AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ORMAN VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 73708/11)
KARAR
STRAZBURG
23 Nisan 2024
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Orman ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve beş Türk vatandaşının (“başvuranlar”) -başvuranların listesi ve ilgili açıklamalar ekte bulunan tabloda yer almaktadır.- 25 Ekim 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (73708/11 no.lu),
Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamında dile getirilen şikâyetin, kendi görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun belirtilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
26 Mart 2024 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranların Ezilenlerin Sosyalist Platformu (“ESP”) tarafından düzenlenen bir gösteriye katılmaları nedeniyle tutuklanmaları, tutukluluk hallerinin devamı ve hapis cezalarına mahkûm edilmeleriyle ilgilidir. Başvuranlar, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlal edilmesinden şikâyetçi olmaktadırlar.
Olay ve Olgular ile Kararlar2. Başvuranlar, 7 Aralık 2004 tarihinde, cezaların infazına ilişkin kanun tasarısını protesto etmek amacıyla Ankara’da ESP tarafından düzenlenen bir gösteriye katılmışlardır. İlgililer aynı gün, güvenlik güçleri tarafından yakalanmışlar ve 10 Aralık 2004 tarihinde, tutuklanmışlardır.
3. Yakalama ve sorgu tutanaklarına göre, başvuranların da aralarında bulundukları bazı göstericiler, gösteri sırasında, ESP’ye ait bayrak, pankart ve sancakları taşımışlar ve şu sloganları atmışlardır: “Devrimci tutsaklar esir alınamaz”, “Hücreleri parçala”, “Ceza İnfaz Yasası geri çekilsin”, “Devrimci irade teslim alınamaz” ve “Devrimci tutsaklar onurumuzdur”. Tutanaklarda aynı zamanda, başvuranların taş ve molotof kokteylleri atarak, üç polis memurunu yaralayan ve özel ve kamu mallarına zarar veren bir gösterici grubunda yer aldıkları belirtilmiştir. Aynı tutanaklarda, başvuran Deniz Bakır’ın göstericileri olay sırasında sloganlar atma ve şiddet eylemlerinde bulunma yönünde teşvik ederek, yönlendirdiği ifade edilmiştir.
4. Ankara Cumhuriyet Savcısı, 5 Ocak 2005 tarihli iddianameyle, başvuranları MLKP yasa dışı örgütüne (Marksist Leninist Komünist Parti) üye olmakla suçlamış ve ilgililer hakkında Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”) nezdinde ceza davası başlatmıştır.
5. Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Nisan 2010 tarihinde, esasa ilişkin kararını vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, her şeyden önce, ihtilaf konusu gösterinin, Emniyet Genel Müdürlüğünün ESP’ye ilişkin sunduğu bilgi notunu dikkate alarak MLKP’nin bir alt kolu olarak değerlendirdiği örgüt olan ESP tarafından düzenlendiğini belirtmiştir. Ardından Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların da aralarında bulundukları bazı göstericilerin ihtilaf konusu gösteri sırasında, yasa dışı sloganlar attıklarının ve ESP’ye ait bayrak, pankart ve sancakları taşıdıklarının tespit edildiğini ifade etmiştir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi, ilgililerin taş ve molotof kokteylleri atarak, güvenlik güçlerine saldırıda bulunan ve özel ve kamu mallarına zarar veren gösterici grubunda yer aldıklarını kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, güvenlik güçlerinin başvuranları birbirlerine sıkıca tutunmuş bir halde yerde oturdukları sırada güç kullanarak, yakalamak zorunda kaldıklarını tespit etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararın gerekçesinde, özellikle gösteri sırasında polis tarafından çekilen fotoğrafları göz önünde bulundurmuştur.
6. Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararında, olay ve olguları yeniden nitelendirmesinin ardından, başvuranlar Selver Orman, Veli Görgün, Gülcan Taşkıran ve Mesut Kılıç’ı yasa dışı örgüte üye olmamakla birlikte, örgüt adına suç işlemek suçundan altı yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir (Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 314. maddesinin 3. fıkrası ve 220. maddesinin 6. fıkrası yollamasıyla, aynı Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası; bu hükümlerin içeriğiyle ilgili olarak bk. Çiçek ve diğerleri/Türkiye, no. 48694/10 ve diğer 4 başvuru, §§ 105 ve 102, 22 Kasım 2022). Öte yandan Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların her birini, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca terör örgütü lehine propaganda suçundan bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir (“3713 sayılı Kanun”; bu hükmün içeriğiyle ilgili olarak bk. yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri kararı, § 110).
7. Başvuran Deniz Bakır ile ilgili olarak, Ağır Ceza Mahkemesi, diğerlerinin yanı sıra, ilgilinin gösteri sırasında grubu yönlendirdiğini; göstericileri sloganlar atma ve şiddet eylemlerinde bulunma yönünde teşvik ettiğini; ve polis memurlarının göstericiler tarafından atılan sloganların içeriğine benzer bir içeriğe sahip olan, ESP’nin bildirilerini ilgilinin üzerinde bulduklarını ifade etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, ilgilinin eylemlerinin bilhassa olay sırasındaki statüsü ve durumu dikkate alındığında, yasa dışı bir örgüte üye olma suçunu oluşturduğu kanaatine varmıştır. Dolayısıyla Ağır Ceza Mahkemesi, ilgiliyi TCK’nın 314. maddesinin 2. fıkrası (yasa dışı bir örgüte üye olma) uyarınca yedi yıl, altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesi, ilgiliyi, diğer başvuranlar gibi, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca terör örgütü lehine propaganda suçundan bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
8. Yargıtay, 25 Nisan 2011 tarihinde, terör örgütü lehine propaganda suçundan başvuranların mahkûm edilmesine ilişkin olarak yasal zaman aşımı sebebiyle davanın düşürülmesine karar vermiş ve Ağır Ceza Mahkemesinin kararının geri kalan kısmını onamıştır. Böylelikle, Ağır Ceza Mahkemesinin kararı kesinleşmiştir.
9. Dosyada bulunan unsurlara göre, dört ila sekiz ay arasında değişen süreler boyunca başvuranların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmiştir. Aynı zamanda taraflarca dosyaya eklenen belgelerden, başvuran Deniz Bakır’ın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hakkında verilen cezanın tamamını çektiği anlaşılmaktadır.
Daha Sonra Meydana Gelen Gelişmeler10. Bilhassa TCK’nın 220. maddesinin 6. fıkrasının hükümlerini değiştiren, 6352 ve 6459 sayılı Kanunlar’ın yürürlüğe girmesinin ardından (söz konusu Kanunlar ile getirilen değişikliklere ilişkin olarak bk. yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri kararı, §§ 103-111), başvuranlar tarafından başvurulan (TCK’nın 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkûm edilen Deniz Bakır hariç olmak üzere) yetkili ceza mahkemeleri, öncelikle ilgililer hakkında verilen hapis cezalarını hafifletmişler, ardından ikinci olarak, daha önce verilen cezaların kaldırılmasına karar vermişlerdir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
11. Başvuranlar, bir gösteriye katıldıkları gerekçesiyle mahkûm edilmeleri nedeniyle, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlalinden dolayı mağdur olduklarını belirtmektedirler. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerini dile getirme şeklini ve somut olaya ilişkin olay ve olguların seyrini dikkate alarak, mevcut davada ortaya çıkan başlıca hukuki sorunun yalnızca, bununla birlikte Sözleşme’nin 10. maddesi ışığında değerlendirilen, Sözleşme’nin 11. maddesinin kapsamında bulunduğu kanaatine varmaktadır (Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], no. 37553/05, 85-86, AİHM 2015, kararıyla karşılaştırınız).
SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuruyu Takip etme Yetkisi (Locus Standi) Hakkında12. Başvuranların avukatı, Hükümetin görüşlerine yönelik cevabı bağlamında, başvuran Veli Görgün’ün 22 Ağustos 2016 tarihinde hayatını kaybettiğini ve ilgilinin annesinin ilgili yerine yargılamayı takip etmek istediğini Mahkemeye bildirmiştir. Başvuranların avukatı Mahkemeye, başvuranın annesi tarafından imzalanan vekâletnameyi ve ilgilinin başvuranın annesi olduğunu kanıtlayan resmi belgeleri ibraz etmiştir.
13. Hükümet, kendi cevabı çerçevesinde, müteveffa başvuran Veli Görgün’ün annesinin Mahkeme önündeki yargılamayı takip etme yönünde meşru bir menfaate sahip olduğunu kanıtlayamadığını belirtmiştir. Hükümet sonuç olarak, Mahkemeyi bu başvuranla ilgili olarak davayı kayıttan düşürmeye davet etmektedir.
14. Mahkeme, bir başvuranın yargılama sırasında hayatını kaybettiği birçok davada, mirasçılar veya yakın akrabalar tarafından ifade edilen yargılamayı takip etme isteğini dikkate aldığını hatırlatmaktadır (López Ribalda ve diğerleri/İspanya [BD], no. 1874/13 ve 8567/13, § 72, 17 Ekim 2019).
15. Mahkeme, başvuranın annesinin, ebeveyn sıfatı göz önünde bulundurulduğunda, gerçekte bu türden bir yargılamada yeterli bir menfaate sahip olabileceği kanısına varmaktadır. Mahkeme, içtihadına uyarak, başvuranın annesinin bundan böyle başvuranın yerine geçme yetkisine sahip olduğunu kabul etmektedir. Uygulamaya ilişkin nedenlerle, mevcut kararda Veli Görgün “başvuran” olarak belirtilmeye devam edilecektir.
Kabul Edilebilirlik Hakkında16. Hükümet, birçok kabul edilemezlik itirazını ileri sürmektedir: Hükümet, başvuranların iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekliliğini yerine getirmedikleri, mağdur sıfatına sahip olmadıkları ve Sözleşme’nin 11. maddesinin somut olayda uygulanamaz olduğu kanaatine varmaktadır. Hükümet, birinci itirazla ilgili olarak, Ağır Ceza Mahkemesinin 6352 ve 6459 sayılı Kanunlar’ın yürürlüğe girmesinin ardından kararını yeniden incelediğini ifade etmektedir. Hükümet, başvuranların, karşılıklı dosyalarının yeniden incelenmesinin ardından, Anayasa Mahkemesine başvurmaları gerektiğini, zira bu yeniden inceleme sonucunda varılan kararların 23 Eylül 2012 tarihinden sonra, yani Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuru sisteminin kurulmasının ardından verildiğini ileri sürmektedir. Hükümet, ikinci itirazla ilgili olarak, 6352 ve 6459 sayılı Kanunlar kapsamında yetkili mahkemeler tarafından gerçekleştirilen incelemeler dikkate alındığında, ilgili başvuranların bundan böyle mağdur sıfatına sahip olduklarını iddia edemeyecekleri kanısına varmaktadır. Son olarak Hükümet, Sözleşme’nin 11. maddesinin başvuranların şikâyeti hakkında uygulanabilir olmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, ihtilaf konusu gösterilerin ve bu kapsamda ilgililer tarafından gerçekleştirilen eylemlerin Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulama alanına girmediği kanaatine varmaktadır. Hükümet bu bağlamda, başvuranların terör örgütü lehine sloganlar atan ve taş ve molotof kokteylleri atarak, polislere saldırıda bulunan ve mallara zarar veren gösterici grubun arasında bulunduklarını vurgulamaktadır. Ayrıca Hükümet, Deniz Bakır’ın göstericileri yasa dışı sloganlar atma ve polis memurlarına saldırma yönünde teşvik ettiğini kaydetmektedir.
17. Başvuranlar, Hükümetin iddialarına itiraz etmektedirler.
18. Mahkeme, ilk itiraza ilişkin olarak, Hükümet tarafından ileri sürülen benzer itirazları daha önce birçok defa reddettiğini hatırlatmakta (diğer kararlar arasında bk., Öner ve Türk/Türkiye, no. 51962/12, §§ 14-18, 31 Mart 2015, Özer/Türkiye (no. 3), no. 69270/12, § 19, 11 Şubat 2020, ve Ete/Türkiye, no. 28154/20, § 19, 6 Eylül 2022) ve Hükümet tarafından somut olayda sunulan görüşlerin bu içtihattan uzaklaşılmasına imkân vermediğini tespit etmektedir.
19. Mahkeme, ikinci itirazla ilgili olarak, hem daha hafif tedbirlerin uygulanması (cezaların indirilmesi gibi) hem de cezaların iptal edilmesine ilişkin kararın, ilk ceza yargılamasının sonuçlarını ve ilgililerin toplanma özgürlüklerine söz konusu ceza yargılaması nedeniyle verilen zarardan dolayı doğrudan maruz kaldıkları zararları önleyecek ya da telafi edecek nitelikte olmadığı kanısına varmaktadır (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) bk. yukarıda anılan Ete kararı, § 20). Bu nedenle, söz konusu itirazı reddetmek gerekmektedir.
20. Mahkeme, üçüncü itiraza ilişkin olarak, bir başvuranın Sözleşme’nin 11. maddesinin sağladığı korumayı talep edip edemeyeceğini belirlemek için Mahkemenin şu hususları incelediğini hatırlatmaktadır: i) Söz konusu toplanmanın barışçıl olarak düzenlendiğinin kabul edilip edilmediği veya toplanmayı düzenleyen kişilerin şiddet kullanma niyetinde olup olmadıkları; ii) başvuranın, toplanmaya katılımı kapsamında şiddet kullanma niyeti gösterip göstermediği; iii) başvuranın başkasına bedensel zarar verip vermediği (Shmorgunov ve diğerleri/Ukrayna, no. 15367/14 ve diğer 13 başvuru, § 491, 21 Ocak 2021). Mahkeme, dosyada, ihtilaf konusu gösterinin barışçıl olarak düzenlendiğinin kabul edilmediğini ya da gösteriyi düzenleyenlerin şiddet kullanma niyetinde olduklarını düşündürecek nitelikte herhangi bir objektif unsurun bulunmadığını gözlemlemektedir. Ulusal makamlar bu hususu incelememişlerdir. Ayrıca, her ne kadar yakalama ve sorgu tutanaklarında, başvuranların şiddet eylemlerini gerçekleştiren gösterici grubun arasında yer aldıkları belirtilmiş olsa da, dosyada polis memurlarının müdahale etmesinden önce ilgililerin polislere veya mallara taş ve molotof kokteylleri attıklarını ortaya koyan herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Sonuç olarak, dosyada yer alan unsurlardan, ilgililerin öncelikle şiddet kullanma niyetinde olmadıkları anlaşılmaktadır. Dahası, başvuranlar hakkında yöneltilen suçlamalar, bedensel zarar veya ciddi yaralanmalara maruz kalma ile ilgili değildir. Mahkeme aynı zamanda, başvuranlardan hiçbirinin herhangi bir şiddet eylemine katılma sebebiyle yargılanmadığı veya mahkûm edilmediğini kaydetmektedir. Şüphesiz, başvuran Deniz Bakır, kalabalığı şiddet eylemleri gerçekleştirme yönünde teşvik eden sözler sarf ettiği gerekçesiyle mahkûm edilmiştir (yukarıda 7. paragraf). Bununla birlikte Mahkeme, ulusal mahkemenin ilgilinin eylemlerinin bilhassa ilgilinin olay sırasındaki statüsü ve durumu dikkate alındığında, yasa dışı bir örgüte üye olma suçunu oluşturduğu sonucuna varması nedeniyle, doğrudan ilgili tarafından şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesine ilişkin herhangi bir suçlama görmemektedir (öte yandan TCK’nın diğer hükümleri tarafından cezalandırılan suç). Aynı şekilde, mahkeme kararları da dâhil olmak üzere, dosyada yer alan unsurlar, söz konusu başvuranın ihtilaf konusu gösteriye katılması sırasında şiddet eylemlerinde bulunma veya bu eylemlere katılma ya da polise herhangi bir direniş gösterme niyeti taşıdığını kanıtlayan herhangi bir unsur içermemektedir. Dolayısıyla, Hükümetin itirazını reddetmek gerekmektedir (ayrıca yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri kararıyla karşılaştırınız, §§ 130-142).
21. Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun ve Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
Şikâyetin Esası Hakkında22. Mahkeme, başvuranların tutuklanmaları, tutukluluk hallerinin devamı ve bir gösteriye katılmalarıyla ilgili olarak haklarında verilen cezai mahkûmiyet kararlarının, ilgililerin toplanma özgürlüğü haklarının kullanılmasına yönelik bir müdahale olarak değerlendirildiği kanısına varmaktadır.
23. Bu türden bir müdahale, “kanun ile öngörülmediği”, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası bakımından meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve bu amaçlara ulaşmak için demokratik bir toplumda “gerekli” olmadığı sürece, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal etmektedir.
Başvuranların TCK’nın 220. Maddesinin 6. Fıkrası ve 314. Maddesi Uyarınca Mahkûm Edilmeleri Hakkında24. Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, TCK’nın 220. maddesinin 6. fıkrası ve 314. maddesi uyarınca, terör örgütüne üye olmamakla birlikte, örgüt adına suç işlemek suçundan başvuranlar Selver Orman, Veli Görgün, Gülcan Taşkıran ve Mesut Kılıç’ı hapis cezalarına mahkûm ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme bu bağlamda, yukarıda belirtilen ceza hükümleri uyarınca başvuranlar hakkında verilen bir mahkûmiyet kararıyla ilgili olan benzer davalarda, TCK’nın 220. maddesinin 6. fıkrasının öngörülebilirlik gerekliliğini yerine getirmediği, zira bir yandan, bu maddede yer alan ifadelerin geniş kapsamlı olması nedeniyle, söz konusu maddenin başvuranlara keyfi kovuşturmalara karşı güvenilir bir güvence sağlamadığını ve diğer yandan, bu maddenin pratik uygulamasının söz konusu eksikliği düzeltmediğinin anlaşıldığını daha önce tespit etme imkânına sahip olduğunu hatırlatmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri kararı, §§ 157-163). Mahkeme, mevcut davada bu yaklaşımdan uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir. Dolayısıyla, bu başvuranlar ile ilgili olarak, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
TCK’nın 314. Maddesinin 2. Fıkrasına Dayanılarak Başvuran Deniz Bakır’ın Cezaya Mahkûm Edilmesi Hakkında25. Mahkeme, söz konusu müdahalenin TCK’nın 314. maddesinin 2. fıkrasına dayandırıldığını kaydetmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası anlamında ulusal mahkemeler tarafından bu hükmün yorumlanması ve uygulanmasının öngörülebilirliğine ilişkin olarak ciddi şüphelerin ortaya çıktığı kanaatine varmaktadır. Bununla birlikte Mahkeme, müdahalenin gerekliliği hakkında vardığı sonucu dikkate alarak (aşağıdaki 31. paragraf), bu sorunun daha fazla incelenmesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır. Öte yandan, söz konusu müdahale en azından, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen meşru amaçlardan biri olan, kamu düzeninin korunması amacını izlemekteydi (Silgir/Türkiye, no. 60389/10, § 24, 3 Mayıs 2022).
26. Geriye, bu türden bir müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususu kalmaktadır.
27. Mahkeme, mevcut durumda, başvuran Deniz Bakır’ın bir terör örgütü olan MLKP’ye üye olduğu gerekçesiyle yedi yıl, altı ay hapis cezasına mahkûm edildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, söz konusu başvuranın diğer başvuranlara nazaran daha ağır bir cezaya tabi tutulduğunu kaydetmektedir. Ağır Ceza Mahkemesinin kararından, ihtilaf konusu gösteri sırasında başvuranın “statüsü ve durumunun” ilgili hakkında söz konusu mahkûmiyet kararını vermek için göz önünde bulundurulduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme, ilgiliyi diğer sanıklardan ayrı tutmak için, Ağır Ceza Mahkemesinin özellikle şu unsurlara dayandığını tespit etmektedir: Göstericilerin yasa dışı sloganlar atma ve şiddet eylemlerinde bulunma yönünde teşvik edilmesi ve ilgilinin üzerinde bulunan, ESP’ye ait olan bildiriler. Böylelikle Mahkeme, bu bağlamda ulusal mahkemelerin gerekçesini incelemesinin uygun olacağı kanısına varmaktadır.
28. Başvuranın teşvik etmesi üzerine atıldığı iddia edilen sloganlara ve ilgilinin üzerinde bulunan bildirilere ilişkin olarak Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, bununla birlikte söz konusu slogan ve bildirilerin içeriğini incelemeksizin, bunları terör örgütü MLKP’ye bağlı faaliyetler olarak değerlendirdiğini gözlemlemektedir. Hâlbuki Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin kararının ve bu kararı onayan Yargıtayın kararının, söz konusu slogan ve bildirilerin, içerikleri dikkate alındığında, şiddet kullanımı, silahlı direniş veya ayaklanmaya teşvik edilmesini kapsadığının kabul edilip edilemeyeceği hususlarında -bu durum, Mahkeme nazarında dikkate alınması gereken başlıca unsurdur-, yeterli bir açıklama sunmadığını tespit etmektedir (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) bk. Mart ve diğerleri/Türkiye, no. 57031/10, § 32, 19 Mart 2019).
29. Öte yandan Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin, verdiği kararda, başvuranın diğer göstericileri şiddet eylemlerinde bulunma konusunda teşvik ettiğini belirttiğini kaydetmektedir. Mahkeme bu bağlamda, daha önce kişilerin bu türden eylemlere dâhil olmaları halinde, Devlet makamlarının toplanma özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin gerekliliğini incelerken daha geniş bir takdir yetkisinden yararlandıkları kanısına vardığını hatırlatmaktadır (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) bk. Sürek/Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, § 61, AİHM 1999-IV). Dolayısıyla, bu denli suçlanabilir bir eylem nedeniyle bir cezanın uygulanması bazı koşullarda Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin güvencelerle uyumlu olarak değerlendirilebilmektedir (Yılmaz Yıldız ve diğerleri/Türkiye, no. 4524/06, § 42, 14 Ekim 2014). Mahkeme mevcut davada, yukarıda ifade edildiği üzere (20. paragraf), başvuranın şiddet eylemleri gerçekleştirme veya şiddete teşvik etme nedeniyle yargılanmadığının ya da mahkûm edilmediğinin altını çizmektedir (aksi yönde bir kararla ilgili olarak (à contrario) bk. Gülcü/Türkiye, no. 17526/10, § 116, 19 Ocak 2016 ve yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri kararı, §§ 80 ve 139, bu kararda, başvuranlar güvenlik güçlerine taş atarak, saldırıda bulundukları gerekçesiyle mahkûm edilmişlerdir.). Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçesi okunduğunda, başvurana bir gösteri sırasında şiddet eylemlerini gerçekleştirmeye teşvik etme yönünde atfedilen fiillerin, organik bir bağın kanıtlanmasını gerektiren, terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğunun ne şekilde kabul edilebileceğini anlayamamaktadır. Mahkeme aynı zamanda, Yargıtayın ilgilinin silahlı bir terör örgütüne üye olmakla suçlu bulunmasına ilişkin Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onadığı kararını yeterince gerekçelendirmediğini de ifade etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından geliştirilen gerekçelerin bu denli ağır bir cezanın uygulanmasını haklı göstermek için tek başına yeterli olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır.
30. Mahkeme, verilen cezaların niteliği ve ağırlığının ayrıca bir müdahalenin orantılılığının değerlendirilmesi söz konusu olduğunda, göz önünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, TCK’nın 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuran hakkında verilen ve başvuranın tamamen çekmiş olduğu, yedi yıl, altı ay hapis cezasının ağırlığını göz ardı edemeyecektir.
31. Yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın toplanma özgürlüğü hakkına yönelik müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
3713 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin 2. Fıkrasına Dayanılarak Başvuranların Cezaya Mahkûm Edilmeleri Hakkında32. Mahkeme, yukarıda varılan, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespiti dikkate alarak, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak başvuranların tamamı hakkında verilen cezai mahkûmiyet kararının, bu türden bir durumun söz konusu olması halinde müdahale haklı gösterilse de, ilgililerin toplanma özgürlüğü haklarına yönelik bir müdahale olarak incelenip incelenmediğinin araştırılmasının gerekli olmadığı kanısına varmaktadır (bk. yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri kararı, § 164).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
33. Başvuranlar, maruz kaldıklarını belirttikleri maddi ve manevi zarar bağlamında 40.000 ila 100.000 avro arasında değişen meblağları talep etmektedirler. Başvuranlar, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde yürütülen yargılamalar kapsamında yapmış olduklarını belirttikleri masraf ve giderler bağlamında müştereken 6.000 avro talep etmektedirler.
34. Hükümet, Mahkemeyi, aşırı ve dayanaktan yoksun olduğu kanısına vardığı, başvuranların taleplerini reddetmeye davet etmektedir.
35. Mahkeme, maddi zarara ilişkin olarak, ilgili tarafından iddia edilen zarar ile Sözleşme’nin ihlali arasında açık bir nedensellik bağının bulunması gerektiğini hatırlatmaktadır (Bykov/Rusya [BD], no. 4378/02, § 110, 10 Mart 2009). Mahkeme, dosyada yer alan unsurları göz önünde bulundurarak, iddia edilen maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında yeterli bir nedensellik bağının bulunduğu konusunda ikna olmamıştır. Sonuç olarak, Mahkeme bu talebi reddetmektedir.
36. Buna karşın, Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin ihlal edilmesine ilişkin tespitle yeterince telafi edilmeyen, manevi bir zarara uğradıkları kanaatindedir. Mahkeme, davanın koşullarını dikkate alarak ve hakkaniyete uygun olarak, ilgililerin her birine, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 7.500 avro ödenmesine karar vermektedir. Mahkeme öte yandan, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, başvuranlar tarafından bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler bağlamında bütün harcamalar için ilgililere müştereken 1.000 avro tutarının ödenmesinin makul olduğu kanısına varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine; a) Davalı Devletin, başvuranlara, üç aylık bir süre içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna;Bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, her başvurana manevi tazminat olarak 7.500 avro (yedi bin beş yüz avro),Başvuranlar tarafından bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranlara müştereken masraf ve giderler için 1.000 avro (bin avro);b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddinekarar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 23 Nisan 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranların Listesi:
No.
Adı SOYADI
Doğum / Kayıt Yılı
İkamet Yeri
1.
Selver ORMAN
1981
Ankara
2.
Deniz BAKIR
1979
Ankara
3.
Veli GÖRGÜN
1972
Bursa
4.
Mesut KILIÇ
1981
İzmir
5.
Gülcan TAŞKIRAN
1978
Bursa