Karar 19.2.2013 [Dördüncü Daire]
Olaylar – Babasının ölümünün ardından, başvuran, 1949 tarihli Miras yasası uyarınca bütün mirasın kendisine kaldığı ve mahfuz hisse karşılığında hibe almış olan amcası aleyhine 2003 yılında dava açmıştır. Yasanın 30 (2). maddesi, hisse iddiası sahibine, davalının “yasal mirasçı” olmadığı arazinin bir envanterini hazırlamasını, gerekli kılmıştır. Bu terim kanunen tanımlanmamış ancak 1964 tarihinde Üst Mahkeme’nin yoruma dayalı bir hükmünün konusu olmuştur. Başvuran, bu yoruma dayalı hükümleri esas alarak, iddiasını desteklemek için bir envanter hazırlamamıştır. Sonuç olarak, Yüksek Mahkeme’nin, 4 Şubat 2005 tarihli yeni bir kararda “yasal mirasçı” terimini, başvuranın bir envanter hazırlamış olması gerektiği anlamına gelecek şekilde tekrardan yorumlamasının ardından, mahkeme davayı reddetmiştir. Başvuran, zaman sınırı dolduğu için, envanteri hazırlayamamıştır.
Hukuki değerlendirme – Madde 6 § 1: 1949 tarihli Miras yasası uyarınca, davalı “yasal mirasçı” olmadığında davacının envanter hazırlaması gerekliliği, temel bir hakkı sınırlandırmak olarak değil, iç hukuk mahkemelerinin doğruyu tespit etme gücünün usuli bir muhakemesi olarak görülmelidir. Bu nedenle, başvuran tarafından açılan dava, 6. maddenin medeni kolu kapsamındadır.
“Yasal mirasçı” terimi kanunen tanımlanmamış olsa da, 2005 yılına kadar Yüksek Mahkeme tarafından, başvuranın 2003 yılında dava açarken envanter için bir gereklilik olmayacağını düşünebileceği şekilde yorumlanmıştır. Ancak, Temyiz mahkemesi, 2005 yılında terimi tekrar yorumlamıştır. Yeni yorumlama, yalnızca başvuranın iddialarının envanter olmadan mahkeme tarafından kabul edilmesini engellememiş, bunun yanı sıra, envanter hazırlamak için belirtilen zaman limiti çok önceden dolduğu için, başvuranın gelecekte payını kurtarmak için yapacağı girişimlerin önünde aşılmaz bir engel olmuştur. İçtihat gelişimi, kendi içinde, adaletin uygun yönetimine aykırı olmasa da, iç hukuk içtihadında yapılan değişikliklerin derdest hukuk yargılamalarını etkilediği önceki davalarda, Mahkeme, hukukun geliştiği yolun taraflarca iyi bilindiği ya da en azından makul derecede öngörülebilir olduğu ve hukuki durumlarıyla ilgili hiçbir belirsizlik olmamasından dolayı hoşnut olmuştur. Ancak, mevcut davada, iade işlemleri ve Yüksek Mahkeme’nin “yasal mirasçı” teriminin yorumunu değiştirmesine yol açan diğer hukuki gelişmeler bilinirken, yeni yorumlamanın, başvuranın ki gibi temyiz safhasında olan davalar üzerindeki yan etkisinin öngörülemediği görülmüştür. Yüksek mahkeme sonraki hükümlerinde, alt mahkemelerin esasen envanter için gerekli olan resmi şartı, sanığın bütün bir araziyi miras olarak aldığı davalarda uyguladığında katı bir şekilde yorumladığı sonucuna ulaşmıştır.
Mahkeme, amaçlanan hedefe çekişmeli yargılama gerçekleştirilerek değil, başvuranın talebinin tümüyle reddedilmesiyle ulaşılabileceği görüşüne katılmamaktadır. Mahkeme ayrıca, Yüksek Mahkeme’nin 2005 yılında verdiği kararın, derdest yargılamalar da uygulanabilirliği hakkında hüküm içermediğini belirtmiştir. Fransa Temyiz Mahkemesi tarafından belirlenen yeni yasal ilkenin, başvuranları mahkemeye erişme hakkından yoksun bırakma gibi bir etkisinin olmadığı Legrand / Fransa davasının aksine –hatta daha öncesinde-, mevcut davada, usuli gerekliliğin tahmin edilemez oluşu, derdest yargılamalara geriye dönük olarak uygulanmış ve bundan dolayı, başvuranın mahkemeye erişimini özünü bozacak şekilde kısıtlamıştır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Madde 41: Manevi tazminat olarak 1,000 Avro.
(bkz. Legrand / Fransa , no. 23228/08, 26 Mayıs 2011, 141 sayılı Bilgi Notu )
Full & Egal Universal Law Academy