AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
POLAT / TÜRKİYE KARARI
(Başvuru No. 64138/11)
KARAR
STRAZBURG
7 Mayıs 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Polat / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 2 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Semih Polat’ın (“başvuran”) 16 Ekim 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 64138/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı olan Avukat S. Akbaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğü ile barışçıl toplantı özgürlüğü haklarına iddia edilen ihlaller hakkında şikâyeti, 28 Eylül 2017 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiş ve başvurunun geriye kalanı için, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1988 doğumludur. Başvuran, başvuruda bulunduğu tarihte, Diyarbakır’da tutukludur.
5. Başvuran, 26 Haziran 2010 tarihinde, yasa dışı bir örgüte üye olma ve terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan gözaltına alınmıştır. Başvuran, 28 Haziran 2010 tarihinde tutuklanmıştır.
6. Daha önce, Diyarbakır Cumhuriyet savcısı (“Cumhuriyet savcısı”), 23 Eylül 2008 tarihli bir iddianameyle, başvuranı Diyarbakır’da 19 Nisan ve 28 Mayıs 2008 tarihlerinde gerçekleştirilen gösteriler sırasında ilgilinin sloganlar atması nedeniyle, terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan suçlamıştır.
7. Cumhuriyet savcısı, 30 Haziran 2010 tarihli bir iddianameyle, başvuranı Diyarbakır’da 25 Kasım 2007, 12 Haziran 2008, 31 Ağustos 2008 ve 14 Eylül 2008 tarihlerinde gerçekleştirilen gösteriler sırasında ilgilinin sloganlar atması nedeniyle, aynı suçtan yeniden suçlamıştır.
8. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 30 Eylül 2010 tarihinde, başvuranı terör örgütü lehine propaganda yapmaya ilişkin altı suçtan suçlamış ve 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, altı defa on ay hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, ilgilinin 25 Kasım 2007 tarihli bir gösteri sırasında “yaşasın Apo”, 12 Haziran 2008 tarihli bir gösteri sırasında “Apo’nun destekçilerini dağlarda aramayın, onlar her yerde” ve 31 Ağustos 2008 ve 14 Eylül 2008 tarihleri arasında gösteriler sırasında PKK (silahlı yasa dışı bir örgüt olan Kürdistan İşçi Partisi) ve lideri lehine slogan atan bir grup ile hareket ettiğini ve bu toplantılar sırasında “Yaşasın Apo” ve “Öcalan Öcalan” şeklinde slogan attığını kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın 19 Nisan 2008 tarihli gösteriye katıldığını, bu toplantı sırasında PKK ve lideri lehine sloganlar atıldığını, bu nedenle ilgilinin “Kürt halkı, uyan, gururunu koru; Amed, uyan, gururunu koru” şeklinde slogan attığını, PKK marşı olduğu iddia edilen “Hernepşt” marşını söylediğini ve zafer işareti yaptığını eklemiştir. Sonuç olarak, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın 28 Mayıs 2008 tarihli gösteriye katıldığını, bu gösteri sırasında kalabalık ile birlikte sloganlar özellikle “Yaşasın Apo, ve PKK halktır, halk buradadır” şeklinde sloganlar attığını kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın eylemlerinin, ifade ve barışçıl toplantı özgürlüğü ile korunduğu şeklinde değerlendirilemeyeceği ve ilgilinin bu davranışlarıyla PKK lideri ve üyeleri lehine övücü sloganlar atması nedeniyle, PKK lehine propaganda yapma suçunu işlediği ve böylelikle bu yasa dışı örgüte manevi bir destek sağladığı kanaatine varmıştır.
9. Başvuran tarafından yapılan temyiz için başvurulan Yargıtay, 24 Mayıs 2011 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
10. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Temmuz 2012 tarihinde, 6352 Sayılı Kanun’un yürürlüğe giriş tarihini dikkate alarak (aşağıda 15. paragraf), bu kanunun geçici 1. maddesi uyarınca, başvurana verilen cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.
11. Başvuran, 25 Temmuz 2012 tarihinde, tahliye edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
3713 Sayılı Kanun’un 7. Maddesinin 2. Fıkrası
12. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren Terörle Mücadele’ye İlişkin 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası şu şekildedir:
“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve 50 Milyon ile 100 Milyon Türk lirasına kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.”
13. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 Saylı Kanun ile değişikliğe uğramasının ardından, 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında şu şekilde öngörülmektedir:
“Terör örgütünün; propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. “
14. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin ardından, bu hüküm şu şekildedir:
““Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası cezalandırılır. (...) “
6352 Sayılı Kanun
15. “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun” başlıklı 6352 Sayılı Kanun (“6352 Sayılı Kanun”), 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu kanunun 1. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrasında, 31 Aralık 2011 tarihinden önce basın, medya veya diğer düşünce ve görüş iletişim araçları ile yapılan suçun ceza ile cezalandırılması koşuluyla, bu suçun işlenmesi için verilen beş yıldan az hapis veya para cezasını oluşturan kesinleşmiş her türlü cezanın infazının üç yıllık bir süre için ertelenmesi öngörülmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İDDİA EDİLEN İHLALİ HAKKINDA
16. Başvuran, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürerek, ifade ve barışçıl toplantı özgürlüğü haklarını kullanması sonucunda, hapis cezası alması sebebiyle şikâyet etmektedir.
17. Ayrıca başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, Ağır Ceza Mahkemesinin davasında yeterli bir incelemenin yapılmadığından şikâyet etmektedir.
18. Mahkeme, bu şikâyetlerle, başvuranın özellikle ifade özgürlüğü hakkına bağlı olduğu kanaatine vardığı eylemler için cezai mahkûmiyetinden şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, olay ve olguların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
19. Hükümet, bir yandan başvuranın mağdur niteliğinin bulunmadığına ve diğer yandan şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ilişkin iki itiraz ileri sürmektedir. İlk itiraz ile ilgili olarak, Hükümet başvurana verilen cezanın infazının ertelenmesi konusunu dikkate alarak, ilgilinin mağdur sıfatının bulunmadığını iddia etmektedir. İkinci itiraz ile ilgili olarak, Hükümet, başvuranın ihtilaf konusu gösterilere katılması sırasında, ilgili tarafından atılan sloganların şiddete teşvik ettiği ve dolayısıyla Sözleşme’nin 10. maddesiyle korunmadığı kanaatine vararak, ilgilinin şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmektedir.
20. Başvuran, bu itirazları kabul etmemektedir.
21. İlk itiraz ile ilgili olarak, Mahkeme cezanın infazının ertelenmesi tedbirinin, ilgilinin ifade özgürlüğünü kullanmasından doğan ihlal nedeniyle, doğrudan zarara maruz kaldığı ceza yargılamasının sonuçlarını telafi etmek veya önlemek şeklinde değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır (bk. mutatis mutandis, Aslı Güneş/Türkiye (kk.), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, §§ 32 ve 33, 24 Ocak 2006 ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 17, 17 Nisan 2018). Ayrıca, Mahkeme, başvuranın dana önce kendisine verilen hapis cezasının bir kısmını çektiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu itirazı reddetmek gerekmektedir.
22. Mahkeme, ikinci itiraz ile ilgili olarak, söz konusu şikâyetin kabul edilebilirliğinin incelenmesi yerine Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin esasının incelenmesine davet edilen konuların ileri sürüldüğü kanaatine varmaktadır.
23. Öte yandan Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 a) fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
24. Başvuran, 3713 Sayılı Kanun’un, yetkililere terör örgütü lehine propaganda kavramının yorumlanmasıyla ilgili olarak, çok geniş bir takdir yetkisi tanıdığı gerekçesiyle, insan haklarının uluslararası standartların altında olduğunu iddia etmektedir. Başvuran, cezai mahkûmiyetinin, Sözleşme ile korunan haklarını ihlal ettiğini değerlendirmektedir.
25. Hükümet, şayet müdahalenin varlığının, Mahkeme tarafından kabul edilmesi gerekirse, bu müdahalenin 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası ve TCK’nın 215 ve 218. maddeleriyle öngörüldüğü ve ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin ve düzenin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Ayrıca, Hükümet, başvuran tarafından atılan sloganları dikkate alarak, PKK’nın çağrısı üzerine düzenlenmiş olduğu iddia edilen gösteriler sırasında şiddete teşvik etme niteliğinde olduğunu kanaatine vardığı ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ve izlenen meşru amaca orantılı olduğunu değerlendirmektedir.
26. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın bazı gösterilere katılması sırasında attığı sloganlar nedeniyle, bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan cezai mahkûmiyetinden şikâyet ettiğini ve bu ceza infazının 6352 Sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca, ertelenmesine karar verildiğini kaydetmektedir. Böylelikle Mahkeme, başvurana verilen cezanın, neden olduğu caydırıcı etkisini dikkate alarak, ceza infazının ertelenmesiyle birlikte dahi, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale olduğunu değerlendirmektedir (Erdoğdu /Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI ve yukarıda belirtilen Ergündoğan, § 26 ; bk. Ayrıca a contrario, Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
27. Mahkeme, bu müdahalenin, kanun tarafından yani 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasında öngörüldüğünü tespit etmektedir. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, ulaştığı sonucunu (aşağıda 31. paragraf) ve bu hükümde belirtilenlerin daha sonra değişikliğe uğradığını (yukarıda 14. paragraf) dikkate alarak, olay tarihinde yürürlükte olan 3713 Sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasının öngörülebilirliği hakkında şüphe duyarak, bu konunun incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiştir.
28. Mahkeme, müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından, ulusal güvenliğin sağlanması, kamu güvenliğinin korunması, düzenin savunulması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini kabul etmektedir.
29. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, özellikle Bédat /İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mat 2016) ve Belge/Türkiye (No. 50171/09, §§ 31, 34 ve 35, 6 Aralık 2016) kararlarında özetlenen ifade özgürlüğü konusunda İçtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır. Mahkeme, başvuran tarafından ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik müdahalenin “gerekliliğinin” somut olayda ikna edici bir şekilde ortaya konulup konulmadığını değerlendirmek için, İçtihadı uyarınca, ilgilinin cezai mahkûmiyetine dayanak olarak, özellikle Türk mahkemeleri tarafından kabul edilen gerekçeye göre karar vermesi gerektiğini belirtmektedir (Gözel ve Özer, No. 43453/04 ve 31098/05, § 51, 6 Temmuz 2010).
30. Mahkeme, mevcut durumda, Ağır Ceza Mahkemesinin, yapılan altı gösteri sırasında ilgili tarafından sırasıyla sloganlar atılması ve marşlar “Hernepşt” söylemesini, başvuranın PKK silahlı terör örgütü lehine propagandası yapma suçunu işlediğine dair deliller olduğuna karar verdiğini kaydetmektedir (yukarıda 8. paragraf). Ardından, Mahkeme başvuranın cezai mahkûmiyetine dayanarak, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tespit edilen sloganların aşağıdakiler olduğunu kaydetmektedir. “Yaşasın Apo”, “Apo’nun [destekçilerini] özellikle “Abdullah Öcalan’ı” dağlarda aramayın, “Kürt halkı, uyan, gururunu koru; Amed, uyan, gururunu koru” ve “PKK halktır ve halk buradadır”. Öncelikle Mahkeme, “Yaşasın Apo” ifadesinin, kendi başına şiddete teşvik etmediğini daha önce karar verdiğini hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen Belge, § 35). Ayrıca Mahkeme, diğer sloganların, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, şiddet kullanılmasına, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrı içermediği ve kendi nazarında dikkate alınması gereken başlıca unsur olan nefret söylemi teşkil etmediği kanaatine varmaktadır (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999 ve Belek ve Velioğlu /Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015). Her hâlükârda, Mahkeme ihtilaf konusu sloganların içeriği, “Hernepşt” marşı ve bu unsurların kaydedildiği bağlam ile ilgili olarak, Ağır Ceza Mahkemesinin belirtilen kriterler bakımından ve ifade özgürlüğüne ilişkin davalar çerçevesinde, kendisi tarafından hiçbir incelemenin ve uygulamanın yapılmadığını tespit etmektedir.
31. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, ihtilaf konusu tedbirin zorunlu bir sosyal ihtiyaca karşılık gelmediği, her halükârda, hedeflenen meşru amaçlara orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
32. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. I. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
33. Başvuran, maddi tazminat olarak 50.000 avro (EUR) ve ayrıca manevi tazminat olarak 50.000 avro (EUR) talep etmektedir. Ayrıca, başvuran masraf ve giderler için 10.000 EUR talep etmektedir. Başvuran, bu bağlamda kanıtlayıcı hiçbir belge sunmamaktadır.
34. Hükümet, maddi tazminat için yapılan talebin uygun belgelerle desteklenmediğini ve aşırı olduğunu savunmaktadır. Hükümet, manevi tazminat için yapılan talep ile ilgili olarak, bu talebin iddia edilen ihlal ile nedensellik bağının bulunmadığını ve her hâlükârda desteklenmediğini, aşırı olmadığını ve Mahkeme İçtihadında verilen tutarlara karşılık gelmediğini savunmaktadır. Hükümet, masraf ve giderlere ilişkin taleple ilgili olarak, başvuranın bu talebe dayanarak hiçbir belge veya delil sunmadığını belirtmektedir.
35. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi tazminat arasında nedensellik bağı görmemekte ve buna bağlı olan talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 2.500 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, masraf ve giderlere ilişkin taleple ilgili olarak, sahip olduğu belgeleri ve İçtihadını dikkate alarak, başvuranın bu bağlamda gerekli delilleri sunmaması nedeniyle, söz konusu talebi reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 2.500 EUR (ikibinbeşyüz avro) ödenmesine;
b) söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Geri kalan için adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 7 Mayıs 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy