlenmiş bir dizi rapor, İrlanda’da çocuklara karşı işlenen cinsel suçlara ilişkin kovuşturma oranına dair detaylı istatistiki deliller sunmuştur. Ayrıca, Mayıs 2009 tarihli Ryan Raporunda da 1970’li yıllar öncesinde ve esnasında çocukların yetişkinler tarafından cinsel tacize uğramasına ilişkin olarak yetkililere yapılmış şikayetler belirtilmiştir. Bu raporun odağında çocuk ıslahevleri ve endüstri okullarının olması rağmen, ayrıca Ulusal Okullarda yaşanan taciz olaylarına ilişkin şikayetlere de yer verilmiştir.
Bu doğrultuda Devletin, küçük çocukların büyük çoğunluğunun eğitimine ilişkin kontrolü Devletten bağımsız aktörlere bırakırken, Devlet kontrolündeki organlar tarafından çocuklara yapılan kötü muamelelerin tespit edilmesine ve yine Devlet kurumlarına raporlanmasına yönelik etkili mekanizmalar yoluyla, çocukları güvenliklerine ilişkin potansiyel risklerden korumak için orantılı tedbirler ve güvenceler almış olması gerekmektedir.
Ancak, uygulamaya konulan ve Hükümetin kendisine dayanak almış olduğu mekanizmalar etkili olmamıştır. Öğretmenler hakkındaki şikayetler için izlenecek uygulamanın ana hatlarıyla belirlendiği Ulusal Okullara İlişkin 1965 Yılı Yönetmeliği ve 1970 Yılı Kılavuz Notu, bir Devlet makamının bir öğretmenin çocuklara nasıl muamelede bulunduğunu denetlemesine ya da çocukları veya ailelerini kötü muameleye ilişkin şikayetlerini doğrudan bir Devlet makamına bildirmeye teşvik etmesine dair bir usul sağlama konusunda herhangi bir yükümlülüğüne atıfta bulunmamıştır. Nitekim, Kılavuz Notu öğretmenler hakkındaki şikayetleri başvuranın davasında olduğu gibi doğrudan, Devletten bağımsız müdürlere, genellikle yerel rahiplere kanalize etmiştir. Böylelikle, LH hakkındaki şikayetlerin aslında 1971 ve 1973 yıllarında, başvuranın okulunun müdürüne yapılmış olmasına rağmen, okul müdürü bu şikayetleri hiçbir Devlet makamının bilgisine sunmamıştır. Benzer şekilde, Hükümetin güvendiği başka bir sistem olan okul müfettişleri sistemi, müfettişlerin bir öğretmenin çocuklara nasıl davrandığını araştırması ya da denetlemesi gibi bir yükümlülüklerine özel bir atıf yapmamıştır. Müfettişlerin başlıca görevi öğretim kalitesinin ve akademik performansın denetlenmesi ve raporlanması olmuştur. Başvuranın okuluna atanmış olan müfettiş 1969 ile 1973 yılları arasında altı kez ziyaret gerçekleştirmişse de, bunların hiçbiri sırasında kendisine bir şikayet bildirilmemiştir. Nitekim, emekli olduktan sonra da 1995 yılına kadar, LH’nin hareketleri hakkında bir Devlet makamına herhangi bir şikayette bulunulmamıştır. Mahkeme, bu uzunlukta bir süre içerisinde bir öğretmen tarafından 400’ün üzerinde taciz vakasının tekrarlanmasına izin vermiş bir tespit ve raporlama sisteminin etkisiz bir sistem olduğu görüşündedir.
1971 yılında yapılmış şikayete ilişkin gerçekleştirilen eylemin yeterli nitelikte olması halinde, başvuranın iki yıl sonra aynı okuldaki aynı öğretmen tarafından taciz edilmesine engel olmuş olması beklenmektedir. Bunun yerine, meydana gelmekte olan cinsel taciz vakalarına ilişkin bilinen risklere karşı etkili bir Devlet denetiminin olmaması, Devletten bağımsız görevlendirilmiş müdürün daha önce yapılmış cinsel taciz şikayetlerine, başvuranın bu şikayetler sonrasında dahi LH tarafından taciz edilmesine ve, daha geniş anlamda, LH’nin aynı Ulusal Okula giden çok sayıda başka öğrenciye karşı uzun süreli ve ciddi nitelikli cinsel tacizde bulunması konularına ilişkin herhangi bir eylemde bulunmamasıyla sonuçlanmıştır. Devlet, bu nedenle, başvuranı cinsel tacize karşı korumaya ilişkin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.
Sonuç : ihlal (altıya karşı onbir oyla).
(b) Usul bakımından – 1995 yılında polise, Ulusal Okula giden bir çocuğun LH tarafından cinsel tacize uğrandığına ilişkin şikayet gelir gelmez, başvurana beyanda bulunma fırsatı tanındığı bir soruşturma başlatılmıştır. Yürütülen soruşturma sonucunda, LH çok sayıda cinsel taciz vakasıyla suçlanmış, mahkum edilmiş ve cezaevine yerleştirilmiştir. Başvuran, LH’nin suçunu itiraf etmesine izin verilmesine ya da kendisine verilen cezaya ilişkin bir itirazda bulunmamıştır.
Sonuç : ihlal yok (oybirliğiyle).
Sözleşme’nin 3. Maddesi ile bağlantılı olarak 13. Maddesi: Başvuran, Devlet tarafında bir sorumluluk bulunduğunu tespit eden bir hukuk yoluna başvurma hakkına sahiptir. Bu doğrultuda, Hükümetin istinad ettiği başka bireyler ve Devlete bağlı olmayan aktörler hakkında başvurulması önerilen medeni hukuk yolları, başarılı olma olasılıkları dikkate alınmaksızın, somut davada etkisiz olarak değerlendirilmelidir. Aynı derecede, LH hakkında hüküm verilmesi Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında verilen usuli güvenceler arasında yer alsa da, 13. maddesinin anlamı dahilinde, başvuran için etkili bir hukuk yolu değildir.
Devlet hakkında iddia edilen hukuk yollarına ilişkin olarak ise, ulusal hukuk yollarının hiçbirinin (Devletin temsil sorumluluğu, doğrudan ihmaline ilişkin Devlet hakkında dava, ya da anayasal bir haksız muamele davası), başvuranın Devletin kendisini tacizden korumamış olduğuna ilişkin şikayetine yönelik etkili hukuk yolları oldukları gösterilmemiştir.
Sonuç: ihlal (altıya karşı on bir oyla).
41. Madde: Başvuranın halihazırda almış olduğu maddi tazminat ve LH tarafından gelecekte yapılacak herhangi bir ödemeye ilişkin belirsizlikler göz önünde bulundurularak, maddi ve manevi tazminatlar için toplamda 30,000 avro ödenmesine karar verilmiş.
Full & Egal Universal Law Academy