AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÖZTÜRK/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 14402/11)
KARAR
STRAZBURG
16 Kasım 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Öztürk/Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve Türk vatandaşı, 1932 doğumlu olan ve Çanakkale’de ikâmet eden ve ayrıca İzmir Barosuna bağlı Avukat N. Yılmaz tarafından temsil edilen Hüseyin Öztürk’ün (“başvuran”) 29 Aralık 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (No. 14402/11), başvurunun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde, Türkiye Temsilcisi Adalet Bakanlığı nezdinde İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunulması kararını, tarafların görüşlerini ve Mahkemenin, bir komite tarafından başvurunun incelenmesine ilişkin Hükümetin itirazını reddettiği kararı dikkate alarak, 12 Ekim 2021 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, idareye devredilen başvuranın mülkünün bir kısmına kamu yararına bir yol yapımının gerçekleştirilmemesi nedeniyle, ilgiliye yerel mahkemeler tarafından bir tazminatın ödenmesinin reddedilmesiyle ilgilidir.
2. Başvuran, Esenyurt’ta bulunan bir taşınmazın mülk ortağıdır.
3. İdare, 21 Şubat 2006 tarihinde, imar planında değişikliğe giderek yeni bir parselasyon ve arazi tahsisi planı oluşturmuştur.
4. Başvuran ve taşınmazın diğer mülk ortağı bu nedenle, yol yapımı için taşınmazlarının 743.86 m2’lik bir alanını Esenyurt Belediyesine bağışlamışlardır.
5. Belediye, bu taşınmazın 392.16 m2’lik bir alanını özel bir şirkete satmıştır.
6. Başvuran, 4 Mayıs 2006 tarihinde, Belediyeye dava açmıştır. Başvuran, Belediyenin, mülkün devri çerçevesinde, belirlenen koşullara riayet etmediğini ileri sürerek, mülkün iade edilmesini talep etmekteydi. Başvuran ayrıca, maruz kaldığı zarar bağlamında bir tazminat talep etmekteydi.
7. Ulusal mahkemeler, kamulaştırmaya ilişkin 2942 Sayılı Kanun’un 35. maddesi gereğince, başvuranın söz konusu mülk üzerinde bundan böyle mülkiyet hakkı veya tazminat talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle, bu talebi reddetmişlerdir. Kesin olan yerel mahkeme kararı, 14 Ekim 2010 tarihinde, başvurana bildirilmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’YE EK 1. NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
8. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin ihlalinin mağduru olarak gördüğünü gözlemlemektedir. Başvuran, Belediyenin bu mülkün devri çerçevesinde, kanaatine göre belirlenen koşulların tamamen tanınmayarak, taşınmazının bir kısmının özel bir şirkete satılmasından şikâyet etmektedir.
9. Mahkeme, hükümetin bu iddiayı kabul etmediğini kaydetmektedir. Hükümet ardından, başvuranın Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesi anlamında, bir mülk olarak kabul edilebilecek herhangi mevcut ve gerekli başka bir alacağın somutlaştırılması açısından ne “güncel bir mülkü” ne de “meşru bir beklentisi” bulunduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, ardından iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazda bulunmaktadır. Hükümet son olarak, her durumda başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmaktadır.
10. Mahkeme, ilgili iç hukuk yani kamulaştırmaya ilişkin Kanun’un 35. maddesi gereğince, yol, yeşil saha ve bunun gibi kamu hizmet ve tesislerine ayrılan yerlerle kamu hizmet ve tesisleri için ayrılmış bulunan yerler için eski malikleri tarafından mülkiyet iddiasında bulunulamayacağını ve karşılığı istenemeyeceğini tespit etmektedir. Aynı husus, özel parselasyona konu olan ve malikinin rızası ile kamu yararına kullanılmak üzere devredilen mülkler için de geçerlidir.
11. Mahkeme öncelikle, başvurunun kabul edilebilirliğiyle ilgili olarak, içtihadına atıfta bulunarak (Karaman/Türkiye, No. 6489/03, § 29, 15 Ocak 2008), başvuranın Belediyenin özel bir şirkete satmış olduğu ihtilaf konusu taşınmazın parselinin iadesini meşru olarak umabileceğini, bu parselin kullanılmadığını ve devrin amaçlandığı kamu yararı ve kamu yararından başka bir amacına yönelik olmadığını kaydetmektedir (bk., a contrario (aksiyle kanıtlama yoluyla), Sağlık İnşaat Turizm Sanayi Taahhüt ve Ticaret Ltd. Şti./Türkiye (kk.), No. 55549/11, 7 Nisan 2015).
12. Mahkeme ardından, başvuranın bu bağlamda haklarını ileri sürmek için Türk hukuk sisteminde kendisine sağlanan başvuru yollarını tükettiğini gözlemlemektedir.
13. Mahkeme sonuç olarak, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
14. Mahkeme, davanın esasıyla ilgili olarak, başvuranın yol yapımı amacıyla mülkünün bir kısmını Belediyeye devrettiği, ancak devredilen mülkün yalnızca bir kısmının bu amaçla kullanıldığı ve geri kalanının özel bir şirkete satıldığı konusunda taraflar arasında itiraz konusu olmadığını tespit etmektedir.
15. Mahkeme, Belediyenin başvuranın bağışladığı taşınmazın yalnızca bir kısmının kamu yararı amacıyla, kullanmasının mülkiyet hakkına saygı sorunu teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. yukarıda belirtilen Karaman, § 28). Böylelikle, başvurana ihtilaf konusu taşınmazın iade edilmesinin veya kullanılmayan taşınmazın değerinde ilgiliye bir tazminat ödenmesinin reddedilmesi, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesinin gerekliliklerine uygun değildir.
16. Belediye, taşınmazın kullanılmayan bir kısmını özel bir şirkete satarak, "yol ve yeşil saha vb. veya “kamu yararının kullanımı“ için kamu yararına olan işlerin gerçekleştirilmesi amacıyla" idareye devredilen mülklerin durumunu düzenleyen kamulaştırmaya ilişkin Kanun’un 35. maddesinde oluşturulan statüden yararlanmıştır (yukarıda 10. paragraf).
17. Ulusal mahkemeler, kamulaştırmaya ilişkin Kanun’un 35. maddesinin, idareye devredilen mülklerin eski maliklerini, mülkler etkin olarak kamu yararına olan işlerin gerçekleştirilmesine tahsis edilmemiş ise, bu mülkler üzerinde mülkiyet hakkını veya bir tazminat talep etmelerini engellediğini değerlendirmişlerdir. Mahkemenin görüşüne göre, bu yorum, genel menfaat gerekleri ile bireysel hakların korunması zorunlulukları arasında korunması gereken adil dengeyi bozabilmektedir.
18. Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
19. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı maddi zarar bağlamında 472.000 Amerikan Doları talep etmektedir.
20. Hükümet, bu talebi kabul etmemektedir.
21. Mahkeme, başvuran tarafından maruz kalınan zararla ilgili yapılacak değerlendirmenin karmaşık olduğunu ve kendisinin bu konuyu makul olarak çözüme kavuşturmasına imkân verebilecek bütün araçlara sahip olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme sonuç olarak, zararın tazmin edilmesi konusunu, Tazminat Komisyonuna sunmaktadır (Kaynar ve diğerleri/Türkiye, No. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, § 24, 7 Mayıs 2019).
22. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 41. maddesini uygulama konusuna ilişkin dava kısmının kayıttan düşürülmesi gerekmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Dolayısıyla, Sözleşme’nin 41. maddesini uygulama konusuna ilişkin dava kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 16 Kasım 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan