AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖZDEMİR / TÜRKİYE
(Başvuru no. 38351/20)
KARAR
STRAZBURG
10 Haziran 2025
İşbu karar kesin olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Özdemir / Türkiye davasında,
Başkan
Péter Paczolay,
Hâkimler
Stéphane Pisani,
Juha Lavapuro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
1977 doğumlu ve Çanakkale’de tutuklu bulunan bir Türk vatandaşı olan Kamil Özdemir (“başvuran”) tarafından 19 Ağustos 2020 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 38351/20),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikâyetin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair kararı,
Hükümet görüşlerini,
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak,
20 Mayıs 2025 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuran tutuklu olduğu sırada eşi tarafından kendisine gönderilen bir mektuba cezaevi yönetimi tarafından el konulmasına ilişkindir.
2. Somut başvuruya ilişkin olayların yaşandığı sırada başvuran, Türk makamlarınca “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması” (“FETÖ/PDY”) olarak tanımlanan silahlı bir terör örgütüne üye olma suçlamasıyla Çanakkale Cezaevinde tutuklu olarak bulunmaktaydı.
3. Çanakkale cezaevi yönetimi Disiplin Kurulu 14 Aralık 2018 tarihinde başvuranın eşi tarafından gönderilen mektubu incelemiştir. Söz konusu mektup, Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazılmış bir dilekçe ile beraber dilekçeye ek yapılmış, bazı kısımları İngilizce olan on sekiz sayfalık bir çıktıyı içermektedir. Kurul; çıktı alınmış olan ekin resmi bir belge niteliği taşımadığı, kaynağının doğrulanamadığı ve İngilizce yazılmış olan içeriğin ne olduğunun anlaşılamadığı gerekçeleriyle mektubun başvurana verilmesini reddetmiştir.
4. Başvuranın eşi tarafından yazılmış bir başka mektup 11 Ocak 2019 tarihinde cezaevine ulaşmıştır. Çanakkale cezaevi yönetimi Disiplin Kurulu, söz konusu mektubun, daha önceden cezaevi yönetimi tarafından el konulan ve yukarıda anılan 14 Aralık 2018 tarihli mektuba başvuranın eşi tarafından ek yapılarak gönderilen dokümanların el yazısı bir nüshasını içerdiği gerekçesiyle başvurana verilmemesine karar vermiştir.
5. Başvuran bu karara, Çanakkale İnfaz Hâkimliği önünde itiraz etmiştir. [İnfaz] Hâkimliği 4 Şubat 2019 tarihinde, Disiplin Kurulu kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın itirazını reddetmiştir.
6. Başvuran söz konusu karara itiraz etmiştir. Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi, İnfaz Hâkimliği tarafından verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle başvuranın itirazını reddetmiştir.
7. Başvuran, yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkı ile adil yargılanma hakkına dayanarak, özellikle mahkemelerin kararlarında gerekçe göstermediklerinden şikâyetçi olmuş ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
8. Anayasa Mahkemesi 8 Mart 2020 tarihinde başvuranın bireysel başvurusunun açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile korunan hak ya da özgürlüklere yönelik bir müdahalenin olmadığı veya bir müdahale olsa bile, bunun söz konusu haklara ilişkin bir ihlal teşkil etmediği sonucuna varmıştır.
9. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkının eşi tarafından kendisine gönderilen mektuba el konulması sebebiyle ihlal edildiği konusunda şikâyette bulunmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Kabul Edilebilirlik HakkındaHükümet tarafından sunulan ilk itirazlar10. Hükümet, başvuranın Sözleşme’nin 35 § 3 (b) maddesi kapsamında herhangi önemli bir zarara uğramadığını belirtmiştir. Hükümet bu kapsamda başvuranın, ihtilaf konusu mektuba el konulması sebebiyle herhangi bir maddi zarara ya da iddia konusu bir manevi zarara uğramadığını iddia etmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın cezaevinde bulunduğu süre boyunca dış dünya ile iletişim kurabileceği çeşitli yollara erişimi olduğunu ve söz konusu mektuba el konulduğu tarihten önce ve sonra birçok yazışma yaptığını ileri sürmüştür. [Hükümet], başvuranı bilgi edinme ve paylaşmaktan alıkoyan genel bir yasak olmadığını ve bir mektuba el konulmasının önemli bir zarar eşiğine ulaşmadığını [belirtmiştir].
11. Hükümet ek olarak, başvuranın 14 Aralık 2018 tarihli mektuba el konulmasına (bk. yukarıdaki 3. paragraf) ilişkin olarak iç hukuk yollarını tüketmediğini, şikâyetinin özünün ise bu mektuba el konulması olduğunu ileri sürmüştür.
12. Hükümet ayrıca, Mahkeme önünde bireysel başvuru hakkının kötüye kullanıldığını iddia etmiş ve 11 Ocak 2019 tarihli mektubun, 14 Aralık 2018 tarihli önceki mektupla aynı içeriğe sahip olduğunu, başvuranın ise dava açmak için yasal süresi geçmiş olan 14 Aralık 2018 tarihli mektup yerine 11 Ocak 2019 tarihli mektuba ilişkin itiraz oluşturarak, süreci kötüye kullandığını ileri sürmüştür.
13. Hükümet, mektup içeriğinin başvuranın aleyhindeki yargılamalarda kullanılmasının amaçlandığını ancak başvuranın ağır ceza mahkemesi önündeki ceza yargılamalarında konuyu gündeme getirmediğini iddia ederek başvuranın mağdur statüsüne de itiraz etmiştir.
14. Hükümet, başvuranın argümanlarının ulusal yargı makamları tarafından usulüne uygun olarak incelenmiş olması sebebiyle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkemenin değerlendirmesi15. Mahkeme, önemli bir zararın olmaması hakkındaki itiraza ilişkin olarak, Halit Kara/Türkiye (no. 60846/19, §§ 29-31, 12 Aralık 2023) davasında benzer bir itirazı daha önceden reddettiğini gözlemler ve yakın bir aile üyesi olan, başvuranın eşi tarafından gönderilen mektuba el konulmasına ilişkin olan mevcut davada da farklı bir sonuca varmasını gerektiren bir sebep bulamamaktadır.
16. İç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazla ilgili olarak Mahkeme, başvuranın mevcut davadaki şikâyetinin açık bir şekilde, 14 Aralık 2018 tarihli mektupla değil, iç hukuk yollarını usulüne uygun bir şekilde tükettiği 11 Ocak 2019 tarihli mektuba ilişkin başlatılan süreçle ilgili olduğunu gözlemler ve bu sebeple söz konusu itirazı reddetmektedir.
17. Başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin itirazla ilgili olarak ise Mahkeme, konu hakkında daha önceden ortaya koyduğu genel ilkelere atıf yapar (bk. Zhdanov ve Diğerleri/Rusya, no. 12200/08 ve diğer 2 başvuru, §§ 79‑81, 16 Temmuz 2019). İlke olarak, Sözleşme’de öngörülen bireysel başvuru hakkının amacına açıkça aykırı olan ve Mahkemenin düzgün işleyişini veya önündeki yargılamaların uygun şekilde yürütülmesini engelleyen başvuran tarafından işlenmiş herhangi bir davranış, başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak nitelendirilebilir (aynı yerde, § 81). Mahkeme, başvuranın şikâyetini Mahkeme önüne getirmeden önce başvurduğu kanun yollarının ne Sözleşme’de öngörülen bireysel başvuru hakkının amacına açıkça aykırı olduğunun ne de Mahkemenin düzgün işleyişini veya önündeki yargılamaların uygun şekilde yürütülmesini engellediğinin söylenebileceği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla Mahkeme bu itirazı da reddetmektedir.
18. Başvuranın mağdur statüsüne ilişkin yapılan itiraza ilişkin olarak Mahkeme; mevcut başvurunun, başvuranın eşi tarafından gönderilen mektuba el konulması ile başvuranın 8. madde kapsamındaki yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olduğunu gözlemlemektedir. Başvuran, mektup içeriğini kullanamamasının aleyhindeki ceza yargılamaları üzerindeki etkisine değinmemiştir. Mahkeme bu nedenle söz konusu itirazı da reddetmektedir.
19. Mahkeme, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
Esas Hakkında20. Başvuran, eşinin 11 Ocak 2019 tarihli mektubunun cezaevi yetkilileri tarafından kendisine verilmesinin reddedilmesinin yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
21. Hükümet, mektuptaki el yazısı içeriğin resmi bir belge niteliği taşımadığını ve kaynağının doğrulanmasını engellediğini belirterek başvuranın yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkına bir müdahalede bulunulmadığını ileri sürmüştür. Hükümet ihtilaf konusu tedbirin yasal bir dayanağı olduğunu ve cezaevinin güvenliğinin ve tutuklu ve hükümlülerin haklarının korunmasının sağlanması yönündeki meşru amacı izlediğini iddia etmiştir. Hükümet, dışarıdaki örgütlerden kaynaklı yayınlarının dağıtılmasının olumsuz olaylara yol açabileceğini, cezaevindeki düzen ve disiplini bozabileceğini ve söz konusu mektuba el konulmasının bu nedenle demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca ulusal yetkililerin söz konusu mektuba el konulmasına ilişkin ilgili ve yeterli gerekçeler sunarak başvuranın hakları ile izlenen amaçlar arasında adil bir denge kurduklarını iddia etmiştir.
22. Mahkeme, başvurana eşi tarafından gönderilen mektuba el konulmasının başvuranın yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkına bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir (benzer yönleri bakımından ayrıca karşılaştırınız Halit Kara, yukarıda anılan, § 48). Mahkeme ek olarak, söz konusu müdahalenin kanunla öngörülmüş olduğu (benzer tedbirler için yasal dayanak oluşturan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı hakkındaki 5275 sayılı Kanun’un 68. maddesinin içeriği için bk. Halit Kara, yukarıda anılan, § 14) ve düzenin korunması ya da suç işlenmesinin önlenmesi meşru amacını taşıdığının düşünülebileceği konusunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığını not eder (benzer yönleri bakımından ayrıca karşılaştırınız Halit Kara, yukarıda anılan, § 50).
23. Müdahalenin gerekliliği konusunda Mahkeme, mahpusların yazışmalarına yönelik müdahalelerde uygulanabilir olan ilkelerin Halit Kara [kararında] özetlendiğini not eder (yukarıda anılan, §§ 43-47). Mahpusların yazışmaları üzerinde bazı kontrol tedbirleri gereklidir ve bu tedbirlerin alınması, hapis cezalarının olağan ve makul gereklilikleri göz önünde bulundurulduğunda, tek başına Sözleşme’nin gerekliliklerine aykırı değildir. Genel olarak bu tür bir kontrolün izin verilebilecek derecesine ilişkin değerlendirme yapılırken, mektup gönderme ve alma imkânının bazen bir mahpusun dış dünyayla tek bağlantısı olduğu hususu göz ardı edilmemelidir. Ek olarak, mahpusların yazışmalarına müdahale eden tedbirlerin alındığı durumlarda, yapılan müdahalenin gerekçesinin gösterilmesi, başvuran ve/veya temsilcilerinin kanunların başvurana doğru bir şekilde uygulandığı ve verilen kararların mantıksız veya keyfi olmadığı konularında kendilerini tatmin etmeleri açısından önemlidir (aynı yerde, §§ 45‑46).
24. Mahkeme, koşulları mevcut davadakilere benzerlik gösteren Halit Kara davasında, yerel makamların, başvuranın yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkına keyfi bir müdahalede bulunulmasını önlemek amacıyla, çatışan menfaatler arasında uygun bir denge kurmadığına karar vermiştir. Buna göre, ulusal makamlar tarafından mektubun gönderilmesinin reddedilmesini haklı göstermek için ileri sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu ve dolayısıyla ihtilaf konusu tedbirin demokratik bir toplumda gerekli olduğu ortaya konulmamıştır (aynı yerde, §§ 51‑59).
25. Mevcut davada da aynı konu dile getirilmiştir. Nitekim Mahkeme yerel makamların mevcut davadaki kararlarını incelediğinde (bk. yukarıdaki 4‑8. paragraflar), başvurana gönderilen mektuba el konulmasının, ilgili makamlar tarafından izlenen düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi meşru amaçlarına erişmek adına gerekli olup olmadığının bu kararlardan anlaşılamadığını tespit etmektedir. Özellikle, yerel makamlar, mahpuslara gönderilen mektuplara el konulmasına ilişkin dikkate alınması gereken ilkeler doğrultusunda, söz konusu mektubun içeriğinin nasıl olup da mektuba el konulmasını haklı kılabileceğine dair bir açıklama sunmamaktadır (bu doğrultuda bk. Halit Kara, yukarıda anılan, §§ 52‑55).
26. Bu sebeple Mahkeme, yerel makamların söz konusu mektubun başvurana verilmemesine dair ilgili ve yeterli gerekçeler sunmadıkları sonucuna varmıştır. Mahkeme böylece başvuranın yazışmalarına saygı gösterilmesi hakkına yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı kanaatine varmıştır.
27. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
28. Başvuran, belirlenen süre zarfı içinde adli tazmin talebinde bulunmamıştır. Bu nedenle Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek olmadığı görüşündedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 10 Haziran 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Péter Paczolay
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan