AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖZBARIŞ DEMİRER / TÜRKİYE
(Başvuru No. 8035/20)
KARAR
STRAZBURG
19 Mart 2024
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Özbarış Demirer / Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Diana Sârcu
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1974 doğumlu ve İzmir’de ikamet eden ve de İzmir Barosuna bağlı Avukat N. Değirmenci tarafından temsil edilen Devrim Özbaş Demirer’in (“başvuran”), 22 Ocak 2020 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu başvuruyu (no. 8035/20),
Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin, Türkiye Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı,
Hükümetin görüşlerini,
Hükümet’in gözlemleri,
Başvuranın başvuruyu sürdürme niyetinde olduğunu,
Hükümetin, başvurunun bir komite tarafından incelenmesine ilişkin itirazının Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak,
13 Şubat 2024 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Dava, olayların meydana geldiği dönemde bir ilkokulda müdür olan başvuranın, sosyal medya hesaplarında paylaştığı içerikler nedeniyle başka bir ilçedeki ilkokula idari görevi bulunmayan bir öğretmen olarak atanmasıyla ilgilidir.1. Öğretmen olan başvuran olayların meydana geldiği tarihte, İzmir’in Dikili ilçesindeki Kabakum İlköğretim Okulunda müdür olarak görev yapmaktaydı.
2. İzmir Valiliğinin 3 Ağustos 2016 tarihinde verdiği izin ile birlikte başvuran hakkında İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından “eftos_batos” isimli İnstagram hesabı ve “Devrim Özbarış Demirer" isimli Facebook hesabında yayınladığı içerikler nedeniyle Cumhurbaşkanı ve Başbakana hakaret ettiği gerekçesiyle disiplin soruşturması açılmıştır.
3. Disiplin soruşturmasına neden olan ihtilaf konusu içeriklerden bazıları ki bunların bir kısmı ilk başta başka kullanıcılar tarafından oluşturulup yayınlanmış ve başvuran tarafından yeniden paylaşılmıştır. Bu paylaşımlar şunlardır:
- Bir karikatürde, şehit olmuş bir Türk askerinin cenazesinde bir taraftan ana muhalefet partisi liderinin kafasına yumurta atıldığı ve diğer taraftan ise Cumhurbaşkanının şehit tabutunun başında eğilerek rahat bir konuşma yaptığı görülmektedir.
- Başbakanın oğlunun oyun masasının etrafında görüldüğü bir fotoğrafın altında şu yorumlar yer almaktadır: “Oğlu kumarhane salonlarında milyon dolarla oynayan adamın babası ‘Allah bizden yanadır’ diyor. Nerden baksan tutarsızlık (...)”
- Adolf Hitler’in cesedinin görüldüğü bir fotoğrafa yapılan bir yorumda şu ifadeler yer almaktadır: “Adolf Hitler [seçimlerin ardından iktidara geldiğinde] oyların %50’sini aldı. Halkına kömür dağıtmaya başladı. En sonunda oyların %90’ını aldı. O zamanlar [nüfusun] %10’u bu adamdan [memnun değildi] ve “Ülkeyi felakete götürüyor” diyorlardı. Kimse dinlemiyordu. Kendisine karşı çıkanları hapse attırıyor, konuşanları da baskı ve şiddetle susturuyordu. “Almanya’yı [süper güç] yapma” vaadiyle [halkı] kandırdı. Sonunda katliamlar yapmaya başladı. Soykırım yaptı. Herkes anladığında ülke için artık çok geçti. Ülkeyi savaşa dahi soktu. O bir diktatördü.”
- Başbakan ve Cumhurbaşkanının başbakanlık koltuğunun etrafında görüldüğü bir karikatürde, Başbakan, Cumhurbaşkanına şunları söylemektedir: “Koltuğun ne önemi var efendim? Bana otur derseniz otururum, kalk derseniz kalkarım”.
– Paylaşımda bulunulan bir mesajda “Erdoğan’ın (üniversite) diplomasıyla ilgili açıklamalar yapan [kişinin] ölü bulunduğu” belirtilmektedir.
– Paylaşılan bir mesajda “İsrail ve Rusya [ile ilgili başarısızlıkları] unutturmak için bomba patlatmayı ve [masum insanları katletmeyi] planladıkları” belirtilmektedir. Milli ihanet teşkilatı [söz konusu/devrede].”
- Bir paylaşımda şu ifadeler yer almaktadır: “Bulgaristan’da halk elektrik faturasından dolayı ayaklandı, hükümet istifa etti! Bizde, elektrik faturalarındaki artış bir yana, trafoyu soksalar bile sesimiz çıkmıyor”.
– Paylaşılan bir mesajda şunlar denilmektedir:
“Ankara’daki sarayının maliyeti 5 milyar lira”
İstanbul’daki sarayının maliyeti 300 milyon lira,
[Saltanatı için kendisine tahsis edilen] uçakların maliyeti 1,5 milyar lira,
[Saltanatı için kendisine tahsis edilen] arabaların maliyeti 15 milyon lira,
Sarayın masrafları 252 milyon lira,
Yaptığı harcamalar 7.1 milyar lira,
Cumhurbaşkanı maaşına %97 zam,
Milletvekillerinin maaşlarına 1.750 TL [Türk Lirası] zam,
Emeklilere zam yok,
Memurlara zam yok,
Asgari ücrette zam yok,
Halâ uyanmayacak mıyız?
Uyan Türkiye
- Bir karikatürde Cumhurbaşkanı iki kişiye şunları söylerken resmedilmektedir: “Al bakalım makarnanı AKP’li kardeşim [Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidar partisi]! Al bakalım TOKİ’den [devlete ait konut inşaat şirketi] [tarafından inşa edilen] evini Suriyeli vatandaşım!”
5. İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, 2 Kasım 2016 tarihinde, başvuranın İzmir’in Torbalı ilçesine, Kabakum İlkokulundan yaklaşık 170 km uzaklıktaki Dağkızılca İlkokuluna atanmasına karar vermiştir. Atama kararının gerekçesinde şu ifadeler yer almaktadır: “Hizmetin gereği (soruşturma)”.
6. Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran, atama kararının iptali için dava açmıştır. Başvuran, bu kararın, paylaştığı içerikle ilgili olarak hakkında açılan disiplin soruşturması nedeniyle kendisini cezalandırma amacı taşıdığını ileri sürmüştür. Başvuran, başka yere atanmasının, kendisini sosyal ve mesleki çevresinden uzaklaştırarak yalnızlaştırmayı amaçlayan bir tür bezdirme teşkil ettiğini ve idarenin takdir yetkisinin kötüye kullanıldığını belirtmiştir.
7. İzmir İdare Mahkemesi, 6 Şubat 2018 tarihinde, itiraz konusu işlemin kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilerek tesis edildiği ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın itirazını reddetmiştir. İzmir İdare Mahkemesi, başvuranın sosyal medya hesaplarında, Cumhurbaşkanı ve Başbakanı hedef alan ve hakaret içeren olumsuz içerikli yayınlar paylaştığını tespit etmiştir. Dolayısıyla İzmir İdare Mahkemesi, başvuranın çalıştığı okulda öğretmen olarak sağlıklı ve verimli bir biçimde görev yapma olanağının kalmadığına ve resmi sıfatının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduğunu hizmet içindeki ve dışındaki davranışlarıyla göstermesi beklendiğinden müdürlük görevinden alınmasının hukuka aykırı olmadığı kanaatine varmıştır.
8. Belirtilmeyen bir tarihte, başvuran, 6 Şubat 2018 tarihli karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur. Başvuran, özellikle, idare mahkemesinin, kamu yararı ve hizmetin gereklerini göz önünde bulundurarak, atamasını gerektiren nedenler konusunda yeterli gerekçe sunmadığını ileri sürmüştür.
9. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 5 Aralık 2018 tarihinde, İdare Mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanısına vararak başvuran tarafından yapılan istinaf başvurusunu reddetmiştir.
10. Başvuran 18 Ocak 2019 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuranın bireysel başvuru formunda, atamasına karşı açtığı iptal davasının her aşamasının bir özeti bulunmakta ve söz konusu davalar kapsamında idari ve adli makamlar tarafından verilen ilgili tüm kararlar yer almaktadır. Başvuran ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı Sözleşme’nin 10. maddesi ve Anayasa’nın 26. maddesine atıfta bulunarak, söz konusu içeriklerin sosyal medyada yayınlanmasının ardından atanmasına ilişkin işlemin ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvuran kendisine göre, hiçbir şekilde hakaret içermeyen ve eleştiri amaçlı olan söz konusu paylaşımların, ifade özgürlüğünün kendisi tarafından kullanılması anlamına geldiğini ileri sürmüştür.
11. Anayasa Mahkemesi 17 Aralık 2019 tarihinde, başvuranın ileri sürdüğü iddiaları destekleyici delilleri sunma ve açıklamalarda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle başvuranın bireysel başvurusunu açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez ilan etmiştir.
12. 20 Temmuz 1965 tarihinde yürürlüğe giren 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 7. maddesinde, devlet memurlarının devlete karşı tarafsızlık ve sadakat yükümlülüğünün olduğu öngörülmektedir. Aynı Kanun’un 71. ve 76. maddelerinde, hangi koşullarda devlet memurlarının bir sınıftan başka bir sınıfa geçebileceği ve kurumlarınca görevlerinin ve yerlerinin değiştirilebileceği açıklanmaktadır. 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 8/C maddesinde, il içindeki memurlarının atanma usulü, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 50. maddesinde ise hizmetin gereği olarak yapılabilecek yer değiştirmeleri düzenlemektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
4. Sözleşme’nin 10. maddesine atıfta bulunan başvuran, sosyal medyada paylaştığı içerikler nedeniyle başka bir yere atanmasından şikâyetçi olmaktadır.
Kabul edilebilirlik hakkında5. Hükümet, kabul edilebilirliğe dair üç itiraz ileri sürmektedir. İlk olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda, başvuran tarafından Anayasa Mahkemesi önünde yapılan bireysel başvurunun, ilgili kişinin yapılan şikâyetleri desteklenmesine ilişkin delilleri sunma ve açıklamalarda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verildiğini iddia etmektedir. Hükümet ayrıca, ikincillik ilkesi uyarınca mevcut davada, ulusal makamların vardığı sonuçları sorgulamak için herhangi bir nedenin bulunmadığını ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet son olarak, başvuranın atanmasına ilişkin işlemin başvuranın özel ve mesleki hayatına yönelik ciddi olumsuz etkilerinin olmadığını ve bu nedenle başvuranın mevcut davada önemli bir zarara uğradığının söylenemeyeceği kanaatindedir
15. Başvuran, kabul edilemezlik itirazları hakkında görüş belirtmemektedir,
16. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin, başvuranın bireysel başvurusunun, başvuru formunda şikâyetlerini destekleyecek yeterli delil unsuruna yer vermediği ve hak ihlali iddialarını dayandıracağı argümanları yeterince geliştirmediği gerekçesiyle dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 11. paragraf). Mahkeme ayrıca, başvuranın Anayasa Mahkemesine sunduğu başvuru formunda, Sözleşme’nin 10. maddesi ve Anayasa’nın 26. maddesine atıfta bulunarak ifade özgürlüğünü ileri sürdüğünü gözlemlemektedir. Başvuran bireysel başvurusunda, sosyal medya hesaplarında ihtilaf konusu içeriklerin kendisi tarafından paylaşılmasının ardından atanmasına ilişkin işlemden açıkça şikâyetçi olmuş ve söz konusu içeriklerin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuran, atandıktan sonra açtığı davaların tam bir dökümünü ve bu bağlamda kabul edilen tüm işlem ve kararların bir özetini sunmuştur. Başvuran ayrıca, bireysel başvurusuna ekli ilgili belgelerin birer kopyasını da sunmuştur (yukarıda 10. paragraf).
17. Mahkeme, başvuranın, yukarıda belirtilen bireysel başvuru formunu sunarak ilgili tüm olgusal unsurları Anayasa Mahkemesine ilettiğine ve yüksek mahkemenin ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını incelemesini sağlayacak yeterince gerekçeli şikâyetler ileri sürdüğüne kanaat getirmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), yukarıda anılan Hanan/Almanya [BD], no. 4871/16, § 151, 16 Şubat 2021, Magyar Kétfarkú Kutya Párt/Macaristan [BD], no. 201/17, § 56, 20 Ocak 2020 ve Pişkin/Türkiye, no. 33399/18, § 164, 15 Aralık 2020; ayrıca aksi yönde bir karar için (a contrario) mutatis mutandis, Fu Quan, s.r.o./Çek Cumhuriyeti [BD], no. 24827/14, §§ 120-124, 1 Haziran 2023). Sonuç olarak, Hükümet tarafından ileri sürülen iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itiraz reddedilmelidir.
18. Mahkeme, açıkça dayanaktan yoksunluk iddiasına ilişkin olarak, Hükümet tarafından bu bağlamda ileri sürülen iddiaların, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında yapılan şikâyetin kabul edilebilirliğinin incelenmesini değil, esasının incelenmesini gerektiren hususları ortaya koyduğu kanaatindedir (Mart ve Diğerleri/Türkiye, no. 57031/10, § 20, 19 Mart 2019, Önal/Türkiye (no.2), no. 44982/07, § 22, 2 Temmuz 2019, Gürbüz ve Bayar/Türkiye, no. 8860/13, § 26, 23 Temmuz 2019 ve Vedat Şorli/Türkiye, no. 42048/19, § 30, 19 Ekim 2021).
6. Önemli bir zararın bulunmadığına ilişkin itirazla ilgili olarak Mahkeme, başvuranın okul müdürlüğü görevini ifa edemeyeceği başka bir belediyedeki bir okula atanmasının kuşkusuz ilgilinin özel hayatı ve mesleki kariyeri üzerinde olumsuz bir etki yaratabileceğini belirtmektedir. Mahkeme akabinde, bir ihlalin ciddiyetinin, hem başvuranın öznel algısı hem de belirli bir davadaki nesnel riskler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Eon/Fransa, no. 26118/10, § 34, 14 Mart 2013). Mahkeme bu bağlamda, başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesine dayandırdığı şikâyetin, genel öneme sahip ilke sorunlarını gündeme getirdiğine, yani devlet görevlilerinin ihtiyat yükümlülükleri dikkate alındığında sosyal medya ağlarındaki ifade özgürlüğünün sınırlarını gündeme getirdiğine kanaat getirmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Panioglu/Romanya, no. 33794/14, § 75, 8 Aralık 2020 ve Handzhiyski/Bulgaristan, no. 10783/14, § 36, 6 Nisan 2021 ve burada yer alan referanslar). Dolayısıyla Mahkeme, somut olayda, başvuran hakkında verilen atama kararının Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendi anlamında başvurana önemli bir zarar vermediğini kabul edemez. Sonuç olarak bu itiraz reddedilmelidir.
20. Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesinde yer alan başka bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
Esas hakkında Tarafların iddiaları7. Başvuran, sosyal medya ağlarındaki yaptığı paylaşımlar nedeniyle görev yerinin değiştirilmesinin ifade özgürlüğü hakkının ihlalini teşkil ettiğini iddia etmektedir.
22. Hükümet somut olayda, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahalede bulunulmadığı kanaatindedir. Hükümet, Mahkemenin bir müdahale olduğunu kabul etmesi durumunda, bu müdahalenin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 71 ve 76. maddeleri, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 8/C maddesi ve Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 40 ve 50. maddeleri tarafından öngörüldüğünü ileri sürmektedir. Hükümet söz konusu müdahalenin, hizmetin gereklerine uygun olarak kamu hizmetlerinin devamlılığını sağlamak amacıyla kamu düzen ve güvenliğini korumak ve suç işlenmesini önlemek gibi meşru amaçlar güttüğünü düşünmektedir.
23. Hükümet akabinde, başvuranın sosyal medya hesaplarında paylaştığı ve kendisine göre Cumhurbaşkanına hakaret içeren ve Cumhurbaşkanının kişiliğine zarar veren rencide edici içerikler, bu içeriklerin başvuranın müdürü olduğu okuldaki öğrenciler, öğrencilerin velileri ve okuldaki meslektaşları ve de iş yerindeki huzur üzerindeki etkileri, Devlet görevlilerinin ihtiyat yükümlülüğü ve hizmetin gereklerine göre memurların atanması konusunda idarenin takdir yetkisi göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu müdahalenin izlenen meşru amaçlarla orantılı ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkemenin değerlendirmesi8. Mahkeme, mevcut davada, olayların meydana geldiği dönemde bir ilkokulda müdür olan başvuran hakkında, sosyal medya hesaplarında paylaştığı içerikler nedeniyle bir disiplin soruşturması açıldığını gözlemlemektedir (bk. 3. ve 4. paragraflara). Mahkeme ayrıca, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün başvuranı, “hizmetin gereği (soruşturma)” gerekçesi ile müdürlük yaptığı okuldan yaklaşık 170 km uzaklıkta bulunan bir ilkokulda, herhangi bir idari görevi olmayan bir öğretmen olarak görevlendirmeye karar verdiğini tespit etmektedir (bk. yukarıda 5. paragraf).
25. Mahkeme, başvuran hakkında yürütülen disiplin soruşturmasının ardından başvuranın atanmasına ilişkin işlemin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiği kanaat getirmektedir (Mahi/Belçika (k.k.), no. 57462/19, § 21, 7 Temmuz 2020 ve ayrıca bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Dedecan ve Ok/Türkiye, no. 22685/09 ve 39472/09, §§ 28 ve 29, 22 Eylül 2015).
26. Bu türden bir müdahale, “kanunla öngörülmediği”, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. paragrafında yer alan meşru amaçlardan bir veya daha fazlasını hedeflemediği ve bu amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sürece Sözleşme’nin 10. maddesine aykırıdır. Mahkeme bu koşulları teker teker inceleyecektir.
27. Mahkeme, bu müdahalenin 657 sayılı Kanun’un 71 ve 76. maddeleri, 5442 sayılı Kanun’un 8/C maddesi ve Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 50. maddesi ile öngörüldüğünü gözlemlemektedir (yukarıda 12. paragraf). Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu müdahalenin, kamu düzenini sağlamak ve başkalarının itibarını veya haklarını korumak gibi meşru amaçlar izlediğini de kabul edebilir (yukarıda anılan karar, Mahi, § 26).
28. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak, devlet görevlilerinin ifade özgürlüğüne ilişkin (Vogt/Almanya, 26 Eylül 1995, § 53, Seri A no. 323, Kayasu/Türkiye, no. 64119/00 ve 76292/01, § 77, 13 Kasım 2008 ve Karapetyan ve Diğerleri/Ermenistan, no. 59001/08, § 47, 17 Kasım 2016) ve özellikle de öğretmenlerle ilgili (yukarıda anılan karar Mahi, § 32 ve Gollnisch/Fransa (k.k.), no. 48135/08, 7 Haziran 2011) içtihatlarında belirtilen ilkelere atıfta bulunmaktadır. Mahkeme mevcut davada, başvuranın atanmasına ilişkin işlemi haklı göstermek için idare tarafından sunulan gerekçelerin davanın koşullarında “yerinde ve yeterli” olup olmadığının tespit edilmesinin ulusal mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada itilaf konusu yaptırımın gerekliliğinin ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için esasen ilgili kişi tarafından atama kararına karşı açılan iptal davasını incelerken ulusal mahkemenin benimsediği gerekçeye dikkat etmesi gerektiği kanaatindedir (Kula/Türkiye, no. 20233/06, § 49, 19 Haziran 2018).
29. Mevcut davada ulusal mahkemelerin kararlarını inceleyen Mahkeme, ilk olarak, Milli Eğitim yetkililerinin başvuranı başka bir yere atarken şu gerekçeyi sunduklarını tespit etmektedir: “hizmetin gereği (soruşturma)” (yukarıda 5. paragraf). Mahkeme daha sonra, İdare Mahkemesinin, başvuranın atanmasına karşı açtığı iptal davasını, Cumhurbaşkanı ve Başbakana hakaret edildiği değerlendirilen ihtilaf konusu paylaşımların içeriğini dikkate alarak, resmi sıfatının gerektirdiği itibar ve güvene layık olduğunu hizmet içinde ve dışındaki davranışlarıyla kanıtlaması gerektiğinden başvuranın görev yaptığı okulda müdür ve öğretmen olarak sağlıklı ve verimli bir şekilde görevini yerine getirme olanağının kalmadığı gerekçesiyle reddettiğini kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 7. paragraf). Bölge İdare Mahkemesi, İdare Mahkemesinin kararını usul ve yasaya uygun bularak onamıştır (yukarıda 9. paragraf ). Anayasa Mahkemesi ise başvuranın bireysel başvurusunu esas bakımından incelememiştir (yukarıda 11. paragraf).
30. Mahkeme, ulusal mahkemelerin, başvuran tarafından paylaşılan ihtilaf konusu içeriklerin, başvuranın çalıştığı okulda müdür ve öğretmen olarak görevini sağlıklı ve verimli bir şekilde yerine getirme olanağını bırakmadığı kanaatine varırken dikkate aldıkları kriterleri yeterince açıklamadıklarını tespit etmektedir. Nitekim ulusal mahkemeler, söz konusu paylaşımların içeriğini, yer aldıkları mesleki ve sosyal bağlamı ve olası kapsam ve etkilerini göz önünde bulundurarak özellikle bu içeriklerin başvuranın iş yerinde, öğrenciler, öğrencilerin velileri ve öğretim personeli üzerinde olumsuz sonuçlara neden olabileceği ihtimalini değerlendirmeye çalışmamıştır (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Melike/Türkiye, no. 35786/19, § 53, 15 Haziran 2021). Dolayısıyla, başvuranın başka yere atanmasını haklı göstermek için somut olayda kabul edilen gerekçeler, uygun ve yeterli olarak değerlendirilemez.
31. Nitekim ulusal mahkemelerin kararlarından, ulusal mahkemelerin bir yandan özellikle Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında atıfta bulunulan ve devlet memurlarının ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda özel bir öneme sahip olan “görev ve sorumlulukları” göz önünde bulundurarak, mevcut davada başvuranın başka bir yere atanması için öne sürülen meşru amaçlar karşısında başvuranın ifade özgürlüğü hakkını dengeleme görevlerini (Baka/Macaristan [BD], no. 20261/12, § 162, 23 Haziran 2016) ve diğer taraftan idarenin herhangi bir suiistimalini önleme yükümlülüklerini nasıl yerine getirdikleri ortaya çıkmamaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, ulusal mahkemeler tarafından ihtilaf konusu müdahalenin haklı gösterilmesi için yerinde ve yeterli gerekçelerin sunulmaması sebebiyle, bu mahkemelerin Sözleşme’nin 10. maddesinde yer alan ilkelere uygun olarak ve ayrıca ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayanarak kuralları uyguladıklarının düşünülemeyeceği kanaatindedir (yukarıda anılan Kula, § 52).
32. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hakkında
9. Başvuran adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Sonuç olarak Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağın ödenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 19 Mart 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan