AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖZÇAYIR VE ÇİÇEK / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 1962/07)
KARAR
STRAZBURG
12 Aralık 2017
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Özçayır ve Çiçek/Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
21 Kasım 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Medine Özçayır ve Abdulkadir Çiçek (“başvuranlar”) adlı iki Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 19 Aralık 2006 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 1962/07) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat M. Karaman tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 30 Ağustos 2010 tarihinde Hükümete iletilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar, sırasıyla 1982 ve 1981 tarihlerinde doğmuştur.
5. PKK’nın gençlik kollarının, bir kooperatifin binasında toplantı yapacağına dair istihbarat raporlarının gelmesi üzerine polisler 22 Nisan 2006 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesinin kararı ile başvuranların üyesi olduğu kooperatifin binasında arama gerçekleştirmiştir. Polis, bu aramada, PKK’nın gençlik kollarına ilişkin propaganda içeren çeşitli belgeleri ve CD’leri ele geçirmiştir.
6. Aynı gün içerisinde başvuranlar terör örgütü üyeliği şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
7. Urfa Sulh Ceza Mahkemesi, 24 Nisan 2006 tarihinde başvuranların tutuklanmasına karar vermiştir.
8. Başvuranlar, yargılama öncesi tutuklulukları hakkında sırasıyla 27 Nisan 2006 ve 28 Nisan 2006 tarihlerinde itirazda bulunmuşlardır. Mahkemeler, duruşma yapmaksızın dava dosyası üzerinden başvuranların talebini reddetmiştir.
9. Sulh Ceza Mahkemesi, 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi uyarınca, yargılamalar öncesi aşamada her otuz günde bir başvuranların devam eden tutukluluğunun gerekliliğini sözlü bir duruşma yapmadan dava dosyası üzerinden incelemiştir. Başvuranlar, ek olarak tutukluluklarına karşı sırasıyla, 15 Haziran, 12 Temmuz, 17 Temmuz, 1 Ağustos ve 17 Ekim 2006 tarihlerinde itirazda bulunmuşlardır. Ulusal mahkemeler, itirazların tümünü dava dosyası üzerinden incelemiş ve reddetmiştir.
10. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 10 Ekim 2006 tarihinde başvuranlar ile birlikte diğer yirmi üç kişiyi Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314. maddesi kapsamında terör örgütüne yardım ve yataklık etmekle suçlayan bir iddianameyi Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur.
11. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Kasım 2006 tarihinde ilk duruşmasını gerçekleştirmiş ve başvuranlar mahkeme önünde hazır bulunmuşlardır. Başvuranlar, aynı gün içerisinde serbest bırakılmışlardır.
12. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2008 tarihinde, başvuranları haklarındaki tüm suçlamalardan beraat ettirmiştir. Karar temyiz edilmemiş ve 12 Kasım 2008 tarihinde kesinleşmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, tutuklu yargılanma sürelerinin makul olmayan derecede uzun olduğuna ilişkin şikâyette bulunmuşlardır.
14. Hükümet, başvuranların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141. maddesi uyarınca, kanunsuz tutukluluk nedeniyle tazminat talep etme imkânına atıfta bulunarak, iç hukuk yollarını tüketmediklerini ifade etmiştir.
15. Mahkeme, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin CMK’nın 141. maddesi ile öngörülen iç hukuk yolunun Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012) davasında incelendiğini ve haklarındaki mahkûmiyet kararı kesinleşen başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar verildiğini gözlemlemektedir.
16. Mahkeme, somut davada, başvuranların aklanmasına dair kararın 12 Kasım 2008 tarihinde kesinleştiğini kaydetmektedir. Bu tarihten itibaren başvuranlar, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talep etme haklarına sahip olmalarına rağmen (bk. yukarıda anılan Demir,§ 35), bu yola başvurmamışlardır.
17. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere, bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme geçmişte, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
18. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
19. Başvuranlar Sözleşme’nin 5 §§ 3 ve 4 maddesine dayanarak devam eden tutukluluklarının kanuna uygunluğuna itiraz edebilecekleri etkili bir hukuk yolunun olmamasından şikâyetçi olmuşlardır.
20. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
21. Mahkeme, somut davanın koşulları çerçevesinde başvuranların şikâyetlerinin sadece Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında incelenmesinin daha uygun olduğunu düşünmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
22. Hükümet, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi gereğince, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürmüştür.
23. Mahkeme, Karaosmanoğlu ve Özden/Türkiye (no. 4807/08, § 39-45, 17 Haziran 2014) davasında benzer bir itirazı inceleyip reddettiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, söz konusu tespitinden ayrılmayı gerektirecek bir durum bulunmadığı kanısındadır.
24. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
B. Esas Hakkında
25. Somut davada, başvuranlar 24 Nisan 2006 tarihinde tutuklanmışlardır. Başvuranlar, tutukluluklarının kanuna uygun olduğunun incelenmesi amacıyla sadece tutuklandıkları tarihten altı ay sonra olan 20 Kasım 2006 tarihinde bir hâkim önüne çıkmışlardır.
26. Mahkeme, daha önce Erişen ve Diğerleri/Türkiye (no. 7067/06, § 53, 3 Nisan 2012) ve Altınok/Türkiye, (no. 31610/08, §§ 54-55, 29 Kasım 2011) davalarında benzer şikâyetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlalini tespit ettiğini yinelemektedir. Mevcut başvuruyu da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararlarda yer alan tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir durum görmemektedir.
27. Dolayısıyla, bu başlık altında Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlâl edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN DİĞER MADDELERİ KAPSAMINDAKİ İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
28. Başvuranlar tutukluluklarının ve yargılama öncesi tutuklu tutulmalarının hukuka uygun olmadığı hakkında Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar, ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında özellikle yargılama öncesi aşama olmak üzere aleyhlerinde açılan ceza yargılamalarının makul bir süre zarfında tamamlanmadığını öne sürmüşlerdir. Ek olarak, başvuranlar Sözleşme’nin 11. maddesine dayanarak bir kooperatife üye oldukları gerekçesiyle tutuklandıklarını iddia etmişlerdir.
29. Mahkeme, mevcut bilgi ve belgeleri göz önünde bulundurarak ve şikâyet konusu hususları görev alanına girdiği ölçüde dikkate alarak, Sözleşme veya Ek Protokollerde belirtilen hak ve özgürlükler açısından herhangi bir ihlalin söz konusu olmadığı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 § 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
30. Başvuranlar, Mahkeme tarafından belirlenen süre zarfında hiçbir adli tazmin talebinde bulunmamışlardır. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranlara bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek duymamıştır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Yargılama öncesi tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz edebilecekleri bir mahkeme önüne çıkamamalarına ilişkin olan şikâyeti kabul edilebilir ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez beyan edilmesine;
2. Başvuranların tutukluluklarının hukuka uygunluğuna itiraz edebilecekleri bir mahkeme önüne çıkamamaları dolayısıyla Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 12 Aralık 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy