AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖZTEKİN VE YILDIZ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 26300/10)
KARAR
STRAZBURG
17 Mart 2015
İş bu karar kesindir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Öztekin ve Yıldız / Türkiye davasında,
Başkan
Helen Keller,
Yargıçlar
Egidijus Kūris,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 17 Şubat 2015 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 26300/10) davanın temelinde, Türk vatandaşları Necat Öztekin (“başvuran Necat Öztekin”) ve Suna Abay Yıldız’ın (“başvuran Suna Abay Yıldız”) 13 Nisan 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbul’da görev yapan Avukat M.Erbil tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Mahkeme, 24 Ocak 2012 tarihinde başvurunun kısmen kabul edilemez olduğunu açıklamış ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 3 ve 5. fıkraları ile 6. maddesinin 1. fıkrası ve 13. maddesi bağlamındaki şikâyetlerin Hükümet’e bildirilmesine karar vermiştir.
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar sırasıyla 1982 ve 1990 doğumludurlar.
5. Başvuranlar, terör fiilleri sebebiyle 7 Ağustos 2005 tarihinde yakalanmış ve8 Ağustos 2005 tarihinde tutuklanmışlardır.
6. Savcı, 22 Ağustos 2005 tarihinde, terör örgütü üyesi olma ve bombalı saldırı nedeniyle başvuranlar hakkında iddianame düzenlemiştir. Başvuranlardan Necat Öztekin’in davası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Suna Abay Yıldız’ın davası ise Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanmıştır.
7. Başvuran Suna Abay Yıldız 10 Ekim 2006 tarihinde serbest bırakılmıştır.
8. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 27 Aralık 2012 tarihinde, başvuran Necat Öztekin’i atılı suçlardan suçlu bularak, üç yıl dokuz ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Necat Öztekin, yargılama boyunca tutuklu kalmıştır.
9. Yargıtay 14 Kasım 2013 tarihinde, başvuran Necat Öztekin’in mahkûmiyetini onamıştır.
10. Başvuran Suna Abay Yıldız ise, 11 Mart 2014 tarihinde beraat etmiştir. Beraat kararı temyiz edilmemiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 3 VE 5. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
11. Başvuran Necat Öztekin, maruz kaldığı tutukluluk süresinden ve tazminat alabileceği hukuk yolu bulunmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3 ve 5. fıkralarını ileri sürmektedir.
12. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet’e göre, başvuran Necat Öztekin’in, öncelikle Ceza Muhakemesi Kanununun (Bundan böyle metinde “CMK” olarak anılacaktır.) 141. maddesi uyarınca tazminat elde edebileceği iç hukuk yoluna başvurması gerekirdi.
13. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası anlamında, başvuran Necat Öztekin’in tutukluluğunun 27 Aralık 2012 tarihinde ilk derece mahkemesinde mahkûmiyetiyle sona erdiğini ve söz konusu mahkûmiyet kararının 14 Kasım 2013 tarihinde kesinleştiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 8-9 paragraflar). Başvuran, kararın kesinleştiği tarihten itibaren, CMK’nın 141. maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunabilirdi.
14. Mahkeme, CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının d) bendinde, hakkında makul sürede hüküm verilmeyen bir tutuklu için tazminat talebinde bulunabilme imkânının öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Keza böyle bir başvuru, bir yandan ilgili kişinin maruz kaldığı tutukluluk süresinin uzunluğunun tespiti diğer yandan ise uğradığı zararın tazmini imkânını sağlamaktadır.
15. Mahkeme kendi rolünün, insan haklarını güvence altına alan ulusal sistemlere nazaran ikincil olduğunu hatırlatarak, başvuran Necat Öztekin’in, yerel yargı organları önünde Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği iddiasını dile getirebileceği yeni bir hukuk yoluna sahip olduğu kanısındadır. Hiçbir hüküm, yerel mahkemeler tarafından bu vesileyle yapılacak denetimin, bu türden bir başvuru yolunun etkinliğinden şüphe duyabilmek ve kesinlikle başarısızlıkla sonuçlanacağını ifade edebilmek için herhangi bir şekilde kısıtlanacağını belirtmemektedir. Üstelik özel bir amaçla kabul edilen ve bu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan yeni bir yasal düzenlemeye işlerlik kazandırmak ve bu hükmü uygulatma imkânı vermek amacıyla ulusal mahkemelere başvurulmasında yarar bulunmaktadır. (bk. bu anlamda, Şefik Demir/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51770/07, § 32 ve bu kararda yer alan atıflar).
16. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, başvuran Necat Öztekin’in CMK 141. maddesinin 1. fıkrasının d) fıkrasına dayanarak tazminat talebinde bulunmak için ulusal yargı organlarına başvurması gerektiği ancak bu yolu kullanmadığı kanısındadır. İşbu şikâyet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmedir.
17. Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. fıkrası bağlamındaki şikâyetle ilgili olarak, yukarıdaki değerlendirmeler göz önüne alınarak (yukarıdaki 14-16. paragraflar), Mahkeme, işbu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuranlar, davalarının makul sürede görülmediğinden şikâyet etmekte ve haklarında açılan ceza yargılamalarının süresiyle ilgili olarak şikâyette bulunmalarına imkân veren iç hukuk yolu bulunmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedirler.
19. Hükümet, ihtilaf konusu yargılamaların süresinin, davaların karmaşıklığı göz önünde bulundurulduğunda makul olmadığı şeklinde değerlendirilemeyeceğini ileri sürmektedir.
20. Mahkeme öncelikle, Ümmühan Kaplan/Türkiye (No.24240/07, 20 Mart 2012) kararında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından Türkiye’de yeni bir tazminat yolu düzenlendiğini dikkate sunmaktadır. Mahkeme, Turgut ve diğerleri/Türkiye (No. 4860/09, 26 Mart 2013) kararında, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri, yani söz konusu yeni hukuk yolunu kullanmadıkları gerekçesiyle yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır. Bu karara varırken, Mahkeme özellikle bu yeni hukuk yolunun a priori erişilebilir ve yargılama süresine ilişkin şikâyetler için makul telafi imkânları sunabilecek nitelikte olduğu kanaatine varmıştır.
21. Mahkeme, aynı zamanda, Ümmühan Kaplan pilot kararında (yukarıda anılan, § 77), özellikle Hükümet’e daha önce tebliğ edilen bu türden başvuruların incelemesini normal usul yoluyla sürdürebileceğini belirttiğini de hatırlatmaktadır. Mahkeme ayrıca, mevcut dava kapsamında, Hükümet’in bu yeni başvuru yoluyla ilgili olarak herhangi bir itirazda bulunmadığını kaydetmektedir. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, mevcut başvurunun incelenmesini sürdürmeye karar vermektedir.
22. Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri bağlamındaki şikâyetlerin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik bulunmadığını tespit eden Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin kabul edilebilir olduklarına karar vermektedir.
23. Mahkeme, dikkate alınacak sürenin 7 Ağustos 2005 tarihinde başvuranların yakalanmasıyla başladığını ve başvuran Necat Öztekin için 14 Kasım 2013 (yukarıdaki 9. paragraf), başvuran Suna Abay Yıldız için ise 11 Mart 2014 tarihinde (yukarıdaki 10. paragraf) sona erdiğini tespit etmektedir. Dolayısıyla, söz konusu süre Necat Öztekin için yaklaşık sekiz yıl, Suna Abay Yıldız için ise yaklaşık dokuz yıldır.
24. Mahkeme, yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve içtihadında belirtilen kriterler, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların tutumu dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer birçok karar arasından, Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], No. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).
25. Mahkeme öte yandan, somut olaydakine benzer sorunların ileri sürüldüğü çok sayıda davada, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Pélissier ve Sassi kararı). Somut davada kendisine ibraz edilen unsurların tamamını inceledikten sonra, Mahkeme, Hükümet’in mevcut davada farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir olgu veya iddia sunmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme, konuya ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak, somut olayda ihtilaf konusu yargılamaların süresinin aşırı uzun olduğu ve “makul süre” gerekliliğini karşılamadığı kanaatine varmaktadır.
26. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
27. Yukarıda ifade edilen değerlendirmeler (yukarıda 20. paragraf) ışığında, Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesi bağlamındaki şikâyetin incelenmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. bu anlamda, Rifat Demir/Türkiye, No. 24267/07, § 41, 4 Haziran 2013).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Manevi tazminat
28. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
29. Maruz kaldıkları manevi zarar bağlamında, başvuran Necat Öztekin 25.000 avro, başvuran Suna Abay Yıldız ise 15.000 avro talep etmektedir.
30. Hükümet bu taleplere karşı çıkmaktadır.
31. Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak, manevi tazminat bağlamında, başvuran Necat Öztekin’e 3.500 avro, başvuran Suna Abay Yıldız’a ise 6.000 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir.
B. Masraf ve Giderler
32. Başvuranlar aynı zamanda, yaptıkları masraf ve giderler için 2.540 avro talep etmektedirler. Kanıtlayıcı belge olarak, masraf dekontu ibraz etmektedirler.
33. Hükümet, bu taleplere karşı çıkmaktadır.
34. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir.
Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, tüm masraflar için başvuranlara müştereken 500 avro ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
35. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Başvurunun, ceza yargılamalarının süresi ve başvuranların davalarının makul sürede görülmesini isteme haklarının incelemesine imkân verecek bir hukuk yolu bulunmaması (Sözleşme’nin 6 ve 13. maddeleri) bağlamındaki şikâyetler ile ilgili kısmının kabul edilebilir; geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 13. maddesi bağlamındaki şikâyetin incelenmesine gerek olmadığına;
4.
a) üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, davalı Devlet’in aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna:
i) vergi başlığı altında tahsil edilebilecek her türlü miktarın da eklenmesi suretiyle, manevi tazminat olarak, Necati Öztekin’e 3.500 avro (üç bin beş yüz avro), Suna Abay Yıldız’a 6.000 avro (altı bin avro);
ii) başvuranlar tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için başvuranlara müştereken 500 avro (beş yüz avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranın uygulanmasının uygun olduğuna;
5. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar, Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 17 Mart 2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Abel CamposHelen Keller
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy