AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
OKUYUCU / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 78510/11)
KARAR
STRAZBURG
3 Mayıs 2022
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Okuyucu / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler,
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, İstanbul barosuna kayıtlı Avukat S. Epçeli Arslan tarafından temsil edilen ve 1972 yılında doğmuş olup Basel’de yaşayan Yasemin Okuyucu adlı bir Türk vatandaşının (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 11 Kasım 2011 tarihinde yapmış olduğu başvuruyu (no. 78510/11),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair kararı,
ve tarafların beyanlarını dikkate alarak,
29 Mart 2022 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, başvuran ve müşterek sanığı tarafından avukat yokluğunda ve baskı altında alındığı iddia edilen delillerin daha sonra yerel mahkemeler tarafından kendisini mahkûm etmek için kullanıldığı iddiası sebebiyle başvuran aleyhine yürütülen ceza yargılamalarının adil olmadığı hususuna ilişkindir. Başvuru ayrıca yerel makamların soruşturma aşamasında başvuranı temel hakları konusunda bilgilendirmemesi ve yargılama aşamasında kendisine bir avukat atamamasına ilişkindir.
2. 11 Şubat tarihinden 26 Şubat 1992 tarihine kadar başvuran gözaltında tutulmuştur. Başvuran ayrıca katılmış olduğu iki yer gösterme işleminde ve sorgusunda kendini suçlayıcı nitelikte ifadeler vermiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından 26 Şubat 1992 tarihinde hazırlanan bir rapora göre, başvuranın muayenesinde vücudunda herhangi bir darp veya cebir belirtisi bulunmadığı belirtilmiştir.
3. Başvuran, İstanbul ceza infaz kurumuna nakledilmesinin ardından ceza infaz kurumu doktoru tarafından muayene edilmiştir. Söz konusu doktor 28 Şubat 1992 tarihli raporunda başvuranın vücudunda bir dizi yara izleri bulunduğunu kaydetmiştir. Adli Tıp Kurumunun Eyüp Müdürlüğünde bir doktor tarafından 4 Mart 1992 tarihinde hazırlanan sağlık raporuna göre, ceza infaz kurumu doktorunun raporunun ve başvuranın incelenmesinin ardından başvuranın vücudunda tespit edilen yaralar ışığında beş gün boyunca iş göremeyecek hale geldiği sonucuna varılmıştır. Söz konusu tespitler aşağıdaki gibidir: “Sağ patellada geniş çapta ekimoz ve ödem, 3x2 cm’lik kabuk bağlamış ekimoz, sağ kaval kemiğinin orta kısmında 3x0,5 cm boyutlarında kabuklu lezyon, sağ ayağın iç kısmında geniş çapta ekimoz, sağ ayağın dış tarafında geniş çapta kabuk bağlamış ekimoz, sağ kaval kemiğinin orta kısmında on adet 3 cm uzunluğunda kabuklu lineer lezyon, sol patellada ekimoz, sol kalçanın üst kısmında 6x5 cm boyutlarında eski bir ekimoz, sol kürek kemiğinde 3x2 cm boyutlarında iki eski ekimoz ve her iki omuzda subjektif ağrı”. Doktor ayrıca, boyutları 28 Şubat tarihli raporda belirtilen, kısmen kabuk bağlamış ve kısmen iyileşmiş sıyrık belirtilerinin de bulunduğunu kaydetmiştir. Ayrıca, yargılama sırasında ifade veren üç tanık, başvuranın teşhis için kendilerine gösterildiğinde gözlerinin bağlı olduğunu belirtmişlerdir.
4. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 8 Eylül 2009 tarihinde mülga Ceza Kanunu’nun 146. maddesi uyarınca, başvuranı anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmekten suçlu bulmuş ve onu diğerleri arasında, 13 Ekim 1991 tarihinde A.E.nin ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Y.G., şoförü ve koruma görevlisinin 6 Şubat 1992 tarihinde öldürülmesine ve ek olarak İstanbul’daki silahlı saldırıya dahil olması sebebiyle ağırlaştırılmış müebbet hapsine mahkum etmiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme, diğerleri arasında, Adli Tıp Kurumunun bir saç teline ilişkin 28 Nisan 1993 tarihli raporuna ve başvuranın avukatı yokluğunda verdiği ifadelere dayanmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi gerekçeli kararında, dava dosyasındaki diğer deliller göz önünde bulundurulduğunda, M.D.nin (Dikme/Türkiye, no. 20869/92, AİHM 2000‑VIII davasının başvuranı) hazırlık soruşturması aşamasında baskı altında verdiği iddia edilen ifadelerinin kararında bir etkisi olmadığını vurgulamıştır. Yargıtay, 15 Haziran 2011 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA5. Başvuran hazırlık soruşturması aşamasında baskı altında verdiği ifadelere dayanılarak mahkûm edilmesi sebebiyle adil olarak yargılanmadığını iddia etmektedir.
6. Hükümet, başvuranın polis memurlarına karşı resmi bir şikâyette bulunmaması sebebiyle şikâyetiyle ilgili olarak iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, yerel mahkemelerin başvuran hakkında mahkûmiyet kararı verirken sadece başvuranın gözaltında tutulduğu sırada verdiği ifadelere değil, aynı zamanda başka delillere de dayandığı göz önüne alındığında, başvuran aleyhindeki yargılamaların adilliğine halel gelmediğini ileri sürmüştür.
7. Başvuran, bu hususta yorum yapmamıştır.
8. Mahkeme, başvuranın söz konusu şikâyeti Yargıtaya yapmış olduğu temyiz başvurusunda dile getirdiğini tespit ederek Hükümet tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
9. Bu şikâyet ne açıkça dayanaktan yoksun ne de Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olarak ilan edilebilir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
10. Mahkemenin, ceza yargılamalarında ilgili olayların tespitinde 3. maddeyi ihlal eden işkence veya diğer kötü muamele sonucu elde edilen ifadelerin (başvuranın polis sorgusunda veya iki yer gösterme işleminde verdiği ifadeleri gibi) kabul edilmesine ilişkin içtihatında böyle bir kabulün, ifadelerin ispat değerine bakılmaksızın ve kullanımlarının davalının mahkûmiyetini sağlamada belirleyici olup olmadığına bakılmaksızın yargılamaları bir bütün olarak haksız kılacağı açıkça belirtilmiştir (bk. diğer kararlar arasında, Ibrahim ve Diğerleri/Birleşik Krallık, [BD], no. 50541/08 ve diğer 3 başvuru, § 254, 13 Eylül 2016).
11. Ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında kabul edilebilir bir şikâyetin bulunmamasının, kural olarak, başvuranın, polise verdiği ifadelerinin cebir veya baskı yoluyla alındığı, bu ifadelerin dava dosyasına eklendiği, yargılamaları yürüten mahkeme tarafından göz önünde bulundurulduğu ve dolayısıyla 6. maddede öngörülen adil yargılanma hakkının ihlaline neden olduğu yönündeki iddialarının Mahkeme tarafından dikkate alınmasına engel teşkil etmemektedir (bk. Kolu/Türkiye, no. 35811/97, § 54, 2 Ağustos 2005; Örs ve Diğerleri/Türkiye, no. 46213/99, § 60, 20 Haziran 2006; Özcan Çolak/Türkiye, no. 30235/03, § 43, 6 Ekim 2009; Aydın Çetinkaya/Türkiye, no. 2082/05, § 104, 2 Şubat 2016 ve Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, § 42, 23 Ekim 2018).
12. Mahkeme, Dikme/Türkiye (no. 20869/92, §§ 73-104, AİHM 2000‑VIII) davasında, başvuran ile aynı ceza yargılamasında tutuklanan, yargılanan ve mahkûm edilen Metin Dikme’nin gözaltında tutulduğu sırada işkenceye maruz kalmış olması sebebiyle hâlihazırda Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu sonuca varırken Mahkeme, Adli Tıp Kurumunun ceza infaz kurumu doktoru tarafından yukarıda anılan başvuran hakkında 28 Şubat 1992 tarihinde düzenlenen rapora dayanarak düzenlediği ve söz konusu raporda belirtilen yaralanmaların başvuranı beş gün boyunca iş göremeyecek hale getirdiği sonucuna vardığı 4 Mart 1992 tarihli raporunu dikkate almıştır. Gözaltında tutulmasının on altıncı ve son gününde (26 Şubat 1992), vücudunda kötü muameleye uğradığına dair hiçbir bulgunun olmadığının belirtildiği bir sağlık raporunun varlığına rağmen, durum böyleydi.
13. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetinin, somut başvurunun Hükümete tebliğ edildiği 22 Kasım 2018 tarihinde kabul edilemez bulunduğunu gözlemlemektedir. Yine de başvuranın somut davadaki durumu Metin Dikme davası ile neredeyse aynıdır. Başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sürecin sonunda (Metin Dikme davasında olduğu gibi) 26 Şubat 1992 tarihinde düzenlenen ve başvuranın vücudunda herhangi bir yaralanma olmadığı sonucuna varılan bir sağlık raporunun mevcut olmasına rağmen, başvuran hakkında hazırlanan 28 Şubat 1992 tarihli infaz kurumu doktorunun raporu ve Adli Tıp Kurumunun başvuranın muayenesinin ardından hazırladığı 4 Mart 1992 tarihli raporu (Metin Dikme davasında olduğu gibi) vücudunda bazı yaralar olduğunu tespit etmiş ve beş gün iş görmez hale geldiği sonucuna varmıştır. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada verdiği ifadelere ilişkin değerlendirmesine yol göstermek amacıyla bu bulguların somut davaya uygulanabileceği kanaatindedir.
14. Bu bağlamda Mahkeme, Hükümetin söz konusu yaralara itiraz etmediğine (bk. Karatepe ve Diğerleri/Türkiye, no. 33112/04 ve diğer 4 başvuru, § 29, 7 Nisan 2009) ve başvuranın tutuklanması sırasında veya gözaltında tutulmasının ardından İstanbul ceza infaz kurumuna nakledildiği sırasında veya sonrasında yaralandığını ileri sürmemiş olmasına kesin bir önem vermektedir. Eğer Hükümet yukarıda anılan yollara başvursaydı Mahkeme (yukarıda anılan) Dikme davasındaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirebilecek farklı bir inceleme gerçekleştirebilirdi. Mahkeme, yukarıdaki değerlendirmeler ışığında yaraları ve Adli Tıp Kurumunun 4 Mart 1992 tarihli raporunda yer alan sonuçtan anlaşılacağı gibi başvuranın iradesi dışında ifade verdiği göz önüne alındığında, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada verdiği ifadelerin kabul edilebilirliği, güvenilirliği, doğruluğu ve gerçekliğinin kusurlu olduğu sonucuna varmıştır.
15. Hal böyle olunca ve yerel mahkemelerin başvuranı mahkûm etmek için yukarıda belirtilen delilleri kullandığını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın mahkûmiyetini sağlayabilecek başka delillerin bulunduğuna ilişkin iddiası, yukarıda tanımlanan eksikliği gidermek için yeterli değildir (bk. yukarıda anılan Aydın Çetinkaya, § 106). Dolayısıyla, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada baskı altında verdiği iddia edilen delillerin kabul edilmesi, başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının adilliğine halel getirmiştir.
16. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
17. Mahkeme yukarıda bulgular ışığında, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında ileri sürülen diğer şikâyetleri ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI18. Başvuran hukuka aykırı olarak tutulmasının ve mahkûm edilmesinin sadece polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada iddia edildiği üzere baskı altında verdiği delillere dayanmakta olduğunu ileri sürerek 50.000 avro maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
19. Başvuran ayrıca 50.000 avro manevi tazminat, masraf ve giderler için ise 1.000 avro talep etmiştir.
20. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
21. Mahkeme tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir bağlantı bulunmadığı için söz konusu talebi reddetmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın masraf ve giderlere yönelik taleplerini desteklemek için belgeye dayalı bir kanıt sunmadığından bu yöndeki talebini de reddetmiştir.
22. Manevi tazminat yönünden ise Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi kapsamında Mahkeme tarafından Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesi halinde iç hukuk yargılamalarının yenilenmesi imkânının sunulduğunu dikkate alarak, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerinin ihlal edildiği yönündeki tespitin, yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir (bk. özellikle, Ushakov ve Ushakova /Ukrayna, no. 10705/12, § 112, 18 Haziran 2015 ve Golubyatnikov ve Zhuchkov/Rusya, no. 44822/06 ve 49869/06, § 122, 9 Ekim 2018).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvuranın kendisini mahkûm etmek için iddia edildiği üzere baskı altında verdiği delillerin yerel mahkemeler tarafından kullanılmasına ilişkin olarak Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında yapılan şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;Bu temelde, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;Diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında incelenme yapılmasına gerek olmadığına;İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı herhangi bir manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 3 Mayıs 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan