AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖZBAY / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 62610/12)
KARAR
STRAZBURG
12 Şubat 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Özbay / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") 22 Ocak 2019 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Esen Özbay’ın (‘‘başvuran’’) 12 Eylül 2012 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (‘‘Sözleşme’’) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 62610/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. A. Tamer tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Yargılamaların süresine ilişkin şikâyetin, 8 Nisan 2014 tarihli bir karar ile kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiaları ile ilgili şikâyetleri, 11 Aralık 2017 tarihinde, Hükümete bildirilmiştir ve başvurunun kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1980 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
A. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde Başlatılan Ceza Yargılaması
5. İstanbul Cumhuriyet Savcısı, 2 Mart 2005 tarihinde, olayların meydana geldiği tarihte ilgilinin sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu Yeni Odak: Başka bir dünya mümkün dergisinin 10 Şubat 2005 tarihli baskısında yayımlanan ‘‘Devrim Şehitleri Ölümsüzdür’’ başlıklı makalenin yayımlanması nedeniyle başvuranı suç teşkil eden terör örgütü propagandası yapmakla suçlamaktadır.
6. Söz konusu makalenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
‘‘Akyazı’da 17 Ocak 1981 tarihinde polisle silahlı çatışma sırasında şehit düşen M. T. A., A. A. ile burada yaralı olarak yakalanarak 29 Ocak 1983 tarihinde idam edilen Ö. Y., M. K., R. Y. ve E. Y.; ve aynı zamanda 29 Ocak 1921 tarihinde Karadeniz bölgesinde on üç arkadaşıyla birlikte hayatını kaybeden M. S., Sarıgazi’de (...) yapılan bir eylemle anıldı.
Direnişçiler, 19:30 sıralarında Uysal caddesinde toplandılar, çöp konteynerlerini devirerek caddeyi trafiğe kapattıktan sonra, Molotof kokteyli attılar. Bütün caddede ‘‘Devrim Şehitleri Ölümsüzdür’’ ve ‘‘Akyazı Son Değil, Direniş Sürüyor’’ sloganları yankılandı. Sloganlar çevredeki insanların dikkatini çekti; (...) insanlar gösteriyi izlemeye başladı. Gösteri sırasında: ‘‘Akyazı Şehitleri Ölümsüzdür’’, ‘‘Ö., M., A., Yaşasın Direniş Hareketi’’, ‘‘M., H., U., Kurtuluşa Kadar Savaş’’, ‘‘D., İ., Ç., Savaş Sürüyor’’, ‘‘Emperyalizme Karşı Direniş’’, ‘‘Faşizme Karşı Direniş’’, ‘‘Oligarşiye Karşı Direniş’’ ve ‘‘Yaşasın Direniş Hareketi’’ sloganları haykırıldı. Gösteri alkışlar eşliğinde sona erdi.’’
7. Fatih Cumhuriyet Savcısı, 21 Haziran 2006 tarihinde, olayların meydana geldiği tarihte ilgilinin sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu Odak dergisinin 4 Mayıs 2006 tarihli baskısında yayımlanan ‘‘Mücadelemizde Yaşatacağız’’ başlıklı makalenin yayımlanması nedeniyle başvuranı suç teşkil eden suçu ve suçluyu övmekle suçlamaktadır.
8. Söz konusu makale, yasa dışı örgütlere üye olan kişilerin eylemleri ve söz konusu kişilerin bu eylemler sonrasında mahkûm edilmesi veya öldürülmesi ile ilgilidir. Bu makalenin somut olayla ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
‘‘ (...) S. C. komutasında bir birlik kırlara çekildi. Eylem için yola çıktıklarında jandarma tarafından kuşatıldılar. Onlar özgürlüğe, halkların kardeşliğine olan inançları için çarpışarak N.yi kızıllaştırdılar. S. C., K. M. ve A. Ö. şehit düştüler. (...) "
‘‘ (...) [İ.K.] TKPML ve ona bağlı TİKKO’yu [yasa dışı silahlı örgüt] kurdu (...). 1973 yılında (...) askerlerle girdiği çatışmada A. H. Y. şehit düşerken İ. K. yaralandı. Diğer arkadaşları kaçmayı başardılar. Beş gün yaralı olarak kaçan ve köylerde saklanan İ. K. (...) ihbar üzerine yakalandı. (...) ’’.
‘‘ (...) 1971 yılında M. Ç. önderliğindeki THKP-C, H. İ. önderliğindeki THKO ve İ. K. önderliğindeki TİKKO silahlı çıkışları Türkiye devrimci hareketinde yeni ufuklar açtı. Ve darbe koşullarında silahlı mücadeleydi başlatmak için harekete geçtiler. (...) ’’.
9. Söz konusu iki yargılama birleştirilmiştir ve İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde (‘‘9. Ağır Ceza Mahkemesi’’) yürütülmektedir.
10. 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Mart 2009 tarihinde, esas hakkında kararını vermiştir.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, ‘‘Devrim şehitleri ölümsüzdür’’ başlıklı makale ile ilgili olarak, başvuranı suç teşkil eden terör örgütü propagandası yapmaktan suçlu bulmuştur ve başvuranı, 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca beş ay hapis cezasına ve 367 Türk lirası (TRY) (kararın verildiği tarihte 165,51 Avro (EUR)) para cezasına mahkûm etmiştir. 9. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu makalenin, 1 Şubat 2005 tarihinde Sarıgazi’de işlenen yasa dışı fiilleri övdüğü ve dolayısıyla şiddete ve diğer terör yöntemlerine başvurulmasını teşvik eden bir propaganda oluşturduğu kanısındadır.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, ‘‘Mücadelemizde yaşatacağız’’ başlıklı makale ile ilgili olarak, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 215 ve 218. maddeleri uyarınca başvuranı suç teşkil eden suçu ve suçluyu övmekten suçlu bulup 1 ay 7 gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. 9. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu makalenin, terör yöntemlerine başvurarak güvenlik güçlerine saldıran - aralarından bazılarının bu eylemler nedeniyle mahkûm edildiği ve diğerlerinin de bu saldırılar sonucu öldürüldüğü - yasa dışı örgüte üye olan kişileri ve söz konusu kişiler tarafından işlenen suçları övdüğü kanısına varmıştır.
11. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunun ardından, Yargıtay, 26 Mart 2012 tarihinde, 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
12. 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Temmuz 2012 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine, 6352 Sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca, başvurana verilen cezaların infazının ertelenmesine karar vermiştir (aşağıdaki 25. paragraf).
B. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde Başlatılan Ceza Yargılaması
13. Fatih Cumhuriyet Savcısı, 26 Nisan 2006 tarihinde, olayların meydana geldiği tarihte ilgilinin sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu Odak dergisinin 9 Mart 2006 tarihli baskısında yayımlanan ‘‘Kızıldere Direnişi Kararlılığın, Özverinin, Dayanışmanın Adıdır’’ başlıklı makalenin yayımlanması nedeniyle başvuranı suç teşkil eden suçu ve suçluyu övmekle suçlamaktadır.
14. Söz konusu makale bilhassa aşağıdaki şekildedir:
‘‘ (...)
Kızıldere direnişi D. G.lerin idamını engelleyebilmek için THKP/C, THKO militanlarının birlikte dayanışmasının en güzel örneklerinden birinin adıdır.
(...)
M.ler (...) yoldaşları ve mücadele arkadaşlarıyla birlikte Ünye’de İngiliz radar üssünü basıp üç teknisyeni rehin aldıklarında oraya bir bildiri bırakıyorlar ve gerçekleştirdikleri eylemin içeriğinin temelini başta D. G.lerin idamını engellemek olduğunu belirtiyorlardı.
M.lerin bu eylemi egemenler ve cuntacılar üzerinde şok etkisi yaratıyor. M.lerin şartları yerine getirilmediğinde daha önce İsrail Büyükelçisi E. E.nin akıbeti biliniyordu.
M.ler üç İngiliz teknisyeni yanlarında götürerek (...) Kızıldere köyüne geliyorlar.
Askeri cuntacılar, tüm bölgeyi kuşatarak M.leri ararken Kızıldere köyüne geliyorlar. Kızıldere köyü muhtarının ihaneti nedeniyle M.lerin orada olduğu açığa çıkıyor ve Kızıldere köyü kuşatılıyor.(...)M.lere ‘‘Teslim Olun’’ çağrıları yapılıyor. M.ler ‘‘Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik’’ şiarını kuşanarak ‘‘teslim olun’’ çağrılarını reddediyor ve saldırı olması halinde esir alınan üç İngiliz teknisyenin öldürüleceğini belirtiyorlar. Kısa bir zaman içerisinde saldırı başlıyor ve saatlerce süren silahlı çatışmanın ardından, M. Ç., C. A., S. A., H. A., Ö. A., N. Y., E. S., A. A., S. K. ve S. K. Ö. şehit düşüyorlar.
(...) "
15. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Aralık 2008 tarihinde, TCK’nın 215 ve 218. maddeleri uyarınca, başvuranı suç teşkil eden suçu ve suçluyu övmekten suçlu bulup, 740 TRY (kararın verildiği tarihte 349,87 avro (EUR)) adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu makalenin ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığı, güvenlik güçleri ile silahlı çatışmalarda hayatını kaybeden yasa dışı örgüt üyelerini övdüğü ve anayasal düzene karşı şiddet ve silahlı mücadeleyi teşvik ettiği kanaatindedir. 10. Ağır Ceza Mahkemesi, kararının Yargıtay önünde temyiz yasa yoluna açık olduğunu belirtmektedir.
16. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunun ardından, Yargıtay, 18 Nisan 2012 tarihinde, adli para cezasının miktarını dikkate alarak, 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının temyiz yasa yoluna açık olmadığı gerekçesiyle, temyiz başvurusunu reddetmiştir.
17. 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Temmuz 2012 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine, 6352 Sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca, başvurana verilen cezaların infazının ertelenmesine karar vermiştir (aşağıdaki 25. paragraf).
18. 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Ekim 2017 tarihinde, başvuranın talebi üzerine, erteleme kararından sonra üç yıl içinde 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi tarafından öngörülen suçlardan hiçbirini işlemediği gerekçesiyle, ilgiliye verilen cezanın çekilmiş olduğuna karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
A. 3713 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin 2. Fıkrası
19. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
‘‘[Yukarıdaki fıkra uyarınca] meydana getirilen örgüt mensuplarına yardım edenlere ve örgütle ilgili propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezası hükmolunur. (...) ’’
20. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Sayılı Kanun ile değiştirilen 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
‘‘Terör örgütünün; (...) propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(...) "
21. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun tarafından yapılan değişiklikten itibaren, söz konusu hüküm şunu öngörmektedir:
‘‘Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(...) "
B. Türk Ceza Kanunu’nun 215 ve 218. Maddeleri
22. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle, Türk Ceza Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Kanun) 215. maddesi aşağıdaki gibidir:
‘‘İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’’.
23. Türk Ceza Kanunu’nun 218. maddesi aşağıdaki şekildedir:
‘‘Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Ancak, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. "
C. Eski Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 305. Maddesinin 2. Fıkrası
24. Eski Ceza Muhakemesi (4 Nisan 1929 tarihli ve 1412 sayılı Kanun) Kanunu’nun, 14 Temmuz 2004 tarihli ve 5219 sayılı Kanun’la değiştirildiği şekliyle, 305. maddesinin 2. fıkrasına göre, 2000 liraya (TRY) (önceden 2 milyar eski Türk lirası) kadar adli para cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümleri kesin nitelikte olup, bu hükümlere karşı temyiz yasa yoluna başvurulamaz. 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yürürlükte olan yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesine ve uygulanmasına ilişkin 23 Mart 2005 tarihli 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince, eski Ceza Muhakemesi Kanun’un 305. maddesinin 2. fıkrası, Bölge İdare Mahkemelerinin kurulmasından yani 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilen mahkeme kararlarında uygulanabilmektedir.
D. 6352 Sayılı Kanun’un Geçici 1. Maddesi
25. 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun, ‘‘Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’’ başlığını taşımaktadır. Söz konusu Kanun, geçici 1. maddesinin 1 c) ve 3. fıkralarında, kesinleşen her türlü cezanın basın, yayın veya diğer düşünce ve fikir iletme yollarıyla 31 Aralık 2011 tarihinden önce işlenen bir suç nedeniyle verilmesi koşuluyla, para cezasına ya da beş yılın altında bir hapis cezasına karşılık gelmesi durumunda bu cezanın infazının üç yıllık bir dönem boyunca ertelenmesini öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
26. Başvuran, verilen para cezası tutarı nedeniyle, 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 25 Aralık 2008 tarihli kararına karşı bir temyiz başvurusunda bulunma imkânından yoksun bırakılmaktan şikâyetçidir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir.
27. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığının tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
28. Başvuran, 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı itirazda bulunamaması sebebiyle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği kanısındadır.
29. Hükümet, belirli bir miktarı geçmeyen adli para cezasına hükmedilen kararlara karşı itiraz yolunun bertaraf edilmesinin, yargılamaların ivedilikle görülmesini sağlama ve temyiz başvurularının etkililiği amacını taşıdığını ve orantılılık gerekliliğini yerine getirdiğini ileri sürmektedir.
30. Mahkeme, bir ilk derece mahkemesinin kararına karşı itiraz edilememesine ilişkin olarak mevcut davanın konularına benzer konular içeren birçok davada, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Bayar ve Gürbüz/Türkiye, No. 37569/06, §§ 40-49, 27 Kasım 2012).
31. Mahkeme somut olayda, başvuranın mahkemeye erişim hakkına ilişkin olarak orantısız bir engele maruz bırakıldığı ve dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasıyla güvence altına alınan bu mahkemeye erişim hakkının bizzat özünün ihlal edildiği kanaatindedir. Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda belirtilen Bayar ve Gürbüz davasında yukarıda anılan ulaştığı sonuçtan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
32. Dolayısıyla, bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuran, sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu dergilerde yayımlanan makaleler nedeniyle verilen ceza mahkûmiyetlerinin, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalini teşkil ettiğini iddia etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
34. Hükümet, başvuran hakkında verilen cezaların infazının ertelenmesine ilişkin karar verildiğini belirterek, bu bağlamda başvuranın mağdur sıfatı taşımadığı yönünde kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvurana verilen cezanın çekilmiş olarak sayıldığını ve ilgilinin 9. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından hakkında verilen ceza için de benzer bir talepte bulunabileceğini eklemektedir. Hükümet, dolayısıyla, başvurana ceza yargılaması sonucunda verilen cezaların infaz edilmemesi nedeniyle, başvuranın mağdur sıfatını taşımadığı kanaatindedir.
35. Başvuran, infazının ertelenmesine rağmen, hakkında verilen ceza mahkûmiyetlerinden dolayı, belirli bir dönemde kendisine verilen cezaların sonuçlarına katlanması nedeniyle, mağdur sıfatını taşıdığı kanaatindedir.
36. Mahkeme, cezanın infazının ertelenmesi tedbirinin, ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkin ihlal nedeniyle, başvuranın doğrudan zararlarına maruz kaldığı ceza yargılamalarının sonuçlarını önlediğinin ya da telafi ettiğinin değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (Aslı Güneş/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, 32 ve 33. paragraflar, 24 Ocak 2006, ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, 17. paragraf, 17 Nisan 2018). Dolayısıyla Hükümetin başvuranın mağdur sıfatı taşımadığı yönünde itirazının kabul edilmemesi uygundur.
37. Mahkeme ayrıca, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, kabul edilebilirliğine karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
38. Başvuran, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasının olayların meydana geldiği dönemde yazılı olduğu şekliyle, öngörülebilirlik gerekliliğini karşılamadığı ve ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahale hiçbir meşru amaç izlemediğini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, yayımladığı - kendisine göre ne şiddeti ne de silahlı direnişi öven - makalelerden dolayı ceza mahkûmiyetlerinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
39. Hükümet, şayet müdahalenin varlığının Mahkeme tarafından kabul edilmesi gerekirse, bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası ve TCK’nın 215 ve 218. maddeleriyle öngörüldüğü, ve ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin ve düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Ayrıca Hükümet, kendisine göre açıkça şiddeti ve silahlı direnişi övücü nitelikte olan, söz konusu makalelerin içeriği göz önüne alındığında, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğu kanaatindedir.
40. Mahkeme, bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Bülent Kaya/Türkiye (No. 52056/08, §§ 36-40, 22 Ekim 2013) kararlarında özetlenen ve ifade özgürlüğü konusundaki içtihatlarından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır.
41. Mahkeme başvuranın, 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca infazı ertelenen ve sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu dergide yayımlanan makaleler nedeniyle, suç teşkil eden terör örgütü propagandası yapmak ve suçu ve suçluyu övmekten dolayı hakkında yapılan suçlamalar sebebiyle verilen ceza mahkûmiyetlerinden şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın mahkûm edilmesinin ve bu mahkûmiyetler hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin bir karar verilmesi halinde bile, söz konusu durumun yaratabileceği caydırıcı etki dikkate alındığında, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI ve Ergündoğan, yukarıda anılan, § 26; ayrıca bakınız, aksi yönde bir karar için (‘‘a contrario’’), Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
42. Mahkeme, söz konusu müdahalenin kanunla, yani 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasıyla ve TCK’nın 215 ve 218. maddeleri ile öngörüldüğü kanaatine varmaktadır. Mahkeme, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasının olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu haliyle öngörülebilirliği hakkında şüphe duyarak (Yavuz ve Yaylalı/Türkiye, No. 12606/11, § 38, 17 Aralık 2013), müdahalenin gerekliliği konusunda vardığı sonuçtan (aşağıdaki 46. paragraf) ve söz konusu hükümde belirtilenlerin daha sonra bir değişikliğe uğraması hususundan dolayı (yukarıdaki 21. paragraf) bu konuda inceleme yapılmasının gerekli olmadığına kararına varmıştır.
43. Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin ve düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini kabul etmektedir.
44. Müdahalenin gerekliliği konusunda Mahkeme, ihtilaf konusu üç makale arasından, ‘‘Mücadelemizde Yaşatacağız’’ ve ‘‘Kızıldere Direnişi Kararlılığın, Özverinin, Dayanışmanın Adıdır’’ başlıklı makaleler, içerikleri nedeniyle ‘‘Direniş Şehitleri Ölümsüzdür’’ başlıklı makaleden farklı olduğunu tespit etmektedir. Nitekim, Mahkemeye göre, onaylayıcı ve övücü ifadelerle yasa dışı terör örgütüne üye kişiler tarafından işlenen şiddet eylemlerini konu eden ilk iki makalenin (yukarıdaki 8 ve 14. paragraflar), şiddete çağrı olarak yorumlanabilmesi muhtemeldir.
Mahkeme dolayısıyla, bu bağlamda, kullanılan ifadeler, bu ifadelerin hangi bağlamda yayınlandığı ve davanın koşulları dikkate alındığında, söz konusu makalelerin şiddete teşvik edilmesini kapsadığının değerlendirilip değerlendirilemeyeceği (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, 58. paragraf, 8 Temmuz 1999) ve bu makalelerin yayınlanması nedeniyle başvurana verilen ceza mahkûmiyetlerinin atfedilen meşru amaçlarla orantılı olup olmadığı hususlarının ortaya çıktığı kanaatindedir. Bununla birlikte Mahkeme, ‘‘Devrim Şehitleri Ölümsüzdür’’ başlıklı makale hakkında vardığı sonuç dikkate alındığında (bk. aşağıdaki 45 ve 46. paragraflar), bu soruların incelenmesine gerek olmadığına hükmetmektedir.
45. Mahkeme, söz konusu son makale ile ilgili olarak, Sarıgazi’de düzenlenen gösteri ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, söz konusu gösteri, güvenlik güçleriyle silahlı çatışmalarda hayatını kaybeden veya ceza mahkûmiyetleri sonrasında infaz edilen kişilere anma töreni yapmaya yönelik olsa ve - çöpleri deviren ve Molotof kokteyli atan - göstericilerin bazı davranışları suçlanabilir davranışlar olarak değerlendirilebilse bile, ihtilaf konusu makalenin, yalnızca, bu bağlamda onay veren ve öven bir açıklama yapmaksızın, gösterinin gidişatını ve yapılan sloganları tarif ettiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 6. paragraf). Mahkeme, ihtilaf konusu makalenin bir bütün olarak değerlendirildiğinde, şiddet, silahlı direniş ya da ayaklanma çağrısı içermediği, nefret söylemi teşkil etmediği ve bu durumun kendi nazarında göz önünde tutulması gereken temel unsur olduğu kanaatine varmaktadır (Sürek, yukarıda anılan, 58. paragraf ve Belek ve Velioğlu/Türkiye, No. 44227/04, 25. paragraf, 6 Ekim 2015).
46. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, söz konusu makalenin yayımlanması nedeniyle başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının zorunlu bir sosyal ihtiyaca cevap vermediği; her hâlükârda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
47. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
48. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi zarar bağlamında 1.700 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran söz konusu meblağın, hakkında yürütülen üç ceza yargılaması sonucunda kendisine verilen adli para cezalar nedeniyle ödemek zorunda kaldığı, % 9 oranındaki yasal faizi uyguladıktan sonra 9.100 Türk lirasına (TRY) karşılık geldiğini belirtmektedir. Başvuran ayrıca, ihtilaf konusu yargılamalar nedeniyle maruz kaldığını ileri sürdüğü manevi tazminat için 40.000 avro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, avukatlık masrafları için 6.700 avro talep etmektedir ve bu bağlamda, avukatı tarafından yapılan çalışmalar ve bu çalışmalara karşılık gelen saatlerin belirtildiği bir hesap çizelgesi sunmaktadır. Sonuç olarak başvuran, bu bağlamda hiçbir destekleyici belge sunmaksızın, çeviri, malzeme ve posta masrafları için 220 avro talep etmektedir.
49. Hükümet, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat olarak talep edilen tutar arasında bir nedensellik bağının kurulmadığını değerlendirmektedir. Bununla birlikte Hükümet, somut olayda bu tazminatın desteklenmediği kanısına varmaktadır. Hükümet ayrıca, maddi ve manevi tazminat olarak talep edilen meblağların aşırı olduğu ve Mahkemenin İçtihadı ile uyuşmadığı kanaatindedir. Hükümet, masraf ve giderlere ilişkin taleplerle ilgili olarak, başvuranın bu taleplerine dayanarak, ödemelere ilişkin olarak destekleyici hiçbir belge sunmadığını ve ayrıca bu masraflar hakkında yeterince ayrıntı vermediğini belirtmektedir.
50. Mahkeme, başvuranın maddi tazminat olarak talep ettiği miktarın, bildirimin yapıldığı tarihte başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilen iki ceza yargılaması sonucunda kendisine verilen adli para cezalarıyla ve cezaların infazının ertelenmesi kararının verildiği 10. Ağır Ceza Mahkemesi önünde yürütülen (yukarıdaki 17 ve 18. paragraflar) üçüncü ceza yargılaması sonunda verilen para cezası ile ilgili olduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, bu son para cezasıyla ilgili olarak, başvuranın bir ödeme yaptığına dair hiçbir kanıtlayıcı belge sunmadığını kaydetmektedir. Yukarıdaki hususlar bakımından, Mahkeme maddi tazminat bağlamında başvurana bir meblağ ödenmesinin gerek olmadığı kanaatindedir. Mahkeme buna karşın, başvurana manevi tazminat bağlamında 3.250 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, avukatlık masrafları ile ilgili olarak, 1.000 avro tutarının makul olduğu kanısına varıp söz konusu meblağı başvurana tahsis etmiştir. Mahkeme, sahip olduğu belgeleri ve içtihadını dikkate alarak, masraf ve giderlere bağlı talepleri, bu bağlamda kanıtlayıcı belge sunulmaması sebebiyle reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine,
3. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
4. a)Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:
i. Manevi tazminat bağlamında, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 3.250 EUR (üç bin iki yüz elli avro),
ii. Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 1.000 EUR (bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 12 Şubat 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy