Panju / Belçika - 18393/09 - 28.10.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar – Başvuran, yasadışı altın ticareti yapma ve kara para aklama şüphesiyle 2002 yılının Kasım ayında yakalanmıştır. O sırada üzerinde taşıdığı 50 kilogramlık altına el konulmuş ve Belçika’daki banka hesapları dondurulmuştur. Nisan 2005’te sorgu hakimi tarafından kara para aklama suçuyla resmi olarak itham edilmiştir. Usuli gecikmelerden şikâyet eden ve el koyma tedbirinin kaldırılmasını talep eden başvuranın yaptığı başvurulara rağmen; adli soruşturma Nisan 2005’ten itibaren bu yana derdesttir.
Hukuki Değerlendirme –Yargılamaların on bir yıldan fazla sürmesi nedeniyle, başvuranın adli soruşturmanın uzunluğuna ilişkin şikâyeti, ilk bakışta “savunulabilir” niteliktedir. Bu bağlamda başvurana etkin bir hukuk yolu tanınması gereklidir.
Madde 35 § 1: Yargıtay 28 Eylül 2006 tarihli bir kararda, Devletin sözleşme dışı sorumluluğunun tespit edilmesi hususunda dava açılması ve buna göre yargılamaların uzunluğu hakkında şikâyette bulunulması olanağının mevcut olduğunu kabul etmiştir.
Mahkeme, hukuk yargılamalarının uzunluğuyla ilgili olarak; Depauw / Belçika ((k.k.), 2115/04, 15 Mayıs 2007, 97 sayılı Bilgi Notu) davasında, tazminat yolunun 28 Mart 2007 tarihinden itibaren yeterli derecede kesinlik kazandığını ve sonuç olarak, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin amacı dâhilinde, bu tarihten sonra yapılan başvurularda, tazminat yolunun kullanıldığının tespit edilmesi gerektiğini kabul etmiştir.
Mahkeme, Yargıtay tarafından kabul edilen hukuk yolunun, ceza yargılamalarının uzunluğuna ilişkin şikâyetler bakımından hangi sebeple geçerli olmadığı konusunda bir gerekçe bulunmadığı kanısına varmıştır. Ancak Hükümet’in, anılan davalar arasında, bu içtihadın ceza yargılamaları için geçerli olduğunu gösteren bir karar örneği sunamadığını kaydetmiştir.
Başvuran mevcut davada bu hukuk yolunun etkin olmadığı kanısına varması nedeniyle, Devletin yargılamaların uzunluğuna ilişkin sorumluluğunun tespit edilmesi amacıyla dava açmamıştır.
İspat yükümlülüğünü taşıyan Hükümet, tazminat yolunun, uygulamada, mahkemeler tarafından ceza yargılamaları bağlamında ortaya konulduğunu kanıtlayamamıştır. Bu nedenle, söz konusu hukuk yolu, ceza soruşturmasının uzunluğu konusunda şikâyette bulunulacak etkin bir hukuk yolu olarak değerlendirilemez.
Sonuç: ilk itiraz, esasa ilişkin incelemeyle birleştirilmiş ve reddedilmiştir (iç hukuk yollarının tüketilmemesi).
Madde 6 § 1 ile bağlantılı olarak 13. madde: Yargıtay, 8 Nisan 2008 tarihli kararında, emsal kararlardan ayrılarak; ceza yargılamalarının tüm aşamalarında, hatta adli soruşturma aşamasında dahi, kişinin makul süre içerisinde yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit edilebilmesinin mümkün olması gerektiğini; sonuç olarak, İddianame Dairesinin resen veya taraflardan birinin talebi üzerine, kendisine iletilen davaların süreleri de dâhil olmak üzere, kanuna uygun olup olmadığını değerlendirme görevi bulunduğunu kabul etmiştir.
Mahkeme, Tyteca ve Diğerleri / Belçika ((k.k.), 483/06, 24 Ağustos 2010) davasında, bu hukuki gelişmeyi dikkate alarak görüşünü bildirmiştir. Başvuranların hukuki sorumluluğun tespit edilmesi amacıyla dava açmamaları ve Belçika Ceza Muhakemesi Kanununun 136. ve mükerrer 136. maddelerinde öngörülen hukuk yollarından (adli soruşturmanın, Temyiz Mahkemesi bünyesinde yer alan ve soruşturma hâkimine bazı talimatlar vermekle birlikte davayı devralma hakkına sahip olan İddianame Dairesi tarafından incelenmesi) herhangi birini kullanmamaları nedeniyle; şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Ancak bu karardan, yargılamaların doğru bir şekilde işlemesini sağlamak amacıyla, Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili maddeleri kapsamında İddianame Dairesinin vermeye yetkili olduğu tedbirlerin, ceza soruşturmasının makul süreyi aştığı her davada Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında, etkin bir hukuk yolu teşkil ettiği sonucu çıkarılamaz.
Mahkeme ilk olarak, İddianame Dairesinin vermeye yetkili olduğu talimatlara derhal uyulması durumunda, bu talimatların yargılamaları hızlandırabileceğini kabul ederken; söz konusu tedbirlerden hiçbirinin, şikâyet konusu gecikmeyle doğrudan ilgili olmadığını kaydetmiştir. Örneğin, İspanya, Portekiz veya Slovenya’daki sistemin aksine; Belçika’da yürürlükte olan sistemde, İddianame Dairesi’nin usuli işlemlerin tamamlanmasına ilişkin süre sınırı belirleyebildiği, sorgu hâkimine duruşma tarihi belirlemesi veya soruşturmayı kapatması yönünde talimat verebildiği veya davanın öncelikli olarak ele alınmasına karar verebildiği tespit edilememiştir.
İkinci olarak mevcut davada, İddianame Dairesi, yargılamaların hızlandırılması amacıyla öngörmesi gereken tedbirlerden herhangi birini resen almamıştır. Mahkeme, bu başarısızlığın muhtemel sebebini, söz konusu tedbirlerin hiçbir durumda, Cumhuriyet Başsavcısı tarafından bizzat tespit edilen aksaklıkları (davadan sorumlu Savcılıktaki personel eksikliği ve yapısal bozukluklar) çözmeyeceğine bağlamıştır. Ayrıca İddianame Dairesi, başvuranın talebi üzerine bu tür bir tedbir alınmasına karar vermemiştir.
Mahkeme üçüncü olarak, savunma tarafının haklarının telafi edilemez bir şekilde etkilenmesi nedeniyle, makul olmayan süre uzunluğunun, davanın kabul edilemez olduğuna karar verilmesiyle sonuçlandığı veya davanın zaman aşımına uğradığı durumlar hariç olmak üzere; yerel mahkemelerin makul süreyi aşan yargılamalar bakımından ceza uygulamaya yetkileri bulunmadığını kaydetmiştir. Dava bütün olarak değerlendirildiğinde, yargılamayı gerçekleştiren mahkemenin, İddianame Dairesi’nin makul sürenin aşıldığı yönündeki bulgusunu dikkate alma hususunda yükümlülüğü bulunması; AİHM içtihatları anlamında, uygun bir telafi olanağı teşkil edemez. Ayrıca adli soruşturmanın sona erdiği veya itham edilen kişinin beraat ettiği davalarda; yargılamayı gerçekleştiren mahkemenin bu yetkisi, herhangi bir telafi olanağı sunmayacaktır.
Böylelikle Mahkeme, mevcut davadaki önleyici tedbirlerin etkin olduğunun değerlendirilemeyeceği sonucuna varmıştır.
Sonuç: ihlal (bire karşı altı oyla).
Mahkeme bire karşı altı oyla, yargılamaların uzunluğu nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine, durumun temel sebebinin ise yetkililerin davayı ele alma biçimi olduğuna karar vermiştir.
Madde 41: Herhangi bir tazminat talebinde bulunulmamıştır.
Full & Egal Universal Law Academy