Piper / Birleşik Krallık – 44547/10 - 21.4.2015 tarihli Karar [IV. Bölüm]
Olaylar – 2001 yılının Haziran ayında, başvuran uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin suçlardan suçlu bulunmuş ve on dört yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir (2006 yılında serbest bırakılmıştır). Mahkûmiyet cezasına istinaden, 1994 tarihli Uyuşturucu Kaçakçılığı Kanunu uyarınca mal varlığına el konulmuştur. Tazminat davası, 2010 yılının Mart ayında Temyiz Mahkemesi’nin başvuranın cezai davranışı sonucunda elde ettiği hesaplanan 1,800,000 sterlinin tamamına el konuşmasına ilişkin kararı onayan kararıyla sona ermiştir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, el koymaya ilişkin yargılama işlemlerinin uzunluğundan şikâyetçi olmuştur (Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi).
Hukuksal Değerlendirme – Madde 6 § 1: Dikkate alınması gereken süreç, başvuranın 1999 yılının Ocak ayında tutuklanması ile başlamış ve 2010 yılının Mart tarihli Temyiz Mahkemesi kararı ile sona ermiştir (yaklaşık on bir yıl, iki ay). Başvuran birçok başarısız temyiz talebinde bulunmasına rağmen, davada toplam yaklaşık üç yıl süren ve Devlet yetkililerine isnat edilebilen gecikmeler yaşanmıştır. Özellikle, başvuranın çıkarları dikkate alındığında ve genel olarak gecikmenin büyük bölümünden başvuran sorumlu olmasına rağmen, Mahkeme yargılama işlemlerinin makul bir sürede tamamlanmadığına karar vermiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Madde 41: Başvuranın manevi tazmin talebine ilişkin olarak, Mahkeme, tam olarak tanımlanmamış olsa da, tazminata ilişkin yargılama işlemleri sırasında başvuranın yaşadığı “gerginliğin” gecikme konusuyla yakından bağlantılıdır. Ancak, (Temyiz Mahkemesi’nin kelimeleriyle) “oldukça sınırlı olan belirsizliğin” başvuranda önemli bir önyargıya meydan verdiği düşünülemez. Ayrıca, yargılama işlemleri davalı Devlet’e isnat edilebilecek sıra dışı şekilde uzun sürmemiştir. Aksine, büyük miktarda paralar kazandırabilen ancak topluma ciddi zarar verebilen uyuşturucu kaçakçılığı gibi ciddi bir suçtan mahkûmiyet cezası aldıktan sonra, mal varlığına el konulmasına ilişkin yargılama işlemlerinin uzamasından genel olarak başvuran sorumludur. Yerel makamlar ve özellikle Temyiz Mahkemesi, başvuranın “el koyma işlemlerinin gecikmesi için her türlü hukuki yola başvurmuş” olduğuna ve çabalarında başarılı olduğuna işaret etmiştir. Başvuranın hukuki temsilcilerinden birçok itiraz ve taleple karşı karşıya gelmesine rağmen, el koymaya ilişkin yargılama işlemlerini yürüten hâkim, yargılama işlemlerinde gecikme yaşanmasını önleme gerekliliği ve başvurana savunmasını hazırlamasına ve sunmasına yetecek sürenin tanınmasının önemi arasında denge kurmaya çalışmıştır.
Söz konusu özel koşullar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca, başvurana tazminat verilmesinin gerekli olmadığına ve yargılama işlemlerinde davalı Devlet’e isnat edilebilecek nitelikte bir gecikmenin yaşanmasının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesini ihlal ettiğine karar vermenin tek başına Sözleşme uyarınca yeterli adil tazmini oluşturduğuna hükmetmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy