AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ORAL VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 32043/11)
KARAR
STRAZBURG
1 Mart 2022
İşbu karar kesin olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Oral ve Diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Branko Lubarda,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Diana Sârcu,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine ilgili bilgileri ekte bulunan tabloda yer alan ve Mahkeme nezdinde İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilen üç Türk vatandaşının, (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 23 Eylül 2009 tarihinde yapmış olduğu başvuruları (no. 32043/11),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), başvuranların şikâyetlerinin bildirilmesi ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını ve tarafların görüşlerini dikkate alarak;
1 Şubat 2022 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, (i) Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi uyarınca, başvuranların polislere ifade verirken avukat haklarına ilişkin imzalı feragatlarının geçersiz olması ve bu ifadelerin yerel mahkemeler tarafından onların mahkûmiyetlerine karar verirken kullanılmış olmaları iddiası ve (ii) Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesi uyarınca üçüncü başvuranın, S.T. adlı bir tanık ile yüzleşememesi sebebiyle ceza yargılamasının iddia olunduğu üzere adil olmadığına ilişkindir.
2. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 26 Aralık 2007 tarihinde başvuranları, diğerleri arasında, avukat yokluğunda kendileri ile 3 diğer kişinin (M.Y., H.Ç. ve S.T.) polise verdikleri ifadelere dayanarak mülga Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca (765 sayılı Kanun) PKK/KONGRA-GEL’e (Kürdistan İşçi Partisi/Kürdistan Halk Kongresi – bundan sonra “PKK” olarak anılacaktır) yardım ve yataklık etme suçundan mahkum etmiştir. Söz konusu mahkeme her bir başvurana 3 yıl 9 ay hapis cezası vermiştir. Yargılamayı yürüten mahkeme üç başvuranın da yasadışı pankartlar astığını ve ikinci ve üçüncü başvuranların izinsiz bir toplantıya katılıp sloganlar atmış olduklarını tespit etmiştir. Yargıtay, 15 Aralık 2010 tarihinde, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA3. Başvuranlar Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca polise (ilk iki başvuran) ve Cumhuriyet Savcısına (üçüncü başvuran) verdikleri ifadeleri sırasında avukat sağlanmadığı ve vermiş oldukları ifadelerin daha sonra yargılamayı yürüten mahkeme tarafından onları mahkûm etmek için kullanılması sebebiyle yargılamanın adil olmadığı hususunda şikâyet etmişlerdir.
4. Hükümet, ilk itirazını yapmış ve başvuranların polis nezaretinde imzaladıkları belgelerden de anlaşılacağı üzere, başvuranların avukat hakkından feragat etmiş olmaları nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki bir ihlalin mağduru olduklarını iddia edemeyeceklerini ileri sürmüştür. Her halükarda, özellikle ilk iki başvuranın pankart asarken yakalanmalarının da dâhil olduğu geri kalan suçlayıcı delillerin gücü ışığında, polise verilen ifadeler sırasında bir avukatın bulunmaması ceza yargılamasının adilliğine halel getirmemiştir.
5. Mahkeme, Hükümetin ilk itirazının söz konusu şikâyetin esası ile yakından bağlantılı olması sebebiyle bu şikâyeti esas üzerinde yapacağı incelemeye dâhil etmeye karar vermiştir. Ayrıca, Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
6. Avukat yardımından faydalanma hakkından feragat etmenin geçerliliğine ilişkin genel ilkeler, Simeonovi/Bulgaristan ([BD], no. 21980/04, §§ 122-144, 12 Mayıs 2017) ve Ruşen Bayar/Türkiye (no. 25253/08, §§ 113-123, 19 Şubat 2019) kararlarında özetlenmiştir.
7. Mahkeme, birinci ve ikinci başvuranların 14 Mart 2004 tarihinde düzenlenen sağlık raporlarında sağlıklı olarak polis tarafından gözaltına alındıklarını kaydetmektedir. Ancak polis tarafından gözaltında tutulmalarının sona ermesinden sonra düzenlenen sağlık raporlarında birinci ve ikinci başvuranların sırasıyla bir gün ve üç gün boyunca fiziksel olarak çalışmaya uygun olmadıkları belirtilmiştir. Başvuranların Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki kötü muameleye ilişkin şikâyetleri, polisin kendilerine kötü muamele uyguladığının "makul şüphenin ötesinde" tespiti yapılamadığı için açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle kabul edilemez bulunmuştur (bk. Oral ve Yahli/Türkiye (k.k.), no. 34221/08, 4 Ekim 2011). Fakat başvuranların 3. madde kapsamındaki şikâyetinin kabul edilemez olması, avukat hakkından feragat etmenin “açık” niteliğini zedelemeye yetecek seviyedeki kötü muamele iddiasını ilk bakışta ortaya koyabildikleri gerçeğinin önemini azaltmaz. Özellikle, ikinci başvuran hakkında düzenlenen 16 Mart 2004 tarihli sağlık raporu, polisin ifadesini alırken sırtına bastığı iddiasını ve doktorun sırtındaki lezyonun kendisini bir günlüğüne iş göremez hale getirdiğine dair tespitini içermektedir. Birinci başvuranla ilgili olarak ise, kendisi polise verdiği ifadesinde PKK’nın Bağımsız Gençlik Hareketi’ne üye olduğunun kabulünü içeren kısmını sürekli olarak reddetmiş ve böylece (yukarıda anılan) Ruşen Bayar davasında belirtilen kriteri yerine getirmiştir. Yukarıda belirtilenlerin ışığında, Mahkeme ilk iki başvuranın avukat haklarından geçerli bir şekilde feragat ettikleri sonucuna varamaz.
8. Ayrıca, avukat erişimine kısıtlama getirilmesi için “zorlayıcı sebepler” bulunmamaktadır. Önemli bir şekilde, ilk iki başvuranın polise verdiği ifadeleri mahkûmiyetlerinin bütünleyici bir parçasını oluştursa da, yargılamayı yürüten mahkeme ve Yargıtay ilk iki başvuranın söz konusu haktan feragat etmelerini çevreleyen koşulları araştırmaya çalışmamış ve bunların kabul edilebilirliğine ilişkin bir inceleme yapmamıştır (bk. Bozkaya/Türkiye, no. 46661/09, §§ 49-54, 5 Eylül 2017; Türk/Türkiye, no. 22744/07, §§ 53-59, 5 Eylül 2017; yukarıda anılan Ruşen Bayar, §§ 126-136 ve Akdağ/Türkiye, no. 75460/10, §§ 64‑71, 17 Eylül 2019).
9. Dolayısıyla, ilk iki başvuran bakımından, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi ihlal edilmiştir. Yukarıda varılan sonuca göre, Mahkeme Hükümetin başvuranların mağdur statüsüne ilişkin ön itirazını da reddetmiştir.
10. Aşağıda yer alan 17. paragraftaki bulgular ışığında, Mahkeme üçüncü başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında yapmış olduğu şikâyeti incelemeyi gerekli görmemektedir.
SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (d) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA11. Üçüncü başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesi uyarınca, S.T.’ye soru yöneltememesi nedeniyle adil yargılanmadığından şikâyet etmiştir.
12. Hükümet, başvuranın yargılamayı yürüten mahkeme nezdindeki yargılama sırasında şikâyetini ileri sürmediğini ileri sürmüş ve bu şikâyeti Yargıtay’a getirmeden önce beş yıl beklediği için eleştirmiştir.
13. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
14. Tanıkların huzura davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkına ilişkin ilkeler, Al‑Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık ([BD], no. 26766/05 ve 22228/06, §§ 118-51, AİHM 2011), Schatschaschwili/Almanya ([BD], no. 9154/10, § 100-31, AİHM 2015) ve Süleyman/Türkiye, (no. 59453/10, §§ 61-66, 17 Kasım 2020) kararlarında yer almaktadır.
15. Üçüncü başvuranın yargılamayı yürüten mahkemeden S.T.’yi bizzat dinleme talebinde bulunmamış olması gerçeğine karşın, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranların mahkûmiyetine karar verdiği son duruşmadan yaklaşık bir ay önce, S.T.’nin ifadelerinin örneklerini talep ederken 29 Kasım 2007 tarihli yazısında “İbrahim Halil Yahli [ikinci başvuran] hakkında ifade veren S.T.” şeklinde belirtmesi nedeniyle bu başarısızlık üçüncü başvuranın aleyhinde kullanılamaz. Bu nedenle, üçüncü başvuranın yargılamayı yürüten mahkemeden yargılamanın bu aşamasında S.T.’nin hazır bulunmasının sağlanmasını talep etmemiş olması makuldür. Ancak, üçüncü başvuran 3 Eylül 2009 tarihli temyiz başvurusunun üçüncü sayfasında bu konuyu açıkça dile getirmiş olması nedeniyle bu şikâyetten feragat etmiş olduğu varsayılamaz (bk. Murtazaliyeva/Rusya [BD], no. 36658/05, § 126, 18 Aralık 2018).
16. Mahkeme ayrıca, S.T.’nin yargılamaya katılmaması için iyi bir sebebin bulunmadığını belirtmiştir. Ayrıca, özellikle, S.T.’nin polise verdiği ifadelerde başvuranın bir basın açıklamasına katılımının PKK adına gerçekleştirilen faaliyetler bağlamında tanımlanmış olması dikkate alındığında, S.T. tarafından verilen ifadeler en azından üçüncü başvuranın mahkûmiyetinde önemli bir rol oynamıştır. Daha da önemlisi Mahkeme, polis nezaretine alındıktan hemen sonra ifadesini alan Cumhuriyet Savcısının S.T.’nin gözlerinin altında morluklar, kıyafetlerinin üzerinde kan lekeleri ve başının arkasında dikişlerle kapatılmış bir yırtık olduğunu belirtmesine rağmen yerel mahkemelerin S.T. tarafından verilen ifadelerin kabul edilebilirliğini ve güvenilirliğini incelememiş olmasını şaşırtıcı bulmaktadır. Aynı zamanda yerel mahkemeler S.T.’nin avukat yokluğunda polise ifade vermiş olduğunu ve bu ifadeleri üçüncü başvuranın davasının ilk duruşmasında geri çektiğini dikkate almamıştır (kıyaslayınız, Fikret Karahan/Türkiye, no. 53848/07, § 49, 16 Mart 2021). Ayrıca Mahkeme, S.T.’nin hazır bulunmamasını telafi edebilecek hiçbir etkili usuli güvence görememiştir.
17. Yukarıdaki görüşler ışığında Mahkeme üçüncü başvurana, şikâyetinin niteliği ve kendisi için tehlikede olanın önemi – yani 3 yıl altı ay hapis cezası – dikkate alındığında, yargılamayı yürüten mahkemenin, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma garantileriyle uyumlu olarak, S.T. tarafından verilen ifadelerin güvenilirliğini ve doğruluğunu yeterince test etmesini sağlayabilecek yeterli güvencelerin sağlanmadığı sonucuna varmıştır.
18. Dolayısıyla, üçüncü başvuran bakımından, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. (d) maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
19. Herhangi bir belgeye dayalı bir kanıt sunmaksızın, talepleriyle ilgili olarak, her bir başvuran maddi tazminat olarak 50.000 avro ve masraf ve giderler için ise 27.878 Türk lirası (TL) (yaklaşık 4.295 avro) talep etmişlerdir.
20. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
21. Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiği yönündeki söz konusu tespitlerinin birinci ve ikinci başvurana ilişkin olarak yeterli adil tazmin sağladığı kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Akdağ, § 75; yukarıda anılan Bozkaya, § 69; ve yukarıda anılan Türk, § 69). Ancak Mahkeme, üçüncü başvuranın yalnızca ihlal tespiti ile tazmin edilemeyecek olan Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesi kapsamındaki haklarının ihlali nedeniyle manevi zarara uğradığı görüşündedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu başlık altında üçüncü başvurana yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmak üzere 5.000 avro tazminat ödenmesine karar vermiştir (bk. Ürek ve Ürek/Türkiye, no. 74845/12, § 78, 30 Temmuz 2019). Mahkeme ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesinin, Mahkeme’nin Sözleşme’nin ihlal edildiği tespitinde bulunması halinde, iç hukuk yargılamalarının yeniden başlatılmasına olanak sağladığını kaydetmektedir.
22. Son olarak, başvuranların masraf ve giderlerle ilgili talepleri, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60 §§ 2 maddesi uyarınca hiçbir destekleyici belge sunmamış olmaları nedeniyle reddedilmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Hükümet’in başvuranların Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında mağdur statüsüne ilişkin şikâyetini esastan birleştirerek reddetmeye;Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;İlk iki başvurana ilişkin olarak Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine;Üçüncü başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamındaki şikâyetini incelemeye gerek bulunmadığına;Üçüncü başvurana ilişkin olarak Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğinin tespit edilmesinin ilk iki başvuranın bu bağlamda uğramış olabileceği manevi zararlar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;(a) Davalı Devlet tarafından, üçüncü başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 1 Mart 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Branko Lubarda
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların listesi
Başvuru no. 32043/11
Sıra no.
Başvuranın adı
Doğum Yılı/Nüfus Kayıt Tarihi
Uyruk
İkamet Adresi
1.
Ramazan ORAL
1985
T.C.
Mersin
2.
İbrahim Halil YAHLI
1984
T.C.
İstanbul
3.
Enver TEKİN
1983
T.C.
Bursa