AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖZÇELİK/TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 73346/11)
KARAR
STRAZBURG
15 Mart 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Özçelik/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı ve 1965 doğumlu olan, Ankara’da ikamet eden ve Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat M. Yılmaz tarafından temsil edilen Yeter Özçelik’in (“başvuran”), 28 Ekim 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 73346/11),
Başvurunun, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine bildirilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini,
Hükümetin, başvurunun bir komite tarafından incelenmesine itirazının, Mahkeme tarafından reddedildiği kararı dikkate alarak,
22 Şubat 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuranın 17 yaşındaki oğlu Soner Çankal (“S.Ç.”), 19 Kasım 2008 tarihinde, Vahit Karşılayan (“V.K.”) isimli bir polis memuru tarafından uzak mesafeden atılan bir mermi ile hayatını kaybetmiştir.
2. Olaya ilişkin bir tutanak düzenlenmiş ve ertesi sabah saat 2.30’da, V.K.’nin da aralarında bulunduğu, olaya karışan sekiz polis memuru tarafından bu tutanak imzalanmıştır.
3. Ankara Cumhuriyet savcısı, 25 Kasım 2008 tarihinde olaya doğrudan tanık olan yedi kişinin ifadesini almıştır. Tanıklar, özet olarak, S.Ç.’nin ekmek aldığını ve bir araca bindiğini, hemen ardından aracın bulunduğu yere üç polis arabasının geldiğini, polis memurlarının S.Ç.’yi bulunduğu arabadan çıkardıklarını ve ardından S.Ç’nin bir sokağa doğru kaçtığını gördüklerini, H.Y. isimli polis memurunun “kaçan Soner ise kafasına sık” diye bağırdığını duyduklarını, V.K.’nin S.Ç.’yi yakaladığını ve aralarında arbede çıktığını, ardından S.Ç.’yi boş bir alana ittiğini, burada üzerine iki veya üç el ateş ettiğini beyan etmişlerdir.
4. Cumhuriyet savcısı, 16 Ocak 2009 tarihinde, meşru müdafaa sınırlarını aşan bir fiilden kaynaklanan taksirle adam öldürdüğü gerekçesiyle V.K. hakkında iddianame düzenleyerek Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi önünde dava açmıştır.
5. Hâkimler, 18 Şubat 2009 tarihinde, V.K.’yi, amiri H.Y.’yi ve olaya karışan diğer kişileri dinlemişlerdir. Tanıklar, V.K.’nin, S.Ç.’yi yakalamaya çalıştığı sırada, S.Ç.’nin ve iki arkadaşının kendisine silah ve bıçakla saldırdığına, aralarında çıkan arbede sırasında saldırganlardan birinin, tabancasını tuttuğu elini tuttuğuna ve elini ondan kurtarmaya çalıştığı sırada bir anda tabancanın ateş aldığına dair ifadesini olduğu gibi teyit etmişlerdir.
6. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Ocak 2011 tarihinde, V.K.’yi iki yıl hapis cezasına mahkûm edilmesine, ardından bu cezanın, Türk Ceza Kanunu’nun sırasıyla 27 ve 62. maddeleri gereğince, önce üçte bir, daha sonra altıda bir oranında indirilmesine karar vermiştir. V.K.’yi son tahlilde altı ay, yirmi gün hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bununla birlikte, Ağır Ceza Mahkemesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 231. maddesinin 5 ve 8. fıkraları uyarınca, sanığın adli sicil kaydı bulunmamasını ve yargılama sırasındaki iyi halini de dikkate alarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve beş yıl süre ile adli denetime tabi tutulmasına karar vermiştir.
7. Başvuran, bu türden bir erteleme kararının koşullarından birine aykırı olarak, kendisine maruz kaldığı zarar için herhangi bir tazminat ödenmesine karar verilmediğini iddia ederek, 21 Mart 2011 tarihinde, bu karara karşı itirazda bulunmuştur.
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Nisan 2011 tarihinde itirazı reddine karar vermiştir. Bu karar, 3 Mayıs 2011 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA8. Başvuran, V.K. isimli polis memurunun silahını kullanması için yasal koşulların bulunmamasına rağmen silahıyla ateş ederek oğlunu kasıtlı olarak öldürdüğünü iddia etmektedir. Başvurana göre, V.K.’nin kasten adam öldürme suçundan cezalandırılmamış olması ve cezasızlıktan yararlanmasının kabul edilmesi, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlaline sebep olmuştur.
9. Hükümet, başvuranı, itiraz edilen kararın esasına ilişkin yargı denetiminin sağlanmasında etkisiz olması sebebiyle, altı aylık süreyi kesintiye uğratamayacak olan itiraz yolunu, uygunsuz şekilde kullanmakla suçlayarak, başvurunun geç yapıldığını ileri sürmektedir.
Bununla birlikte, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından açıkça belirtildiği gibi (dosya no. 2008/11-250, karar no. 2009/13), CMK’nın 231. maddesi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına izin veren nesnel koşullar arasında, işlenen suç sebebiyle mağdur tarafından maruz kalınan zararın tamamen telafi edilmesi de yer almaktadır. Başvuran, 26 Ocak 2011 tarihli kararda böyle bir telafinin öngörülmemiş veya belirtilmemiş olması sebebiyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin tedbirin somut olaya uygulanabilirliğine bu gerekçeyle açıkça itirazda bulunma ve 3 Mayıs 2011 tarihinden itibaren altı ay içinde başvuruda bulunma hakkına mutlak suretle sahiptir (yukarıdaki 7. paragraf).
10. Mahkeme dolayısıyla, bu itirazı reddetmekte ve başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını veya Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen başka bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
11. Hükümet davanın esasına ilişkin olarak, olayın meydana gelmesi sebebiyle üzüntüsünü belirterek, V.K.’nin sadece kendisine saldıran S.Ç. ve arkadaşlarına karşı kendisini savunmayı amaçladığını ileri sürmektedir. Hükümet davanın geri kalanıyla ilgili olarak, cezanın ertelenmesine ilişkin kararların, bir af olarak algılamayacağını ve birçok modern ceza hukuku sistemi tarafından benimsenen yaklaşıma göre, bu kararların yalnızca suçluların rehabilitasyonunu amaçladığını ileri sürmektedir.
12. Mevcut davayla ilgili genel ilkeler, Ali ve Ayşe Duran/Türkiye (no. 42942/02, § 62, 8 Nisan 2008) ve Hasan Köse /Türkiye (no. 15014/11, § 34 - 37, 18 Aralık 2018) kararlarında ve bu kararlarda yer alan atıflarda özetlenmiştir.
13. Mahkemeye göre, 26 Ocak 2011 tarihli kararın kapsamı, özünde S.Ç.’nin öldürülmesinin Sözleşme’nin 2. maddesine aykırı olduğunun kabul edilmesine dayanmaktadır. Dolayısıyla, V.K. tarafından kullanılan ölümcül gücün, mutlak suretle gerekli, orantılı ve sonuç olarak Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında haklı olup olmadığının tespit edilmesi gerekmemektedir. Bu sebeple, Mahkemenin incelemesi, ulusal makamların söz konusu ihlal karşısında uygun ve yeterli bir telafi sağlayıp sağlamadıklarının ve bu hüküm gereğince maddi ve usulü yükümlülüklerine riayet edip etmediklerinin belirlenmesiyle sınırlı kalacaktır (Külah ve Koyuncu/Türkiye, no. 24827/05, § 38, 23 Nisan 2013, Kasap ve diğerleri/Türkiye, no. 8656/10, § 56, 14 Ocak 2014 ve yukarıda anılan Hasan Köse, § 33 ve bu kararda atıfta bulunulan diğer örnekler).
14. Öncelikle, başvuranın herhangi bir telafiden faydalandığını gösteren hiçbir unsur bulunmamaktadır ve Hükümet bunun aksini iddia etmemektedir. Bu durum zaten, bir kamu makamının, somut olaydaki gibi, meydana gelen bir ölümden sorumlu olması halinde, iç hukuk düzeninin, maktulün yakınlarının maruz kaldığı zarar için maddi bir tazminat ödenmesi imkânı sağlaması gerektiğine dair ilkeye aykırıdır (diğer kararlar arasında bk. Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık, no. 46477/99, §§ 97 ve 101 ve Vanyo Todorov/Bulgaristan, no. 31434/15, § 58, 21 Temmuz 2020).
15. Yine daha da önemlisi, Devletin yaşam hakkını kanunla korumasına ilişkin pozitif yükümlülüğünün, iç hukuk düzeninin, yasa dışı olarak başkalarının yaşamına son veren kişiler hakkında ceza hukukunu uygulama kapasitesini göstermesini gerektirdiği unutulmamalıdır. Bu yükümlülüğe riayet edilip edilmediğinin incelenmesi amacıyla, ulusal mahkemelerin, davayı sonuçlandırırken, mevcut hukuk sisteminin caydırıcı etkisinden ve yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde oynaması gereken rolün öneminden taviz verilmemesini sağlayıp sağlamadıklarının belirlenmesi gerekmektedir (yukarıda anılan Ali ve Ayşe Duran, § 62 ve yukarıda anılan Hasan Köse, § 34).
16. Tüm kovuşturmaların belirli bir mahkûmiyet kararıyla sonuçlanması için mutlak bir gereklilik olmamasına rağmen, ulusal mahkemelerin, özellikle devlet görevlileri tarafından işlenenler olmak üzere, yaşam hakkına karşı işlenen suçların, cezasız kalmasına hiçbir durumda izin vermemeleri gerekmektedir. Bu, kamu güvenini korumak, hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesini sağlamak ve yasa dışı eylemlerde herhangi bir hoşgörü veya gizli anlaşma görünümünü önlemek için gereklidir (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) bk. Öneryıldız/Türkiye [BD], no. 48939/99, § 96, AİHM 2004-XII, Okkalı/Türkiye, no. 52067/99, § 65, AİHM 2006‑XII (özetler), Türkmen/Türkiye, no. 43124/98, § 51, 19 Aralık 2006, Tursun/Türkiye (k.k.), no. 23307/10 ve 64591/11, §§ 57, 58 ve 61, 22 Mayıs 2018 ve yukarıda anılan Hasan Köse, § 35).
17. Ulusal mahkemelerin, kamu görevlileri tarafından işlenen adam öldürme davalarında uygun cezaların seçmekte sahip oldukları takdir yetkisine rağmen, Mahkeme, fiilin ciddiyeti ile verilen ceza arasında bariz bir orantısızlığın bulunduğu durumlarda, belirli bir denetim yetkisi kullanmalı ve müdahalede bulunmalıdır (Nikolova ve Velichkova/Bulgaristan, no. 7888/03, § 61, 20 Aralık 2007, Armani Da Silva/Birleşik Krallık [BD], no. 5878/08, § 238, 30 Mart 2016 ve bu kararda yer alan atıflar ve yukarıda anılan Hasan Köse, § 36).
18. Mevcut davada, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, polis memuru V.K.’nin, meşru müdafaa sınırlarını aşan bir fiilden kaynaklanan taksirle adam öldürme suçunu işlediğine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı verirken, takdir yetkisini, bu türden fiillerin hiçbir şekilde hoş görülemeyeceğini göstermek yerine, ciddi bir suçun sonuçlarını hafifletmek için kullanmıştır (yukarıda anılan Okkalı, § 75). Mahkeme birçok defa, Devlet görevlilerine ilişkin olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine imkân veren CMK’nin 231. maddesi tarafından düzenlenen usulün, bu kişilerin cezasız kalmasına sebep olduğuna hükmetmiştir (örneğin bk. Eski/Türkiye, no. 8354/04, § 36, 5 Haziran 2012, Taylan/Türkiye, no. 32051/09, § 46, 3 Temmuz 2012, Böber/Türkiye, no. 62590/09, § 35, 9 Nisan 2013, Külah ve Koyuncu/Türkiye, no. 24827/05, § 42, 23 Nisan 2013, yukarıda anılan Kasap ve diğerleri, § 60, Ateşoğlu/Türkiye, no. 53645/10, § 28, 20 Ocak 2015 ve yukarıda anılan Hasan Köse, § 37).
Hükümetin, suçluların rehabilitasyonuna ilişkin iddiası (yukarıdaki 11. paragraf), bu türden bir durumu, özellikle Türkiye’de benimsenen ve -başvuran tarafından ileri sürüldüğü şekliyle- suçluların cezadan kaçmalarını sağlayan üç ana usul uygulamasından biri olması sebebiyle, hiçbir şekilde meşru gösteremez (bk. Uğur /Türkiye, no. 37308/05, §§ 98-101, 13 Ocak 2015, yukarıda anılan Külah ve Koyuncu, § 43 ve yukarıda anılan Hasan Köse, § 38).
19. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmektedir (yukarıda anılan kararlar Külah ve Koyuncu, § 44, Ateşoğlu, §§ 21 ve 30 ve Hasan Köse, § 40).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI20. Başvuran, yaşadığı sırada çeşitli işlerde çalışan ve ailenin ihtiyaçlarını karşılayan oğlunu kaybetmesinin ardından, şu anda çok güvencesiz bir şekilde yaşadığını vurgulayarak, maddi zarar bağlamında 100.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran ayrıca, maruz kaldığını düşündüğü manevi zarar bağlamında 250.000 avro talep etmektedir. Başvuran diğer taraftan, herhangi bir rakam belirtmeksizin, yapmış olduğu masraf ve giderlerin kendisine geri ödenmesini talep etmektedir.
21. Hükümet, iddia edilen ihlal ile belgelenmemiş olan maddi zarara ilişkin talep arasında illiyet bağı bulunmadığı kanaatindedir. Manevi zararla ilgili talep ise, zaten aşırı bir miktara tekabül etmektedir. Son olarak, masraflara ilişkin talep soyuttur ve bu talebe herhangi bir belge dayanak gösterilmemiştir.
22. Şüphesiz, Mahkemenin, S.Ç.’nin ölümünden Türk Devletinin sorumlu olduğu kanaatine varmış olması ve bu tespitin, Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlali ile iddia edilen maddi destek kaybı arasında doğrudan bir illiyet bağı kurması sebebiyle, maddi tazminat, gelir kaybı bağlamında bir tazminatı içerebilir (Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, § 137, AİHM 2000‑VII ve Aydan/Türkiye, no. 16281/10, § 139, 12 Mart 2013). Bununla birlikte, dosyada 17 yaşında yaşamını kaybeden S.Ç.’nin, yaşadığı sırada ailesine sağladığı maddi yardımın ne olduğu konusunda doğrulanabilir herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Sonuç olarak, Mahkeme bu talebi kabul edemeyecektir.
Buna karşın, Mahkeme başvurana, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 50.000 avro ödenmesine karar vermektedir (aynı anlamda bk. yukarıda anılan Aydan, § 141).
Geri kalan taleplerin, kanıtlayıcı belgelerle birlikte sunulmamış, rakam olarak belirtilmemiş ve ayrı ayrı başlıklandırılmamış olması sebebiyle, masraf ve giderler bağlamında herhangi bir miktara hükmedilmeyecektir.
23. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere 50.000 avro (on altı bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
Başvurunun geri kalan kısmıyla ilgili olarak, adil tazmine ilişkin talebin reddinekarar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 15 Mart 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan