Özçelebi / Türkiye – 34823/05 - 23.6.2015 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar – Deniz Kurmay Binbaşı olan başvuran, askeri mahkeme önünde, Atatürk’ün hatırasına hakaret suçuyla itham edilmiştir. Başvuran, 1997 yılının Kasım ayında bir astsubaya Atatürk’ün portresini işaret ederek “kelle” kelimesini kullandığı gerekçesiyle suçlanmıştır.
Askeri mahkeme, 1998 yılının Haziran ayında, başvuranı bir yıl hapis cezasına mahkum etmiş ve kararın açıklanmasının geri bırakılmasını reddetmiştir. Mahkeme, “kelle” kelimesinin genellikle başa işaret ettiğini, ancak hayvan başına işaret eden argo bir anlama sahip olabileceğini belirtmiştir. Mahkeme, başvuranın Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun hatırasına hakaret etme niyetiyle kasten kullandığı “kelle” kelimesi yerine “baş” veya “büst” kelimesinin kullanılması gerektiğini belirtmiştir.
Uzun yargılama işlemleri sırasında, askeri mahkeme yargı yetkisin olmadığına hükmederek davayı ceza mahkemelerine göndermiştir. Ceza mahkemesi, 2013 yılının Ağustos ayında Yargıtay kararını desteklemiş; 1 yıl süreli hapis cezasının para cezasına çevrilmesini uygun bulmuş ve para cezasının infaz edilmesini üç yıl ertelemeye karar vermiştir.
Hukuksal Değerlendirme – Madde 10: Başvuranın Türkiye Cumhuriyeti kurucusunun portresine işaret ederek “kelle” kelimesini kullanması nedeniyle yerel mahkemeler tarafından hapis cezasına mahkum edilmesi, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına müdahale teşkil etmektedir. Söz konusu müdahale, Atatürk’e hakaretin suç olduğu kanunda öngörülmüştür. Başvurana verilen mahkumiyet cezası, diğerlerinin ününü ve haklarını korumayı amaçlamıştır.
Atatürk, modern Türkiye’de sembolik bir figürdür ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, Atatürk’ün anısına hakaret teşkil eden ve Türk toplumunun hislerini yaralayan belirli davranışları suç kabul etmiştir.
Mevcut davada, “kelle” kelimesinin Türkçede aşağılayıcı bir çağrışımı olmasına rağmen, yerel mahkemeler, mevcut davanın koşullarında, söz konusu kelimenin ne şekilde Atatürk’ün hatırasına hakaret teşkil ettiğini belirlememişlerdir. Gerçekte, davadan feragat etmeden önce, askeri mahkeme, başvurana ilişkin olarak verdiği Haziran 1998 tarihli mahkumiyet kararını, benzer bir sonuca ulaşan ceza mahkemelerinin kullanmadıkları gerekçelere dayandırmıştır. Söz konusu mahkemeler, ihtilaflı kelimenin hangi bağlamda söylendiğine ilişkin herhangi bir inceleme yapmamışlardır. Özellikle, mahkemeler, başvuranın bu sözleri kapalı bir alanda belirli kişiler önünde sarf ettiğini dikkate almamışlardır. Bu nedenle, başvuranın konuştuğu astsubay ve olay sırasında orada bulunan diğer üç asker dışında, başvuranın sözlerini kimse duymamıştır. Ek olarak, başvuranın bu sözleri halk içinde dile getirmeyi istediğine dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle, ihtilaflı sözlerin dile getirildiği koşulların oldukça sınırlı bir etkisi olmuştur ve bu sözlerin Atatürk’ün ününe herhangi ciddi bir saldırı niteliği taşıdığı düşünülemez. Cezanın mahiyetine ve ağırlığına ilişkin olarak, birçok usulü gelişmenin yaşandığı ve neredeyse on altı yıl süren uzun yargılamaların sonunda, başvuran, suçlu bulunmuş ve bir yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Daha sonra, bu ceza, para cezasına çevrilmiştir. Başvurana verilen cezaların hiçbirinin kesin olarak infaz edilmemesine rağmen, ayrıca başvuran iki kez hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bu nedenle, başvuranın hapis cezasına mahkûm edilmesi, alternatif bir tedbire çevrilip ertelenmesine rağmen, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca, izlenen amaca karşı orantısız bir yaptırım teşkil etmektedir.
Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, yerel mahkemelerin ihtilaf konusu müdahaleyi gerekçelendirmek için dayandıkları gerekçelerin yeterli olmadıklarına ve izlenen meşru amaca karşı orantısız olduklarına karar verilmiştir. Başvuranın hakaret nedeniyle mahkumiyetine karar verilmesi “demokratik bir toplumda gerekli” değildir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Madde 41: Tazminat talebi, süre sınırı dışında yapılmıştır.
Full & Egal Universal Law Academy