AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ONAR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 13160/07)
KARAR
STRAZBURG
16 Aralık 2014
İşbu karar nihaidir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Onar / Türkiye davasında,
Başkan,
András Sajó
Yargıçlar,
Helen Keller,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Davalı Devlet tarafından ibraz edilen görüşler ile başvuran tarafından cevaben ibraz edilen görüşleri dikkate alarak, 25 Kasım 2014 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi kapsamında, on Türk vatandaşı, Sıddık Onar, Remziye Onar, Özlem Onar, Pınar Onar, İlke Onar, Mazlum Onar, Doğan Onar, Sezer Onar, Suat Onar ve Erkan Onar tarafından (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“Mahkeme”) önünde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine 13 Mart 2007 tarihinde yapılan başvurudan (no. 13160/07) ibarettir.
2. Başvuranlar, Batman’da görev yapmakta olan avukatlar Z. Aydın ve A. Turgut tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir,
3. Başvuru 25 Mayıs 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar sırasıyla 1964,1958, 1993, 1997, 1997, 2000, 1998, 1994, 1990 ve 1989 doğumlu olup Batman’da ikamet etmektedirler.
5. Başvuranlardan Sıddık Onar ve Remziye Onar’ın oğlu, diğer başvuranların ise erkek kardeşi olan ve olayların meydana geldiği tarihte 14 yaşındaki A.O. 26 Haziran 2005 tarihinde, Batman çayına yüzmeye gitmiş ve daha sonra boğulmuştur.
6. Başvuranlara göre, Dicle Nehriyle birleşen Batman Çayından kontrolsüz şekilde kum alınması, çayın ekolojik dengesini değiştirmiştir. Sonuç olarak kontrolsüz şekilde kum alınması neticesinde oluşan çukurlar ve girdaplar, iddialara göre A.O.’nun boğulmasına sebep olmuştur.
7. Olayların yaşandığı zamanda kum madenciliği işini yürüten Beysan Anonim Şirketi (“Şirket”) ve kum çıkarma işletmesine dair gerekli izinleri veren Batman Valiliği hakkında ceza yargılamaları başlatılmıştır. 5 Mart 2005 tarihinde, Batman Cumhuriyet Başsavcılığı önündeki dava kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlandırılmıştır. 12 Mart 2006 tarihinde, ilk başvuran söz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiştir. Ancak, 19 Mart 2007 tarihinde ilk başvuranın itirazı Batman Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
8. Ceza yargılamaları derdest durumdayken, ilk başvuran Batman Sulh Ceza Mahkemesinden A.O.’nun ölümüne yol açan olaya ilişkin delilin belirlenmesini talep etmiştir. 8 Temmuz 2005 tarihinde Batman Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen olay yeri incelemesi ardından iki bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Bilirkişi raporlarında, Batman Çayından kontrolsüz şekilde kum alınmasının suyun doğal akışını değiştirdiği ve bazı yerlerde üç metre derinlemesine ulaşan yapay çukurlara ve girdaplara neden olduğu ifade edilmiştir. Söz konusu tehlikelere rağmen, uyarı işaretleri yoktur.
9. 27 Temmuz 2005 tarihinde, başvuranlar yetkililerin ve şirketin A.O.’nun yaşam hakkını korumaya dair gerekli güvenlik tedbirlerini almaya yönelik hatalarına ikna olmuşlardır ve tazminat talebiyle Asliye Hukuk Mahkemesine başvurmuşlardır. Başvuranlar hem maddi hem de manevi tazminat olarak toplam 75.000 Türk lirası (TL) (bahsedilen zamanda 46.500 avro) talep etmişlerdir.
10. Başvuranlar ayrıca mahkeme masrafları için adli yardım istemişlerdir. 15 Ağustos 2005 tarihinde, Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, Batman’da bulunan Emniyet Müdürlüğüne başvuranların ekonomik olanaklarını araştırmasını talep etmiştir. Emniyet Müdürlüğü tarafından ibraz edilen rapora göre, başvuranların işsiz oldukları, devlet yardımıyla ve komşularından gelen yardımla geçindikleri ortaya çıkmıştır. Bütün bunlara rağmen, yargılamayı yürüten mahkeme başvuranların adli yardım talebini, vefat eden A.O.’nun babası Sıddık Onar’ın yaşına ve çalışmaya yönelik yetisine dayanarak, reddetmiştir.
11. 1 Aralık 2006 tarihinde, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranları yargılamaların sürdürülmesi için kendilerinin on gün içerisinde 214,76 TL (yaklaşık olarak 115 avro) mahkeme masrafı ödemeleri gerektiğine ve söz konusu ödeme yapılmazsa yargılamaların devam etmeyeceğine dair bilgilendirmiştir.
12. 29 Aralık 2006 tarihinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranlar mahkeme masraflarını ödemediğinden yargılamaların son verilmesine karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
13. Olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 465. maddesi, adli yardım talebinin yalnızca davacı iddiasını destekleyen delil ibraz etmesi halinde sağlanabilir olduğunu belirtmektedir.
14. HMK’nın 468. maddesine göre, kişinin adli yardıma başvurmasına yönelik yeterli imkânlarının olup olmadığının belirlenmesi için, kişinin kendi imkânlarının durumunu gösteren bir beyanname, kişinin herhangi bir mülkiyeti olup olmadığını ve eğer mevcutsa ödemiş olduğu vergileri ve bu vergilerin ne kadar olduğunu kanıtlayan bir başka belge ibraz etmesi gerekmektedir. Söz konusu belgeler, uygun yerel makamlardan elde edilmelidir.
15. HMK’nın 469. maddesi, adli yardıma ilişkin kararların nihai olduğunu ve bu kararlara karşı itiraz edilemeyeceğini belirtmiştir.
16. 2006 yılının Aralık ayında, yürürlükte bulunan aylık asgari ücret 322,43 TL’dir (yaklaşık olarak 173 avro).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
17. Başvuranlar tazminat davasıyla bağlantılı olarak kendilerine adli yardım sağlanmasına yönelik reddin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde teminat altına alınan adil yargılanma haklarını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuşlardır. Bu madde aşağıdaki gibidir:
“Medeni hak ve yükümlülüklerin belirlenmesinde ..., herkes adil ....duruşma ... bir
mahkeme tarafından ...”
18. Hükümet söz konusu görüşe itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
19. Hükümet görüşlerinde başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemiş olduklarını ibraz etmiştir ve yerel mahkemenin kararına karşı çıkma imkânları olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, başvuranların mahkeme masraflarını ödeme olanakları olmadığından adil yardım talep ettikleri kanaatindedir. Başvuranların talepleri reddedildiği zaman, mahkeme masraflarını ödeme imkânları olmaması, yerel mahkemenin yargılamaları sürdürmemeye dair karar vermesine neden olmuştur. HMK ‘nın 469. maddesi uyarınca adli yardıma ilişkin kararlar nihai olduğundan ve bu kararlara karşı itiraz edilemeyeceği belirtildiğinden başvuranın iç hukuk kararına karşı itiraz etmesi beklenemez. Bu nedenle, Mahkeme Hükümet’in görüşünü reddetmektedir.
20. Mahkeme, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca başvurunun başka hiçbir gerekçe ile kabul edilemez nitelikte olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
21. Başvuranlar, adli yardım taleplerinin reddedilmesiyle, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin mahkemeye erişim haklarının ihlâline sebep olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar yargılamayı yürüten mahkeme tarafından mali olanaklarına ilişkin talep edilen araştırmaya göre, yoksulluklarının açık bir biçimde belirlenmiş olduğu ve aksi iddia edilemeyeceği görüşündedirler.
22. Hükümet iç hukukta iki çeşit mahkeme masrafı olduğunu belirtmiştir. İlki, her yılın sonunda Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen sabit bir tutardır ve Resmi Gazete de yayınlanmaktadır. İkinci çeşidi ise davanın değerine dayanarak hesaplanır ve her davada farklıdır. Hükümet, ayrıca adaletin uygun şekilde işlemesinin sağlanması ve zarar verme amaçlı başvuruları engelleme amacıyla mahkeme masraflarının gerekli olduğuna değinmiştir. Hükümet görüşünde, adli yardım talebinin reddedilmesinin başvuranların mali durumuyla ilgili olmadığını ifade etmiştir. Hükümet, bu bağlamda başvuranların yerel mahkemeye tazminat davası açtıklarında, yoksulluklarına ilişkin belgeleri ibraz etmediklerini belirtmiştir.
23. Mahkeme, Sözleşme’nin uygulanabilir ve etkili hakları güvence altına almayı amaçladığını yineler. Bu, özellikle adil yargılama hakkının demokratik bir toplumda sahip olduğu önemli yer açısından mahkemeye erişim hakkı için geçerlidir. Adli yargılanma kavramı açısından hem medeni hukuk hem de ceza davalarında, davacının mahkeme önünde davasını geçerli bir şekilde sunması ve karşı tarafla silahların eşitliğinden yararlanabilmesi fırsatının engellenmemesi esastır (bkz. Steel ve Morris - Birleşik Krallık, no. 68416/01, §59, AİHM 2005-II)
24. Somut davada, Mahkeme bu nedenle başvuranlara mahkeme masraflarını ödemeleri için verilen şartın, mahkemeye erişim haklarına aykırı bir sınırlama oluşturup oluşturmadığını belirlemelidir.
25. Mahkeme, ilk başvuranın vefat eden A.O.’nun babası olduğunu ve geri kalan dokuz kişinin (annesi ve vefat eden kişinin kardeşleri) ailesi olduğunu gözlemlemektedir. Yerel makamlar tarafından gönderilen belgelerden, başvuranların gelirlerinin olmadığı ve maddi durumlarının kötü olduğu açıktır. Bu durum Hükümet tarafından tartışmaya açık bir konu olarak dile getirilmemiştir. Bütün bunlara rağmen, adli yardım talebi reddedilmiştir, çünkü yargılamayı yürüten mahkeme ilk başvuranın mahkeme masraflarını ödemek için çalışabilecek kadar genç olduğuna karar vermiştir.
26. Söz konusu zamanda aylık asgari ücret yaklaşık olarak 173 TL iken, başvuranların ödemesi gereken mahkeme masrafları yaklaşık olarak 115 avro miktarındadır. Mahkeme, daha önce benzer şikâyetleri incelediğini ve Türkiye’deki adli yardım sisteminin bireylere keyfiyetten korunmalarını sağlayacak esaslı teminatlar sunmadığı gerekçesiyle, diğerlerinin arasında, 6 § 1 maddesinin ihlalini saptadığını belirtmektedir (bkz. özellikle, Bakan / Türkiye, no. 50939/99, §§ 74-78, 12 Haziran 2007; Mehmet ve Suna Yiğit / Türkiye, no. 52658/99, §§ 31-39, 17 Temmuz 2007 ve Eyüp Kaya / Türkiye, no. 17582/04, §§ 22 26, 23 Eylül 2008). Mahkeme, ayrıca somut davayı incelemiştir ve yukarıda geçen davalardaki bulgularını değiştirmesini gerektirebilecek belirli koşullar bulamamıştır. Bu bağlamda, Mahkeme tekrardan HMK’nın 469. maddesi uyarınca başvuranları dinlemeden adli yardıma ilişkin kararların nihai olduğunu ve dava dosyası esas alınarak gönderildiğini hatırlatmaktadır (Bakan, yukarıda belirtilen, § 76). Mahkeme ayrıca başvuranların adli yardım taleplerinin reddinin, kendilerini bir mahkeme önünde durumlarını ibraz etme imkânından mahrum ettiğini gözlemlemektedir. Son olarak, A.O.’nun vefatının ardından açılan tazminat davası, başvuranların kişisel durumları ve refahları için önemli olduğunu belirtmiştir.
27. Mahkeme, yukarıda belirtilen gerekçelerle, somut davada başvuranların mahkemeye erişim haklarına ilişkin orantısız bir sınırlama olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle, 6 § 1 maddesi bu açıdan ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 2 ve 14. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuranlar tazminat verilmemesi neticesinde, kayıpları nedeniyle çektikleri sıkıntıdan şikâyetçi olmuşlardır. Bu bağlamda, şikâyetlerini, Sözleşme’nin 2. ve 14. maddelerine dayandırmışlardır.
29. Mahkeme, ayrıca mevcut başvuruda dile getirilen temel Sözleşme hususunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca başvuranların mahkemeye erişim hakları olduğunu kaydetmektedir. Söz konusu hükmün ihlal edildiğine karar veren Mahkeme (yukarıda 21-27 paragraflar), başvuranların diğer şikayetlerine ilişkin ayrı olarak karar verilmesine gerek olmadığı görüşündedir (bkz., yukarıda anılan, Mehmet ve Suna Yiğit, , §§ 40-43).
III. SÖZLEŞME’NİN 12 NO’LU EK PROTOKOLÜNÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
30. Başvuranlar ekonomik durumları nedeniyle kendilerine ayrımcılık yapılmasının, sözleşme’nin 12 no’lu ek protokolünün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
31. Mahkeme, Türkiye’nin Sözleşme’nin 12 no’lu ek protokolüne taraf olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamı dâhilinde başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
32. Başvuranlar maddi tazminat olarak toplam 50.000 avro ve manevi tazminat olarak 60.000 avro talep etmişlerdir.
33. Hükümet talep edilen miktarın aşırı olduğunu kanaatindedir ve söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
34. Maddi tazminata ilişkin olarak, Mahkeme, 6 § 1. madde ihlali için en uygun tazmin şeklinin, başvuranların, söz konusu hüküm ihlal edilmediği takdirde içinde bulunacakları duruma getirilmelerini sağlamak olduğunu yinelemiştir (bkz., Mehmet ve Suna Yiğit, yukarıda anılan, § 47). Mahkeme bu ilkenin mevcut davada da uygulandığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, Mahkeme en uygun tazminat biçiminin Batman Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 29 Aralık 2006 tarihli kararının ( yukarıda 12. paragraf) feshedilmesi ya da bozulması ve başvuranların Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi gereklilikleri doğrultusunda yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir.
35. Manevi tazminat hususunda, Mahkeme, hakkaniyet temelinde karar vererek, başvuranlara bu başlık altında manevi tazminat olarak 3.000 avro ödenmesine hükmetmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
36. Başvuranların avukatı, Mahkeme ve yerel mahkemeler önünde oluşan masraf ve giderler için 20.470 avro talep etmiştir. Başvuranların avukatı Batman Barolar Birliği’nin tavsiye edilen asgari ücret tarifesine dayanmıştır ve avukatın dava üzerinde harcadığı saat sayısı (60) için avukatlık ücreti talep etmiştir.
37. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
38. Mahkeme’nin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Avukatlık ücreti hususunda, Mahkeme zaman çizelgelerinin daha önce birçok davada destekleyici belge olarak kabul edilmiş olduğunu tekrarlamaktadır (bkz., Ertuş / Türkiye, no. 37871/08, § 41, 5 Kasım 2013). Dolayısıyla, Mahkeme avukatlık ücreti olarak toplam 1.500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
39. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 12 no’lu ek protokolünün 1. maddesi kapsamında şikâyetin kabul edilemez olduğuna ve başvurunun geriye kalanının kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 2. ve 14. maddeleri kapsamında başvuranların diğer şikâyetlerinin ayrı olarak incelenmesine gerek olmadığına;
4. (a) Davalı devlet tarafından başvuranlara, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine ve uygulanabilecek her tür vergi ya da masraflardan muaf olmalarına;
(i) Manevi tazminata karşılık olarak, 3.000 avro (üçbin avro);
(ii) Masraflara ve giderlere ilişkin olarak 1,500 avro (binbeşyüz avro).
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranların diğer adil tazmin taleplerini reddetmeye karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 16 Aralık 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir
Abel CamposAndrás Sajó
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy