AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖNER / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 24541/08)
KARAR
STRAZBURG
26 Mayıs 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Öner/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”) Daire olarak toplanarak, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Abdurrahman Öner’in (“başvuran”) 5 Mayıs 2008 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (No. 24541/08); Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesine ilişkin şikâyetlerinin Türk Hükümetinin bilgisine sunma kararını ve bu şikâyetlerin geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini; tarafların görüşlerini; Mahkemenin, komite tarafından başvurunun incelenmesine ilişkin Hükümetin itirazını reddettiği kararını dikkate alarak,
24 Mayıs 2020 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
GİRİŞ
Başvuru, başvurana ait olan ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğünün de facto (fiilen) kullanmaya başladığı bir taşınmaz üzerinde adı geçen Genel Müdürlük lehine irtifak hakkının tesisi nedeniyle ulusal mahkemeler tarafından başvurana ödenmesine karar verilen tazminat tutarı ile ilgilidir. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1.maddesini ileri sürmektedir.
OLAY
1. Başvuran, 1962 doğumlu olup, Mardin’de ikâmet etmektedir. Başvuran, Mardin Barosuna bağlı Avukatlar A. Aydemir ve İ.F. Aydemir tarafından temsil edilmiştir.
2. Davalı Hükümet kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Kızıltepe’de bulunan ve 533 ada ile 1 no.lu parsele tekabül eden 201.552,81 m2’lik bir taşınmazın malikidir.
4. Başvuran, 8 Şubat 2002 tarihinde, Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğünün (“TEDAŞ”) daha önce hiçbir kamulaştırma işlemi yapmaksızın, 2001 yılından beri söz konusu taşınmazın bir kısmını kullandığını iddia ederek, fiili kamulaştırma nedeniyle, tazminat istemiyle Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesine (“AHM”) başvurmuştur.
5. AHM, 27 Mart 2003 tarihinde, talep ettiği bilirkişi raporuna dayanarak, söz konusu taşınmazın 7.041.43 m2’lik kısmının, TEDAŞ’ın yararına irtifak hakkı karşılığında başvurana 400.000 Türk lirası (TRY) - yani olay tarihinde yaklaşık 215.270 avro (EUR) - ödenmesine ve bu taşınmazın 190.10 m2’lik kısmının, tapuda idare adına tescil edilmesine karar vermiştir.
6. Yargıtay, 26 Haziran 2003 tarihinde, bu kararı bozmuştur. Yargıtay özellikle, AHM’nin, imar planının kabul çalışmalarının sonucunu beklemesi ve taşınmazın TEDAŞ tarafından kullanılan kısımlarının, yol yapımı için tahsis edilmesi gereken kısımlara tekabül edip etmediğini incelemesi gerektiğini değerlendirmiştir.
7. AHM, 8 Aralık 2003 tarihinde, bir bilirkişi raporunda, İmar’a ilişkin 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle % 35 olarak belirlenen imar planına katılım oranının dikkate alınmasına atıfta bulunarak, başvurana yeniden 40.000 TRY (olay tarihinde yani yaklaşık 224.500 avro) ödenmesine karar vermiştir (aşağıda 17. paragraf).
8. Yargıtay, 19 Şubat 2004 tarihinde, AHM’nin imar planının kabulünü beklemeksizin karar verdiği gerekçesiyle kararı yeniden bozmuştur.
9. AHM, 27 Aralık 2005 tarihinde, dosyaya eklenen yeni bir bilirkişi raporuna dayanarak, söz konusu taşınmazın 2.966.50 m2’lik kısmının, TEDAŞ’ın yararına irtifak hakkı karşılığında başvurana 249.943.94 Türk lirası (TRY) - yani olay tarihinde yaklaşık 155.820 avro (EUR) - ödenmesine ve bu taşınmazın 98.10 m2’lik kısmının, tapuda idare adına tescil edilmesine karar vermiştir.
10. Yargıtay, 9 Mart 2006 tarihinde, bu kararı bozmuştur. Yargıtay, bir yandan söz konusu taşınmazın 9.802.03 m2’lik kısmının imar planı gereğince bir yol yapımına tahsis edilmesi gerektiğinden, alanın bu kısmının, başvurana ödenecek olan tazminat tutarının hesaplanmasında dikkate alınmaması gerektiğini değerlendirmiştir. Yargıtay, diğer yandan söz konusu taşınmazın niteliğini, geometrik şeklini, alanını, taşınmazın üzerinden geçen elektrik hattının rotasını dikkate alarak, irtifak hakkının tesisinden kaynaklanan değer kaybının, taşınmazın değerinin % 0.7 oranını aşmaması gerektiğini kaydetmiştir.
11. Bilirkişi, 3 Nisan 2007 tarihinde, yeni bir rapor sunmuştur. Bilirkişi, 9 Mart 2006 tarihinde Yargıtay tarafından verilen karar uyarınca, söz konusu hesaplamasında 9.802.03 m2’lik kısmını dikkate almadığını belirtmekteydi. Bilirkişi öte yandan, irtifak hakkının oluştuğu kısmının 2.966.50 m2 olduğunu dile getirmekteydi. Bilirkişi, bu kısmın alanını, söz konusu taşınmazın toplam alanına (201 552,81 m2) bölündüğünde, taşınmazın değer kaybının yaklaşık % 1.5 oranında olduğunu ve dolayısıyla değer kaybının hesaplanmasının, normal olarak bu yüzdeye dayanılarak yapılması gerektiğini eklemekteydi.
Bilirkişi bununla birlikte, yeni hesaplamanın Yargıtay tarafından ifade edilen yüzdeye (%0.7) dayanılarak yapıldığını belirtmekteydi. Bu nedenle bilirkişi, irtifak hakkının tesisi sebebiyle, taşınmaz tarafından maruz kalınan değer kaybının 25.665.33 TRY ve TEDAŞ’ın tesislerinin bulunduğu 98.10 m2’lik kısmının değerinin 2.746.8 TRY tutarında olduğu kanaatine varmaktaydı.
12. AHM; 7 Haziran 2007 tarihinde, bu bilirkişi raporunu dikkate alarak, söz konusu taşınmazın 2.966.50 m2’lik kısmı üzerine TEDAŞ’ın yararına irtifak hakkının tesisinin ve 98.10 m2’lik bir kısmının idarenin mülkü olarak tapu kaydına tescil edilmesine ve söz konusu davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek yüksek gecikme faiziyle birlikte, başvurana 28.412.13 TRY (yani olay tarihinde yaklaşık 15.830 EUR) tutarının ödenmesine karar vermiştir.
13. Yargıtay, 4 Ekim 2007 tarihinde, bu kararı onamıştır.
14. Yargıtay, 3 Nisan 2008 tarihinde, başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.
15. İdare, AHM kararındaki hükümlere göre, 16 Kasım 2007 tarihinde, yüksek gecikme faiziyle birlikte AHM tarafından verilen tazminat tutarı olan 9.488.24 TRY ile masraflar da dâhil olmak üzere toplam 98.355.69 TRY’lik miktarı ödeme işleminde bulunmuştur.
HUKUKÎ ÇERÇEVE VE İLGİLİ İÇ HUKUK UYGULAMASI
16. Somut olaya ilişkin ilgili iç hukuk çerçevesi, Yetiş ve diğerleri/Türkiye (No. 40349/05, § 22, 6 Temmuz 2010) kararında belirtilmektedir.
17. 3194 sayılı İmar Kanun’un 18. maddesine göre, İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri, maliklerinin veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın birbirleri, yol fazlaları veya kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerler ile birleştirmeye; yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya; müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya; re’sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Bu şekilde değerlendirilen tarihte, taşınmazlardan alınan pay taşınmazın ilk alanının % 35 oranına kadar çıkabilmektedir.
18. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (www.tcmb.gov.tr) Devlet İstatistik Kurumu (www. Tuik.gov.tr) tarafından yayınlanan tüketici fiyat endeksiyle oluşturulan enflasyon hesaplayıcısına göre 8 Şubat 2002 (AHM’ye başvuru tarihi) ve 16 Kasım 2007 (tazminat ödeme tarihi) arasında enflasyon oranı % 100.11’dir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuran, kendisine ödenen tazminat tutarının, taşınmazında oluşan değer kaybına tekabül etmediğini iddia etmektedir. Başvuran, bir yandan % 0.7 oranında hesaplanan değer kaybı oranının düşüklüğünden, diğer yandan tazminat hesaplamasında taşınmazın 9.802.03 m2’lik bir kısmının dikkate alınmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran, dava süresi ve enflasyon nedeniyle, kendisine ödenen tazminatın değer kaybına uğradığını da eklemektedir. Başvuran, bu bağlamda Sözleşme’ye 1. No.’lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmektedir.
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. “
20. Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
21. Hükümet, başvuranın tazminat aldıktan sonra Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle, mağdur olduğunu ifade edemeyeceğini savunmaktadır. Öte yandan Hükümet, Mahkemeyi söz konusu tazminatın hesaplanması kriterlerinin belirlenmesinde ulusal mahkemelerin yerini alamayacağı gerekçesiyle şikâyeti kabul edilemez bulmaya davet etmektedir.
22. Başvuran, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır.
23. Mahkeme, davanın süresi ve enflasyon nedeniyle, tazminatın değer düşüklüğüne ilişkin şikâyetle ilgili olarak, AHM’ye başvuru tarihinden itibaren yasal orana eklenen yüksek gecikme faiziyle birlikte yerel mahkemeler tarafından başvurana verilen meblağın, 28.412.13 TRY tutarında olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, İdarenin 16 Kasım 2007 tarihinde, yüksek gecikme faiziyle birlikte AHM kararındaki tazminat tutarı olan 9.488.24 TRY ile masraflar da dâhil olmak üzere toplam 98.355.69 TRY’lik miktarı ödemeye ilişkin işlemde bulunduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, değerlendirilen dönem boyunca enflasyonun etkisini dikkate alarak (yukarıda 18. paragraf), tazminatın değer düşüklüğünün, gecikme faizlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanmasıyla telafi edildiğini ve dolayısıyla ilgilinin maddi bir kayba maruz kaldığı şeklinde değerlendirilemeyeceğini tespit etmektedir.
24. Mahkeme dolayısıyla, başvuranın enflasyonun etkileri nedeniyle, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin ihlali sebebiyle, mağdur olduğunu ileri süremeyeceğini değerlendirmektedir. Sonuç olarak, bu şikâyet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında, Sözleşme hükümleriyle ratione personae (kişi bakımından) bağdaşmamakta ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
25. Mahkeme, 9.802.03 m2’lik bir alanı temsil eden taşınmazın bir kısmı için tazminat ödenmediğine ilişkin şikâyetle ilgili olarak, 3194 sayılı İmar Kanun’un 18. maddesi uyarınca, (yukarıda 17. paragraf), imar planına uygun olarak, bu kısmın yol yapımına tahsis edilmesi nedeniyle, tazminat hesaplamasında dikkate alınmadığını gözlemlemektedir.
26. Mahkeme, bu noktada birçok davada benzer şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, daha önce kabul edilemezlik kararı verdiğini hatırlatmaktadır (bk. örneğin başvurana zorunlu kılınan taşınmazın alanının %30.9’unu oluşturan şehir planlamasına katılım oranının, genel menfaat ile ilgilinin haklarının korunmasına ilişkin zorunluluklar arasında adil dengeye zarar verecek nitelikle olmadığı kanaatine vardığı Göksel Tütün Ticaret ve Sanayi A.Ş./Türkiye, No. 32600/03, 22 Eylül 2009 ve mutatis mutandis (davaya uygulanabildiği ölçüde), Seyhan/Türkiye (k.k.), No. 45810/99, 20 Mayıs 2008).
27. Mahkeme, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için herhangi bir neden görmemektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
28. Mahkeme, taşınmazın değer düşüklüğünün sınırıyla ilgili olarak, başvuranın bu bağlamda tazminat ödenmemesinden değil kendisine verilen tazminat tutarından ve hesaplama koşullarından şikâyet ettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, başvuranın mağdur sıfatına ilişkin Hükümetin itirazının, bu şikâyetle ilgili olması nedeniyle, reddedilmesi gerekmektedir.
29. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. Maddesi uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun ve kabul edilemez olmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.Esas Hakkında
30. Başvuran, Yargıtayın söz konusu taşınmazı etkileyen değer kaybının % 0,7 olarak sınırlandırmasından şikâyet etmektedir. Başvuran, irtifak hakkının tesisi nedeniyle, kendisi tarafından gerçekten maruz kalınan kaybın daha fazla olduğunu iddia etmektedir.
31. Hükümet, ihtilaf konusu irtifak hakkının tesisinin, kamu yararı nedenine dayandığını ve başvuranın iç hukuka uygun olarak bir tazminat ödemesini elde ettiğini iddia etmektedir. Hükümet, kamulaştırma tazminat tutarının belirlenmesinin, ulusal mahkemelere ait olduğunu ve burada söz konusu tazminatın kanun tarafından öngörülen objektif kriterlere göre değerlendirildiğini eklemektedir. Hükümet, ihtilaf konusu tazminatın, başvuran tarafından maruz kalınan zararla makul düzeyde ilişkili olduğu sonucuna varmıştır.
32. Hükümet, mevcut davanın, yerel mahkemenin bilirkişinin tespitlerini bertaraf etme nedenlerini belirtmediği Kutlu ve diğerleri/Türkiye (No. 51861/11, 13 Aralık 2016) davasından farklı olduğunu iddia etmektedir. Hükümet bu bağlamda, mevcut davada AHM tarafından verilen tazminatın bilirkişi tarafından ifade edilen meblağa tekabül ettiğini belirtmektedir.
33. Mahkeme, tarafların, başvuranın arazisinin bir kısmının TEDAŞ tarafından kullanılmasının, başvuranın mülkiyetinden barışçıl bir şekilde yararlanma hakkının kullanımına müdahale teşkil ettiğini kabul ettiklerini gözlemlemektedir.
34. Benzer bir müdahalede, yasallık ilkesine riayet edilmelidir ve genel menfaat gereklilikleri ile bir kimsenin temel haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında “adil bir denge” kurulmalıdır (bk. diğer kararlar arasında Malfatto ve Mieille/Fransa, No. 40886/06 ve 51946/07, § 61, 6 Ekim 2016).
35. Mahkeme, başvuranın, kamulaştırmadan doğan kurallar önemsenmeksizin gerçekleştirildiği iddia edilen taşınmazının kullanılmasından ve söz konusu taşınmaza müdahalenin meşru bir amaç taşıdığından şikâyet etmediğini kaydetmektedir.
36. Davanın koşulları dikkate alındığında geriye, ulusal mahkemeler tarafından hükmedilen tazminatın, Sözleşme’ye 1 No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında, orantılı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda karar vermek kalmaktadır.
37. Mahkeme, bu bağlamda, başvurana verilen tazminatın, taşınmazın % 0.7’si olarak sınırlandırıldığını gözlemlemektedir. Hâlbuki, yerel mahkemeler tarafından atanan bilirkişiye göre, irtifak hakkının tesis edilmesi nedeniyle, başvuran tarafından gerçekten maruz kalınan kayıp yaklaşık % 1.5 oranındaydı (yukarıda 11. paragraf).
38. Mahkemenin, ulusal mahkemelerin yerini alma ve irtifak hakkının tesis edilmesinden kaynaklanan değer düşüklüğünün değerlendirilmesi için yerel mahkemeler tarafından belirlenen kriterleri sorgulama görevi olmasa bile, bu kriterlerin haksız ve makul olmayan bir şekilde uygulanmamasını sağlama görevi bulunmaktadır (Kahyaoğlu ve diğerleri/Türkiye, No. 37203/05, § 35, 31 Mayıs 2016).
39. Mahkeme, mevcut davanın kaynağındaki durumu inceleyerek ve bilirkişinin tespitlerini dikkate alarak, başvuranın ihtilaf konusu taşınmazın % 0.8 oranında değer kaybettiğini gözlemlemektedir.
40. Mahkeme, bilirkişiye göre taşınmazın değerinin % 1.5 oranında düşmesine rağmen, yerel mahkemelerin başvuranın taleplerini reddederek tazminatı % 0.7 olarak sınırlandırmaya yol açan nedenleri yeterince açıklamadığını tespit etmektedir.
41. Yargıtay, şüphesiz, 9 Mart 2006 tarihli kararında, irtifak hakkının tesisinden kaynaklanan değer düşüklüğüne ilişkin taşınmazın değer düşüklüğünü % 0.7 olarak sınırlandırmak için dikkate aldığı kriterleri belirtmiştir. Bununla birlikte Mahkeme, bilirkişinin tespitlerini dikkate alan ulusal mahkemelerin, değer düşüklüğünün % 0.7 oranıyla sınırlandırılmasına yol açan kriterlerin basit ve soyut anlatımının yeterli olmadığı, söz konusu kriterlerin ne şekilde ve neden dikkate alındığının yeterli bir gerekçeyle açıklamadığı kanaatine varmaktadır (yukarıda belirtilen Kutlu ve diğerleri § 72).
42. Öte yandan, AHM tarafından ödenen tazminatın konusu, bilirkişi tarafından hesaplanan meblağa tekabül ettiği bir önem teşkil etmemektedir. Zira, bu hesaplama (%0.7) Yargıtay tarafından hükmedilen sınırlamaya dayanılarak yapılmıştır; hâlbuki bilirkişi, söz konusu taşınmazın gerçek değer kaybının, yaklaşık % 1.5 oranında olduğu ve dolayısıyla hesaplamanın normal olarak bu yüzdeliğe dayanılarak yapılması gerektiğini değerlendirmiştir.
43. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, başvuranın taşınmazının maruz kaldığı değer düşüklüğünün, genel menfaat ile ilgilinin haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında kurulması gereken adil dengeyi bozduğunu değerlendirmektedir (bk., mutatis mutandis (davaya uygulanabildiği ölçüde), yukarıda belirtilen Kahyaoğlu ve diğerleri, § 39).
44. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİ UYARINCA
45. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. “
46. Başvuran, toplamda maddi tazminat olarak 257.000 EUR ve manevi tazminat olarak ise 5.000 EUR talep etmektedir. Başvuran, masraf ve giderler için bir talepte bulunmamıştır.
47. Hükümet, Kaynar ve diğerleri/Türkiye (No. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, 7 Mayıs 2019) kararına atıfta bulunarak, Mahkemeden Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında belirtilen maddi ve manevi zararlar için taleplerle ilgili olarak, davanın bu kısmının kayıttan düşürülmesini talep etmektedir. Hükümet daha sonra, Mahkemeyi başvuranın taleplerinin aşırı ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
48. Mahkeme, (yukarıda belirtilen) Kaynar ve diğerleri kararında, nihai kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde Tazminat Komisyonu’na sunulan bir başvurunun, tazminatın idare tarafından ödenmesine sebep olabileceği ve bu başvurunun Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi bakımından tespit edilen ihlalin telafisi için uygun bir yol teşkil etmesi sebebiyle, Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında, belirtilen maddi ve manevi zararlar için taleplerle ilgili olarak, dava kısmını kayıttan düşürdüğünü hatırlatmaktadır.
49. Mahkeme bu nedenle, maddi zararın değerlendirme şeklinde bir uyuşmazlık olduğunu ve ayrıca kendisi için başvuranlar tarafından maruz kalınan maddi kaybı belirlemek için gerçek bir zorluğun bulunduğunu tespit etmiştir (ibidem, § 70).
50. Mahkeme bununla birlikte, mevcut davanın koşullarında, başvuran tarafından maruz kalınan maddi kaybın, belirli bir sorun teşkil etmediğini kaydetmektedir (aşağıda 51-53. paragraflar). Mahkeme dolayısıyla, Sözleşme’nin 41. maddesi konusuna ilişkin dava kısmını kayıttan düşürmek için hiçbir gerekçe görmemektedir. Mahkeme bununla birlikte, bu tespitin, Tazminat Komisyonu önünde açılan başvuru yolunun etkinliğini hiçbir şekilde söz konusu etmediğinin altını çizmektedir.
51. Mahkeme somut olayda, başvuranın taşınmazının maruz kaldığı değer düşüklüğünün, genel menfaat ile ilgilinin haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında kurulması gereken adil dengeyi bozduğu sonucuna varmıştır (yukarıda 43. paragraf). Böylelikle, başvuranın maruz kaldığı zarar, ilgilinin alması gereken tazminat tutarı ile ilgiliye ödenen tutar arasındaki farka tekabül eden ihtilaf konusu taşınmazın değerinin % 0.8’ini kapsamaktadır (yukarıda 39. paragraf).
52. Mahkeme, ihtilaf konusu mülkün değerinden % 0.7 oranına tekabül eden değer düşüklüğünün, ulusal mahkemeler tarafından söz konusu edilmeyen bir meblağ olan 25.665.33 TRY olarak bilirkişi tarafından hesap edildiğini tespit etmektedir (yukarıda 11.-13. paragraflar). Dolayısıyla, başvuran tarafından maruz kalınan yani mülkün değerinden % 0.8 olan zararın tutarı yaklaşık 29.331 TRY’ye denk gelmektedir.
53. Mahkeme, enflasyonun etkilerini telafi edecek şekilde bu meblağı güncellemek gerektiğini değerlendirmektedir (Scordino/İtalya (No.1) [BD], No. 36813/97, § 258, AİHM 2006‑V ve yukarıda belirtilen Kahyaoğlu ve diğerleri § 45). AHM’ye başvuru tarihinden itibaren bir güncelleme ile 177.760 TRY yani yaklaşık olarak 27.150 EUR tutarına denk gelmektedir
54. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, maddi tazminat olarak başvuruna bu meblağın ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır.
55. Mahkeme, manevi tazminat ile ilgili olarak, ileri sürülen durumun, başvuranı bazı durumlar için uygun bir telafi gerektiren manevi bir zarara uğrattığını değerlendirmektedir. Mahkeme dolayısıyla, Sözleşme’nin 41. maddesinde öngörüldüğü gibi, hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi tazminat olarak 1.500 avro ödenmesine karar vermiştir.
56. Mahkeme sonuç olarak, başvuranın masraf ve giderler için hiçbir talepte bulunmaması nedeniyle, bu bağlamda bir meblağ ödenmesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
57. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu meblağa Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvuranın taşınmazının değer düşüklüğünün hesaplanmasındaki sınır hakkındaki şikâyetin kabul edilebilir ve başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;Başvuranın taşınmazının değer düşüklüğünün hesaplanmasındaki sınır nedeniyle, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:ödenmesi gereken her türlü vergi hariç olmak üzere, maddi tazminat olarak 27.150 EUR (yirmi yedi bin yüz elli avro);ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak, 1.500 avro (bin beş yüz avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin talebin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 26 Mayıs 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy