Pentikäinen / Finlandiya - 11882/10 - 20.10.2015 tarihli karar [BD]
Olaylar – Başvuran, 2006 yılında muhabir ve fotoğrafçı olarak bir gösteri hakkında haber yapmaya gönderilmiştir. Gösteri şiddet içermeye başlayınca, polis göstericilerin yürüyüşüne engel olmaya ve olay yerinde barışçıl bir gösteri yapılmasına izin vermeye karar vermiştir. Daha sonra alanı kapatarak, göstericilere dağılmaları emrini vermişledir. Kendisinden defalarca alanı terk etmesi istenmesine karşın, başvuran göstericilerle birlikte kalmaya karar vermiştir. Kısa bir süre sonra birkaç gösterici ile birlikte yakalanmış ve 17 saati aşkın bir süre boyunca tutuklu kalmıştır. Daha sonra polis emirlerine itaatsizlikten suçlu bulunmuş; ancak kendisine hiçbir ceza verilmemiştir. Bu karar, temyizde onanmış ve başvuranın daha sonra Yargıtay’a bulunduğu itiraz reddedilmiştir.
Mahkemenin bir Dairesi, 04 Şubat 2014 tarihli bir kararda, ikiye karşı beş oyla 10. maddenin ihlâl edilmediğine karar vermiştir (bk. 171 sayılı Bilgi Notu). Dava, 02 Haziran 2014 tarihinde başvuranın talebi üzerine Büyük Daire’ye gönderilmiştir.
Hukukî Değerlendirme – Madde 10: Başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin gerekliliğini değerlendirirken Mahkeme, iki çakışan menfaati tartmak durumunda kalmıştır: kamunun genel menfaati ilgilendiren bir konuda bilgi almadaki menfaati ve polisin şiddet içerikli bir gösteri esnasında kamu düzenini sağlamadaki menfaati. Bu bağlamda Mahkeme medyanın yetkililerin halka açık gösterileri yönetmesi ve kargaşayı önlemesi konusunda bilgi sağlamadaki "bekçi" rolüne vurgu yapmıştır. Muhabirleri bir gösteri alanından çıkarmaya yönelik her tür girişimin, bu sebeple sıkı bir denetime tabi olması gerekmekteydi. Öte yandan, 10. maddenin muhabirlere sağladığı koruma, muhabirlerin sorumlu gazetecilik ilkeleriyle bağdaşır bir şekilde hareket etmesi koşuluna bağlıydı. Buna göre, ifade özgürlüklerini kullanan gazeteciler, salt söz konusu suçun gazetecilik faaliyetlerinin yerine getirilmesi esnasında işlenmiş olması gerekçesiyle cezai sorumluluktan muafiyet talep edemeyecekleri anlamına gelen "görev ve sorumluluklar" üstlenmekteydi.
Başvuranın tutuklanması ile ilgili olarak, dava dosyası, polisin gösterinin dağıtılmasına yönelik emirlerinin olaylar hakkında makul bir değerlendirmeye dayandığı hususunda şüphe duyulması için hiçbir sebep ortaya koymamaktaydı. Ayrıca, olayların şiddet içermesi ihtimaline karşı alınan önleyici tedbirlerin haklı gerekçeleri olduğu görülmekteydi. Söz konusu tedbirler, yalnızca kamu düzenin "soyut" korunmasına değil, aynı zamanda medya ve dolayısıyla başvuranın kendisi dâhil olmak üzere bireylerin gösteri alanında veya çevresinde güvenliğinin de korunmasına yönelikti. Başvuranın davranışı ile ilgili olarak, Mahkeme ilk olarak başvuranın gösterideki fiziksel görünümünün, kendisi kimliğinin bir gazeteci olarak tespit edilmesine olanak sağlayacak ayırt edici kıyafet veya diğer işaretler taşımadığı için, onu diğer protestoculardan açık bir biçimde ayırmadığını kaydetmiştir. Dolayısıyla, tutuklanmadan önce gazeteci olarak kolaylıkla teşhis edilmesi olası değildi. Polisin kendisini gazeteci olarak kabul etmesini istiyorsa, ayırt edilebilir kıyafetler giymek ve basın kartını her daim görünür kılmak suretiyle ya da başka uygun herhangi bir araçla kendisini gazeteci olarak tanımlamak için yeterince açık gayret sergilemesi gerekirdi. Polis eylemleri hakkında haber yapan bir muhabir olarak, polis emirlerine itaatsizliğin yasal sonuçlarından haberdar olması gerekirdi ve dolayısıyla itaat etmeyerek yakalanma riskini almıştı. Ayrıca dava dosyasında, güvenlik çemberine alınan alanı terk etme emrine uymuş olması halinde, meslekî görevini yerine getirmeye devam edemeyeceğini gösteren hiçbir şey bulunmamaktaydı.
Başvuranın tutuklanmasına gelince, her ne kadar polis karakolunda on yedi buçuk saat süreyle tutulmuşsa da, gazeteci statüsü nedeniyle sorgulaması yapılan ve serbest bırakılan ilk kişilerden biriydi. İlâveten, tutuklanmasının ardından kamera ekipman ve hafıza kartlarına ne şekilde muamele edildiği her ne kadar net değilse de, herhangi bir aşamada ekipmanına el konulmadığı anlaşılmaktaydı ve başvuranın, çekmiş olduğu fotoğrafların tamamını, söz konusu fotoğrafların kullanımına yönelik herhangi bir kısıtlama olmaksızın muhafaza etmesine izin verilmişti.
Mahkûmiyet kararı ile ilgili olarak, başvuran sonuçta polise itaatsizlikten suçlu bulunmuştur; ancak kendisine herhangi bir ceza verilmemiştir. Şayet basın özgürlüğüne herhangi bir müdahale olmuşsa, gösteri hakkında yeterince bilgi vermek için sahip olduğu fırsatlar göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu müdahale sınırlı kalmıştır. Mahkeme, mahkûmiyet kararıyla cezalandırılan davranışın, başvuranın muhabir olarak faaliyeti değil, polis tarafından isyan olarak değerlendirilen bir gösterinin en sonunda başvuranın polis emrine uymayı reddetmesi olduğunu vurgulamıştır.
Bu bağlamda, başvuranın muhabir olması, gösteri alanında diğerlerine kıyasla kendisine ayrıcalıklı veya farklı bir muamele görme hakkı vermemekteydi. Nitekim Avrupa Konseyi Üye Devletlerinin çoğunluğunun mevzuatı, gösteri alanını terk etmeleri yönündeki polis emirlerine uymadıklarında gazetecilere herhangi bir özel statü tanımamaktaydı. Ayrıca, sorumlu gazetecilik kavramı, kamu hukukunda yer alan ceza kanunlarına uyma genel görevi ile bilgi edinme ve yayma meslekî yükümlülüğü arasında seçim yapmak durumunda kaldıklarında ve ikinci seçeneği tercih ettiklerinde, gazetecilerin, cezai niteliktekiler de dâhil olmak üzere, yasal müeyyidelere tabi tutulma riskini aldıklarının farkında olmalarını gerektirmekteydi. Sonuç olarak, davranışının “mazur görülebilir” olduğuna kanaat getirildiği gerekçesiyle başvurana hiçbir ceza verilmemiştir; zira bir muhabir olarak, bir yanda polisin diğer yanda ise işvereninin kendisine dayattığı yükümlülüklerden doğan çelişkili beklentilerle karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla, başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararı sadece, başvuranın işlediği suçun resmî bir tespiti anlamına gelmiştir ve bu şekliyle, söz konusu kararın gösterilere katılan kişiler üzerinde hiç olmasa da ancak belli belirsiz bir “soğutucu etkisi” olabilirdi. Başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararının, bu sebeple, güdülen meşru amaçlarla orantılı olduğu şeklinde değerlendirilmesi mümkündü.
Sonuç: ihlâl yok (dörde karşı on üç oyla).
(Bk. ayrıca Stoll / İsviçre [BD], 69698/01, 10 Aralık 2007, 103 sayılı Bilgi Notu; Animal Defenders International / Birleşik Krallık [BD], 48876/08, 22 Nisan 2013, 162 sayılı Bilgi Notu ve Morice / Fransa [BD], 29369/10, 23 Nisan 2015, 184 sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy