AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ONAT/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 26826/10)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Onat/Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
4 Eylül 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Şafi Onat (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 20 Nisan 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 26826/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosu’na bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 16 Ocak 2012 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1988 doğumlu olup; İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi, 12 Mayıs 2009 tarihinde, ilgili zamanda yürürlükte bulunan, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca, başvuran ve diğerleri hakkında yürütülen bir soruşturmaya ait dosya ile ilgili kısıtlama kararı vermiştir.
6. Başvuran 31 Ekim 2009 tarihinde terör örgütü üyeliği şüphesiyle yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
7. Başvuran, 1 Kasım 2009 tarihinde, avukatı huzurunda, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde polise ifade vermiştir. Başvuran dinlenen telefon görüşmeleri hakkında ayrıntılı olarak sorgulanmıştır. Polis, söz konusu dinlenen telefon konuşmalarının dökümünü başvurana okumuş ve görüşlerini belirtmesini istemiştir. Başvuran ayrıca terör örgütüne yardım ve yataklık, terör örgütü adına bir takım yasa dışı gösteriye katılma ve ayrıca bir takım saldırı ve darp olaylarına ilişkin iddialar hakkında sorgulanmıştır. Başvurana müşterek sanığın suçlayıcı ifadeleriyle ilgili ek sorular sorulmuştur.
8. Cumhuriyet savcısı, 2 Kasım 2009 tarihinde, başvuranın ifadesini avukatının huzurunda almıştır. Savcı, dinlenen konuşmaların dökümlerini başvurana okumuştur. Başvuran bu konuşmaları yaptığını inkâr etmemiş ancak söz konusu konuşmaları terör saldırısı planlama niyetiyle yapmadığını iddia etmiştir.
9. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hakimi, aynı gün içerisinde başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.
10. Başvuranın avukatı 2 Kasım 2009 tarihinde mahkemeden soruşturma dosyası üzerindeki erişim kısıtlamasının kaldırılmasını talep etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Kasım 2009 tarihinde, bu itirazı reddetmiştir.
11. Başvuranın avukatı, 4 Kasım 2009 tarihinde, başvuranın tutuklanması kararına itiraz etmiş ve tahliyesini talep etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 12 Kasım 2009 tarihinde başvurana ya da başvuranın avukatına iletilmeyen Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasına dayanarak söz konusu itirazı herhangi bir duruşma gerçekleştirmeden reddetmiştir.
12. İstanbul Cumhuriyet savcısı, 25 Kasım 2009 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde başvuran hakkında terör örgütüne yardım ve yataklık ve yağmalama suçlarından iddianame düzenlemiştir.
13. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 4 Aralık 2009 tarihinde iddianameyi kabul etmiştir. Aynı tarihte, dosya üzerindeki kısıtlama kaldırılmıştır.
14. Başvuran, 26 Şubat 2010 tarihinde serbest bırakılmıştır.
15. Dava dosyasında bulunan son bilgilere göre, başvuran aleyhinde açılan ceza yargılaması halen derdesttir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4, 6 § 3 ve 13. maddelerine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluğunun incelendiği sırada mahkemelerin huzuruna çıkamadığından ve soruşturma dosyasına erişimine konulan kısıtlamadan dolayı tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna itiraz etmek için etkili bir hukuk yolu olmamasından şikâyetçi olmuştur. Sözleşme’nin aynı maddeleri kapsamında, başvuran itiraz mahkemesinin kendisine veya avukatına bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının mütalaasına dayanarak itirazlarını reddettiğini iddia etmiştir.
17. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 6 § 3 ve 13 maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin, söz konusu hususta özel bir hüküm olan, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi yönünden incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk. Doğan ve Kalın/Türkiye, no. 1651/05, § 15, 21 Aralık 2010).
A. Başvuranın tutukluluğuna itirazlarını inceleyen itiraz mahkemesi önünde bulunamamasına ilişkin olarak
18. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluğunun incelendiği sırada mahkemelerin huzuruna çıkamadığından şikâyetçi olmuştur.
19. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
20. Somut davada başvuran, 2 Kasım 2009 tarihinde tutuklanmıştır. Akabinde başvuran, söz konusu karara itiraz etmiştir.
21. Mahkeme, başvuranın itirazının 12 Kasım 2009 tarihinde bir sözlü duruşma yapılmaksızın itiraz mahkemesi tarafından reddedildiğini kaydetmektedir. Buna rağmen, başvuran, itirazı incelenmeden on gün önce, yargılamayı yürüten mahkeme huzuruna çıkmıştır.Bu koşullar altında Mahkeme, Sözleşme’nin 5, § 4 maddesi amaçları doğrultusunda ilave bir sözlü duruşmanın gerekli olduğunu düşünmemektedir (bk., Çelik/Türkiye, no. 6670/10, § 18, 17 Mart 2015).
22. Mahkeme, şikâyetin bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanmasına ilişkin olarak
23. Başvuran, soruşturma dosyasının erişimine konulan kısıtlamadan dolayı, tutukluluğuna dayanak oluşturan delillere itiraz edemediğinden şikâyetçi olmuştur.
24. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
25. Mahkeme, yakalanan ya da tutuklanan kişilerin, özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarının Sözleşme bağlamında “hukuka uygun olup olmadığı” hususunda büyük önem teşkil eden esas ve usule ilişkin koşulların tekrardan incelenmesi hakkına sahip oldukları görüşündedir. Tutukluluğa karşı yapılmış bir itiraz başvurusunu inceleyen mahkeme, adli hukuki usule dair güvenceler ortaya koymalıdır. Yargılamalar çekişmeli olmalı ve her zaman taraflar arasında yani savcı ve tutuklu arasında “silahların eşitliği” ilkesini gözetmelidir (bk. Ceviz/Türkiye, no. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012).
26. Somut davada, Mahkeme, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi hâkiminin, 12 Mayıs 2009 tarihinde, soruşturmanın daha sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasına karar verdiğini kaydetmektedir. Ancak, başvuran, 1 ve 2 Kasım 2009 tarihlerinde, avukatı huzurunda, polis ve daha sonra Cumhuriyet savcısı ve sorgu hâkimi tarafından, yetkililerce dinlenen ve başvuranın şüpheli olduğu suç delilinin bir parçası olduğu düşünülen telefon konuşmaları hakkında sorgulanmıştır. Başvuran dinlenen konuşmaların bazılarına hatırlamamasına rağmen, geri kalan konuşmaları inkar etmemiştir. Bununla beraber, başvuranın avukatı sorgu hâkimi huzurunda başvuranın verdiği ifadelerle ilgili sorulması üzerine, söz konusu olaylara ve başvuranın soruşturma dosyasında yer alan telefon konuşmalarının dökümüne atıfta bulunmuştur.
27. Yukarıdaki hususlar ışığında, Mahkeme, hem başvuranın hem de avukatının soruşturma dosyasının içeriğiyle ilgili yeterli bilgiye sahip oldukları ve tutukluluk kararına itiraz etme imkânına sahip oldukları kanaatindedir (bk. yukarıda anılan, Ceviz, §§ 41-44; Karaosmanoğlu ve Özden, no. 4807/08, § 74, 17 Haziran 2014; ve Ayboğa ve Diğerleri/Türkiye, no. 35302/08, § 17, 21 Haziran 2016).
28. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının, açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
C. Cumhuriyet savcısının mütalaasının bildirilmemesine ilişkin olarak
29. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolu olmadığından şikâyetçi olmuştur. Kendisine veya avukatına bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının mütalaasına dayalı olarak itiraz mahkemesi tarafından itirazının reddedilmesi nedeniyle, başvuran etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
31. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
32. Başvuranın şikâyetinin esasına ilişkin olarak Mahkeme, somut davanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği tespit edilen Altınok/Türkiye (no. 31610/08. §§ 57-61, 29 Kasım 2011) davasına benzer sorunları gündeme getirdiğini kaydetmektedir. Mahkeme’ye göre bu tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.
33. Buna göre Mahkeme, somut davada, başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğunailişkin yürütülen inceleme kapsamındaki yargılamalarda Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuran veya avukatına bildirilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
34. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi uyarınca, ihlal edilen Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki hakkı bakımından tazminat hakkından mahrum bırakılmaktan şikâyetçi olmuştur.
35. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
36. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
37. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrasının, 1.,2., 3., veya 4. fıkralarına aykırı bir şekilde gerçekleşen özgürlükten mahrum bırakılmaların tazminat türünden bir hukuk yolu gerektirdiğini hatırlatır (bk. Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185‑A). Bu tazminat hakkı, yerel bir makam veya Mahkeme tarafından 5. Maddenin ilk fıkralarından birinin ihlal edildiğinin sabit bulunması koşuluna dayanmaktadır.
38. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın tutukluluğuna itirazına ilişkin yargılamada Cumhuriyet savcısının mütalaasının kendisine iletilmemesi sonucunda, somut davada başvuranın tutukluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebilmek için etkin bir hukuk yoluna sahip olma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (bk. yukarıda 32. ve 33. paragraf). Mahkeme ayrıca benzer bir şikâyeti Altınok (yukarıda anılan, §§ 66-69) davasında incelemiş olduğunu ve Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Bu tespitlerden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.
39. Dolayısıyla, Mahkeme, somut davada, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin de ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
40. Başvuran, 15.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
41. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
42. Mahkeme, önündeki tüm hususları dikkate alarak, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesinin ihlali tespitinin başvuranın uğradığı tüm manevi zarar bakımından adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. Ceviz/Türkiye, no. 8140/08, §64, 17 Temmuz 2012).
B. Masraf ve giderler
43. Başvuran Mahkeme önünde oluşan; avukatlık ücretleri için 4.248 Türk lirası (TRY) (yaklaşık 800 avro) ve kırtasiye, fotokopi, telefon ve tercüme hizmetleri gibi masrafları için 800 TRY (yaklaşık 155 avro) talep etmiştir. Başvuran bu bağlamda, avukatlık ücretine ilişkin bir makbuzu ve Türkiye Barolar Birliğince tavsiye edilen asgari ücret listesini ibraz etmiştir.
44. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
45. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, tüm başlıklar altındaki masrafları karşılamak üzere başvurana 750 avro ödenmesini uygun bulmuştur.
C. Gecikme Faizi
46. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden hesaplanmasını uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesi kapsamındaki, Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuran veya avukatına bildirilmemesi ve buna ilişkin olarak tazminat verilmemesine dair şikâyetlerinin kabul edilebilir, başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuran veya avukatına bildirilmemesi gerekçesiyle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlal edildiğine;
4. İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı her türlü manevi zarar açısından yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
5. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 750 avro (yedi yüz elli avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 25 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy