Parrillo / İtalya - 46470/11 - 27.08.2015 tarihli karar [BD]
Olaylar - Başvuran, 2002 yılında yardımla üreme tekniklerine başvurarak, partneri ile birlikte bir üreme tıbbı merkezinde ("merkez") in vitro fertilizasyon (IVF) tedavisine girmiştir. IVF tedavisinden elde edilen beş embriyo dondurarak saklanmış; ancak başvuranın partneri, embriyolar ekilmeden önce ölmüştür. Başvuran, embriyoların ekilmemesine karar verdikten sonra, bu embriyoları bilimsel araştırmaya bağışlamak ve böylelikle iyileştirilmesi güç hastalıkların tedavisindeki gelişmelere destek olmak istemiştir.
Başvuran bu amaçla, embriyoların saklandığı merkezden çıkarılması için pek çok sözlü talepte bulunmuş; ancak başarılı olamamıştır. Başvuran, 14 Aralık 2011 tarihli bir mektupta, merkez müdüründen, kök hücre araştırmalarında kullanılabilmeleri için dondurulan beş embriyonun çıkarılmasını istemiştir. Müdür, bu tür araştırmaların yasak olduğu ve 19 Şubat 2004 tarih ve 40 sayılı yasanın ("Yasa") 13. bölümü uyarınca İtalya’da bir suç olarak cezalandırılması gerektiği gerekçesiyle, başvuranın talebini yerine getirmeyi reddetmiştir.
Söz konusu embriyolar hâlihazırda merkezin soğuk depo bankasında saklanmaktadır.
Hukukî değerlendirme – Sözleşme’nin 8. maddesi
(a) Uygulanabilirlik – Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkının, başvuranın, in vitro fertilizasyondan elde edilen embriyoları bilimsel araştırmalara bağışlamak amacıyla kullanmak için Mahkeme önünde başvurduğu hakkı kapsayıp kapsamadığı hususunda Mahkeme’den ilk kez hüküm vermesi istenmiştir.
Dava konusu, embriyolarının akıbeti hakkında karar vermek amacıyla başvuran tarafından ileri sürülen hakkın - ki en çok "özel hayatla" ilgili bir haktır - kısıtlanmasına ilişkindi. Mahkeme tarafından incelenen ve bilhassa yardımla üremeden elde edilen embriyoların akıbeti sorusunu gündeme getiren davalarda, Mahkeme tarafların tercih hakkını göz önünde bulundurmuştur. İtalya hukuk sistemi de IVF’ye katılan kişilerin, implantasyona yönelik olmayan embriyoların akıbeti konusundaki seçim özgürlüğüne önem vermekteydi.
Mevcut davada Mahkeme ayrıca, IVF’ye giren kişi ile bu şekilde elde edilen embriyolar arasında var olan, embriyoların söz konusu kişinin genetik materyalini içermesinden ve dolayısıyla kişinin genetik materyali ve biyolojik kimliğinin parçasını teşkil etmesinden kaynaklanan bağı da göz önünde bulundurmak durumunda kalmıştır.
Bu sebeple, başvuranın kendi embriyolarının akıbeti hakkında bilinçli ve düşünülmüş bir tercihte bulunabilmesi, özel hayatının mahrem bir yönünü ilgilendirmekteydi ve dolayısıyla kendi geleceğini belirleme hakkı ile bağlantılıydı. Özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkı açısından bakıldığında Sözleşme’nin 8. maddesi bu nedenle mevcut davada uygulanabilirdi.
(b) Esas hakkında – In vitro fertilizasyondan elde edilen ve implantasyon işleminde kullanılmayacak olan embriyoların bilimsel araştırmalara bağışlanmasına ilişkin yasak, başvuranın özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına bir müdahale teşkil etmekteydi. Başvuranın IVF’ye başvurduğu sırada, bu teknikle elde edilip ekilmeyen embriyoların bağışını düzenleyen hiçbir yasal hüküm bulunmamaktaydı. Sonuç olarak, Yasa yürürlüğe girmeden önce, başvuranın embriyolarını bilimsel araştırmaya bağışlamasına hiçbir şekilde engel olunmamıştı.
Mahkeme, "embriyonun sahip olduğu yaşam potansiyelinin korunmasının", ahlâk kuralları ve başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma amacıyla bağlantılı olabileceğini kabul etmiştir. Bununla birlikte, bu durum, Mahkemenin "başkalarının" sözcüğünün, söz konusu kavramın Hükümetin kastettiği anlamda - ki buna göre İtalyan hukuk sisteminde insan embriyosu insan haysiyetine gösterilmesi icap eden saygıyı hak eden bir hukuk öznesi olarak kabul edilmektedir -, insan embriyolarını kapsayıp kapsamadığına dair herhangi bir değerlendirmesini yapmasını gerektirmemektedir.
Embriyoları bilimsel araştırmaya bağışlamak amacıyla başvuranın ileri sürdüğü hak önemliyse de, başvuranın varlık ve kimliğinin özellikle önemli bir yönünü ilgilendirmediği için Sözleşme’nin 8. maddesinin korumasını gerektiren temel haklardan biri değildi. Sonuç olarak ve Mahkemenin içtihatlarında belirlenen ilkeler göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme mevcut davada Devlete geniş bir takdir payı tanınması gerektiğine kanaat getirmiştir.
İlâveten, implantasyona yönelik olmayan embriyoların bağışlanması sorunu açık bir biçimde, "hassas ahlâkî ve etik konuları" gündeme getirmiştir. Konuyla ilgili olarak Avrupa’da ulaşılmış hiçbir mutabakat bulunmamaktaydı; bazı Devletler embriyonik kök hücre hatlarına izin verirken, diğerleri alenen yasaklamakta ve başkaları bu tip araştırmaya yalnızca belli sıkı koşullar altında, örneğin amacın embriyonun sağlığının korunması olmasını veya araştırmanın yurtdışından ithal edilen hücreleri kullanmasını şart koşarak izin vermekteydi.
Uluslararası belgeler, insan embriyolarının yok edilmesinin söz konusu olduğu durumlarda yerel makamların kısıtlayıcı yasaları yürürlüğe koymada geniş bir takdir payı kullandığını doğrulamaktadır. Avrupa seviyesinde zorunlu tutulan sınırlar daha çok bu alandaki aşırılıkları yumuşatmayı amaçlamaktadır.
Söz konusu yerel Yasa’nın hazırlanışı, konu ile ilgili farklı bilimsel ve etik görüş ve sorunları göz önünde bulunduran ciddi bir tartışmaya yol açmıştır. Söz konusu yasa pek çok referanduma konu olmuş, bu referandumlar gerekli oy eşiğine ulaşamadığı için geçersiz sayılmıştır. Bu doğrultuda, Yasa’nın hazırlanması sürecinde, yasa koyucu, başta Devletin embriyoyu korumadaki menfaati ve birey olarak kendi geleceğini belirleme hakkını embriyolarını araştırmaya bağışlama şeklinde kullanan ilgili kişilerin menfaati olmak üzere farklı menfaatleri zaten dikkate almıştır.
Başvuran, hakkında şikâyette bulunulan müdahalenin orantısız olduğu yönündeki savunmasını desteklemek üzere, tıbbi yardımla üremeye ilişkin İtalyan mevzuatının tutarsız olduğunu iddia etmiştir. Mahkemenin görevi, kuramsal olarak İtalyan yasalarının tutarsızlığını incelemek değildir. Mahkeme tarafından incelenmek üzere ilgili olabilmesi için, başvuranın, hakkında şikâyette bulunduğu tutarsızlıkların, kendisinin Mahkeme önünde ortaya attığı şikâyet konusuna, yani embriyolarının akıbeti ile ilgili olarak kendi geleceğine karar verme hakkının kısıtlanmasına ilişkin olması gerekmekteydi.
Yurtdışında imha edilen embriyolardan alınan ithal embriyonik kök hücre hatları üzerinde İtalya’da yürütülen araştırmalar konusunda, başvuranın embriyolarının akıbeti hakkında karar vermek için ileri sürmüş olduğu hak her ne kadar bilimsel araştırmaya katkıda bulunma isteğiyle ilgiliydiyse de, bunun başvuranı doğrudan etkileyen bir durum olduğu düşünülemez. Ayrıca, araştırma amaçlı olarak İtalyan laboratuvarlarında kullanılan embriyonik kök hücre hatları hiçbir zaman İtalyan makamların talebi üzerine üretilmemiştir. Dolayısıyla, bir insan embriyosunun kasten ve etkin bir biçimde imha edilmesi, daha erken bir aşamada imha edilen insan embriyolarından elde edilen kök hücre hatlarının kullanımı ile karşılaştırılamaz.
Başvuranın iddia ettiği gibi yasalarda tutarsızlıklar olduğu varsayıldığında dahi, bu tutarsızlıklar mevcut davada başvuran tarafından ileri sürülen hakkı doğrudan etkileyebilecek nitelikte değildi.
Son olarak, söz konusu embriyoları bilimsel araştırmaya bağışlama seçimi başvurandan doğmuştur; zira partneri ölmüştü. Fertilizasyon aşamasında söz konusu embriyolarda başvuranla aynı menfaate sahip olan partnerinin aynı seçimi yapacağını doğrulayan hiçbir delil bulunmamaktaydı. İlâveten, ulusal seviyede bu durumu düzenleyen hiçbir yasa bulunmamaktaydı.
Dolayısıyla, mevcut davada Hükümet sahip oldukları geniş takdir payını aşmamış ve söz konusu yasak demokratik bir toplumda gerekli olmuştur.
Sonuç: ihlâl yok (bire karşı onaltı oyla).
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi: Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin dava konusu olaylara uygulanabilirliği ile ilgili olarak, tarafların, başta in vitro insan embriyosunun durumu hakkında olmak üzere, konuyla ilgili taban tabana zıt görüşleri bulunmaktaydı. Bununla birlikte, Sözleşme’nin 2. maddesi mevcut davada mevzu bahis olmadığından, burada insan hayatının ne zaman başladığı şeklindeki hassas ve tartışmalı sorunun incelenmesi gerekmemekteydi.
Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine gelince, söz konusu madde mevcut davada uygulanmamıştır. Bu maddenin ekonomik ve maddî kapsamı göz önünde bulundurulduğunda, insan embriyolarının bu hüküm anlamında "varlıklara" indirgenmesi mümkün değildir. Başvurunun bu kısmı bu nedenle konu bakımından uygun olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Sonuç: kabul edilemez (oy birliğiyle).
Full & Egal Universal Law Academy