© Türk Hukuk Enstitüsü’, [Translation already published in TürkHukuk, 2015:2 V.146.] Permission to re-publish this translation has been granted for the sole purpose of its inclusion in the Court’s database HUDOC.
AİHM PERUZZİ V. İTALYA KARARI:
Avukatın Hakime Yönelik İfadeleri ve İfade Özgürlüğü
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Dördüncü Daire
Başvuru No. 39294/09
Strasbourg, 30 Haziran 2015
Yayına Hazırlayan: Sançar Sefer SÜER, Türk Hukuk Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyesi, Ankara Ü. SBE Kamu Hukuku Doktora Öğrencisi, TOBB Ticaret ve TIR Dairesi Bşk.
Özet:
İtalya’nın Lucca bölgesinde avukatlık yapan başvuran (Peruzzi), mirastan kaynaklanan bir arazi taksim davasında görev alan Hakim X’e ilişkin şikayetlerini içeren bir metni, Hakimler Yüksek Kuruluna ve ayrıca, - Hakim X de dahil olmak üzere - Lucca Bölge Mahkemesi hakimlerine sirküler mektup şeklinde dağıtmıştır.
Hakim X’in şikayeti üzerine, başvuran, ilk derece mahkemesince dört ay hapis cezasına ve ayrıca 15.000 EUR manevi tazminata mahkum edilir, ardından, istinaf mahkemesince, hapis cezası 400 EUR para cezasına çevrilerek ertelenir, aynı miktarda manevi tazminata hükmedilir. Başvuranın temyiz başvurusu da reddedilir.
Başvuranın talebini inceleyen AİHM Dördüncü Dairesi, oyçokluğuyla, AİHS m.10’un (ifade özgürlüğü) ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
Olay:Başvuran, 1946 doğumlu olup, İtalya’nın Lucca bölgesi Sant’Angelo In Campo şehrinde yaşamakta olan bir avukattır.Başvuran, Eylül 2001’de, Lucca Bölge Mahkemesi hakimlerinden X hakkında, Hakimler Yüksek Kurulu’na bir şikayette bulunur. Sonrasında, Kurul’a sunduğu mektubun içeriğini, hakim X’in ismini zikretmeden kopyalayarak, aynı Bölge Mahkemesinin diğer hakimlerine de iletir.Mektup, iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda, arazi taksim davası kapsamında ilgili hakim tarafından verilen kararların ayrıntıları yer alırken, ikinci kısım, başvuran tarafından, hakimlerce yapılması kabul edilemez olarak nitelenen davranışlar, bu kapsamda “kötüniyetle veya ağır ihmal veya dikkatsizlikle işlenen bilinçli hatalar”la ilgilidir.Hakim X’in şikayeti üzerine, başvuran hakkında soruşturma başlatılır. X, ceza soruşturmasında müdahil olarak yer alır.Savcılığa göre, başvuranın, hakimin mesleğini yorumlama ve icra tarzına ilişkin eleştirileri kabul edilebilir olsa da, çeşitli ifadeleri, ifade hürriyetinin sınırlarını aşmıştır. Söz konusu ifadelere örnek olarak, “...bağımsızlık...mutlak bir takdir hakkına dönüştürülemez, zira bu keyfiliği getirir ve olan da budur”, “bir tarafa eğilimli olarak, hatta biraz da küstahça...tamamen ilgisiz ve kayıtsızlıkla karar vererek”, “hakim...diğerlerinin, bu kapsamda avukatın, emeğine saygı göstermemeye cüret edemez”, “Hakim de insandır ve o da hata yapabilir..., ancak, bilinçli olarak, ağır kusur veya kasıtla veya kayıtsızlık sonucu yanılamaz ve yanılmamalıdır.” Savcılık, ayrıca, mektubun bir nüshası X’e de gönderildiğinden, vicahta hakaretten de cezalandırılmasını 4 Mart 2004 tarihli duruşma sırasında talep etmiştir.Cenova Bölge Mahkemesinin, 3 Şubat 2005 tarihli kararıyla, başvuran, gıyapta ve vicahta hakaret suçlarından 4 ay hapis cezasına çarptırılır, ayrıca, başvuranın, X’e yargılama gideri olarak 2.000 EUR, manevi zararlar için de 15.000 EUR ödemesine karar verilmiştir. Mahkeme dağıtılan mektubun içerdiği suçlamaların muhatabının Hakim X olduğuna şüphe bulunmadığını tespit ederken, özellikle, başvuranın, hakime yönelik, hataları “bilinçli” olarak işlediği iddiasının, eleştiri hakkının sınırlarını aştığı ve bunun, ilgili hakimin onuruna ciddi bir saldırı mahiyetinde olduğunu değerlendirmesinde bulunmuştur.Diğer yandan, X’in kararlarının haksız eylem sayılması düşünülse bile –ki başvuranın bu hususu, bilhassa, X’in başvuranın talepleri reddeden bazı kararlarının daha sonra başka bir hakim tarafından kaldırılmasına dayanarak ileri sürdüğü anlaşılmaktadır- , sirküler mektubun, söz konusu kararlardan dört ay sonra dağıtıldığı dikkate alındığında, ani bir tepki olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, başvuran, tahrik hükümlerinden de faydalandırılmamıştır.Başvuranın istinaf başvurusu üzerine, Cenova İstinaf Mahkemesi, 12 Mart 2007 tarihli kararıyla, şikayet yokluğu nedeniyle vicahta hakaret suçundan soruşturma yapılamayacağı, bu nedenle, sadece gıyapta hakaret suçundan ceza verilebileceğini belirterek, hapis cezasının 400 EUR para cezasına çevrilmesine ve bu cezanın da ertelenmesine karar vermiştir. Kasım 2008’de, başvuranın temyiz başvurusu da reddedilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Değerlendirmesi:Başvuran, söz konusu mahkumiyetin, AİHS m.10’u ihlal ettiği iddiasıyla AİHM’ne başvurmuştur. Sözleşmenin “İfade Özgürlüğü” başlıklı maddesi şu şekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Başvuran, özetle, dava konusu mektubunda, hakimlik mesleğinin farklı yorumlama ve icra tarzlarına ilişkin değerlendirmelerini açıkladığını, ancak, yerel mahkemelerce, gerçek amacıyla uzlaşması kabil olmayan bir şekilde, asıl muhatabı olmayan bir gerçek kişiyle, X’le ilişkilendirilerek yorumlandığını, kendisinin, X’in şeref ve itibarına saldırmak niyetinde olduğunu gösteren hiçbir delil olmadığını, kaldı ki, hakimlerin fiilen hesap verebilirliğinin olmadığı İtalyan yargı sisteminin kötü işleyişinin, Avrupa mahkemelerinin kararlarında ve diğer yayınlarda da altının çizildiğini ifade etmiştir.İtalyan hükümeti savunmasında, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin, “başkalarının haklarının” ve “yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının” korunması meşru amaçlarını takip ettiğini ve demokratik bir toplumda gerekli olduğunu, Sözleşmenin bir ihlali söz konusu ise, bunun da, X’in AİHS 8.maddesi ile korunmakta olan itibarına haksız bir saldırıda bulunan başvuru sahibi tarafından gerçekleştirildiğini savunmuştur.Mahkeme öncelikle, taraflar arasında, başvuranın cezalandırılmasının, ifade özgürlüğüne bir müdahale teşkil ettiği hususunda bir tartışma olmadığını tespit etmiştir.Mahkeme daha sonra, AİHS m.10 f.2’de yer alan, müdahalenin meşruiyeti şartlarını incelemeye geçmiştir. Mahkemeye göre, müdahale, İtalyan Ceza Kanununun 595. Ve 2000 yılında alınan 274 sayılı yasama organı kararının 52. maddelerine dayandığından, yasayla öngörüldüğü açıktır. Ayrıca, başkalarının haklarının korunması (olayımızda şahıs olarak X’in) ve yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının teminat altına alınması (olayımızda bir hakim olan X’in taraf olması hasebiyle) meşru gayelerinin güdüldüğü de belirlenmiştir. Bu nedenlerle, geriye müdahalenin “demokratik bir toplumda gereklilik” bakımından incelenmesi kalmaktadır.Mahkeme, öncelikle, müdahalenin “emredici bir sosyal ihtiyaca” cevap verip vermediğini incelemiştir. Mahkeme, bu ihtiyacın belirlenmesinde, akit devletlerin geniş bir takdir hakkı olduğunu kabul etmekle birlikte, kendisinin de nihai olarak, kısıtlamanın, ifade özgürlüğüyle bağdaşıp bağdaşmadığını tespit yetkisi olduğunu vurgulamıştır. Bu noktada Mahkeme, yerel yetkili makamların yerine geçmeyecek, ancak, ulusal makamların, müdahaleyi haklı göstermek için ileri dürdükleri gerekçelerin, “uygun ve yeterli” olup olmadığını ve tedbirin “takip edilen meşru gayelerle orantılılığını” tespit edecektir.Mahkemeye göre, tartışmalı bir beyanın hukuka uygunluğu değerlendirilirken, olgulara ilişkin beyanlar (déclarations factuelles) ile değer yargılarına (jugements de valeur) ilişkin ifadeler arasında ayrım yapmak gereklidir. Zira, olgular ispat edilebilir olsa da, değer yargıları ispata ve doğruluğu gösterilmeye elverişli değillerdir. Bununla birlikte, değer yargısına ilişkin beyanlar da, yeterli derecede olgusal temele sahip olmadıkça, ifade hürriyeti sınırını aşmış sayılabilirler. Ayrıca, ilgili kişiye sağlanan usuli teminatlar da, madde 10’un ihlalinde orantılılık olup olmadığının incelenmesinde hesaba katılmalıdır. Mahkeme bu noktada, özellikle, iddiaların yeterli olgusal temele dayandığını gösterebilmesi için somut ve etkin bir imkânın ilgiliye sunulmuş olmasını vazgeçilmez görmektedir.Mahkeme, başvuranın avukat olması ve X’e yönelik anlaşmazlığın mesleki faaliyetleri çerçevesinde ortaya çıkmış olmasına da dikkat çekmiştir. Nikula kararına atıfla, avukatların yargının işleyişindeki merkezi konumu ve mahkemelerin faaliyetlerinde kamuoyunun güvenine duydukları ihtiyaç bakımından oynadıkları kilit rol vurgulanmıştır. Ardından, Morice kararına atıfla, avukatların yargının işleyişiyle ilgili açıklamalarda bulunma hakları bulunmakla birlikte, söz konusu eleştirilerin, yargısal meseleyi tamamen medyatik zemine çekme veya görevli hâkimlerle çatışma niyet veya stratejisinden başka bir amaca hizmet etmeyen temelsiz veya içi boş saldırılardan yargı erkini korumayı amaçlayan bazı sınırları geçmemesi gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, avukatların sağlam bir olgusal temeli olmaksızın, kabul edilebilir yorum seviyesini geçen ağırlıkta ifadelerde bulunmamaları gerektiği belirtilmiştir.Mahkemeye göre, görevdeki hâkimlere yönelik, erklerinin kullanımıyla ilgili eleştirilerde kabul edilebilirlik sınırı, bazı durumlarda, diğer bireylere göre daha geniş olabilir. Bununla birlikte, kamu görevlilerinin, siyasetçilerde olduğu gibi, isteyerek her iş ve hareketlerini sıkı bir denetime açık hale getirdiklerinden bahsedilemeyeceği gibi, eleştiriler konusunda da, siyasetçilerle aynı kompartımanda değerlendirilmeleri beklenemez. Bu nedenle kamu görevlilerinin, görevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleri için, kamu güveninden faydalanmaları gerekli olduğu gibi, görev başındayken sözlü saldırılara karşı korunmaları da gerekli olabilir.Mahkemenin, müdahalenin orantılılığını ölçerken göz önünde tuttuğu bir diğer nokta da, uygulanan yaptırımların ağırlığı ve niteliğidir.Mahkeme, bu genel ilkeleri hatırlattıktan sonra, ilkelerin başvuru konusu olaya uygulanmalarına geçmiştir.Bu safhada, öncelikle, dağıtılan mektuptaki eleştirilerin, Hâkim X’in şahsına değil, İtalyan yargı sisteminin geneline yönelik olduğu şeklindeki başvuranın savunması değerlendirilmiştir. Mahkemeye göre, mektubun ikinci bölümü, gerçekten, hâkimlikle uyuşmayan tavırlara ilişkin genel değerlendirmeler tarzında kaleme alınmıştır. Ancak, mektubun özellikle ilk bölümünün, başvuran tarafından, Hâkim X aleyhine Hâkimler Yüksek Kurulu’na gönderilen şikâyetnameden toplu alıntılar içermesi ve -başvuranın, Hâkim X tarafından haksız kararlar verildiğini iddia ettiği- kazai meselenin esaslı noktalarının özetlenmiş ve kararların ayrıntılarının verilmiş olması karşısında, söz konusu mektuptaki eleştirilerin muhatabının Hâkim X olduğu sabittir.Mahkeme, bu tespiti takiben, söz konusu şikâyetlerin, demokratik bir toplumda müsaade edilen eleştiri sınırlarını aşıp aşmadığını değerlendirmiştir. Mahkemeye göre, başvuranın, kısmen maddi vakıalara dayalı değer yargıları içeren –ve bu nedenle de, Mahkemenin içtihatlarına göre, doğruluğu ispat konusu olamayan-, Hâkim X’in haksız ve keyfi kararlar verdiği yönündeki eleştirileri, başvuranın dava konusu miras paylaşımında taraflar vekili olduğu ve iddialarının mahkeme sürecine ilişkin vakıalarla ilgili olduğu da göz önüne alındığında, eleştiri sınırının aşılması olarak yorumlanmamıştır.Diğer yandan, hâkimin, “taraflı” olduğu ve “kötüniyetle veya ağır ihmal veya dikkatsizlikle... bilerek hatalar işlediği” eleştirileri, Hakim X’in, görevinin gerektirdiği ahlaki sorumlulukları göz ardı ettiği ve hatta, bir hakimin hatalı olduğunu bildiği bir kararı bilinçli olarak alması, görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceğinden, suç işlediği iddialarını da içermektedir. Başvuran, bu hususlara yönelik bir delil sunmadığı gibi, Hâkimler Yüksek Kurulu’na yaptığı şikâyetin sonucunu da beklememiştir. Mahkeme, başvuranın, X’e yönelik iddialarının, taleplerinin X tarafından reddedilmesi dışında bir dayanağı olmadığı kanaatine varmıştır.Mahkemenin üzerinde durduğu bir diğer husus, başvuranın eleştirilerinin duruşmada veya dava sürecinde yapılmadığı, dağıtımı yapılan mektubunun da yargılamanın herhangi bir aşamasıyla ilgisiz olduğu, bu nedenle de Hâkim X’in şöhret ve mesleki saygınlığına zarar vermekten başka bir amaç taşıyamayacağı olmuştur.Mahkeme, bu nedenlerle, başvuranın dağıtımlı mektubunda yer alan hakaretamiz ifadeler nedeniyle mahkum edilmesinin ve uygulanan cezanın, takip edilen meşru gayelerle orantısız olmadığı ve İtalyan mahkemelerince sunulan gerekçelerin, tedbirlerin meşruiyetini açıklamakta yeterli olduğu kanaatine varmıştır. Mahkemeye göre, başvuranın ifade hürriyetine yapılan müdahale, demokratik bir toplumda, diğer kişilerin itibarının korunması ve yargının tarafsızlık ve otoritesinin sağlanması bakımından gerekli olarak değerlendirilebileceğinden, Sözleşmenin 10. maddesi ihlal edilmemiştir.
Karşı Oylar:
Karar, 5’e karşı 2 oyla alınmıştır. Muhalif kalan üyeler, ortak bir karşı oy gerekçesi kaleme almışlardır.Söz konusu gerekçede, özetle, AİHM içtihadında, ifade özgürlüğüne yönelik bir kısıtlamanın meşruiyetinin tespiti için incelenmesi gereken bir dizi etkenin belirlenmiş olduğu vurgulanarak, bunlar arasında özellikle, kullanılan ifadelerin kamusal bir tartışmaya katkısı, ifadelerin içerik, şekil ve sonuçları, zarar görenin davranışları, uygulanan müeyyidenin ağırlığı hususlarına dikkat çekilmiştir. Karşı oy sahiplerine göre, yerel mahkemeler, bu noktaları dikkate almamışlar, AİHM’nin içtihatlarıyla kurmuş olduğu yöntemi takip etmemişlerdir.Karşı oy sahiplerinin üzerinde durduğu diğer hususlar, eleştirilen kişinin adının açıkça zikredilmemesi ve cezalandırılan ifadelerin kısıtlı ve belirli bir gruba gönderilmesi nedeniyle, doğurduğu etki ve zararın “hiç” mertebesinde olmasıdır. Buna göre, isminin açıklanmaması, ilgilinin kimliği hususunda belirli bir miktar belirsizliğe yer bıraktığı gibi, başvuranın ifade tarzı da kullanılan ifadelerin etkisini azaltmaktadır. Diğer yandan, sırf hâkimlerden oluşan bir muhatap kitlesine iletilen ifadelerin, söz konusu kitlenin çeşitli özellikleri (ilk olarak çeşitli meslek gruplarında görülen mesleki dayanışma bağının meslek mensuplarına yönelik eleştirileri algılama biçimini etkilemesi, ikincisi, hâkimlerin, somut delillere dayanmayan ifadeler karşısında tabiatları itibarıyla oldukça dikkatli olmaları, üçüncü olarak da, hâkimlerin yargı kararından memnun kalmayan taraf veya vekillerinden, bazen saldırgan üsluptaki, şikâyetler almaya alışık olmaları) nedeniyle etkisi oldukça azalmış bulunmakta olup, ilgili hâkimin meslektaşları arasındaki imajına gerçek bir etkisi olduğu da şüphelidir.Ayrıca, muhatap kitlesi bu kadar kısıtlı bir ifade nedeniyle, para cezası ve ciddi miktarda (15.000 EUR) manevi tazminat verilmesini de “açıkça orantısız” bir müeyyide olarak nitelendirmişlerdir.Bu nedenlerle, karşı oy sahiplerine göre, uygulanan yaptırım ve ifade hürriyetine yapılan müdahale, diğer kişilerin itibarının ve yargı yetki ve tarafsızlığının korunması amacıyla haklı görülmekle birlikte, beklenenin tam tersi bir etki doğurma tehlikesi taşımaktadır.
Full & Egal Universal Law Academy