AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖNAL VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE
(Başvuru No. 20950/10)
KARAR
STRAZBURG
7 Haziran 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Önal ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
Dursun Önal, Sariye Önal, Mustafa Nükrettin Önal, Nurullah Nail Önal, Şerafettin Önal, Şükran Özbahçeli, Semiha Döğer, Sonerhan Önal ve Saliha Ateşdenyılmaz olmak üzere dokuz Türk vatandaşının (“başvuranlar” -başvuranların listesi ve ilgili açıklamalar karar ekindeki tabloda yer almaktadır), 30 Mart 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış oldukları başvuruyu (no. 20950/10);
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile ilgili şikâyetin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmını kabul edilemez olduğuna karar verilmesine dair kararı;
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
17 Mayıs 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Mevcut başvuru, herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve kendilerine herhangi bir tazminat ödenmeksizin başvuranların taşınmazların askeri makamlar tarafından (askeri güvenlik bölgesi olarak) işgal edilmesi ile ilgilidir. Başvuranlar Oltu’da (Erzurum) bulunan 6.073,51 m2 bir arazinin ortak malikleridir. Arazi, tapu kütüğüne 111 ada 11 parsel no.lu taşınmaz olarak tescil edilmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı,1987 yılında, Oltu Belediyesine, askeri güvenlik bölgesinde inşaat yapılmasının yasakladığına dair kararını bildirmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı ayrıca bu bölgede yer alan arazilerin satışının izne tabi olduğunu eklemiştir. Tapu siciline, başvuranların arazisinin, askeri güvenlik bölgesinde yer aldığını belirten bir şerh düşülmüştür. Askeri güvenlik bölgesinde, 1989 yılında bir roket mermisi patlamış ve bu patlama, bir çocuğun ölümüne sebep olmuştur. Dolayısıyla söz konusu bölge, dikenli tel ile çevrilmiştir. 1999 yılında, tapu siciline 1987 yılında düşülen şerh silinmiştir. Tapu siciline, askeri güvenlik bölgesinde yer alan arazilerin yabancı uyruklu kişilere satılmasının yasaklandığına dair yeni bir şerh eklenmiştir. Ardından bu şerh de tapu sicilinden silinmiştir. Başvuranlar, 2000 yılında, arazilerine askeri makamlar tarafından kamulaştırmasız el atılmış olması sebebiyle uğradıklarını iddia ettikleri zararın telafi edilmesi için Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açmışlardır. Başvuranların talebi haklı bulunmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vererek, bu inceleme temelinde, ihtilaf konusu arazinin 1987 yılından beri askeri güvenlik bölgesi içerisinde yer aldığını, askeri makamların söz konusu bölgeye idari binalar ve nöbetçi kulübeleri inşa ettiğini, bölgeye giriş için kullanılan ana ve tali yolların kapatıldığını ve bu bölgede inşaat ve tarım faaliyetlerinin yasaklandığını tespit etmiştir. Sonuç olarak Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi raporuna dayanarak, ihtilaf konusu arazinin Hazine adına tescil edilmesi karşılığında başvuranların tazminat alma hakkı bulunduğuna hükmetmiştir. Ardından Yargıtay, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuştur. Yargıtay, idarenin ihtilaf konusu taşınmaz hakkında verdiği el atma uygulamasının kalıcı olmadığı kanaatine varmıştır. Bozma kararı üzerine, Asliye Hukuk Mahkemesi, ilk verdiği kararda direnmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, idarenin başvuranların mülkiyeti olan araziye el attığı kanaatine varmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kararı bozmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, şüphesiz idare tarafından ihtilaf konusu taşınmaza el atılmasının söz konusu olduğunu ancak bu durumun geçici olduğunu ve dolayısıyla, kamulaştırma tespitine yol açacak nitelikte bir mülkiyetten yoksun bırakmanın söz konusu olamayacağını belirtmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına uymuş ve başvuranların talebini reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat ödenmesine ilişkin koşulların bir araya gelmediği kanaatine varmıştır. Bu karar, Yargıtay tarafından onanmıştır. Başvuranlar 2004 yılında, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde, ecrimisil davası açmış ve arazilerinin idare tarafından işgal edilmesi nedeniyle alamamış oldukları kira bedeline tekabül eden tazminat talebinde bulunmuşlardır. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yaptırarak, bu incelemenin sonucuna göre başvuranların talebini haklı bulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, ihtilaf konusu arazinin askeri güvenlik bölgesinde yer alması sebebiyle başvuranların taşınmazını özgürce kullanamadığı kanaatine varmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranların özellikle arazisinin inşa edilebilir nitelikte olmasına rağmen, inşaat faaliyetlerinde bulunamadığını gözlemlemiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, askeri makamlar tarafından başvuranların arazisini kullanımına getirilen kısıtlama sebebiyle başvuranların zarara maruz kaldığı sonucuna varmıştır. Bu karar üzerine başvurulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, söz konusu bölgenin askeri bölge olarak sınıflandırıldığını ve dikenli tel ile çevrili olduğunu; inşaat yapımının yasaklandığını; bölgeye giriş için kullanılan ana ve tali yolların kapatıldığını; dolayısıyla bu bölgede yer alan arazilerin maliklerinin, söz konusu geçici durumun devam ettiği süre boyunca taşınmazlarından özgürce faydalanamadıklarını tespit etmiştir. Başvuranların hak ettiği tazminat miktarının hesaplanması için dava dosyası Asliye Hukuk Mahkemesine geri gönderilmiştir. Başvuranlar, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde, arazilerine el atılmasının tespit edildiğini ve özellikle yetkili idarenin, kendilerine uğradıkları zararın gerçek miktarına ilişkin bir değerlendirme yapılmasını muhtemel kılan herhangi bir belge sunmasını talep ederek, ilgili hâkimin sadece genel soruşturma yetkilerini kullanması ve kanaat oluşturmalarını sağlayacak unsurları yasal yollarla kendilerine sağlamak için her türlü tedbiri alması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2008 yılında, başvuranların, idare tarafından arazilerinin işgal edilmesinin başlangıç tarihine veya maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararın miktarına ilişkin herhangi bir delil unsuru sunamadıkları gerekçesiyle, başvuranların talebini reddetmiştir. Bu karar, Yargıtayın onama kararı ile, 30 Eylül 2009 tarihinde kesinleşmiştir. Başvuranlar, idareyi usulüne uygun şekilde bir kamulaştırma kararı vermeksizin ve kendilerine en küçük bir tazminat ödenmeksizin arazilerini işgal etmekle suçlayarak, mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, davanın koşullarında Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Mahkeme, başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin olarak, bir yandan başvuran Şerafettin Önal’ın, başvuru 13 Şubat 2006 tarihinde Mahkeme önüne getirilmeden önce hayatını kaybettiğini ve diğer yandan, başvurunun yapıldığı tarihte, ilgilinin mirasçıları tarafından Avukat Dağaşan’a verilmiş, kendisi adına Mahkemeye başvuruda bulunma isteklerini ifade eden herhangi bir yetkiyi içermediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, Avukat Dağaşan’ın ikna edici bir açıklama yapmaması üzerine, Şerafettin Önal’ın Mahkemeye başvuruda bulunma niyetinde olduğuna dair herhangi bir belirti bulunmadığı sonucuna varmaktadır. Ayrıca müteveffa başvuranın avukatının, başvurunun yapıldığı sırada Şerafettin Önal’ın halen hayatta olduğuna inanılmasına yol açan davranışı, Mahkemeyi yanıltmıştır. Dolayısıyla bu davranış, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmektedir. Mahkeme, Sariye Önal ve Dursun Önal’a ilişkin olarak, ilgililerin başvurunun yapıldığı tarihten sonra sırasıyla 5 Temmuz 2011 ve 21 Mayıs 2020 tarihlerinde hayatlarını kaybettiklerini ve kimsenin kendileri adına yargılamayı takip etme isteğini belirtmediğini tespit etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, müteveffaların muhtemel varislerinin, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının a) bendi anlamında başvuruyu takip etme niyetinde olmadıkları kanaatine varmaktadır. Mahkeme, Mustafa Nükrettin Önal, Nurullah Nail Önal, Şükran Özbahçeli, Semiha Döğer, Sonerhan Önal ve Saliha Ateşdenyılmaz olmak üzere diğer başvuranlara ilişkin olarak, ilgililerin şikâyetleri hakkında eksiksiz bilgiler sunduklarını ve davanın incelenmesi için temel unsurlara sahip olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla, ilgililerin mevcut davada, bireysel başvuru haklarını kötüye kullandıkları kanısına varılamayacaktır. Mahkeme aynı zamanda, başvuranların mağdur sıfatına ilişkin olarak Hükümet tarafından ileri sürülen ilk itirazı reddetmektedir. Mahkeme ayrıca, ilgililerin haklarını ileri sürmek için Türk hukuk sisteminin kendilerine sundukları bütün hukuk yollarını kullandıkları kanısına varmaktadır. Başvuranların iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından ve kesinleşmiş ulusal karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde Mahkemeye başvurmaları nedeniyle, başvuru geç yapılmamıştır. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeyle, açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını tespit ederek, bunların kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir. Mahkeme, davanın esasına ilişkin olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yapısına, bu hükmün içerdiği üç ayrı kurala ve kamulaştırma işleminin yerine getirmesi gereken koşullara ilişkin yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, Vistiņš ve Perepjolkins/Letonya [BD], no. 71243/01, §§ 93-94, 25 Ekim 2012). Mahkeme daha önce, idarenin resmi kamulaştırma kurallarını geçersiz kılmasına izin veren kamulaştırmasız el atma uygulamasının, kişileri öngörülemeyen ve keyfi bir sonuçla karşı karşıya bırakma riski taşıdığına ve bu uygulamanın yeterli bir hukuki güvenlik derecesi sağlayamadığına veya usulüne uygun bir kamulaştırma işlemine alternatif bir yol teşkil edemeyeceğine hükmetmiştir (Scordino/İtalya (no. 3), no. 43662/98, § 89, 17 Mayıs 2005, Guiso‑Gallisay/İtalya, no. 58858/00, § 87, 8 Aralık 2005, Sarıca ve Dilaver/Türkiye, no. 11765/05, § 43, 27 Mayıs 2010 ve Halil Göçmen/Türkiye, no. 24883/07, § 32, 12 Kasım 2013). Mahkeme daha önce, yine aynı askeri güvenlik bölgesiyle ilgili benzer olgu ve şikâyetler içeren bir davayı incelediğini hatırlatmaktadır. Bu davada (Yavuz Özden/Türkiye, no. 21371/10, 14 Eylül 2021), Mahkeme, idarenin başvuranın (Özden) arazisine geçici bir süreyle de olsa el attığı; ilgilinin, ihtilaf konusu süre boyunca idare tarafından arazisinin işgali sebebiyle mülkiyetinden yoksun bırakıldığı; Özden’in taşınmazına ilişkin tapu belgesi, hiçbir zaman resmi olarak iptal edilmemiş olsa da, yine de, kendisine bağlı tüm ayrıcalıklardan belirsiz bir süre için mahrum bırakıldığı; bu nedenle söz konusu sürenin sona ermesiyle ilgili hiçbir somut bir beklentisi olmadığı ve son olarak, Hükümetin bu devam eden durum karşısında tazminat ödenmemesini haklı gösterecek hiçbir istisnai koşul ileri sürmediği kanaatine varmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında, Mahkeme bir yandan, söz konusu durumun idareye, başvuran Özden’in zararına olacak şekilde, taşınmazın yasa dışı olarak işgalinden istifade etme imkânı verdiği; diğer yandan, bu ihtilaf konusu müdahalenin yasallık ilkesiyle uyumlu olmadığı ve başvuranın mülkiyetine saygı hakkını ihlal ettiği kanaatine varmaktadır. Son olarak Mahkeme, Devlet tarafından uygulamaya konulan yasal çerçevenin, ilgiliye, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle güvence altına alınan haklarına riayet edilmesine imkân tanıyan bir mekanizma sağlamadığı kanaatindedir. Mahkeme, somut olayda da aynı tespitte bulunmaktadır. Nitekim Mahkeme, Yavuz Özden kararında (yukarıda anılan) varılan sonuçların bertaraf edilmesine imkân veren herhangi bir unsur veya iddia tespit etmemektedir. Sonuç olarak, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuranlar maruz kaldıkları kanaatine vardıkları maddi zarar bağlamında 200.000 Türk lirası (TRY) ve manevi zarar bağlamında 200.000 TRY talep etmektedirler. Mahkeme, davanın koşullarında, başvuranlar tarafından maruz kalınan zararın değerlendirmesinin karmaşık olduğunu ve Mahkemenin bu sorunu makul bir şekilde çözmesini sağlayabilecek bütün araçlara sahip olmadığını tespit etmektedir. Bu sebeple Mahkeme, Kaynar ve diğerleri/Türkiye davasına atıfta bulunarak (no. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, 7 Mayıs 2019) ve somut olayda ulusal makamların ilgililerin maruz kaldıkları zararı değerlendirmek için daha iyi bir konumda bulundukları ve Sözleşme’nin ihlalini sonlandırmak ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için uygun hukuki ve teknik imkânlara sahip oldukları kanaatine vararak, zararın telafisi konusunun, Tazminat Komisyonuna gönderilmesine karar vermektedir. Dolayısıyla davanın, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması konusuna ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesi uygundur.BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında başvuru hakkının kötüye kullanıldığına ve başvurunun Şerafettin Önal’a ilişkin kısmının kabul edilemez olduğuna,Başvurunun Sariye Önal ve Dursun Önal’ı ilgilendiren kısmının kayıttan düşürülmesine,Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine,Davanın, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesinekarar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 7 Haziran 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Ek
Başvuranların Listesi:
Başvuru No. 20950/10
No.
Ad SOYAD
Doğum Tarihi
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Dursun ÖNAL
1944
Türk
Erzurum
2.
Saliha ATEŞDENYILMAZ
1948
Türk
Erzurum
3.
Semiha DÖĞER
1948
Türk
Erzurum
4.
M. Nükrettin ÖNAL
1950
Türk
Erzurum
5.
N. Nail ÖNAL
1958
Türk
Erzurum
6.
Sariye ÖNAL
1930
Türk
Erzurum
7.
Şerafettin ÖNAL
1931
Türk
Erzurum
8.
Sonerhan ÖNAL
1965
Türk
Erzurum
9.
Şükran ÖZBAHÇELİ
1959
Türk
Erzurum