AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖZMURAT İNŞAAT ELEKTRİK NAKLİYAT TEMİZLİK SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 48657/06)
KARAR
STRAZBURG
28 Kasım 2017
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar dâhilinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti. / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 7 Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Türkiye’de kayıtlı bir şirket olan Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 48657/06) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mersin Barosuna bağlı Avukat İ. Çatal tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, özellikle, bir idari para cezasına karşı yapmış olduğu itiraza ilişkin yargılama sırasında, kendisinin bu yöndeki taleplerine rağmen yerel mahkemenin duruşma yapmayı kabul etmemesi nedeniyle adil bir yargılama gerçekleşmediğini iddia etmiştir.
4. Başvuru, 29 Kasım 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 2003 yılında kurulmuş olan ve ticari sicil kaydı Mersin’de bulunan bir inşaat şirketidir.
6. Başvuran, 2005 yılında, bir maden işletme ruhsatı almasını takiben, sahip olduğu 8.700 m² büyüklüğündeki bir arazide maden açmıştır.
7. Başvuranın madencilik faaliyetleri sürerken, 31 Ocak 2006 tarihinde, Mersin İl Özel İdaresi bünyesindeki bir denetleme komisyonu tarafından bir teftiş gerçekleştirilmiştir. Teftişin ardından tanzim edilen tutanakta, başvuranın ruhsat sahası dışında kalan, büyüklüğü 5.000 m²’ye ulaşan çevre arazilerden önemli miktarda kum çıkardığı gerekçesiyle, başvurana 131.250 Türk lirası[1] para cezası verilmesi önerilmiştir.
8. Tarsus İlçe Özel İdaresi, A Grubu Madenlerle İlgili Uygulama Yönetmeliği’nin 19. maddesi uyarınca teklif edilen idari para cezasını uygulamaya karar verdiğini 8 Mart 2006 tarihinde başvurana bildirmiştir.
A. Bazı Yetkililer Hakkında Başlatılan Ceza Yargılamaları
9. Başvuran konumundaki şirketin başkanı olan Ü.T., 8 Şubat 2006 tarihinde, Mersin Cumhuriyet Savcılığına bir şikâyet dilekçesi sunmuş; denetleme komisyonu üyesi olan M.A.L.’nin kendisine aslında uygulanacak para cezası miktarının 500.000 Türk lirası olarak hesaplandığını ancak bu miktarı azalttığını söylediğini ifade etmiştir. Ü.T., M.A.L.’nin kendisinden 10.000 Türk lirası istediğini, bu parayı ödemezse madenini kapattırmakla tehdit ettiğini iddia etmiştir. Ü.T., ayrıca, M.A.L.’nin İl Özel İdaresinde çalışan F.G. adlı bir şahısla birlikte hareket ettiğini de belirtmiştir.
10. Ü.T., polise verdiği 9 Şubat 2006 tarihli ifadelerinde, M.A.L. ile arasında geçen konuşmaları ayrıntısıyla anlatmıştır. Ü.T., diğer hususların yanı sıra, denetleme komisyonunun yürüttüğü teftişin ardından, bir Tapu Müdürlüğü yetkilisiyle birlikte başka bir teftiş daha gerçekleştirdiğini ve çevredeki arazilerin yalnızca 400 metrelik bir kısmına taştığını tespit ettiğini belirtmiştir. Ü.T., ayrıca, Cumhuriyet Savcısının yönlendirmeleri doğrultusunda, suç işleyenleri suçüstü yakalamak amacıyla gizli bir işbirliği içerisine girdiğini söylemiştir. Bu bağlamda, polisin kendisine seri numaraları kaydedilmiş 10.000 Türk lirası tutarında para teslim ettiğini ve bu parayı, M.A.L. ve F.G. adlı şahısların talimatları doğrultusunda, bu iki şahıs adına parayı teslim alan üçüncü bir kişiye verdiğini ifade etmiştir.
11. Bunun akabinde, Mersin Cumhuriyet Savcısı, 16 Şubat 2006 tarihinde bir iddianame düzenlemiş ve M.A.L. ve F.G.’yi irtikâp ile suçlamıştır.
12. Mersin Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Mayıs 2011 tarihinde, iki yetkilinin suçlarını sabit görmüştür. Kararla ilgili temyiz incelemesi, Eylül 2017 itibarıyla hâlen Yargıtay önünde derdesttir.
B. Başvuranın İdari Para Cezasına Karşı İtirazına İlişkin Yargılama
13. Bu sırada, başvuran, 17 Nisan 2006 tarihinde, Tarsus Sulh Ceza Mahkemesi önünde para cezasına karşı itiraz etmiş ve cezanın yürütmesinin durdurulmasını talep etmiştir. Başvuran, olaya karışan ve irtikâp suçlamasıyla yargılanan bazı yetkililer hakkındaki ceza yargılamalarının sürdüğünü mahkemeye bildirmiştir. Başvuran bunun ardından, 5 Haziran 2006 tarihli dilekçesiyle, para cezasının dayanağı olan teftiş tutanağının güvenilirliğinin daha sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi için sözlü duruşma yapılmasını, olay yerinde inceleme yapılmasını ve tanıklarının dinlenmesini mahkemeden talep etmiştir.
14. Tarsus Sulh Ceza Mahkemesi, 13 Haziran 2006 tarihinde başvuranın sözlü duruşma ve olay yerinde inceleme yapılması taleplerini, herhangi bir gerekçe göstermeksizin reddetmiştir. Mahkeme, 31 Ocak 2006 tarihli teftiş tutanağına dayanarak, başvuranın itirazını reddetmiştir.
15. Başvuran, para cezasının kanuna aykırı olarak verildiğini ve Sulh Ceza Mahkemesinin duruşma yapmaması nedeniyle davanın yeterli düzeyde incelenmediğini savunarak bu karara itiraz etmiştir. Başvuran, olaya karışan yetkililer hakkındaki ceza yargılamalarını yeniden mahkemenin dikkatine sunmuştur.
16. Tarsus Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Temmuz 2006 tarihinde, başvuranın itirazını duruşma yapmaksızın reddetmiştir.
17. İdare, 7 Mart 2008 tarihinde, idari para cezasının ödenmediği gerekçesiyle, başvuranın madencilik faaliyetlerini yürüttüğü araziye el koymuştur.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A. A Grubu Madenlerle İlgili Uygulama Yönetmeliği
18. A Grubu Madenlerle İlgili Uygulama Yönetmeliği’nin 19. maddesi, diğer hususlarla birlikte, ruhsat alanının sınırında yapılan üretimin saha sınırı dışına taştığı hâllerde, bu kişilere idari para cezası uygulanacağını öngörmektedir.
B. 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu
19. Kabahatler Kanunu’nun ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
Madde 27
“1. İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı ... sulh ceza mahkemesine başvurulabilir ...”
Madde 28
“...
4. Mahkeme, ... talep üzerine veya re’sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir.
...
7. Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde idarî yaptırım kararı verilen ... tarafa son sözünü sorar ... Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar.
8. Mahkeme, son karar olarak idarî yaptırım kararının;
a. Hukuka uygun olması nedeniyle, "başvurunun reddine",
b. Hukuka aykırı olması nedeniyle, "idarî yaptırım kararının kaldırılmasına",
Karar verir.
...”
Madde 29
“1. Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yapılır.
2. İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir.
...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA
20. Başvuran, yargılamanın adil olmadığından şikâyet etmiş; zira yerel mahkemenin sözlü duruşma yapmadığını ve ilgili delilleri incelemeksizin idari para cezasına karşı öne sürülen itirazı reddettiğini belirtmiştir. Başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanmıştır. Söz konusu maddenin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ve kamuya açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. ...”
21. Hükümet, Tarsus Sulh Ceza Mahkemesinin, Kabahatler Kanunu’nun 28 § 4 maddesi uyarınca takdir hakkını kullanarak, başvuranın itirazını duruşma yapmadan incelediğini belirtmiştir. Hükümet, başvuranın itirazının incelenmesi için sözlü bir duruşma yapılmasına gerek bulunmadığını ve yerel mahkemenin dava dosyası üzerinden bu incelemeyi yeterli düzeyde gerçekleştirebileceğini; zira başvuranın ruhsatlı alanı dışında maden çıkarmasının, bilirkişi raporuyla sabit ve krokilerle ortaya konmuş olduğu üzere, tamamen teknik bir husus olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca Hükümet, başvuran şirketin başkanının, polise verdiği ifadelerde, teftiş tutanağında belirtildiğinden daha küçük bir alanda da olsa, şirketinin maden işletme ruhsatının sınırlarını ihlal ettiğini kabul ettiğini eklemiştir. Sonuç olarak, bu tür davaların sonuçlandırılmasında verimliliğe ilişkin kaygıları da göz önünde bulunduran Hükümet, başvuranın vekilinin ya da tanıklarının dinlenmesiyle edinilecek ek bir bilgi bulunmadığından, duruşma yapılmamasının, başvuranın adil yargılanma hakkına halel getirmediği yönünde görüş bildirmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
22. Mahkeme, Hükümet tarafından, konu bakımından (ratione materiae) yetkisizlik gerekçesiyle herhangi bir kabul edilemezlik itirazı sunulmadığını gözlemlemektedir. Ancak, Mahkeme, konu bakımından bağdaşmazlık hususunun, kelimenin dar anlamıyla kabul edilebilirlik kavramından ziyade, Mahkemenin yetki alanı ile ilgili bir husus olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkemenin yetki alanının kapsamı, belirli bir davadaki tarafların beyanları ile değil, doğrudan Sözleşme ile ve özellikle de 32. madde ile belirlendiğinden, bağdaşmazlık ile ilgili bir itiraz sunulmamış olması, söz konusu yetki alanının genişletilebileceği anlamına gelmez (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Blečić/Hırvatistan [BD], no. 59532/00, § 67, AİHM 2006‑III; Tănase/Moldova [BD], no. 7/08, § 131, AİHM 2010 ve Béláné Nagy/Macaristan [BD], no. 53080/13, § 71, AİHM 2016). Buna göre, Mahkeme, bu hususu re’sen inceleyecektir.
23. Mevcut davada Mahkeme, yerel düzeydeki yargılamaların, başvuranın ruhsat sınırı dışında maden çıkardığı gerekçesiyle Tarsus İl Özel İdaresi tarafından verilen para cezasına karşı itirazı ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir.
24. Mahkeme, Jussila/Finlandiya ([BD], no. 73053/01, AİHM 2006‑XIV) kararında, ek vergiler uygulanması hakkındaki yargılamalarda Sözleşme’nin 6. maddesinin cezai kısmının uygulanabilir olduğu sonucuna varmıştır. Bu doğrultuda, Mahkeme, ek vergilerle ilgili yargılamaların, söz konusu Sözleşme maddesinin özerk anlamı dâhilinde “cezai” olup olmadığını incelemiş; bu amaçla bir “cezai suçun” varlığını tespit etmek için kullanılan ve genellikle “Engel kriterleri” olarak bilinen üç kritere dayanmıştır (bk. Engel ve Diğerleri/Hollanda, 8 Haziran 1976, § 82, A Serisi no. 22). Bu kriterlerden ilki, suçun iç hukuktaki yasal sınıflandırması; ikincisi, suçun niteliği ve üçüncüsü de, ilgili kişinin karşılaşabileceği cezanın ağırlığıdır. İkinci ve üçüncü kriterler birbirinin alternatifi olup, zorunlu olarak birbirini tamamlayan kriterler değildir. Ancak, bu durum, her bir kriterin ayrı ayrı değerlendirilmesinin cezai bir suç isnadının varlığı konusunda açık bir sonuca varmayı mümkün kılmadığı hâllerde, kriterlerin birbirini tamamlayacak şekilde uygulanmasının önünde engel oluşturmaz (bk. Sergey Zolotukhin/Rusya [BD], no. 14939/03, § 53, AİHM 2009 ve Steininger/Avusturya, no. 21539/07, § 34, 17 Nisan 2012).
25. İlk kriter konusunda, şikâyete konu olan para cezasının A Grubu Madenlerle İlgili Uygulama Yönetmeliği uyarınca verildiği ve iç hukuk kapsamında idari bir mesele olduğu açıktır. Ancak bu, tek başına belirleyici değildir. İkinci kritere gelindiğinde, Mahkeme, başvuran aleyhinde uygulanan tedbirin, yukarıda adı geçen Yönetmelik’in 19. maddesinden kaynaklandığını gözlemlemektedir. Söz konusu hüküm, özel bir koşula karşılık genel bir yükümlülük uygulanmasını, yani ruhsat alanının dışında madencilik faaliyeti yürüten kişilere para cezası verilmesini öngörmektedir (bk. yukarıda anılan Steininger, § 36). Buna ilaveten, üçüncü kriterle ilgili olarak, Mahkeme, söz konusu para cezasının önemli bir miktara tekabül ettiğini ve tek amacı başvuran tarafından sebep olunan zarara karşılık maddi tazminat sağlanması olmadığından hem caydırıcı hem de cezalandırıcı nitelikte olduğunu kaydetmektedir (bk. Hüseyin Turan/Türkiye, no. 11529/02, § 19, 4 Mart 2008). Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin cezai kısmının uygulanabilir olduğunu saptamaktadır.
26. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanısındadır. Mahkeme ayrıca, söz konusu şikâyetin başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğunun beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
27. Sözlü ve kamuya açık bir duruşma yapılması, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesiyle koruma altına alınmış temel ilkelerdendir. Bu ilke, özellikle cezai bağlamda önem kazanmaktadır; zira, söz konusu bağlamda genellikle ilk derecede 6 § 1 maddesinin şartlarını sağlayan bir mahkeme olmalı ve başvuran, davasının “dinlenmesi” hakkına ve diğer hususların yanı sıra kendi lehinde ifade verme, aleyhindeki ifadeleri dinleme ve tanıklara soru sorma ve çapraz sorguya çekme imkânlarına sahip olmalıdır (bk. yukarıda anılan Jussila, § 40).
28. Bununla birlikte, duruşma yapma yükümlülüğü, mutlak bir yükümlülük değildir. Mahkeme, yukarıda anılan Jussila kararında, “cezai suç isnadı” kavramının, geleneksel ceza hukuku kategorilerine dâhil olmayan (idari cezalar, gümrük kanunu, ek vergiler gibi) davaları da kapsayacak şekilde genişletilmesinin sonucunda, ağırlıkları bakımından farklı olan “cezai suç isnatlarının” açıkça mevcut olduğunu tespit etmiştir. Adil yargılanma ile ilgili şartlar, ceza hukukunun çekirdeğini oluşturan konularda daha katıyken, Sözleşme’nin 6. maddesinin ceza hukukuna uygulanan kısmı, bu başlık kapsamına giren ve önemli derecede büyük bir ayıp içermeyen dava kategorilerine mutlak surette en katı hâliyle uygulanmaz. Bu nedenle, Mahkeme, cezai alandaki her davada sözlü duruşma yapılmasının gerekli olmayabileceğini kabul etmiştir (bk. yukarıda anılan Jussila, § 43).
29. Hukuk davalarındaki yaklaşımına paralel olarak, Mahkeme, sözlü bir duruşmanın gerekli görülmemesini haklı kılabilecek koşulların özelliklerinin, temelde yetkili mahkeme tarafından karara bağlanacak meselenin mahiyetine bağlı olduğu, özellikle bu meselenin dava dosyası üzerinden yeterli düzeyde çözüme kavuşturulamayacak, esasa veya hukuka ilişkin bir husus olup olmamasıyla ilgili olduğu kanaatindedir. Delil ve ifadelerin sözlü olarak sunulmasını ya da tanıkların çapraz sorguya çekilmesini gerektirecek inandırıcılıkla ilgili sorunların veya ihtilaflı olayların var olmadığı ve üzerine atılı suç bulunan kişiye davasını yazılı olarak sunma ve aleyhindeki delillere itiraz etme imkânının tanındığı hâllerde, sözlü bir duruşma yapılması gerekli olmayabilir (bk. yukarıda anılan Jussila, §§ 41-42 ve 47-48). Bu bağlamda, ulusal makamların verimlilik ve tasarruf ile ilgili talepleri göz önünde bulundurmasının meşruiyeti vardır (yukarıda anılan Jussila, § 42).
30. Ayrıca, Mahkeme, duruşma yapılmasının belirli bir davanın koşulları içerisinde gerekli olmadığını kabul ederken, aynı zamanda söz konusu meblağın düşük olmasını veya suçun hafif mahiyette olmasını da dikkate almaktadır (yukarıda anılan Jussila, § 48 ve Suhadolc/Slovenya (k.k.), no. 57655/08, 17 Mayıs 2011).
31. Somut davanın olaylarına dönüldüğünde, Mahkeme, söz konusu yerel düzeydeki yargılamaların, A Grubu Madenlerle İlgili Uygulama Yönetmeliği uyarınca verilen ve bu itibarla ceza hukuku kapsamındaki geleneksel kategorilere dâhil olmayan para cezasına karşı başvuran tarafından yapılan itirazla ilgili olduğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda anılan Suhadolc).
32. Mahkeme, ayrıca, bu tür cezalara karşı yapılan itirazların, Kabahatler Kanunu uyarınca Sulh Ceza Mahkemelerince değerlendirildiğini gözlemlemektedir. Adı geçen Kanun’un 28 § 4 maddesi, sözlü duruşma yapılmasıyla ilgili kararı mahkemelerin takdirine bırakmaktadır ve Mahkeme’ye göre bu durum, Sözleşme’nin 6. maddesiyle korunan güvencelerle tek başına bağdaşmazlık yaratmamaktadır. Bununla bağlantılı olarak, Mahkeme, bu dava türündeki duruşmalarla ilgili kısıtlamaların, hafif suçlarla ilgili işlemlerin daha hızlı tamamlanması ve yargının iş yükünün hafifletilmesi amacını güttüğünü gözlemlemektedir. Mahkeme, bu mülahazaların meşru olduğunu ve mahkemelerdeki dava yükünün hızlandırılmış bir şekilde işlenmesinin de makul süre içerisinde yargılanma hakkının temin edilmesi için elzem olabileceğini kaydetmektedir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Hermi/İtalya [BD], no. 18114/02, § 80, AİHM 2006‑XII).
33. Mahkeme, özellikle yerel mahkeme tarafından karara bağlanması gereken hususların mahiyetini göz önünde bulundurmak suretiyle, başvuranın çıkarlarının yargılamada fiilen nasıl sunulduğu ve korunduğunu dikkate alarak, mevcut davanın koşulları altında duruşma yapılmamasının haklı olup olmadığını ve adillik şartının sağlanıp sağlanmadığını inceleyecektir (bk. Pönkä/Estonya, no. 64160/11, § 34, 8 Kasım 2016).
34. Mahkeme, başvuranın Mersin Sulh Ceza Mahkemesinden, Tarsus İl Özel İdaresi tarafından para cezasının dayanağı olarak gösterilen teftiş tutanağının doğruluğunun ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi için sözlü bir duruşma yapılmasını, olay yerinde inceleme yapılmasını ve tanıklarının dinlenmesini talep ettiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda, başvuran, teftiş tutanağının tutulmasında ve cezanın verilmesinde görev alan bazı yetkililerin irtikâpla suçlandıklarını ve haklarındaki ceza yargılamalarının hâlen Mersin Ağır Ceza Mahkemesi önünde derdest olduğunu vurgulamıştır.
35. Mahkeme, ayrıca, Sulh Ceza Mahkemesinin başvuranın duruşma taleplerini herhangi bir gerekçe belirtmeksizin reddettiğini gözlemlemektedir. Dahası, mahkemeden davayı hem olaylar hem de hukuki değerlendirme bakımından incelemesi talep edilmiş olmasına rağmen, bu mahkeme, başvuranın para cezasına karşı itiraz ederken özellikle güvenilir olmadığını iddia ettiği 31 Ocak 2006 tarihli teftiş tutanağı üzerinden, tutanağın güvenilirliğine ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmaksızın, başvuranın itirazını reddetmiştir. Bu hususta, Mahkeme, yerel mahkemenin yargılama süreci boyunca tarafların herhangi birinden ya da bir bilirkişiden ek bir görüş beyan etmesini talep etmediğini kaydetmektedir (yukarıda anılan Jussila kararındakinin aksine). Bunun yanı sıra, şikâyet konusu para cezasının uygulanmasına yol açan eylemleri nedeniyle iki kamu görevlisi hakkında irtikâp suçlamasıyla açılan ceza davalarının da yerel mahkemece dikkate alınmadığı görülmektedir.
36. Dava konusu tutanağın güvenilirliğine ilişkin değerlendirmenin gerçekleştirilebilmesi için olayların veya delillerin sözlü olarak incelenmesinin gerekli olmadığı, zira durumun bir teftiş tutanağıyla ve krokilerle tespit edilmiş olduğu yönünde Hükümet tarafından öne sürülen iddiayı inceleyen Mahkeme, somut davada dayanak gösterilen teftiş tutanağının, teknik cihazlar gibi nesnel yöntemlerle elde edilen delillere eşdeğer tutulabileceği kanısında değildir (bk. sanık aleyhindeki delillerin lazerli hız ölçüm cihazı (radar) ve alkol testi vasıtasıyla elde edildiği, yukarıda anılan Suhadolc). Ayrıca, Mahkeme, başvuran konumundaki şirketin başkanının, ruhsat sınırının 400 metre kadar aşıldığını itiraf etmesinin (bk. yukarıda § 10) bu hususta önemli olmadığı, zira bu kişinin ifadelerinin, yerel mahkeme önünde itiraz ettiği ve ruhsat sınırından 5.000 m²’lik bir taşma olduğunu belirten teftiş tutanağını (bk. yukarıda § 7) hiçbir şekilde desteklemediği görüşündedir.
37. Mahkeme, davanın konusunun bir dereceye kadar teknik mahiyette bir meseleyle ilgili olduğunu kabul etmekle birlikte, teftiş tutanağının güvenilirliği hususunun, başvuranın para cezasına karşı itirazının değerlendirildiği esnada yerel mahkemelerce dikkate alınması gereken kritik bir unsur olduğu görüşündedir. Sonuç olarak Mahkeme, somut davanın koşulları altında, adil yargılanma ile ilgili olan bu hususun, başvuran ve tanıklar tarafından bizzat hazır bulunarak verilen ifadelerin doğrudan bir değerlendirmesi yapılmadan doğru şekilde tespit edilemeyeceği sonucuna varmaktadır (bk. yukarıda anılan Hüseyin Turan, § 35 ve Hannu Lehtinen/Finlandiya, no. 32993/02, § 48, 22 Temmuz 2008).
38. Buna göre, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
39. Başvuran, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, adil bir şekilde yürütülmeyen yerel yargılamalar sonucunda kendisine idari para cezası verildiği gerekçesiyle, mal ve mülkünden mahrum bırakıldığından şikâyet etmiştir.
40. Mahkeme, bu şikâyetin yukarıda incelenen şikâyetle bağlantılı olduğunu kaydederek, aynı şekilde kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
41. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında bir ihlal tespit etmiş olduğunu (bk. yukarıda § 38) göz önünde bulunduran ve başvuranın yerel mahkeme önünde yargılamanın yenilenmesi hakkına hâlâ sahip olduğunu (bk. aşağıda § 44) dikkate alan Mahkeme, bu davada Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğine ilişkin bir inceleme yapmaya gerek görmemektedir (bk. S.C. IMH Suceava S.R.L./Romanya, no. 24935/04, § 45, 29 Ekim 2013).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
42. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
43. Başvuran, çekişmeli usul sürecinde, Mahkeme İçtüzüğü’nün 60. maddesi kapsamında gerekli kılınan şekilde herhangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Herhangi bir zorlayıcı husus bulunmadığından (bk. Nagmetov/Rusya [BD], no. 35589/08, §§ 61 ve 78-82, 30 Mart 2017), Mahkeme, bu gerekçeyle başvurana herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek duymamıştır (bk. T.G./Hırvatistan, no. 39701/14, § 74, 11 Temmuz 2017).
44. Mahkeme, ayrıca, en uygun tazmin şeklinin, başvuranın talep etmesi hâlinde, Sözleşme’nin 6. maddesine uygun şekilde yargılamanın iadesi olacağı kanaatindedir (bk. Salduz/Türkiye [BD], no. 36391/02, § 72, AİHM 2008).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki şikâyetin incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 28 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]. Olayların yaşandığı tarihte 82.000 avroya tekabül etmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy