© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteği ile hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkemeyi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz..
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright indication at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document.
DÖRDÜNCÜ DAİRE
PETROPAVLOVSKIS LETONYA DAVASI
(Başvuru no. 44230/06)
KARAR
STRAZBURG
13 Ocak 2015
KESİN KARAR
01/06/2015
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi gereğince kesinleşmiştir. Şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Petropavlovskis Letonya davasında,
Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire)
Başkan Päivi Hirvelä,
Yargıçlar Ineta Ziemele,
George Nicolaou,
Ledi Bianku,
Zdravka Kalaydjieva,
Krzysztof Wojtyczek,
Faris Vehabović,
ve Yazı İşleri Müdürü Françoise Elens-Passos,
18 Kasım ve 9 Aralık 2014 tarihlerinde özel oturum yapmış ve bu tarihlerden sonuncusunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, Letonya Cumhuriyeti’nde “vatandaş olmayan süresiz oturma iznine sahip” kişi Bay Jurijs Petropavlovskis (“başvurucu”) tarafından, 10 Ekim 2006 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Letonya Cumhuriyeti’ne karşı yapılan bir başvurudan (no. 44230/06) kaynaklanmıştır.
2. Başvurucu Brükselde’de avukatlık yapan Avukat Bay A. Dimitrovs tarafından temsil edilmiştir. Letonya Hükümeti (“Hükümet”) sırası ile o dönemin vekilleri olan Bayan I. Reine ve Bayan K. Līce tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurucu Sözleşme’nin 10., 11. ve 13. Maddelerine dayanarak şikayette bulunmuştur. Şikayetinde yurttaşlığa kabul yolu ile Letonya vatandaşlığını almasının keyfi olarak reddedildiğini iddia etmiş ve bunun Hükümet’in fikirlerini eleştirmek amacıyla görüş beyan etmesi ve toplantı özgürlüğü hakkını kullanması sebebiyle cezalandırıcı bir tedbir olarak reddedildiğini öne sürmüştür.
4. 3 Haziran 2008 tarihli kararında Mahkeme başvurunun kabul edilebilir olduğunu belirtmiş ve Hükümet’in Mahkeme’nin konu bakımından yetkisine itirazını esastan birleştirmiştir.
5. Başvurucu ve Hükümet ayrı ayrı esas hakkındaki gözlemlerini yazılır olarak (Kural 59 § 1) ibraz etmişlerdir.
OLAYLAR
I. DAVANIN ŞARTLARI
6. Başvurucu 1955 yılında Riga’da doğmuştur.
7. Letonya Meclisi’nin (Saeima) 29 Ekim 1998 tarihinde Eğitim Kanunu’nu kabul etmesinden önce, Sovyet dönemlerinden kalma bir uygulama ile, devlet ve belediye okullarında eğitim Letonca ve Rusça dillerinde yapılmaktaydı. 1 Haziran 1999 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Eğitim Kanunu ile, Letonya Cumhuriyeti’ndeki bütün devlet ve belediye okullarının eğitim dili devletin resmi dili olan Letonca olmuştur. Bu kanun ayrıca; özel okullarda, ulusal azınlık müfredatının uygulandığı devlet ve belediye okullarında eğitim dilinin başka bir dil olabileceğini öngörmüştür. Ulusal azınlık müfredatı uygulayann devlet ve belediye okulları ile ilgili olarak, devletin resmi dilinde öğretilmesi gereken derslerin hangileri olduğunu belirlemek görevi Eğitim Bakanlığı’na verilmiştir (Bölüm 9(1) ve (2)). Ayrıca Eğitim Bakanlığı ilgili yönetmeliklerin 1 Eylül 1999 tarihine kadar Bakanlar Kurulu’na sunulmasını sağlamakla görevlendirilmiştir (geçici hüküm, paragraf 3). Aynı zamanda bu kanunla, herkesin devletin resmi dilini öğrenmesi ve ilk ve orta öğretimde eğitim alınması için resmi dilde yeterlilik sınavına girilmesi gerekliliği getirilmiştir (bölüm 9(3)).
8. 2003 ve 2004 tarihlerinde başvurucu eğitim reformuna karşı aktif olarak protestolarda yer almıştır. Eğitim reformuna karşı protestoları destekleyen ve savunan “Rus Okullarını Koruma Merkezi” (Letonca “Krievu skolu aizstāvības štābs”) adındaki hareketin ana liderlerinden birisidir. Eğitim reformu karşıtı toplantı ve gösterilere katılmış, Rusça konuşan topluluğun Rusça dilinde eğitim alma hakkını ve Rusça dilinin tek eğitim dili olduğu devlet tarafından finanse edilen okulların korunmasını savunan basın açıklamaları yapmıştır. Hükümet 28 Haziran 2003 ve 23 Eylül 2005 tarihleri arasında gerçekleşen protestoların medyada yer alan bölümlerini kanıt olarak Mahkeme’ye sunmuştur. Bu kanıtlara Letonya haber ajansı LETA’nın haber raporları, Diena ve Lauku Avīze adlı günlük gazetelerde ve Novaja Gazeta (Rusça) adlı yerel gazetede yer alan makaleler de dahildir. Toplamda on üç haber raporu ve makale bulunmaktadır.
9. Çeşitli büyük toplantı ve gösterilerden sonra Meclis, 5 Şubat 2004 tarihinde Eğitim Kanunu’na değişiklikler getirmiştir. Yeni metne göre, 1 Eylül 2004’ten itibaren, ulusal azınlık müfredatı uygulayan bütün orta dereceli devlet ve belediye okulları, onuncu sınıfa başlayan öğrencilere ilişkin olarak, yabancı diller de dahil olmak üzere, müfredatın %60’ından daha az olmayacak şekilde, eğitimin resmi dilde yapılmasını sağlamalıdırlar. Bu okullar aynı zamanda azınlık dili, kimliği ve kültürü ile ilgili müfredatın azınlık dilinde öğretilmesini sağlamalıdırlar (geçici hüküm, paragraf 3).
10. Kasım 2003’te başvurucu, Letonya vatandaşlığını almak üzere Yurttaşlığa Kabul Kurulu’na (Naturalizācijas Pārvalde) başvurmuştur. 1 Aralık 2003 tarihinde yurttaşlığa kabul sınavını geçmiştir (aşağıda paragraf 29’a bakınız)
11. Yurttaşlığa Kabul Kurulu başvurucu tarafından sunulan belgeleri incelemiş, başvurucuyu Vatandaşlık Kanunu’nun 11. ve 12. Maddelerindeki koşullara uygun bulmuş ve ismini vatandaşlığa başvuran adaylar listesine eklemiştir. Bu liste vatandaşlık verilmesi taslak kararına eklenmiş ve son kararın verilmesi için Bakanlar Kurulu’na (Ministru kabinets) gönderilmiştir.
12. 16 Kasım 2004 tarihinde Bakanlar Kurulu başvurucunun isminin listeden çıkarılmasına karar vermis ve böylelikle vatandaşlıpa Kabul başvurusunu reddetmiştir.
13. 30 Kasım 2004 tarihinde Yurttaşlığa Kabul Kurulu Bakanlar Kurulu’nun kararını başvurucuya bildirmiştir.
14. 7 Aralık 2004 tarihinde başvurucu Bakanlar Kurulu’na karşı idari yargılamayı başlatmıştır. Başvurucu İdari Astbölge Mahkemesi’nden (Administratīvā rajona tiesa) Bakanlar Kurulu’nu Letonya vatandaşlığına kabul edilmesi kararını vermeye zorlamasını talep etmiştir. Başvurucu, Letonya vatandaşlığına kabul kararı verilip verilmemesinin idari bir eylem olduğunu ve siyasi bir karar olamayacağını belirtmiştir. Bunların yanı sıra başvurucuya göre Vatandaşlık Kanunu’nun şartlarını karşılayan birisi, kanunda belirtilmiş bu kişi için uygulanabilecek herhangi bir sınırlama olmaması halinde sadakat yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılırdı. Başvurucuya göre vatandaşlık verilmesinin reddedilmesi meşru değildi; eşit muamele ilkesi gereğince bu reddin gerçekleşmesi için başvurucunun görüşleri zemin teşkil edemezdi. Başvurucu “Birleşmiş Letonya’da İnsan Hakları” (“Par cilvēka tiesībām vienotā Latvijā”, kısaca PCTVL) adlı siyasi partiye katılımı ve yaptığı basın açıklaması sebebiyle isminin listeden çıkarıldığını belirtmiştir. PCTVL başvurucuyu Riga Belediye Başkanlığına aday göstermiş, ancak vatandaşlığa kabulunun reddedilmesi yerel seçimlerde seçilme hakkından yoksun bırakmış ve siyasi bir karar olmuştur.
15. 10 Aralık 2004 tarihinde günlük Lauku Avīze gazetesinden bir gazeteci başvurucu ile röportaj yapmıştır. Bu röportajda davayı yerel ve uluslararası mahkemelerde kazanma umuduyla ilgili sorulara aşağıdaki cevapları vermiştir:
“ Eğer siyasi güç elde etmek isteseydim, vatandaşlığa çok öncesinde geçerdim ve çoktan seçilmiş olurdum[Meclis’e]. Letonya mahkemelerinde davayı kazanma şansım yüzde elli yüzde elli. Ancak benim buna ihtiyacım yok. Açıkça konuşmak gerekirse, bizim daha geniş uluslararası bir skandala ihtiyacımız vardı. Ve benim vatandaşlık davamla bunu elde ettik. Bunun yanı sıra, PCRVL bedavaya geniş çaplı bir halkla ilişkiler kampanyası elde ettik.”
16. Bakanlar Kurulu’nun 5 Ocak 2005 tarihinde İdari Astbölge Mahkemesi’ne yaptığı sunumda, Adalet Bakanı’nın Vatandaşlık Kanunu’nun hükümlerine dikkat çektiğinin, Letonya vatandaşı olmak isteyen bir kişinin sadece bir vaatle değil aynı zamanda davranışlarıyla da Letonya Cumhuriyeti’ne bağlılık göstermesi gerektiğinin ve başvurucunun davranışlarının Letonya Cumhuriyeti’ne bağlılık yeminiyle uyumlu olmadığının üzerinde durulmuştur. Elindeki bilgileri değerlendiren Bakanlar Kurulu, söz konusu zamanda başvurucunun davranışlarıyla Letonya Cumhuriyeti’ne sadakat göstermediği kararını vermiştir.
17. Bakanlar Kurulu, 17 Kasım 2005 tarihinde İdari Astbölge Mahkemesi’ne yaptığı ek sunumda, diğerlerinin yanı sıra, bu siyasi kararın başvurucunun davranışlarına dayanarak verildiğini, davranışlarına bakıldığında başvurucunun gerçek bir bağlılık yemini etmiş olamayacağının net olduğunu iddia etmiştir. Başvurucunun Letonya Cumhuriyeti ile hakiki bir bağı olmadığını işaret eden başvurucunun kendi basın açıklamasıyla ispat edildiği üzere, başvurucu böyle bir bağ kurma niyetinde değildir ve Letonya Cumhuriyeti’ne zarar vermek isteyen siyasi kampanyanın bir parçası olarak vatandaşlığa başvurmuştur. Bakanlar Kurulu başvurucunun 10 Aralık 2004’te verdiği röportajdan alıntılar yapmıştır (bakınız yukarıda paragraf 15). “Demokrasinin kendi kendisini koruyabileceği” ilkesine dayanılarak; ulusal güvenlik, diğerlerinin ve resmi dilin korunmasının devletin koruması gereken demokratik değerlerden olduğu iddia edilmiştir. Basın açıklaması, başvurucunun davranışlarının ülkedeki istikrarı bozma amacı taşıdığını ve vatandaş olma isteğinin bu amaca dayandığını ortaya çıkarmıştır. Açıklama ve davranışları başvurucunun ulusal güvenlik için gerçek bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir: (i) başvurucu kamu düzeni ve güvenliğinibozmaya yönelik faaliyetler yapan bir örgütün lideridir[1];(ii) örgütün faaliyetleri şiddet gösterme olasılığına onay vermektedir[2]; (iii) başvurucunun açıklamaları şiddet uygulamaya hazır olduğuna işaret etmektedir[3]; (iv) başvurucunun davranışları, örgüt faaliyetlerinin yasallığının devlet yetkililerince meşru olarak kontrol edilmesine razı olmadığını göstermektedir[4]; ve (v) başvurucunun gerçek amacı Letonya vatandaşlığını kazanmak değil, siyasi bir skandalı tetikleyen organize bir kampanya yürütmektir[5].
18. 16 Aralık 2005 tarihinde İdari Astbölge Mahkemesi, davayı esastan incelemeksizin yargılamayı sonlandırma kararı aldı. İdari Astbölge Mahkemesi, Bakanlar Kurulu’nun vereceği Letonya vatandaşlığına (lēmums par personas uzņemšanu Latvijas pilsonībā) kabul kararının “siyasi bir karar” olduğu (aşağıda paragraf 33’e bakınız) ve bu sebeple mahkeme incelemesine konu olmayacağı sonucuna varmıştır. Başvurucu temyiz başvurusunda, diğerlerinin yanı sıra, Vatandaşlık Kanunu’nun siyasi bir silah olarak kullanılamayacağını ve mahkemenin böyle bir karar üzerinde tam yetkisi olması gerektiğini belirtmiştir.
19. 13 Şubat 2006 tarihinde İdari Bölge Mahkemesi (Administratīvā apgabaltiesa), İdari Astbölge Mahkemesi’nin kararını onamış ve Bakanlar Kurulu’nun kararının siyasi bir karar olduğunu belirtmiştir. Başvurucu temyiz başvurusunda, diğerlerinin yanı sıra, Vatandaşlık Kanunu’nun siyasi bir silah olarak kullanılamayacağını ve mahkemenin böyle bir karar üzerinde tam yetkisi olması gerektiğini belirtmiştir.
20. 11 Nisan 2006 tarihinde Yüksek Mahkeme Senatosu İdari Departmanı (Augstākās tiesas Senāta Administratīvo lietu departaments), İdari Bölge Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Vatandaşlık Kanunu’na göre Vatandaşlığa Kabul Kurulu’nun, hukuki olguların tespit edilmesine yönelik taslak karar hazırlamakla görevli oldukları değerlendirilmiştir. Son kararı Bakanlar Kurulu verir. Bakanlar Kurulu bu kararı, oylama usulü ile Vatandaşlığa Kabul Kurulu’nun taslak kararına dayanarak verir. Bakanlar Kurulu üyeleri verdikleri oyla ilgili sebep belirtmek zorunda değildir ve kanun bu anlamda karar alma sureciyle ilgili detayları belirlememiştir. Mahkeme, diğerlerinin yanı sıra, belirtmiştir ki:
“[8.3] ...Bakanlar Kurulu, Vatandaşlık Kabul Kurulu’nca yurttaşlığa kabul kriterlerini tamamladığı doğrulanmış kişilere vatandaşlık vermek veya vatandaşlık vermeyi reddetmek konusunda sınırsız yetkiye sahiptir. Yurttaşlığa Kabul Kurulu’nun kararıyla ilgili detaylı yönetmeliği ile tamamen tezat (krasi kontrastē) oluşturan böylesine sınırsız hareket etme özgürlüğü, Bakanlar Kurulu’nun böylesine bir davada idari bir işlevi değil anayasal bir işlevi yerine getirdiğini göstermektedir. Bu sebeple, Bakanlar Kurulu idari usul işlemlerini yürüten bir idari yetkili organ gibi görülemez. Böylelikle, ek şikayette belirtilen, bahsi geçen kararın idari bir eylem kabul edilmek için bütün kriterlere uyduğu iddiası yersizdir.
Yukarıya atıfla, İdari Bölge Mahkemesi’nin temyize götürülen kararın idari bir eylem değil siyasi bir karar olarak görülmesi gerektiği çıkarımı doğrudur. ...
[10] İdari Departman’ın görüşüne göre, bütün yurttaşlığa kabul şartlarını gerçekleştiren ve yurttaşlığa kabul sınırlandırmalarına tabii olmayan bir birey, vatandaşlığın kazanılmasıyla ilgili sonrasında Bakanlar Kurulu tarafından değerlendirilecek taslak bir karar için öznel bir hak kazanmıştır.
[11] Kanunun bir Bakanlar Kurulu kararının temyiz edilmesi için usul kurallarını belirlememiş olması, böyle bir kararın idari bir eylemmişcesine İdari Usul Kanunu uyarınca temyize konu olabileceği anlamına gelmemektedir. Letonya’da harhangi bir kanunda açıkça belirten ve bahsi geçen kararın temyize konu olamayacağını belirten yerleşik bir uygulama bulunmamaktadır ...
[12] ... İdari Departman’ın görüşüne göre, Letonya kanunları yurttaşlığa kabul konusunda alınan kararların kontrol edilmesini (kontrolēt) mümkün kılmaktadır. Yani; Yurttaşlığa Kabul Kurulu tarafından alınan kararlar (idari eylemler) İdari Usul Hukuku uyarınca temyize konu olabilirken, Bakanlar Kurulu’nun bir kararı veya kararın bir parçası kanunla bağdaşmıyorsa savcılık Savcılık Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca denetimsel bir inceleme (protests) için başvurabilir. Bu sebeple, başvurucunun Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi’nin 12. maddesine yaptığı atıf yersizdir.”
21. Bugüne kadar başvurucu yurttaşlığa kabul yoluyla Letonya vatandaşlığı almak için tekrar başvuru yapmamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Anayasa (Satversme)
22. Anayasa’nın 4. Maddesine göre, Letonya Cumhuriyeti’nin resmi dili Letoncadır.
23. Anayasa’nın 100. Maddesine göre, herkesin özgürce bilgi alma, bulundurma ve dağıtma da dahil olmak üzere ifade özgürlüğü hakkı ve fikirlerini ifade etme hakkı vardır. Sansür yasaktır.
24. Anayasa’nın 102. Maddesine göre, herkesin bir dernek, siyasi parti ve diğer toplum örgütlerini kurma ve bunlara katılma hakkı vardır.
25. Anayasa’nın 103. Maddesine göre, devlet öncesinde bahsedilen barışçıl toplantıların, sokak gösterileri ve yürüyüşlerinin özgürlüklerini korur.
26. 116. Maddeye göre, 100., 102. Ve 103. Maddelerde, diğerlerinin yanı sıra, düzenlenen haklar, kanun tarafından belirlenen şartlar altında başkalarının haklarını, devletin demokratik yapısını, kamu düzeni, refahı ve ahlakını korumak amacıyla kısıtlamalara konu olabilir. Maddede öngörülen koşullara dayanarak, bu kısıtlamalar dini inançların ifade edilmesi için de getirilebilir.
B. Söz konusu zamanda yürürlükte olan Vatandaşlık Kanunu (Pilsonības likums)
27. Vatandaşlık Kanunu’nun 1(1) bölümüne göre, Letonya vatandaşlığı bir kişi ile Letonya Devleti (Latvijas valsts) sarasında kalıcı bir hukuki bağdır (noturīga tiesiska saikne). Daha genel anlamda, vatandaşlık ve göçmenlik ile ilgili Letonya kanunları, kişileri farklı kategorilere ayırır ve her bir kategorinin aynı bir statüsü vardır. Bunlar Slivenko Letonya ([GC], no. 48321/99, §§ 50-53, AİHM 2003 X) ve Sisojeva ve diğerleri. Letonya ((listeden silinme) [GC], no. 60654/00, §§ 46-47, AİHM 2007 I) kararlarında özetlenmiştir.
28. Yurttaşlığa kabul için varolan kısıtlamalar 11. Bölümde listelenmiştir. Anayasaya aykırı yöntemlerle, Letonya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına, devletin demokratik meclis yapısına veya Letonya’da varolan devlet otoritesine karşıt davranışlar gösteren kişiler, bu davranışları mahkeme hükmü ile tespit edilmiş ise, vatandaşlığa kabul edilemezler.
29. 12. Bölüm aşağıdaki gibidir:
“(1) Sadece nüfusa kayıtlı kişiler, aşağıdaki şartlara uymaları durumunda, yurttaşlığa kabul yöntemi ile vatandaşlık kazanabilirler:
1) Yurttaşlığa kabul başvurusu yapıldığı tarihte, beş yıldan daha az olmayacak biçimde 4 Mayıs 1990 tarihinden itibaren hesaplanarak, bu kişilerin daimi ikametgahı Letonya olmalıdır (Letonya’ya 1 Temmuz 1992 tarihinden sonra gelmiş kişiler için 5 yıllık dönem, kalıcı oturum izninin kazanıldığı tarihten itibaren hesaplanır);
2) bu kişiler Letonca dilini konuşmaktadır [prast];
3) bu kişiler kişilerin ve vatandaşların hak ve yükümlülükleri bağlamında Letonya Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini ve anayasayı (10 Aralık 1991) bilmektedirler [zināt];
4) bu kişiler milli marşı ve Letonya tarihini bilmektedirler;
5) bu kişilerin meşru gelir kaynakları bulunmaktadır;
6) bu kişiler Letonya Cumhuriyeti’ne bağlılık yemini etmişlerdir;
7) bu kişiler eski vatandaşlıklarından (milliyetlerinden) feragat etmek üzere bir bildiri ibraz etmişlerdir ve eski vatandaşlıklarının bağlı olduğu devletten, bu devlet böyle bir belge sağlıyorsa, vatandaşlıktan çıkarılma izni ya da vatandaşlığı kaybettiklerini doğrulayan bir belge almışlardır. Bu kişilerin 4 Mayıs 1990 tarihinde daimi ikametgahı Letonya olan eski SSCB vatandaşı olmaları halinde, bu kişiler başka bir devletin vatandaşlığını kazanmadıklarına dair bir sertifika almışlardır; ve
8)bu kişiler mevcut kanunun 11. bölümünde belirtilmiş yurttaşlığa kabul sınırlamalarına konu değildirler.
(2) Sadece bu bölümün ilk paragrafında belirtilen şartlara uyan kişiler, yurttaşlığa kabul yoluyla Letonya Vatandaşlığına alınabilirler. ...
(6) vatandaşlık başvuruları reddedilen kişiler, bir önceki karar alındıktan bir yıl sonra tekrar başvuru yapabilirler.”
30. Bölüm 17(1)’e göre Yurttaşlığa Kabul Kurulu başvuruları kabul eder ve inceler. Yurttaşlığa Kabul Kurulu tarafından reddedilen başvurular için temyiz yolu açıktır (bölüm 17(3)). Vatandaşlığın verilmesi ile ilgili son karar Bakanlar Kurulu tarafından alınır (section 17(2)).
31. Söz konusu zamanda (1 Ekim 2013 tarihinden itibaren yürürlükte olan kanundan önce), 18. Bölüm’e göre, Letonya vatandaşlığına kabul edilecek herkesin aşağıdaki Letonya Cumhuriyeti’ne bağlılık yeminini imzalamaları gerekmektedir:
“(doğum tarihi)’nde ve (doğum yeri)’nde doğmuş olan (ad ve soyad) ben sadece Letonya Cumhuriyeti’ne bağlı olacağıma yemin ederim. Letonya Cumhuriyeti kanunları ve anayasasına iyiniyetle itaat edeceğimi ve onları korumak için çaba göstereceğimi taahhüt ederim. Letonya Devleti’nin (Latvijas valsts) bağımsızlığını hayatım pahasına savunacağıma ve Letonya Devleti’ni ve halkının refahını artırmak için iyi niyetle yaşayıp çalışacağıma söz veririm.”
32. 1 Ekim 2013 tarihinde Vatandaşlık Kanunu’nda, yukarıda bahsi geçen bütün hükümleri kapsayan, bazı değişiklikler yapılmıştır.
C. İdari Usul Kanunu (Administratīvā procesa likums)
33. İdari Usul Kanunu (1 Şubat 2004-30 Kasım 2006 tarihleri arasında geçerli olmuştur) Bölüm 1(3)’e göre, bir idari eylem; ayrı ayrı ismi geçen kişiyle (veya kişilerle) ilgili, kamu kurumları (iestāde) tarafından idari hukuk alanında kullanılan ve belirli kanuni ilişkileri (tiesiskās attiecības) kuran, değiştiren, belirleyen ve sonlandıran veya mevcut durumu belirleyen dışarıdan yönlendirilmiş yasal bir araçtır. Bir memurun ya da kamu idaresine özel olarak tabii bir kişinin, insan haklarını ciddi şekilde ihlal ediyorlarsa; diğer kararlar gibi, bir memur (amatpersona) veya kamu idaresine özel olarak tabii bir kişi için (īpaši pakļauta persona) yasal statü kurulmasını, değiştirilmesini veya sonlarındırılmasını veya bu kişilere disiplin cezası verilmesini ilgilendiren kararlar da idari eylemdir.Kamu kurumlarının özel hukuk alanında verdiği bir karar veya yaptıkları başka tür bir eylem ve sadece kamu kurumunu, ona bağlı bir kuruluşu (padota institūcija) veya ona bağlı bir kişiyi etkileyecek bir iç karar, idari eylem değildir; Saeima, Başkan, Bakanlar Kurulu veya yerel hükümet şehir meclisleri (altbölge ve idari bölge meclisleri) tarafından alınan siyasi kararlar (memur ve benzerlerinin seçilişi ile ilgili siyasi duyuru, beyanat, davet, bilgilendirme) gibi cezai yargılamayı ilgilendiren kararlar ve mahkeme kararları da idari eylem değildir.
D. 34 Numaralı Bakanlar Kurulu Yönetmeliği (1999), “Vatandaşlığa Kabul Edilme Başvurusunun Alınması ve İşlemleri”
34. 5 Şubat 1999 – 9 Temmuz 2011 arasında geçerli olan “Vatandaşlığa Kabul Edilme Başvurusunun Alınması ve İşlemleri” (Naturalizācijas iesniegumu pieņemšanas un izskatīšanas kārtība) isimli 34 numaralı Bakanlar Kurulu Yönetmeliği (1999), Yurttaşlığa Kabul Kurulu Başkanı’nın yurttaşlığa kabulu reddedilmesi kararını alabilmesi için bazı şartlar belirlemiştir. Böyle bir kararın söz konusu olabilmesi için, örneğin, bir kişinin kasten yanlış bilgi verdiğinin kanunen yürürlüğe giren bir hükümle tesis edilmesi (paragraf 32.1) ya da başvurunun incelenmesinden sonra yurttaşlığa kabul için hukuki zeminin oluşmadığının veya böyle bir zeminin artık söz konusu olmadığının anlaşılması gerekmektedir (paragraf 32.2).
35. Bir kişinin yurttaşlığa kabulu söz konusu olduğunda, Yurttaşlığa Kabul Kurulu memurlarından birisi, bu kişinin dosyasındaki belgelere dayanarak, Letonya vatandaşlığının yurttaşlığa kabul yolu ile kazanılması için Bakanlar Kurulu adına taslak bir karar hazırlar (paragraph 33). Yurttaşlığa Kabul Kurulu Bakanlar Kurulu’nun konuyla ilgili aldığı kararı ilgili kişiye bildirir (paragraph 34).
E. Anayasa Mahkemesi İçtihatları
36. 13 Mayıs 2010 tarihinde Anayasa Mahkemesi (Satversmes tiesa), Yabancılar Kanunu’nda bulunan Geçici Hükümler’in birinci paragrafının ilk cümlesinde kullanılan bir takım kelimeler ile ikinci cümlenin; Anayasa’nın 1. ve 2. maddeleri ile, ve de 4 Mayıs 1990 tarihli “Letonya Cumhuriyeti Bağımsızlık Restorasyonu Üzerine” isimli bildirgenin Giriş Bölümü’yle uygunluğu hakkında 2009-94-01 numaralı davayı bir hükme bağlamıştır. Bu dava Yüksek Mahkeme Senatosu İdari Davalar Bölümü (Augstākās tiesas Senāta Administratīvo lietu departaments) tarafından, kanunda belirtilen çifte vatandaşlıkla ilgili şartların Letonya’nin devlet sürekliliği doktrinine uygun olup olmadığını sorgulamak amacıyla Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu hukuki düzenlemeleri hem anayasa hem de bildirge ile uyumlu bulmuştur. Bu hükmün ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir (referanslar dahil edilmemiştir):
“16. Başvurucu vatandaşlığın insan haklarından biri olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve davaya konu olan hükümlerin anayasanın 1. maddesinde bulunan orantılılık ilkesi ve yasal belirlilik ile bağdaşmadığını savunmuştur.
16.1. Anayasa Mahkemesi içtihatlarında, anayasanın 1. maddesinde korunan demokratik cumhuriyet kavramından, devletin kanunla yönetilen devlet (tiesiska valsts) temel ilkelerine uymakla yükümlü olduğu sonucunun çıkarılacağını kabul etmiştir ...
Vatandaşlığı düzenleyen alanda devlet geniş bir takdir yetkisine sahiptir ... Ancak, bu takdir yetkisinin sınırsız olduğu düşünülemez. Devlet sürekliliği doktrini çerçevesinde kanun koyucu, işgal sırasında Letonya vatandaşlığını elinde bulunduran kişilerin vatandaşlık kapsamı dışında kalmamalarını ve vatandaşlığın tekrar tesis edilmesi için konulan şartların orantılı olmasını sağlama yükümlülüğüne sahiptir.
Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, 27 Kasım 1991 tarihli çifte vatandaşlık sahibi olunmasını mümkün kılan kararla kişilerin sahip oldukları kesinliğin, vatandaşlığın düzenmesi konusunda kanun koyucunun sahip olduğu takdir yetkisini aşıp aşmadığını değerlendirmeye almalıdır. Anayasa Mahkemesi davaya konu olan hükümlerin, bir kişinin belirli bir devletin vatandaşı olma hakkını ihlal etmediğini doğrulamak durumundadır.
16.2. Başvuruda [belirtildiği gibi], vatandaşlık veya bir kişinin devletle bağı insan haklarından biridir ve İnsan Hakları [Evrensel] Bildirgesi’nin 15. maddesinde ve buna bağlı olarak Sözleşme’de belirtilmiştir. Bir kişinin, Letonya vatandaşı olarak kayıt olması ile, başka bir devletin vatandaşlığından çıkmasını zorunlu tutan bir zaman aralığının sabitlenmesinin, birini vatandaşlıktan yoksun bırakmak ya da belirli bir özelliği ile tanınan bir grubun veya bir kitlenin topluca vatandaşlıktan yoksun kalması ile eş olacağı söylenmiştir
Anayasa Mahkemesi, İnsan Hakları Bildirgesi’nin insan hakları konusunda güvenilir bir kaynak olduğunu ve hükümlerinin içeriğinin zaman içinde geliştirildiğini ve uluslararası hukukun teamül ve ilkelerinin geliştirilmesinin temelinde yer aldığını belirtmiştir. Ancak, Anayasa’nin 89. maddesiyle devleti bağlayan İnsan Hakları Bildirgesi’nin 15. maddesinin kapsamını tam olarak tesis etmek için ek bir inceleme gerekmektedir.
İnsan Hakları Bildirgesi’nin 15. maddesi herkesin bir milliyeti olmasına hakkı olduğunu düzenler. Ancak, bir kişiye belirli bir devletin milliyetine tabii olma hakkını verir. Bu maddenin içeriği zaman içinde değiştirilmiş ve uluslararası hukukun gelişimi devletlerin milliyet konusundaki takdir yetkisini etkilemiş olsa bile, bu içerik hala sınırlıdır. Hukuki görüşte [belirtildiği gibi] milliyet doğal, vazgeçilmez ve devredilmez bir hak değildir, çünkü özünde egemen bir devletin varlığından doğmaktadır ....
Günümüzde, İnsan Hakları Bildirgesi’nin 15. maddesi üç ana öğe içermektedir; milliyet sahibi olma hakkı ya da vatansızlıktan kaçınılması; keyfi bir şekilde bir kişiyi milliyetten yoksun bırakma yasağı (kitlesel yoksun bırakma da dahil); ve bir kişinin milliyetini değiştirme hakkı. Siyasi veya diğer ayrımcı değerlendirmeler sebebi ile milliyetten yoksun bırakma keyfi kabul edilir ... Vatansızlık sonucu doğuran milliyetten yoksun bırakma halleri de keyfi kabul edilir ... Ayrımcılık yasağı geniş yorumlanamaz; örneğin dil yeterliliği şartı aranması ayrımcılıktan sayılamaz. Buna ek olarak, aşağıdaki iki alanda mutabakatın tanımlanması gerekir: evlilik halinde vatansızlığın azalması anlamına gelen cinsiyet eşitliği; ve daha göze çarpan şekilde, bir devletin toprakları içinde doğan aksi takdirde vatansız kalacak her çocuğa milliyet hakkının verilmesi ...”
III. İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUKU VE UYGULAMASI
A. Uluslararası Daimi Adalet Divanı İçtihatları
37. Tunus ve Fas’ta Milliyet Kararnameleri (7 February 1923) ile ilgili istişari görüşünde Uluslararası Daimi Adalet Divanı aşağıdaki sonuçlara varmıştır:
“ ‘sadece iç yetki alanına giren’ ifadesi daha çok birden fazla devletin çıkarlarını yakınen ilgilendiriyor olsa bile kural olarak uluslararası hukuk tarafından düzenlenmemiş konulara dikkat çeker. Bu konularda tek yargılayıcı devlettir.
Belli bir konunun sadece bir devletin yetki alanında olup olmadığı sorusu özünde göreceli bir sorudur; uluslararası ilişkilere bağlı olarak gelişir. Dolayısıyla, uluslararası hukukun mevcut durumunda, Mahkeme’nin görüşüne göre milliyet ile ilgili sorular kural olarak bu ayrılmış alana dahildir.
Mevcut fikrin amacını anlamak için, milliyet gibi kural olarak uluslararası hukuk tarafından düzenlenmeyen bir konuda, devletin takdir yetkisini kullanma hakkının, başka devletlerce taahhüt edilmiş yükümlülükler tarafından kısıtlanabileceğini gözlemlemek yeterlidir.”
B. Uluslararası Adalet Divanı İçtihatları
38. Nottebohm Davası’nda (Liechtenstein Guatemala, 6 April 1955 tarihli karar), Uluslararası Adalet Divanı aşağıdaki kararı almıştır:
“Her egemen devlet gibi, Lihtenştayn da, milliyetinin kazanılması ile ilgili kurallara kendi kanunları ile karar verir ve bu kanunlara uygun olarak yurttaşlığa kabul yolu ile milliyetin kazanılması kararını kendi organları alır. Uluslararası hukukun devletin bu alandaki karar verme özgürlüğüne herhangi bir sınır getirip getirmediğinin tespit edilmesine gerek yoktur. Dahası milliyet, en çabuk, en geniş kapsamlı ve bir çok insan için tek etkisini milliyeti bahşeden devletin hukuk sisteminde gösterir. Milliyet her şeyin üstünde, ona haiz olan kişinin, söz konusu devletin kanunları tarafından yurttaşlarına verilen hak ve yükümlülüklere sahip olmasını belirler. Daha geniş bir kavramda milliyetin devletin ülke içi yargı yetkisine dahil olduğu kastedilmiştir. ...
Devletlerdeki uygulamaya, hakem ve yargı kararlarına ve yazarların görüşlerine göre milliyet; temelinde bağlılık sosyal olgusu, varoluşun gerçek bağlantısı, duygu ve menfaatler, ve de karşılıklı hak ve ödevler olan hukuki bir bağdır. Milliyetin, milliyet sahibi bir bireyin, ister direkt olarak yasayla ister yetkililerin bir eylemi sonucunda milliyet sahibi olsun, milliyeti veren devletin halkıyla diğer bütün devletlerin halklarından daha yakın olduğunun hukuki ifadesi olduğu söylenebilir. Bir devlet tarafından verilen milliyet, bir bireyin ona yurttaşlık veren devletle arasındaki bağın kanuni ifadeye çevirisini teşkil ediyorsa, diğer devletlere karşı koruma yetkisini sadece o devlete aittir. ...
Yurttaşlığa kabul hafife alınacak bir konu değildir. Bunu talep etmek ve elde etmek bir insanın hayatında sık başına gelen bir şey değildir. Bir sadakat bağını koparıp başka bir sadakat bağının kurulması anlamına gelir. Bunu elde eden bireyin kaderinde derin değişikliklere sebep olur ve geniş kapsamlı sonuçlar doğurur. Bireyi kişisel olarak ilgilendiren bir durumdur ve sadece sahip olmanın getirdiği sonuçlar açısından değerlendirilmesi, durumun derin anlamını yanlış anlamak olur. Uluslararası etkisinin değerini ölçebilmek için; vatandaşlığın takdim edildiği şartlar, vatandaşlığın ciddi yapısı, bireye vatandaşlığı veren ülkenin gerçek, etkili ve sadece sözde olmayacak biçimde tercih edilmiş olduğu hiçe sayılamaz.”
C. Avrupa Milliyet Sözleşmesi (Avrupa Konseyi Anlaşmalar Serisi no. 166)
39. Milliyeti ilgilendiren Avrupa Konseyi belgelerinden başlıcası, 6 Kasım 1997 tarihinde kabul edilen ve 1 Mart 2000 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Milliyet Sözleşmesi’dir. Avrupa Konseyi’nin 20 üye devleti tarafından imzalanıp onaylanmıştır. Letonya sözleşmeyi 30 Mayıs 2001 tarihinde imzalamıştır ancak onaylamamıştır.
40. Sözleşme’nin ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir:
Article 2 – Tanımlar
“Bu Sözleşme anlamında:
‘milliyet’ bir kişi ile bir devlet arasındaki hukuki bağı ifade eder ve kişinin etnik kökenine işaret etmez ...”
Article 3 – Devletin yetkisi
“1. Her devlet kendi hukukunda yurttaşlarının kimler olduğunu belirlemelidir.
2. Bu hukuk, uygulanan uluslararası sözleşmelere, uluslararası teamül hukukuna ve milliyete dair kabul edilmiş genel hukuk ilkelerine uygunluğu kapsamında diğer devletlerce kabul edilmelidir.
Article 4 –İlkeler
“milliyet hakkındaki kurallar taraf olan her devlet için aşağıdaki ilkelere uymalıdır:
a. herkesin bir milliyet sahibi olmaya hakkı vardır;
b. vatansızlıktan kaçınılmalıdır;
c. hiç kimse keyfi olarak milliyet sahibi olmaktan yoksun bırakılamaz;
d. taraf devletin bir vatandaşı ile bir yabancı arasındaki evlilik birliğinin ne kurulması ne de bozulması, ne de evlilik sırasında eşlerden birinin milliyetini değiştirmesi, diğer eşin milliyeti üzerinde kendiliğinden etki doğuramaz.”
41. Sözleşme Hakkında Açıklama Raporu, 2. Madde ile ilgili olarak, diğerlerinin yanı sıra, aşağıdakileri belirtir:
Article 2 – Tanımlar
“22. Milliyet kavramı Nottebohm davası sırasında Uluslararası Adalet Divanı’nca incelenmiştir. Bu mahkeme milliyeti ‘temelinde bağlılık sosyal olgusu, varoluşun gerçek bağlantısı, duygu ve menfaatler, ve de karşılıklı hak ve ödevler olan hukuki bir bağdır. ‘ sözleri ile tanımlamıştır (Nottebohm davası Uluslararası Adalet Divanı Raporları 1955, s. 23).
23. Sözleşme’nin 2. maddesinde ‘milliyet’, ‘bir kişi ile bir devlet arasındaki hukuki bağı ifade eder ve kişinin etnik kökenine işaret etmez’ sözleri ile tanımlanmıştır. Bu sebeple bir birey ile bir devlet arasında, o devlet tarafından tanınmış, hukuki bir ilişkiye atıfta bulunur. Açıklama raporunun 1. paragrafının dipnotunda belirtildiği gibi, Sözleşme’nin etkileri açısından bakıldığında ‘milliyet’ ve ‘vatandaşlık’ terimleri eş anlamlıdır.”
D. Avrupa Birliği Adalet Divanı İçtihatları
42. C-135/08 Janko Rottmann Bavyera davasında (2 Mart 2010 kararı), Adalet Divanı aşağıdaki hükümlere varmıştır (referanslar dahil edilmemiştir):
“45. Bu yüzden üye devletler, milliyet alanında yetkilerini kullanırken, Avrupa Birliği hukukuna saygı duymalıdırlar ...
48. Avrupa Birliği Hukuku’na uygun olmak zorunda olan şart, öncesinde Mahkeme tarafından tanınmış ve yukarıda 39. paragrafta bahsi geçen, üye devletlerin milliyetin kazanılması veya kaybedilmesi ile ilgili koşulları belirleme gücüne sahip olduğunu belirten uluslararası hukuk ilkesinden ödün veremez. Ana davada söz konusu olduğu şekliyle, özellikle yurttaşlığa kabulün geri çekilmesi kararında olduğu gibi, birliğin yasal düzeni tarafından sağlanmış ve korunmuş hakları etkilediği ölçüde, birliğin vatandaşları için bu gücün kullanılabilmesi açısından bu ilkeyi yücelten şart, Avrupa Birliği Hukuku ışığında yürütülen yargı denetimine tabiidir...
55. Böyle bir durumda ulusal mahkemenin, söz konusu olan geri çekme kararının esas yargılamada orantılılık ilkesini gözetip gözetmediğini, Avrupa Birliği hukuku ışığında ilgili kişinin durumu için açacağı sonuçlar ve, ek olarak gerektiğinde, iç hukuk ışığında kararın orantılılığının incelenmesi açısından tespit etmesi gerekir.”
E. Amerika Kıtası İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatları
43. Kostarika Anayasası Yurttaşlığa Kabul Hükümleri Hakkında Önerilen Değişiklikler’de (İstişari Görüş OC-4/84, 19 Ocak 1984) Amerika Kıtası İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar aşağıdaki gibidir:
“31. Hükümetin sorduğu sorular iki genel hukuki sorunu kapsamaktadır ve Mahkeme bunları ayrı ayrı inceleyecektir. İlk olarak, Sözleşme’nin 20. maddesinde tesis edilen milliyet hakkıyla ilgili bir sorun söz konusudur. İkinci grup sorular, Sözleşme tarafından yasaklanmış ayrımcılığın söz konusu olma olasılığı ile ilgili sorunlardır.
32. Bugün kabul edildiği şekliyle milliyet, bütün insanların sahip olduğu doğal bir haktır. Milliyet siyasi hakların kullanılabilmesinin temel şartı olmanın yanı sıra, bir bireyin hukuki ehliyeti üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
Dolayısıyla, milliyetin bahşedilmesi ve düzenlenmesi konularına her devletin kendisi karar vereceği geleneksek olarak kabul edilmiş olsa bile, günümüzdeki gelişmeler, uluslararası hukukun, devletlerin bu alanda sahip oldukları geniş yetkilere bazı sınırlar getirdiğini işaret etmektedir. Günümüzde devletlerin milliyet ile ilgili meseleleri düzenlerkenki tutumları yalnızca kendi yetki alanlarına indirgenemez; devletlerin bu yetkileri, insan hakları üzerinde tam koruma sağlanması yükümlülüğü ile sınırlandırılmıştır.
33. Milliyeti bir devletin tebaasına bahşettiği bir nitelik olarak gören doktrindeki klasik anlayış dereceli olarak, milliyetin devlet yetki sınırı kadar insan hakları konularını da kapsadığının görüldüğü bir noktaya evrilmiştir. Bu durum, 2 Mayıs 1948 tarihli Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirgesi adındaki bölgesel bir bildiride tanınmıştır [19. Madde metni]. Bir diğer bildiri İnsan Hakları Uluslararası Bildirgesi aşağıdakileri içerir [15. Madde metni].
34. her insanın milliyet sahibi olmaya hakkı olduğu uluslararası hukukta tanınmıştır. Bu hakkın iki özelliği Sözleşme’nin 20. maddesinde yer almıştır. İlk olarak, tesis edilen milliyet hakkı, söz konusu devletle birey arasında tesis edilen milliyet bağı ile uluslararası ilişkilerde bireye asgari ölçüde yasal koruma sağlar. İkinci olarak da, bahsedilen bu koruma, bireyin keyfi olarak milliyetten yoksun bırakılmasına karşı koyar. Bu koruma olmaksızın birey, milliyete bağlı olan siyasi haklar kadar medeni haklarının pratik amaçlarından da yoksun bırakılabilir.
35. Milliyet; bir kişiyi belirli bir devlete bağlayan, kişiyi sadakat ve vefa bağları ile saran ve kişinin devlet tarafından diplomatik koruma elde etmesini sağlayan siyasi ve hukuki bir bağ olarak görülebilir. Değişik şekillerde birçok devlet, aslen milliyetini taşımayan bireylere, genellikle bazı şartların yerine getirilmesinden sonra yapılan bir niyet beyanı yolu ile milliyeti sonradan kazanma fırsatı sunar. Böyle durumlarda milliyet, artık belirli bir toprak parçasında veya o milliyete sahip ebeveynlerden doğmuş olma tesadüfüne bağlı olmaz; daha çok belirli bir toplum, onun kültürü, hayat stili ve değerleri ile ilişki tesis etme amacını güden gönüllü bir eyleme dayanır.
36. Bi devletin milliyetini aslen yabancı olan kişilere kazandırma olanağını sunan yine o devlet olduğundan, milliyetin kazanılması için gerekli şartların ve yöntemlerin öncelikle o devletin iç hukukuna göre belirlenmesi doğaldır. Bu normlar, üstün normlarla çatışmadığı sürece, yurttaşlığa kabule başvuran kişi ile kendisini tamamen ilişkilendirmek istediği toplumun değer ve çıkarlar sistemi arasında etkin bir bağın varlığından emin olmak için dayatılacak şartların hangileri olması gerektiğine, en iyi milliyeti verecek olan devlet hükmedebilir. Bu şartlara uyulup uyulmadığına da yine en iyi bu devlet karar verebilir. Bu sınırlar içinde, yurttaşlığa kabulün ne derece kolaylaştırılacağını devletlerin öngördüğü ihtiyaçların belirliyor olması aynı şekilde mantıklıdır. Devletlerin öngördüğü ihtiyaçlar değişken olduğundan, yurttaşlığa kabulün değişen şartlara göre serbestleştirilmesi veya sınırlanması da olağandır. Bu sebeple belirli bir anda, başvurucuların ülke ile milliyet değişikliği gibi ciddi ve geniş kapsamlı bir eylemin yerine getirilmesini açıklayacak, gerçek ve kalıcı bağlar kurmadığı zamanlarda, milliyet değişikliğinin sadece başvurucuların karşılaştığı bazı geçici sorunları çözmek amacıyla yapılmadığından emin olmak için yeni şartların dayatılması şaşırtıcı değildir.”
44. Girls Yean ve Bosico Dominik Cumhuriyeti davasında (8 Eylül 2005 tarihli karar), Amerika Kıtası İnsan Hakları Mahkemesi aşağıdaki kararları vermiştir (dipnotlar dâhil edilmemiştir):
“139. Amerikan Sözleşmesi milliyet hakkının her iki yönünü de tanımaktadır: bir bireye, söz konusu devlet ile arasında milliyet tarafından inşaa edilen bağ sayesinde uluslararası ilişkilerde asgari ölçüde yasal koruma verilmesi perspektifinden bir milliyete sahip olma hakkı ve ikinci olarak milliyetinden keyfi olarak yoksun bırakılmasına karşı bireye sağlanan koruma, bu olmaksızın bireyin milliyetine bağlıdırlar.
140. Kimin milliyeti kazanma hakkına sahip olduğunun belirlenmesi, devletin iç yargı yetkisi dâhilinde kalmaya devam eder. Ancak, devletin bu konudaki takdir otoritesi, uluslararası hukukun geçirdiği evrimle, devletlerin keyfi müdahalalerine karşı bireylerin korunduğundan emin olmak için dereceli olarak sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla, uluslararası insan hakları hukukunun gelişiminde gelinen aşamada, devletin bu otoritesi, bir yandan devletlerin bireylere hukuk önünde eşit ve etkin koruma sağlaması yükümlülüğü ile, öte yandan da vatansızlığı engelleme, önleme ve azaltma yükümlülüğü ile sınırlıdır.
141. Mahkeme, hukukun eşit ve etkin koruma sağlaması ve ayrımcılık yapılmaması konusundaki emredici hukuk ilkesinin; milliyet verilmesi üzerine yöntemler geliştirilirken, devletlerin ayrımcı veya toplumun bir kısmı üzerinde ayrımcı etkiler doğuracak düzenlemelerden kaçınması gerekliliğini belirlediği görüşündedir. Daha da ötesinde, devletler her seviyede, özellikle kamu kuruluşlarında, ayrımcı uygulamalara karşı savaşmalıdır, son olarak da tüm bireyler için etkili bir eşit korunma hakkının sağlanması için müspet önlemler benimsemelidir.
142. Devletler, milliyet verilmesi konusunda uygulanması halinde vatansız insanların sayısını artıracak kanun ve uygulamalar benimsememe yükümlülüğü altındadır. Bu şart, keyfi olarak milliyetten yoksun bırakılması yüzünden devlet kanunlarına göre bir bireyin milliyet edinmeye hak kazanamaması veya milliyetin aslında etkili olmayacak biçimde verilmesi sebebiyle oluşan milliyet eksikliğinden doğmaktadır. Vatansızlık bir bireyi medeni ve siyasi haklara sahip olma olasılığından yoksun bırakır ve onu aşırı savunmasızlık içinde zor durumda bırakır.”
45. Amerikan Kıtası İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarından doğan ve milliyet hakkını ilgilendiren bu ilkeler yakın zamandaki Sınır dışı edilmiş Dominikli ve Haitililer Dominik Cumhuriyeti davasında teyit edilmiştir (28 Ağustos 2014 tarihli karar, paragraf 253-264).
HUKUK
I. SÖZLEŞMENİN 10. VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
46. Başvurucu, yurttaşlığa kabul yoluyla Letonya vatandaşlığını edinmesinin reddedilmesinin keyfi olduğunu ve hükümeti eleştirmek amacıyla fikir beyan ettiği ve toplantı hakkını kullandığı için bunun cezalandırıcı bir önlem olarak yapıldığını iddia ederek, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddeleri uyarınca şikâyette bulunmuştur. Başvurucu, hakları üzerinde yukarıda bahsettiği ihlallerin, Sözleşme madde 10 § 2 ve madde 11 § 2’nin şartlarına aykırı olduğunu söyleyerek; kanun tarafından emredilmediklerini, meşru bir amaca hizmet etmediklerini ve demokratik toplumda gerekli ve uygun olmadıklarını belirterek şikâyetine devam etmiştir. Sözleşme’nin 10. ve 11. maddeleri aşağıdaki gibidir:
Madde 10 (ifade özgürlüğü)
“1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”
Madde 11 (Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü)
“1. Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare mekanizmasında görevli olanlar hakkında meşru sınırlamalar konmasına engel değildir.”
47. Hükümet bu maddelerin ihlalinin söz konusu olduğunu reddetmiştir.
A. Tarafların İddiaları
1. Başvurucu
48. Başvurucu, milliyetle ilişkili konuların, insan haklarını etkiledikleri takdirde devletlerin münhasır yetkileri dâhilinde olmadığını işaret etmiştir. Tunus ve Fas’ta Milliyet Kararnameleri İstişari Görüşler ve Nottebohm Davası’nın uluslararası hukukun bugünkü halini değil, 1923 ve 1955 tarihlerindeki durumunu yansıttığını belirtmiştir. Ulusal kanun ve uygulamaların, uluslararası hukukun genel ilkeleriyle ve özellikle insan hakları hukuku ile uyumlu olmasını gerektiren, gelişen bir uluslararası mutabakatın var olduğunu savunmuştur. Devlet, milliyet verilmesiyle ilgili takdir yetkisini kullanmakta tamamen serbest değildir; başvurucu, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin madde 15 § 1’e atıfta bulunarak, milliyeti ilgilendiren kararların insan hakları ışığında incelenmesi gerektiğini iddia etmiştir. Amerika Kıtası İnsan Hakları Mahkemesi’ne gelen konuyla ilgili iki davanın sırasıyla 32. ve 140. Paragraflarına atıfta bulunmuştur (yukarıda 43. ve 44. Paragraflara bakınız). Başvurucu, Avrupa Milliyet Sözleşme’sinin 4. Maddesine ve ona bağlı Açıklama Raporuna dayanarak, Amerika Kıtası yaklaşımının Avrupa’da da kabul edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu statüsünü “vatandaş olmayan kimse” olarak tanımlamış ve kendisini, uluslararası hukuk yönünden “ayrıcalıklı” vatansız kişi olarak değerlendirmiştir. Ayrıca Nottebohm Davası’na da atıfta bulunarak Letonya’da doğduğunu, mutad meskeninin ve ilgi odağının Letonya’da olduğunu, karısı ve iki kızının Letonya’da yaşadığını açıklamıştır. Hiçbir başka ülkeyle gerçek ve etkili bir bağının bulunmadığını iddia etmiştir.
49. Belirli bir vatandaşlığa sahip olma hakkının Sözleşme veya Protokollerinde garantilenmediğini kabul eden başvurucu, Mahkeme’nin Karassev Finlandiya ((karar.), no. 31414/96, AİHM 1999‑II) davasındaki kararına dayanarak, vatandaşlığın keyfi olarak reddedilmesinin bazı durumlarda bir bireyin hakları üzerindeki etkisi sebebiyle Sözleşme’nin 8. Maddesi uyarınca sorun oluşturabileceğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca, Mahkeme’nin 8. maddeyle bağlantılı olarak 14. maddenin ihlalinin söz konusu olduğunu bulduğu, vatandaşlığa erişim ile ilgili olan Genovese Malta (no. 53124/09, § 45, 11 Ekim 2011) davasına da atıfta bulunmuştur. Başvurucu, vatandaşlık konusundaki kuralların tesis edilmesinin ulusal yeterliliğe mahsus olmadığının başka uluslararası forumlarca da kabul edildiğini iddia etmiştir; örnek olarak yukarıda alıntı yapılmış olan Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Rottmann davasına atıfta bulunmuştur. Başvurucu, vatansızlığın azaltılması yükümlülüğünün, mevcut dava ile ilgili olarak devletin takdir yetkisini sınırlandırdığını iddia etmiş ve Andrejeva Letonya ([GC], no. 55707/00, § 88, AİHM 2009) davasına dayanarak, Letonya’nın kendisi ile istikrarlı hukuki bağları bulunan tek devlet olduğunu ileri sürmüştür.
50. Başvurucu Sözleşme uyarınca Letonya vatandaşlığını alma hakkını kazanmamış olduğunu kabul etmektedir; ancak onun savunması, yurttaşlığa kabul sürecinde 10. ve 11. maddeden kaynaklanan haklarının ihlal edildiği üzerinedir. Mahkeme içtihatlarında sorunun sadece 8. ve 14. maddeler uyarınca oluşabileceğine dair hiçbir işaret bulunmamaktadır. Başvurucunun görüşüne göre “keyfi olarak vatandaşlığın reddedilmesi” 10. ve 11. maddeler uyarınca da sorun teşkil edebilir. Başvurucu, Letonya Cumhuriyeti’nin resmi dilinin eğitim dili Rusça olan okullarda uygulanmasına karşı faaliyetlere katılımı ile, onu izleyen yurttaşlığa kabulunun Bakanlar Kurulu tarafından reddedilmesi kararı arasında yeterli illiyet bağı bulunduğunu iddia etmiştir. Başvurucuya göre “vatandaşlığın reddedilmesi” eylem ve ifadelerine cevaben cezalandırıcı bir önlem olarak kullanılmıştır.
51. Başvurucu mevcut davanın Ezelin davasından ayrı tutulması konusunda Hükümet’le hemfikir değildir. Başvurucu, müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken yaptırımın doğası ve ciddiyetinin hesaba katılması gereken unsurlar olduğunu ileri sürmüştür (Sürek Türkiye (no. 1) [GC], no. 26682/95, § 64, AİHM 1999‑IV atıfta bulunulmuştur). Letonya vatandaşlığının reddedilmesi doğrudan birçok sonuç doğurmuştur. Başvurucunun verdiği örnek şöyledir; 2005 yılında yapılan belediye seçimlerine adaylığını koyamamıştır çünkü yurttaşlığa kabul için tekrar başvurması ancak bir yıl sonra söz konusu olabilmektedir (Vatandaşlık Kanunu bölüm 12(6)). Güvenlik Polisi’nin verdiği olumlu görüşe bakılarak böyle bir sonuç önceden öngörülebilir olmamıştır. Başvurucu “vatandaş olmayan kimse” olarak kalmış ve siyasi süreçlere tam katılımdan mahrum bırakılmıştır. Belediye, meclis veya Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanma ve bu seçimlere adaylığını koyma hakkına sahip olmadığına işaret etmiştir.
52. Bu yaptırımların kendisini ifade etmesine engel olmadığını kabul etmiştir ancak; ileride aynı tip eleştirileri yapmaktan muhtemelen caydıracak bir çeşit sansür uygulandığı görüşündedir (Lingens Avusturya, 8 Temmuz 1986, § 44, Seri A no. 103’e atıfta bulunmuştur). Daha genel anlamda başvurucu, yerel makamlar tarafından alınan önlemlerin, “vatandaş olmayan kimseleri” toplumu ilgilendiren meşru konularda tartışmaya katılmaktan caydırabilecek nitelikte etkiler yarattığını iddia etmiştir (Bladet Tromsø ve Stensaas Norveç [GC], no. 21980/93, § 64, AİHM 1999‑III atıfta bulunmuştur).
53. Sadakat ön koşulunu yerine getirmediği üzerine Hükümet’in getirdiği iddiaya cevaben başvurucu, devlete sadakatla hükümete sadakat arasındaki farkı belirtmiştir. Başvurucu, devlete sadakat şartının meşru olabileceğini kabul etmiştir; ancak bunun fikir çoğulculuğuna, özellikle de bu fikirler hukuka uygun şekilde ifade edilmişse, karşı koymak için kullanılmaması gerektiği görüşündedir (Tănase Moldova [GC], no. 7/08, §§ 166-167, AİHM 2010’a atıfta bulunmuştur). Başvurucu ayrıca, Hükümeti devirmek ve uluslararası bir skandalı tetiklemek amacında olduğu iddialarına yönelik olarak Hükümet’in kanıt sunmamış olduğunu iddia etmiştir. Başvurucu, iddiaların doğruluğunu ispat etmek için daha nesnel deliller bulunabilecekken, Hükümet’in basın raporlarına başvurmasına şaşırmıştır. Güvenlik Polisi’nin verdiği olumlu görüşe dayanarak, gösteriye katılımıyla ilgili sadece bir defaya mahsus olarak ihtarname almış olduğuna ve hiçbir cezai yaptırıma maruz kalmadığına değinmiş, basın raporlarının onları yazan kişilerin görüşlerini yansıttığını belirtmiştir. Protestolarının Başbakan tarafından yönetilen belirli bir hükümete ve yönetimdeki koalisyona karşı olduğunu ve her bir meşru hükümete karşı olmadığını iddia etmek için başvurucu, basında yer alan aynı açıklamaya (yukarıda 17. paragraf) atıfta bulunmuştur. Başvurucu herhangi bir şiddet kullanma isteği içinde olmadığını, “polis spor kulübünde boks müsabakasına” davet etmesinin sebebinin, sokaklarda olabilecek şiddeti önlemek olduğunu belirtmiştir. Son olarak da, vatandaşlığın reddi için 10 Aralık 2004 tarihli röportajdaki açıklamasına dayanılamayacağını, çünkü bu açıklamanın kendisine Letonya vatandaşlığının verilmesinin Bakanlar Kurulu tarafından reddedilmesinden sonra yapıldığını söylemiştir.
54. Her ne olursa olsun; ifade özgürlüğü, her türlü şok ve rahatsız edici ve kırgınlık yaratıcı fikir ve ifadeyi kapsamaktadır (Handyside Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, § 49, Seri A no. 24’e atıfta bulunmuştur). Toplantı özgürlüğü, savundukları düşünce ve iddialara karşı olan kişilerin canını sıkıp gücendirebilecek nitelikte olan gösterileri de korumaktadır (Plattform “Ärzte für das Leben” Avusturya, 21 Haziran 1988, § 32, Seri A no. 139’a atıfta bulunmuştur). Dahası hükümete karşı yapılan eleştirinin sınırı bir sivil vatandaşa karşı yapılandan daha geniş ölçeklidir (Castells v. Spain, 23 April 1992, § 46, Series A no. 236’ya atıfta bulunmuştur).
2. Hükümet
55. Hükümet, başvurucunun şikâyetinin yurttaşlığa kabul başvurusunun reddedilmesinden yakınmak üzere örtülü bir girişim olduğunu diretmiştir. Başvurucunun, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinden doğan hak ve özgürlüklerinin sözkonusu red sebebiyle nasıl ihlal edildiğini veya üzerinde ne gibi bir olumsuz etki yarattığını göstermediğini savunmuşlardır.
56. Hükümete göre, yurttaşlığa kabulunun reddedilmesi başvurucunun hak ve özgürlüklerini hiçbir şekilde etkilememiştir. Hükümet, başvurucunun eğitim reformuyla ilgili olarak özgürce fikirlerini ifade ettiği ve bu bağlamdaki eylem ve planlarını anlattığı basında geniş yer alan basın açıklamalarına atıfta bulunmuştur. Başvurucunun 2005 yılında katıldığı diğer toplantı ve gösteriler de basında yer almıştır. Avrupa Parlamentosu’nun bir üyesi olan Bayan Ždanoka’nın yardımcısı olmuş ve hükümetin eğitim reformuyla ilgili politikasına karşı görüşlerini belirtmeye devam etmiştir. Hükümet, başvurucunun 16 Kasım 2004 kararından itibaren katıldığı belirli toplantılardan örneklere yer vermiştir (örneğin, 6 Aralık 2004 tarihli eğitim reformunu konu alan toplantı). Ek olarak, “vatandaş olmayan kimselerin” vatandaşlık kazanmaları için bir referandum yapılması amacıyla başlatılan imza kampanyasında başvurucunun organizatörlerden biri olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucu aynı yıl, “Vatandaş Olmayan Kimseler Kongresi” isimli bir kuruluşun oluşumunda yer almış ve 1 Haziran 2013 tarihinde bu kuruluşun kendi kendine ilan ettiği “Temsil Edilmeyenler Parlamentosu” üyesi olarak seçilmiştir. Katıldığı birçok konferans, protesto ve gösterilerde “vatandaş olmayan kimselerin” otomatik olarak vatandaşlık kazanmaları gerektiği üzerine fikirlerini özgürce ifade etmiştir.
57. Başvurucu fikirleri ve basın açıklamaları sebebiyle hiçbir devlet kurumundan herhangi bir ceza almamış, hakkında adli takip başlatılmamış veya mahkûm edilmemiştir. Hükümet, Jokšas Litvanya (no. 25330/07, 12 Kasım 2013) davasına atıfta bulunmuş ve bu davada basın açıklamalarından kaynaklanan herhangi bir mahkûmiyet, disiplin cezası veya adli takip bulunmadığı için bir müdahaleye rastlanmadığı, dolayısıyla da bir ihlalin bulunmadığı kararını mevcut davanın amacına uygun bulmuştur.
58. Hükümet, başvurucunun Letonya yetkililerinin başvurucuya vatandaşlık vermeyi reddetmesi kararının cezalandırıcı önlem olduğuna yönelik görüşüne katılmamaktadır ve bu sebeple mevcut davayı Ezelin Fransa davasından ayırmıştır (26 Nisan 1991, Seri A no. 202). Ezelin Fransa davasının başvurucusu gösterilere katılımından dolayı disiplin cezası almış ve bu ceza başvurucunun çalışma sicilinde olumsuz hukuki sonuçlar doğurmuştur. Ancak mevcut davada vatandaşlığın reddedilmesi yalnızca bir doğrudan sonuç doğurmuştur; o da bahsedilen zamanda Letonya vatandaşlığının kazanılamamasıdır. Hükümet, başvurucunun Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinden doğan hakları üzerinde olumsuz bir etki oluşmadığını ve başvurucunun reddedilmesinin ileride yeni bir başvuru yapmasına engel olmadığını yinelemiştir.
59. Hükümet aynı zamanda mevcut davanın, başvurucuların reddedildikten sonra iş bulmakta zorlandıkları Redfearn ve Vogt davalarından ayrı tutulması gerektiği görüşündedir (Redfearn Birleşik Krallık, no. 47335/06, 6 Kasım 2012 ve Vogt Almanya, 26 Eylül 1995, Seri A no. 323). Tam tersine mevcut davada, başvurucunun yurttaşlığa kabul yoluyla vatandaşlık almasının reddedilmesi başvurucu için geri dönüşü olmayan zorluklar yaratmamıştır, çünkü başvurucu Letonya vatandaşlığına tekrar başvurabilmektedir. Bu durum ne de siyasi kariyeri için olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Başvurucunun yeni bir yurttaşlığa kabul başvurusu yapmamış olması, Letonya vatandaşlığını edinmek için gerçek bir niyeti bulunmadığının göstermektedir.
60. Hükümet, yukarıda alıntı yapılan Tunus ve Fas’ta Milliyet Kararnameleri İstişari Görüşü ve Nottebohm Davası’na atıfta bulunmuş, uluslararası hukuka göre, milliyetle ilgili konuların, devletlerin münhasır yetki alanlarına girdiğini ve devletlerin iç hukuk yetki alanlarını ilgilendiren meseleler olduğunu iddia etmiştir. Milliyet konusundaki uluslararası hukuk düzenlemeleri kapsamlı değildir; milliyet ve devlet intikali gibi yetki alanı anlaşmazlıklarında kapsadığı bölümlerin hiçbiri mevcut dava ile ilişkili değildir. Hükümet, milliyetle ilgili konularda birleşik standartlar geliştirmek üzere yapılan teşebbüslerin genel anlamda halen uzun bir yolu olduğundan bahsetmiştir ve Hükümet’in ilk gözlemlerini sundukları sırada Avrupa Milliyet Sözleşmesi’ni sadece 16 devletin imzalayıp onaylamış olduğuna işaret etmişlerdir (şimdi ise sayı 20 devlettir, bakınız yukarıda 39. paragraf)
61. Strazburg içtihatına atıfta bulunan Hükümet, bir devletin vatandaşlığına sahip olma hakkının Sözleşme ve Ek Protokollerle güvence altına alınmış haklardan biri olmadığını yenilemiştir. (K. and W. Aileleri Hollanda, no. 11278/84, 1 Temmuz 1985 tarihli Komisyon kararı, Karar ve Raporlar 43, s. 216; Slepcik Hollanda ve Çek Cumhuriyeti, no. 30913/96, 2 Eylül 1996 tarihli Komisyon kararları , 86-B, s. 176; and Jazvinsky Slovakya (karar), nolar. 33088/96, 52236/99, 52451/99, 52452/99, 52453/99, 52455/99, 52457/99, 52458/99, 52459/99, 7 Aralık 2000).
62. Anayasa Mahkemesi’nin 2009-94-01 dava numaralı kararına atıfta bulunan Hükümet, devletin vatandaşlıkla ilgili kuralları düzenlemek konusunda geniş takdir yetkisine sahip olduğunu ileri sürmüştür (yukarıda 36. paragrafa bakınız). Hükümet, yurttaşlığa kabulün, devlete ait, siyasi bir karar olduğunu ve her devletin, hangi vatandaşların devlete sadakat bağı ile bağlı olduğunu belirlemeyi amaçlayan çeşitli mekanizmalar geliştirdiğini yinelemiştir. Devlet; toplumla bütünleşmemiş, sadakatsiz veya güvenilmez olduğunu düşündüğü kişilere vatandaşlık vermeye zorlanamaz.
63. Letonya kanunlarında, yurttaşlığa kabul yolu, Letonya vatandaşlığını kazanma hakkını garantilemez; belirli ölçütlere uyulması durumunda vatandaşlık kazanmaya başvurma hakkını verir. Hükümet iki aşamalı yurttaşlığa kabul yöntemini açıklamıştır. İlk aşamada Yurttaşlığa Kabul Kurulu, her bir başvurunun kanunda belirlenmiş ölçütlere uyup uymadığını belirlemek üzere başvuruları kabul etme ve inceleme idari görevlerini yürütür ve kurul tarafından verilen kararlar Vatandaşlık Kanunu bölüm 17(3)’e göre yargı kontrölüne tabiidir. İkinci aşamada Bakanlar Kurulu’nun takdir yetkisine dayalı görevlerinden biri, bir kişinin Letonya Cumhuriyeti’ne sadakati de dâhil olmak üzere siyasi değerlendirmeleri göz önünde bulundurmaktır. Bakanlar Kurulu, başvurucuya ait ifade ve eylemlerin, devletin istikrarını bozma amacı güttüğü ve başvurucunun yurttaşlığa kabul yöntemini bu amaca ulaşmak için kötüye kullandığı sonucuna varmıştır (yukarıda 17. paragraf).
64. Dahası, başvurucunun ifade ve eylemleri, demokratik bir devlet olan Letonya Cumhuriyeti’nin temel değerleri ile çatışmaktadır ve başvurucu Vatandaşlık Kanunu’nun 18. maddesinde yer alan sadakat ön şartlarını yerine getirmemiştir. Yukarıda alıntı yapılmış Nottebohm Davası’na atıfta bulunan Hükümet, yurttaşlığa kabul başvurusu yapan kişilerden, vatandaşlık kazanırken, Letonya Cumhuriyeti’ne belirli bir seviyede sadakat duymalarının beklenmesi de dâhil olmak üzere, ülkeye gerçek bir bağ göstermelerinin istenmesinin doğal olduğunu belirtmiştir. Sözleşme’nin 10. maddesinin, prensipte, bir kişinin kendini sarsıcı, rahatsızlık verici veya gücendirici bir şekilde ifade etme hakkını koruduğunu kabul eden Hükümet, bir yandan da ifade özgürlüğünü kullanan bir kişinin duruma göre kapsamı değişen ödev ve sorumluluklar yüklenmiş olduğunu belirtmiştir (Yukarıda 49. paragrafta bahsi geçen Handyside’a atıfta bulunmuşlardır). Hükümet’e göre başvurucu; amacına ulaşmak için kullandığı vasıtaları seçme ve şiddet kullanılması olasılığını artıran ve demokratik toplumun temel değerlerini önemsemeyen kışkırtıcı ifadeler kullanmaktan sakınma görevi altındadır. Benzer şekilde, Sözleşme’nin 11. maddesinin, kamu düzeninin bozulmasıyla sonuçlanacak şiddet içerikli niyetler içinde olan kişileri korumadığını belirtmişlerdir (G. Almanya Federal Cumhuriyeti, no. 10833/84, 13 Ekim 1987 tarihli Komisyon kararından alıntı yapmışlardır).
65. Mevcut davada başvurucunun, Rusça konuşan topluluk ve eğitim reformu ile ilgili fikirlerini savunması, ifade ve toplantı özgürlüğünü kullandığı şeklinde görülemez. Yurttaşlığa kabul yolu ile başvurucuya vatandaşlık verilmesini reddetmekle Bakanlar Kurulu’nun amacı başvurucuyu herhangi bir kötü davranışından dolayı cezalandırmak olmamıştır. Amaç Anayasa ile tesis edilmiş demokrasiyi korumaktır.
66. Son olarak Hükümet, kabul edilebilirlik sonrası incelemesinde, başvurucunun iç yargılama süresince kendisine herhangi bir müdahale yapıldığı veya ifade ve toplantı özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde şikâyette bulunmamış olduğuna dikkat çekmiştir. Bunun yerine başvurucu açıkça yapmış olduğu yurttaşlığa kabul başvurusuna verilen red kararı ile ilgili şikâyette bulunmuştur. Bu sebeple onlara göre bu dava, Heinisch Almanya davası (no. 28274/08, AİHM 2011 (özetler)) ile karşılaştırılmalıdır
B. Mahkemenin Değerlendirmesi
1. Genel İlkeler
67. Mouvement raëlien suisse İsviçre (no. 16354/06, § 48, AİHM 2012 (özetler)) davasında Mahkeme’nin Büyük Daire tarafından verilmiş kararında ifade özgürlüğü ile ilgili temel ilkeler aşağıdaki şekilde yinelenmiştir (Stoll İsviçre [BD], no. 69698/01, § 101, AİHM 2007 V, ve Steel ve Morris Birleşik Krallık, no. 68416/01, § 87, AİHM 2005-II davalarına atıfla):
“(i) İfade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan en önemli elementlerden biridir ve demokratik toplumun gelişimi ve her bireyin kendi kendini gerçekleştirmesi için gereken şartların başında gelir. 10. maddenin 2. paragrafı kapsamına giren ifadeler sadece uygun görülen “bilgiler” veya “fikirler” ya da zararsız görülen veya kayıtsız kalınanlar değil, aynı zamanda sarsıcı, rahatsızlık verici veya gücendirici olan ifadeler de bu kapsama dâhildir. Çoğulculuk, tolerans ve açık görüşlülük olmaksızın ‘demokratik toplumdan’ söz edilemez. 10. maddede öngörüldüğü gibi, bu özgürlüğün kapsamının bazı istisnaları bulunmaktadır, ancak bu istisnalar kesin surette belirlenmeli ve sınırlamalara ihtiyaç duyulan her durum ikna edici şekilde tesis edilmelidir...
(ii) Madde 10 § 2 kapsamında kullanılan ‘zorunlu’ sıfatı, ‘acil toplumsal gereksinimin’ varlığını ima etmektedir. Sözleşme’ye taraf devletler böyle bir ihtiyaç ve zorunluluğun olup olmadığını değerlendirmek konusunda belirli bir takdir yetkisine sahiptirler, ancak bu, gerek yargı yetkisi gerekse kararın uygulanması açısından, karar bağımsız bir mahkeme tarafından verilmiş bile olsa, Avrupa denetimi ile birlikte hareket eder. Bu sebeple Mahkeme, söz konusu bir ‘sınırlamanın’ 10. maddede korunan ifade özgürlüğü ile uzlaşma içinde olup olmadığı konusunda son kararı vermek üzere yetkilendirilmiştir.
(iii) Denetim yetkisini kullanırken Mahkeme’nin görevi, yetkili ulusal makamların yerine geçmek değil, takdir yetkisi gereğince önüne getirilen kararları 10. madde kapsamında gözden geçirmektir. Bu, Mahkeme’nin yaptığı denetimin, devletin takdir yetkisini mantıklı, dikkatli bir şekilde ve iyi niyetle kullanıp kullanmadığını belirlemek ile sınırlı olduğu anlamına gelmez. Mahkemenin görevi, şikâyet edilen müdahaleyi davanın geneli değerlendirilerek ele almak ve müdahalenin meşru bir amaca uygun olup olmadığını ve ulusal makamlar tarafından müdahaleyi doğrulamak için sunulan sebeplerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığını saptamaktır... Bunu yaparken Mahkeme, ulusal makamların 10. maddede vücut bulan ilkeler ile uyumlu ölçütler kullandığına ve dahası konu ile alakalı unsurların kabul edilir bir değerlendirmeye dayandırıldığına ikna olmalıdır. ...”
68. Mahkeme ayrıca ifade özgürlüğü kullanılırken br yaptırıma maruz kalmaktan korkulmasının yarattığı “soğutma etkisine” vurgu yapmıştır. Toplumun geneline zarar veren bu etki, bireyler üzerine uygulanan yaptırımların orantılılığını ve doğrulanmasını ilgilendiren bir unsurdur (diğer referanslar için bakınız Kudeshkina Rusya, no. 29492/05, § 99, 26 Şubat 2009).
69. Tıpkı 10. maddede bulunanlar gibi, 11. maddede toplantı özgürlüğü kuralına getirilen istisnaların da, kesin surette belirlenmeleri gerekir ve yalnızca ikna edici ve zorunlu sebepler bu özgürlük üzerindeki sınırlamaları doğrulayabilir. Her müdahale bir “acil toplumsal gereksinime” karşılık gelmelidir; bu sebeple “zorunlu” kavramı, “yararlı” veya “istenen” gibi ifadelerle esnetilemez (bakınız Gorzelik ve diğerleri Polonya [BD], no. 44158/98, § 95, AİHM 2004‑I).
70. Mahkeme’nin kısa bir süre önce yenilediği üzere, çoğulculuk, tolerans ve açık görüşlülük “demokratik toplumun” ayırıcı özellikleridir. Bazı durumlarda grubun çıkarları bireyin çıkarlarının önüne konulmuş olsa da, demokrasi her zaman çoğunluğun görüşlerinin hüküm süreceği anlamına gelmez. Azınlıkta olan kişilerin adil muamele görmeleri ve hâkim durumun kötüye kullanılmasının engellenmei için bir denge sağlanmalıdır. Çoğulculuk ve demokrasi diyaloga ve uzlaşma ruhuna dayanmalıdır. Bu, demokratik toplumun amaç ve değerlerini korumak ve geliştirmek için gerekçelendirilmiş bireyler veya bir grup birey tarafından bir takım imtiyaz icap ettirir (diğer referanslar için bakınız S.A.S. Fransa [BD], no. 43835/11, § 128, AİHM 2014 (özetler)). Devletin; bir azınlığın, kendi başına demokratik toplumun değerleriyle uyumsuz veya o toplumun normlarının tamamen dışında olmayan görüşlerine, tolerans göstermek yoluyla saygı göstermesi, eşitsizlik ve ayrımcılık yaratmanın aksine, kenetleyici ve istikrarlı bir çoğulculuk sağlar ve toplum içinde uyum ve toleransı teşvik eder (duruma göre bakınız, Bayatyan Ermenistan [BD], no. 23459/03, § 126, AİHM 2011).
71. 10. maddede bulunan “Sözleşme’nin temelinde yer alan değerlere karşı gelen görüşün” korunması 17. madde tarafından kaldırılmıştır (bakınız Lehideux ve Isorni Fransa, 23 Eylül 1998, § 53, Raporlar 1998-VII, ve Garaudy Fransa (karar), no. 65831/01, AİHM 2003-IX). Sözleşme’nin 10. ve 11. maddeleri ile teminat altına alınmış özgürlükler, bir derneğin eylemleri ile bir devletin kurumlarını tehlikeye atması halinde, o devleti kurumlarını koruma hakkından mahrum edemez. Buna bağlı olarak Mahkeme, demokratik toplumu koruyan şartlar için birey haklarından bazı tavizler verilmesinin Sözleşme sisteminin doğasında yer aldığını işaret etmiştir. Böyle bir tavizin verilebilmesi için, yetkililer tarafından yapılan her müdahalenin 11. madde’nin 2. paragrafına uygun olması gerekmektedir. Ancak böyle bir değerlendirme tamamlandıktan sonra Mahkeme, davanın şartları ışığında, Sözleşme’nin 17. Maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına karar verebilecek konuma gelir (Refah Partisi ve diğerleri Türkiye [BD], nolar. 41340/98, 41342/98, 41343/98 ve 41344/98, § 96, AİHM 2003‑II ).
72. Mahkeme, Sözleşme’nin hükümlerine dayanmak suretiyle hiçkimsenin, demokratik toplumun ilke ve değerlerini zayıflatacak ya da tahrip edecek yetkiye sahip olamayacağı görüşündedir. Dolayısıyla, demokratik toplumun istikrarını ve itibarını güvence altına almak, devlet kendini korumak adına bazı önlemler almak durumunda kalabilir. Birey hakları üzerine bir müdahaleyi meşru kılmak için, “demokrasinin kendi kendisini koruyabilmesi” ilkesine dayanmak niyetinde olan bir devlet, yukarıda bahsedilen dengenin kurulduğundan emin olmak için, uygulanması düşünülen önlemin kapsamını ve sonuçlarını dikkatli bir şekilde değerlendirmelidir (bakınız Ždanoka Letonya [GC], no. 58278/00, §§ 99 ve 100, AİHM 2006‑IV).
73. Son olarak Mahkeme, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 15. maddesinde bulunan hakka benzer “milliyet hakkı” veya bir milliyeti kazanma ve sürdürme haklarının, Sözleşme veya ek Protokoller tarafından garanti edilmemiş olduğunu yenilemiştir. Bununla beraber Mahkeme, milliyetin keyfi olarak reddedilmesinin bazı durumlarda, böyle bir reddin bireyin özel hayatında yaratabileceği etkiden ötürü, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında bir sorun yaratabilme olasılığını kapsam dışında bırakmamıştır (bakınız Karassev, yukarıda atıfta bulunulmuştur ve Slivenko ve diğerleri Letonya (karar) [BD], no. 48321/99, § 77, AİHM 2002-II). Benzer biçimde Mahkeme, vatandaşlıktan feragat hakkının da Sözleşme ve ek Protokoller tarafından garanti altına alınmamış olduğuna hükmetmiştir. Ancak vatandaşlıktan feragatın keyfi olarak reddedilmesinin, bazı çok istisnai durumlarda, Sözleşme’nin 8. maddesi uyarınca sorun yaratabileceğini kapsam dışında bırakamaz (bakınız Riener Bulgaristan, no. 46343/99, §§ 153-154, 23 Mayıs 2006).
74. Dolayısıyla Mahkeme’nin görüşüne göre, soy bağı ile vatandaşlığın kazanılması konusunda, bir devlet 8. maddedeki yükümlülüklerinin ötesine geçtiği durumlarda ve bu amaca uygun usuller tesis ettiğinde, Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamında bu hakkın ayrımcılık olmaksızın teminat altına alınmış olduğundan emin olmalıdır (bakınız Genovese, yukarıda bahsedilmiştir, § 34).
2. Bu ilkelerin mevcut davaya uygulanması
75. Mahkeme’nin işaret ettiği üzere başvurucu, yurttaşlığa kabul yoluyla Letonya vatandaşlığını kazanmak için yaptığı başvuruya, Bakanlar Kurulu’nun olumsuz karar vermesi sebebiyle, ifade ve toplanma özgürlüğünün ihlal edildiğini, Bakanlar Kurulu’nun görüşlerinden dolayı kendisini cezalandırdığıni ve özgürlüklerini kullanması üzerinde soğutma etkisi yarattığıni düşünmektedir. Hükümet, yurttaşlığa kabul başvurusu sonucu vatandaşlık verilmemesi kararı ile ifade özgürlüğü hakkı arasındaki farkı ortaya koymuştur. Sonuncusunun başvurucu tarafından Letonya vatandaşı olup olmamasına bakılmaksızın kullanılabileceği bir hak olduğu belirtilmiştir.
76. Mahkeme’nin konu bakımından yetki sınırlarına (yukarıda 4. paragrafa bakınız), Hükümet tarafından yapılan itirazın, esasa dâhil edilip edilmemesi kararıyla ilgili olarak Mahkeme, öncelikli olarak 10. ve 11. maddelerin mevcut davanın şartlarına uygulanabilir olup olmadığını saptamalıdır
77. Başvurucu, yurttaşlığa kabul yoluyla Letonya vatandaşlığını kazanmasının reddedilmesinin, eğitim reformuna karşı birçok gösteride ifade ettiği görüşlerine cevaben, cezalandırıcı bir önlem olduğunu iddia etmiştir. Ancak Mahkeme, başvurucunun, basında bahsi geçen zamanda geniş yer almış görüşlerini, özgürce ifade edebildiğini gözlemlemiştir (bakınız yukarıdaki 8., 15., 17. ve 56. paragraflar). Bunun yanısıra başvurucu, eğitim reformu hakkındaki görüşlerini, yurttaşlığa kabul başurusu reddedildikten sonra da herhangi bir mani olmaksızın ifade etmeye devam etmiştir (bakınız yukarıdaki 8. ve 15. paragraflar). Daha da ötesi başvurucu, siyasi olarak aktif kalmış ve kamu çıkarı ile ilgili diğer meselelerde de görüşlerini ifade etmeye devam etmiştir (bakınız yukarıdaki 56. paragraf). Mahkeme’nin belirttiği üzere, başvurucunun belirli bir medeni duruma sahip olması veya bundan yoksun olması, sivil eylemleri üzerinde herhangi bir müdahale oluşturmamıştır. Başvurucu, yurttaşlığa kabul başvurusu hakkında verilen kararın, düşündüklerini açıkça söyleme konusundaki cesaretini kırdığını ve bu nedenle kamu çıkarını ilgilendiren meselelerdeki tartışmalara katılımına engel olduğunu iddia etmeyi sürdürse de, Hükümet bunun aksini gösteren birçok delil sunmuştur ve başvurucu devamında iddialarını destekleyici başka kanıt getirmemiştir. Mahkemenin elinde, Hükümet’in vatandaşlık konusundaki politikalarının başvurucu veya benzer fikirler ifade eden kişiler üzerinde soğutucu etki yarattığı izlenimini uyandıran başka bilgiler bulunmamaktadır.
78. Başvurucu yurttaşlığa kabulün reddedilmesi ile ilgili olarak bir tane somut sonuçtan bahsetmiştir; başvurucu belediye, meclis veya Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanamamakta veya bu seçimlere adaylığını koyamamaktadır. Ancak Mahkeme, başvurucunun mevcut davadaki şikâyetinin, Sözleşme’nin 1 numaralı ek Protokolü’nün 3. maddesinde öngörülen hakları ilgilendirmediğini gözlemlemiştir (yukarıda atıfta bulunulan Ždanoka davasına karşıtlık oluşturmaktadır, § 73). Başvurucu, mevcut medeni durumunu koruyamamaktan ötürü Sözleşme’nin 8. Maddesinin ihlal edildiğini de iddia etmemektedir (karşıtlık Kurić ve diğerleri. Slovenya [BD], no. 26828/06, § 314, AİHM 2012 (özetler)). Her şeyin ötesinde, mahkemenin mevcut başvurunun kabul edilebilirliği ile ilgili kararı, elindeki davanın kapsamını belirler ve Sözleşme’nin 10., 11. ve 13. maddelerinin kapsamı dışındaki diğer şikayetleri kapsamaz (bakınız yukarıdaki see 3. ve 4. paragraflar).
79. Dahası, fikirlerini ifade ettiği veya gösterilere katıldığı için herhangi cezai bir yaptırımla karşılaşmadığını başvurucunun kendisi kabul etmiştir. Görünüşe göre başvurucu sadece bir protestoya katılımından dolayı uyarı almıştır; ancak bu konuyla ilgili – tarih, yer veya içerik gibi –ayrıntılı başka bilgi verilmemiştir.
80. Mahkeme şimdi, yurttaşlığa kabulle ilgili verilen kararın, başvurucunun ifade ve toplantı özgürlüğünü kullanması amacına yönelik olarak, cezalandırıcı bir nitelik taşıyıp taşımadığını belirleyecektır. Uluslararası hukuka göre, yurttaşlığa kabul ve diğer bütün vatandaşlık verilmesi yolları, öncelikli olarak devletin iç hukuk yetki sınırına giren meselelerdir. Normalde bu kararlar, vatandaşlık isteyen kişiyle devlet arasında bir bağın tesis edilmesini amaçlayan bir takım ölçütlere dayanmaktadırlar (bakınız yukarıda 37. ve 38. paragraflar). Açıklama Raporunda belirtildiği gibi, Avrupa Milliyet Sözleşmesi, Avrupa Konseyi üye ülkeleri tarafından yaygın biçimde imzalanıp onaylanmış olmasa da (bakınız yukarıda 39. paragraf), buradaki tanımlar, milliyet bağının Uluslararası Adalet Divanı tarafından Nottebohm Davası’nda (bakınız yukarıdaki 40. ve 41. paragraflar) yapılmış geleneksel anlamına dayanmaktadır. Prensip olarak, yurttaşlığa kabul için belirlenecek ölçütlerin seçimi, uluslararası hukukun herhangi bir kuralına tabii değildir ve devletler kendi yurttaşlığa kabul ölçütlerini belirlemekte serbesttirler (bakınız yukarıda 38. paragraf). Ancak bazı durumlarda devletlerin takdir yetkisi, müdahale etmeme politikası ilkelerince sınırlanabilir. Böyle bir durumda bir devletin bir başka devletin iç veya dış ilişkilerine karışması yasaklanmıştır (bakınız Nikaragua İçinde ve Ona Karşı Askeri ve Milis Eylemler (Nikaragua Amerika Birleşik Devletleri), Esaslar, 27 Haziran 1986 tarihli Uluslararası Adalet Divanı kararı, paragraflar 202-205). Ancak, bu tip sınırlamaların mevcut davayla hiçbir ilişkisi yoktur.
81. Bu bağlamda başvurucu, devletin milliyet verilmesi konusunda tamamen serbest olmadığına dair iki iddia ileri sürmüştür. İlk olarak başvurucu, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve Amerikan Kıtası İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına atıfta bulunmuştur. Ancak Mahkeme’nin yukarıda da belirttiği gibi, Sözleşme kapsamında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 15. Maddesindekine benzeyen bir “milliyet hakkı” bulunmamaktadır (bakınız yukarıda 73. paragraf). Başvurucunun Amerika Kıtası İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına atıfta bulunması da benzer şekilde yanıltıcıdır; çünkü bölgesel bir vasıta olan Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi, 20. Maddesinde açıkça milliyet hakkını öngörmektedir (bakınız yukarıdaki 43. ve 45. paragraflar).
82. Başvurucunun ikinci iddiası, devletin takdir yetkisinin, vatansızlığı azaltma yükümlülüğü ile sınırlı olduğu üzerinedir. Mahkeme başvurucunun Letonya sakinleri arasında bir kategoriye ait olduğunu ve yerel hukuk kapsamında belirli bir medeni duruma – “vatandaş olmayan süresiz oturma iznine sahip kişi” – sahip olduğunu gözlemlemiştir. Bu medeni durum, eski SSCB vatandaşı olup, SSCB’nin dağılmasıyla Sovyet vatandaşlığını kaybeden ve başka bir milliyet kazanmamış olan kişilere mahsustur (bakınız, Letonya sakinlerinin kategorileri ile ilgili daha fazla bilgi için, Slivenko, yukarıda atıfta bulunulan, §§ 50-53, ve Sisojeva ve diğerleri, yukarıda alıntı yapılmış, §§ 46-47). Başvurucu, iç hukukta belirtilmiş bir medeni durumun varlığı veya yokluğunun, ifade ve toplantı özgürlüğünü kullanmasını nasıl etkileyebileceğini göstermemiştir.
83. Sözleşme sistemine dönülmesi gerekirse, Mahkeme bazı durumlarda, milliyet alanında alınmış keyfi veya ayrımcı nitelikte kararların, genel anlamda veya özel olarak Sözleşme’de belirtilen insan hakları üzerinde sorun yaratabileceğini yinelemiştir (yukarıda atıfta bulunulmuş davalara bakınız Karassev, Riener, § 153, ve Genovese, § 34). Yukarıda belirtildiği gibi, ne Sözleşme ne de uluslararası hukuk genel olarak belirli bir milliyetin kazanılması hakkını sunmamaktadır. Başvurucu bunu kabul etmiştir. Mahkeme’nin gözlemine göre, Letonya Vatandaşlık Kanunu’nda başvurucunun kayıtsız şartsız olarak Letonya vatandaşlığı hakkını talep edebileceğini (bakınız yukarıdaki 20., 29. ve 63. paragraflar) veya Bakanlar Kurulu’nun olumsuz karar vermesinin vatandaşlığın keyfi olarak reddedilmesi anlamına geldiğini belirten herhangi bir hüküm bulunmamaktadır (karşıtlık Genovese, yukarıda atıf yapılmıştır, § 34).
84. Başvurucunun vatandaşlık kazanmabilme konusunda iddia edebileceği bir hakkının olup olmadığı sorunu, prensip olarak, devletin iç hukukuna bakılarak çözülmelidir. (bakınız Kolosovskiy Letonya (dec.), no. 50183/99, 29 Ocak 2004). Benzer şekilde, bir kişinin bir devletin vatandaşlığını kazanmasının, Sözleşme kapsamında sorun yaratabilecek şekilde, keyfi olarak reddedilip reddedilmediği sorusu da iç hukukta bulunan şartlara atıfta bulunularak saptanmalıdır (bakınız Fehér ve Dolník. Slovakya (karar), nolar. 14927/12 ve 30415/12, § 41, 21 Mayıs 2013). Yurttaşlığa kabul yolu ile vatandaşlığın verilmesi konusunda iç hukukla uyumlu olarak seçilecek ölçütler, devlet ile bireyin arasındaki, her toplumda sağlanması gerekli bağın doğasıyla ilişkilidir. Birçok kanunda, vatandaşlığın kazanılması, bireyin devlete sadık kalacağına yemin ettiği, bir sadakat yemini ile gerçekleşir. Mahkeme sadakat konusuna, seçme ve seçilme hakları kapsamından biraz daha farklı da olsa, değinmiştir ve devlete sadakat ile hükümete sadakat arasındaki farkı belirtmiştir (bakınız Tănase, yukarıda atıfta bulunulmuştur, § 166).
85. Mahkeme’ye göre, mevcut davada yurttaşlığa kabulle ilgili kararın kapsamında değerlendirilen sadakat, iktidarda olan hükümete sadakattan çok devlete ve onun anayasasına olan sadakata atıfta bulunmaktadır. Mahkeme’nin görüşüne göre, demokratik bir devletin, vatandaşlığını kazanmak isteyen bir kişinin devlete ve özellikle de üzerine kurulmuş olduğu anayasal ilkelere sadık olması şartını koşmaya yetkisi vardır. Başvurucu buna karşı çıkmamıştır. Mahkeme, ifade ve toplantı özgürlüğü kullanılırken, eleştiriler hukuka uygun olarak yapıldığı sürece, hükümet politikalarıyla hemfikir olunmamakta özgür olunduğu konusunda başvurucuya katılmaktadır. Hükümete karşı izin verilen eleştirilerin sınırının, özel bir kişiye veya bir politikacıya karşı olan eleştirilerden daha geniş kapsamlı olduğu doğrudur. Ancak bu, her ikisi de iç hukuk tarafından belirlenen, yurttaşlığa kabul ve usulü ölçütleriyle ilgili sorundan tamamen farklı bir meseledir. Devlete ve anayasasına sadakat şartı, ifade ve toplantı özgürlüğünü ihlal etme niteliğine sahip cezalandırıcı bir önlem olarak düşünülemez. Bu daha çok, yurttaşlığa kabul yolu ile Letonya vatandaşlığını kazanmak isteyen her kişinin karşılaması gereken bir ölçüttür.
86. Mahkeme, başvurucunun kendisini ilgilendiren konuda hükümet politikası ile anlaşmazlığını ifade etmesinin hangi şekilde engellenmiş olduğunu anlayamamıştır. Mahkeme, başvurucunun toplantı ve hareketlere katılımının engellendiğini işaret eden olgulara da rastlamamıştır.
87. Buna bağlı olarak, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddeleri, mevcut davanın şartlarına uygulanamaz bu sebeple Mahkeme Hükümet’in itirazını uygun bulmuştur.
II. SÖZLEŞME’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
88. Başvurucu Sözleşme’nin 13. maddesine dayanarak, Bakanlar Kurulu kararının siyasi bir karar olduğuna Yüksek Mahkeme Senatosu’nca karar verilmesine karşın, ihlal edildiğini iddia ettiği haklarını savunmak için etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur. Başvurucunun görüşüne göre, mevcut davada Yüksek Mahkeme Senatosu’nun kararı temyize konu olmadığından, savcılık tarafından denetimsel incelemeye başvurulması etkili bir kanun yolu değildir.
89. Sözleşme’nin 13. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sufatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
90. Hükümet buna katılmamaktadır.
91. Mahkeme’nin birçok fırsatta kabul ettiği üzere, Sözleşme’nin 13. maddesi, Sözleşme’de belirtilen hak ve özgürlüklerin kabul edilmesini sağlayacak kanun yollarının, ulusal yasal düzende hangi şekilde sağlanmış olurlarsa olsun, ulusal seviyedeki varlığını güvence altına almaktadır. Bu sebeple 13. maddenin etkisi, Sözleşme’ye dayanan “tartışılabilir bir şikayetin” esasının üstesinden gelebilecek bir ulusal hukuk yolunun varlığı şartını koşmak ve uygun çare sunmaktır. Bu hüküm altında belirtilmiş Sözleşme yükümlülüklerini hangi şekilde yerine getirecekleri konusunda taraf devletler belli ölçüde takdir yetkisine sahiptir (örneğin bakınız, Bazjaks Letonya, no. 71572/01, § 127, 19 Ekim 2010, ve başka referanslar).
92. Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinin mevcut davaya uygulanamayacağına karar vermiş olan Mahkeme, Sözleşme’ye dayanan “tartışılabilir bir şikayet” bulunmaması sebebiyle 13. madde ile ilgili olarak da aynı sonuca varmıştır (bakınız Boyle ve Rice Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988, § 52, Seri A no. 131).
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 10. ve 11. Maddelerinin uygulanamaz olduğuna hükmeder;
2. Sözleşme’nin 13. Maddesinin uygulanamaz olduğuna hükmeder.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca, 13 Ocak 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Françoise Elens-PassosPäivi Hirvelä
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
© Avrupa Konseyi/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2015.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadeler kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2015.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case-law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non-commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2015.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour, et celle-ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou de toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci-dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante : publishing@.
[1]. 27 Nisan, 28 Temmuz, 14 ve 17 Ağustos 2004 tarihli basın raporlarına atıfta bulunulmuştur.
[2]. 21 Şubat and 13 Mart 2004 tarihli basın raporlarına atıfta bulunulmuştur.
[3]. 21 Şubat, 8 Mart and 1 Nisan 2004 tarihli basın raporlarına atıfta bulunulmuştur.
[4]. 21 Şubat 2004 tarihli basın raporuna atıfta bulunulmuştur.
[5]. 10 Aralık 2004 tarihli basın raporuna atıfta bulunulmuştur.
Full & Egal Universal Law Academy