Olaylar ve Olgular – Birinci başvuru iki Yunan vatandaşı tarafından, ikinci başvuru ise altı Yunan vatandaşı ile hedefleri arasında homoseksüel ve lezbiyenlere psikolojik ve manevi destek sağlamak bulunan bir dernek tarafından yapılmıştır. “Aile, Çocuklar ve Topluma ilişkin Reformlar” başlıklı 3719/2008 sayılı Kanun 26 Kasım 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu kanun evli olmayan çiftler için “medeni birliktelik” adı verilen ve farklı cinsiyetten çiftlerle sınırlandırılan ve dolayısıyla aynı cinsiyetten çiftleri kapsamı dışında bırakan resmi bir ortaklık biçimi getirmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – Sözleşme’nin 8. Maddesiyle Bağlantılı Olarak 14. Maddesi:
(a) Uygulanabilirlik – Başvuranlar şikâyetlerini Sözleşme’nin 8 ve 14. maddelerini birlikte ele alarak ileri sürmüş ve Hükümet bu hükümlerin uygulanabilirliğine itiraz etmemiştir. Hükümet bu yaklaşımı benimsemeyi uygun görmüştür. Ayrıca, başvuranların ilişkileri, aynı durumdaki farklı cinsiyetten çiftlerin ilişkilerinde olduğu üzere “özel hayat” ve “aile hayatı” kavramlarının alanına girmiştir. Dolayısıyla Sözleşme’nin 8 ve 14. maddeleri birlikte uygulanabilir olmuştur.
(b) Esas – Başvuranlar, yasal olarak tanınma ve ilişkilerinin korunması ihtiyaçlarına ilişkin olarak farklı cinsiyetten çiftlerle benzer bir durumdaydılar. Ancak, 3719/2008 sayılı Kanunun 1. Maddesi, medeni birlikteliğe girebilme imkânını açık bir şekilde farklı cinsiyetten iki bireye tanımıştır. Dolayısıyla, söz konusu Kanun, aynı cinsiyetten çiftleri zımni olarak kapsam dışında bırakarak, ilgili kişilerin cinsel yönelimlerine dayalı olarak muamelede farklılık getirmiştir.
Hükümet yasama organının aynı cinsiyetten çiftleri Kanun kapsamına dahil etmeme seçimini gerekçelendirmek için iki grup sava dayanmıştır. Hükümet ilk olarak, Kanunla getirilen medeni birlikteliğin başvuranlara uygulanması halinde bunun, başvuranların mülkiyet durumları, çiftlerden her birinin mali ilişkileri ve miras hakları bakımından haklar ve yükümlülükler doğuracağını ve halihazırda söz konusu hak ve yükümlülükler için olağan kanun kapsamında, sözleşme temelinde bir yasal çerçeve temin edebilmelerinin mümkün olduğunu iddia etmiştir. İkinci olarak, söz konusu Kanun, evlilik dışı doğan çocukların hukuki statülerini güçlendirmek ve evlenmek zorunda olmaksızın çocuklarını büyütmeyi ebeveynler için kolaylaştırmak dahil olmak üzere çeşitli amaçlara ulaşmak üzere tasarlanmıştır. Hükümet, aynı cinsiyetten çiftlerin birlikte biyolojik çocuklarının olmasının mümkün olmaması nedeniyle kanunun bu bakımdan, farklı cinsiyetten çiftlerle aynı cinsiyetten çiftler arasında ayrım yaptığını ileri sürmüştür. Mahkeme, yasama organı tarafından, evlilik kararının sadece iki kişi tarafından girilen karşılıklı bir bağlılık temelinde verilmesi gerektiği kavramını, çocuk sahibi olma imkânı veya imkânsızlığından bağımsız bir şekilde destekleyerek, evlilik dışında doğan çocukların durumlarını düzenlemeye ve Yunan toplumu içerisinde aile kurumunu dolaylı olarak güçlendirmeye yönelik bir yasa çıkarılmasının Sözleşme’nin 8. maddesi açısından meşru olduğunu değerlendirmiştir. Geleneksel anlamda ailenin korunması, ilke olarak, muamelede farklılığı haklı kılabilecek önemli ve meşru bir gerekçe olabilirdi. Saptanması gereken ise mevcut davada ölçülülük ilkesinin gözetilip gözetilmediğiydi.
Söz konusu mevzuat öncelikli olarak, evlilik haricinde bir ortaklık biçiminin yasal olarak tanınmasını sağlamaya yönelik olarak tasarlanmıştır. Her halükarda, yasama organının niyetinin evlilik dışında doğan çocuklara sunulan yasal korumayı arttırmak ve evlilik kurumunu dolaylı olarak güçlendirmek olduğu varsayılsa dahi, yasama organı 3719/2008 sayılı Kanunu yürürlüğe koyarak, çiftlerin çocukları olsun veya olmasın, ilişkilerinin çok sayıda yönünü düzenlemek için farklı cinsiyetten çiftlere imkân tanıyan, ancak aynı cinsiyetten çiftleri kapsam dışı bırakan bir medeni birliktelik biçimini getirmiştir.
Hükümetin savları, söz konusu mevzuattan kaynaklanan, aynı cinsiyetten ve farklı cinsiyetten ebeveyn olmayan çiftlere gösterilen muameledeki farklılığı gerekçelendirmeksizin, çocuk sahibi olan farklı cinsiyetten çiftlerin durumuna odaklı olmuştur. Yasama organı evlilik dışında doğan çocukları özel olarak ele alacak ve aynı zamanda medeni birlikteliğe girebilme konusundaki genel imkânı aynı cinsiyetten çiftleri de kapsayacak bazı hükümleri söz konusu kanuna dahil edebilirdi. Son olarak, Yunan hukuku uyarınca, aynı cinsiyetten çiftlerden farklı olarak, farklı cinsiyetten çiftler, ister tamamen evlilik kurumu temelinde, ister Ceza Kanununun bilfiil ortaklıkları ele alan hükümleri uyarınca daha sınırlı bir biçimde olsun, 3719/2008 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce dahi ilişkilerinin yasal olarak tanınması imkânına sahiplerdi. Sonuç olarak, Yunan hukukunda, farklı cinsiyetten çiftlerin aksine ilişkilerinin yasal olarak tanınmasını sağlayacak tek dayanağı teşkil edecek medeni birlikteliğe girme konusuna aynı cinsiyetten çiftlerin bilhassa çıkarı olacaktı.
Son olarak, Avrupa Konseyi üye Devletlerinin hukuki sistemleri arasında herhangi bir mutabakat bulunmamasına rağmen, aynı cinsiyetten kişilerin ilişkilerinin yasal olarak tanınması biçimlerini getirme konusunda bir eğilim mevcut durumda ortaya çıkmaktaydı. Evlilik haricinde kayıtlı ortaklık biçimine izin veren on dokuz devletten sadece Litvanya ve Yunanistan bu ortaklık biçimini yalnızca farklı cinsiyetten çiftlerle sınırlandırmıştır. Kademeli olarak gerçekleşen gelişimin sonunda bir ülkenin mevzuatının bir yönü bakımından kendisini münferit bir pozisyonda bulması muhakkak söz konusu yönün Sözleşme’ye aykırı olduğu anlamına gelmezdi. Yine de Mahkeme, yukarıdaki değerlendirmelerin ışığında, aynı cinsiyetten çiftlerin 3719/2008 sayılı Kanunun kapsamı dışında bırakılmasını haklı kılabilecek şekilde inandırıcı ve önemli gerekçelerin Hükümet tarafından sunulmadığı kararına varmıştır.
Sonuç: ihlâl (on altıya karşı bir oyla).
41. Madde: 32684/09 no’lu başvuru sahibi dernek hariç olmak üzere başvuranların her birine manevi tazminat olarak 5,000 avro (EUR).
Full & Egal Universal Law Academy