AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
RAHMİ ŞAHİN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 39041/10)
KARAR
STRAZBURG
5 Temmuz 2016
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir
Rahmi Şahin/Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
NebojšaVučinić,
Paul Lemmens,
KsenijaTurković,
StéphanieMourou-Vikström
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri MüdürüStanleyNaismith katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 14 Haziran 2016 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, üç Türk vatandaşı Rahmi Şahin, Erbil Acar ve Murat Aksu’nun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) 7 Mayıs 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (no. 39041/10) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Hakkâri Barosu’na kayıtlıAvukat F. Timur tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Mahkeme 6 Eylül 2011 tarihinde, söz konusu başvuruyu, Erbil Acar ve Murat Aksu bakımından kabul edilemez olarak nitelendirmiştir. Rahmi Şahin’in Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca, yakalandığı esnada kötü muamele gördüğü ve kötü muamele iddialarına ilişkin yürütülen soruşturmanın etkin olmadığı iddialarını konu alan şikâyetleri hakkındaki incelemeyi ertelemeye karar vermiştir.
4. Bölüm Başkanı, 6 Mayıs 2014 tarihinde, Rahmi Şahin’e Mahkeme önünde temsil edilmesi için adli yardım sağlanmasına karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, Rahmi Şahin, 1985 doğumlu olup, Hakkâri’de ikamet etmektedir.
A. Başvuranın yakalanması, polis tarafından gözaltında tutulması ve kötü muamele iddiasına ilişkin tıbbi raporlar
4. Başvuran, Hakkâri’de bir eyleme katıldığı ve sonrasında bazı eylemciler ve polis arasında meydana gelen çatışmalara karıştığı şüphesiyle, 12 Aralık 2009 tarihinde gözaltına alınmıştır. 16.30’da düzenlenen ve iki polis memuru tarafından imzalanan yakalama tutanağına göre, başvuran kaçmaya teşebbüs etmiş ve ardından söz konusu polis memurları tarafından saat 16.00 civarında yakalanmıştır.Tutanakta ayrıcabaşvuranın düştüğünden bahsedilmiştir. Polis memurları, başvuranın yakalanırken karşı koymaya çalıştığını, bu nedenle de başvuranı yakalamak için kendilerinin orantısız güç kullandıklarını belirtmişlerdir. Başvuran, yakalama tutanağını imzalamayı reddetmiştir.
7. Aynı gün saat 23.30’da düzenlenen olay tutanağı yirmi yedi polis memuru tarafından imzalanmıştır. Söz konusu tutanağa göre; PKK (Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı silahlı bir örgüt) kontrolündeki bir internet sitesi olan Fırat Haber Ajansı, KCK’nın(Koma CivakênKurdistan – Kürdistan Topluluklar Birliği) toplantı ve gösteri yürüyüşleri yapılması, Serhildan(başkaldırı) hareketinin başlatılması ve Abdullah Öcalan’ı desteklemek adına sivil itaatsizlik eylemlerinin gerçekleştirilmesi yönündeki talimatlarını içeren bir açıklamasını yayınlamıştır. Netice olarak, 11 Aralık 2009 tarihinde bir basın toplantısı düzenlenmiş ve Kürt yanlısı bir siyasi parti olan DTP (Demokratik Toplum Partisi) yandaşı belediye başkanlarınıve yerel siyasetçileri de içeren yaklaşık 500-550 kişi ve bazı sivil toplum örgütü üyeleri DTP’ninHakkâri binası önünde toplanmıştır. Basın açıklaması sırasında,kalabalık grup sloganlar atmış ve Abdullah Öcalan ve PKK’yı öven pankartlar açmıştır. Aynı gün, Anayasa Mahkemesi, DTP’nin kapatılmasına karar vermiş ve otuz yedi parti üyesine siyaset yasağı getirmiştir. Sonrasında, Fırat Haber Ajansı, Serhildan hareketi ve gösteri çağrısı yapan başka bir makale yayınlamıştır. Polis raporuna göre, güvenlik güçleri, 11 ve 12 Aralık 2009 tarihlerinde, göstericilerin trafiği kapattıkları, PKK ve PKK lideri lehine sloganlar attıkları ve araba lastiği yaktıkları veya araçlara, dükkânlara ve idari binalara saldırdıkları şehirdeki çeşitli bölgelere müdahale etmiştir. Raporda ayrıca, güvenlik güçlerinin müdahalesi üzerine bazı göstericilerin polise taş ve Molotof kokteyli atarak karşılık verdiği ifade edilmiştir. Başvuran hakkında düzenlenen yakalama tutanağına göre, başvuran, polisin Biçer mahallesi mezarlığında PKK ve PKK lideri lehine sloganlar atan 50-60 kişilik bir gruba doğru yönelmesinin ardından yakalanmıştır.
8. Aynı gün saat 18.15 ve 20.20’de, iki polis memuru diğer iki polis memurunun ifadelerine benzer ifadeler vermiştir. Her ikisi de başvuranın, PKK ve PKK lideri lehine slogan atan ve araba lastiği yakan bir grup içerisinde bulunmuş olduğunu belirtmiştir. Söz konusu grup, polis kendilerine müdahale etmeye kalkıştığında taş atarak karşılık vermiştir. Polis memurlarının beyanlarına göre, başvuran kaçmaya teşebbüs etmiş ve polis memurları da başvuran yere düştüğünde orantısız güç kullanarak başvuranı yakalamışlardır.
9. Yakalamayı gerçekleştiren polis memurları sonradan başvuranı teşhis etmişlerdir. Başvuranın, araba lastiği yakan ve PKK ve lideri lehine slogan atan ve bir grup içerisinde yer almış olduğunu ifade etmişlerdir. Polis memurları, başvuranın kaçmaya teşebbüs etmesinin ardından kendisini yakaladıklarını belirtmişlerdir.
10. Başvuran, saat 18.33’te tıbbi muayene için Hakkâri Devlet Hastanesine götürülmüştür. Başvuranı muayene eden doktor muayene formuna aşağıdakileri not düşmüştür:
“Sol gözde hematom tespit edilmiştir. [Yaralanma] üç saat önce olmuştur. Herhangi bir bulantı veya kusma görülmemiştir. Hastanın bilinci açıktır. Üst dudak ve diş arasında hafif şişlik görülmüştür (Düşme sonucu meydana geldiğini ifade etmiştir/ifade edilmiştir)[1]. Bel kısmında ikinci omur düzeyinde üzerinde sıyrıklar bulunan bir morluk bulunmaktadır. Diş muayenesi önerilmektedir.”
5. Başvuran 13 Aralık 2009 tarihinde aynı doktor tarafından muayene edilmiş olup, elde edilen bulgular 12 Aralık 2009 tarihli rapordakilerle aynıdır.
6. Hakkâri Sulh Ceza Mahkemesi aynı gün, başvuran ve diğer iki kişinin soruşturma dosyasına erişimini kısıtlamaya karar vermiştir.
7. 14 Aralık 2009 tarihinde, Hakkâri Barosuna kayıtlı bir avukattan, Hakkâri Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şubesindeki ifade alımı esnasında başvurana yardımcı olması talep edilmiştir. Başvurana avukatı F. Timur nezaretinde birtakım sorular sorulmuştur. Ancak başvuran susma hakkını kullanarak, kendisine yöneltilen soruların hiçbirine cevap vermemiştir.
14. Başvuranın temsilcisi, aynı gün Hakkâri Sulh Ceza Mahkemesine başvurarak, kendisinin ve müvekkilinin soruşturma dosyasına erişiminin kısıtlanmasına ilişkin kararın iptal edilmesi ve müvekkilinin gözaltından serbest bırakılması talebinde bulunmuştur. Hakkâri Sulh Ceza Mahkemesi 15 Aralık 2009 tarihinde ilgili talebi reddetmiştir. Hakkâri Ağır Ceza Mahkemesi 16 Aralık 2009 tarihinde ret kararını onamıştır.
8. Bu sırada, başvuran 14 Aralık 2009 tarihinde Hakkâri Cumhuriyet savcısına ifade vermiştir. İfadesinde, gösteriye katıldığını reddetmiştir. Şehirdeki kargaşa yüzünden eşinin ve kendisin evden dışarıya çıkamadığını ve 12 Aralık 2009 tarihinde ise ekmek almak için dışarıya çıktığını belirtmiştir. Polis memurlarının kendisine doğru yaklaştıklarını gördüğünü ve kendisinin de onlara doğru yürümeye devam ettiğini ileri sürmüştür. İfadesine göre, polis memurlarından biri başvurana hakaret ederek onu mahalle yakınlarında bir yokuşa götürmüştür. Başvuranı yere itmişler ve polis memurlarından bir tanesi plastik bir boruyla başvuranın sağ kulağına vurmuştur. Başvuran sonrasında yokuştan aşağı doğru koşmaya başlamış vediğer polis memurları başvuranı itmek suretiyle sırtüstü yere düşürerek yakalamışlardır. Başvuran, özellikle kalbinin etrafı olmak üzere vücudunun çeşitli bölgelerinin halen acıdığını ifade etmiştir. Cumhuriyet savcısına, yakalandıktan sonra bir polis aracına bindirildiği ve silahın dipçiğiyle koltukaltına yakın bir bölgeye vurulduğuyla ilgili şikâyette bulunarak, görmüş olduğu kötü muameleden sorumlu olan polis memurlarının tespit edilmesini talep etmiştir.
16. İfade alma işleminden sonra Cumhuriyet savcısı başvuranın tıbbi muayeneden geçirilmesi talimatını vermiştir. Adli tıp doktoru, önceki tıbbi raporlardaki bulgulara değinerek, sağ periorbital bölgede sarı-yeşil renkte eski bir çürük ve üst dudağın sağ kısmında 0.5 cmmukozal yırtık bulunduğunu belirtmiştir. Raporda ayrıca, başvuranın göğüs kafesinin sol tarafında ve sol uyluk ve bel gölgesinde ağrı olduğunu ifade ettiği belirtilmiştir. Rapora göre, el ile muayenede başvuranın vücudundaki bu kısımlarda hassasiyet tespit edilmiştir. Raporu düzenleyen doktor, netice itibarıyla, söz konusu yaraların hayati tehlike oluşturmadığını ve basit tıbbi müdahale ile giderilebileceğini belirtmiştir.
17. Günün ilerleyen saatlerinde, başvuran Hakkâri Sulh Ceza Mahkemesine çıkarılmış ve mahkeme huzurunda masum olduğunu belirterek serbest bırakılma talebinde bulunmuştur. Başvuranın yasal temsilcisi, müvekkilinin yakalama işlemi esnasında dövüldüğünü ve tıbbi raporlarda belirtilen yaraların düşme sonucu oluşmadığını beyan etmiştir. Sonrasında, başvuran, 12 Aralık 2009 tarihinde meydana gelen olaylara karıştığı iddiası doğrultusunda, PKK üyesi olduğu şüphesiyle tutuklu olarak yargılanmaya başlamıştır.
18. Başvuranın avukatı, müvekkilinin serbest bırakılması talebiyle 16 Aralık 2009 tarihinde Hakkâri Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Başvurusunda, başvuranın tıbbi raporlarda belirtilen yaralanmalarının düşme sonucu oluşmadığını, başvuranın polisler tarafından dövüldüğünü ifade etmiştir. Mahkeme başvuruyu aynı gün reddetmiştir.
19. Başvuranın avukatıaynı gün ayrıca, Hakkâri Cumhuriyet savcısından, kısıtlama emrine rağmen erişim yetkisinin olduğu soruşturma dosyasındaki belgelerin nüshalarını talep etmiştir. Başvuranın avukatı ilaveten, başvuran hakkında düzenlenmiş olan tıbbi raporları da talep etmiştir. Başvuranın beyanlarına göre, avukatına yalnızca 12 ve 13 Aralık 2009 tarihli tıbbi raporlar verilmiş olup, Cumhuriyet savcılığı, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sürenin sonunda düzenlenmiş olan 14 Aralık 2009 tarihli raporu vermemiştir.
20. Başvuran, 17 Aralık 2009 tarihinde serbest bırakılma talebiyle Hakkâri Sulh Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Başvurusunda, yakalama işlemi esnasında polis memurlarının kendisini dövdüğünü belirtmiştir. Kollarından tutup dövdüklerini ve sonrasında gözlerinin ve ağzının kanlar içerisinde kaldığını iddia etmiştir.
21. Hakkâri Sulh Ceza Mahkemesi başvuranın serbest bırakılma talebini 18 Aralık 2009 tarihinde reddetmiştir. Kararında, başvuranın kötü muamele iddialarına değinmemiştir.
B. Başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturma
9. Başvuranın avukatı başvuranı yakalayan polis memurları hakkında 28 Aralık 2009 tarihinde şikâyette bulunmuştur. Şikâyeti kapsamında, başvuranın polis memurları tarafından dövüldüğünü ve bir tepeye götürülerek tepenin aşağısında bulunan polis memurlarına doğru koşmasının emredildiğini ve bekleyen polis memurlarının başvuranı yere ittiğini iddia etmiştir. Başvuranın avukatı ayrıca, düzenlenen tıbbi raporların ulusal mevzuatve “İstanbul Protokolü” ile uyumlu olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu esnadaki görüşmelerinde başvuranın sol gözünün etrafında morluklar gördüğünü ve dişetlerinin hasarlı olduğu ve bunların başvuranın yüzüne almış olduğu bir darbe sonucu meydana gelmiş olabileceğini iddia etmiştir. Başvuranın avukatı ilaveten, başvuranın kalbinde ve göğüs kafesinde sürekli bir ağrının olduğunu belirtmiştir.Müvekkilinin, işkence ve diğer kötü muamele türleri hakkında rapor hazırlama konusunda uzmanlaşmış bir sivil toplum örgütü olan Türkiye İnsan Hakları Vakfındaki doktorlar tarafından muayene edilmesini talep etmiştir. Başvuranın avukatı ayrıca, Cumhuriyet savcısının, başvuranın kötü muamele iddialarına yönelik resmi bir soruşturma başlatması ve müvekkiline kötü muamelede bulunan polis memurlarını tespit etmesi talebinde bulunmuştur. Başvuranın avukatı son olarak, Cumhuriyet savcısından, müvekkilinin ifadesini bizzat almasını ve ifade alım tarih ve saatini kendisine bildirmesini talep etmiştir.
23. Hakkâri Cumhuriyet savcısı, 17 Mart 2012 tarihinde, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin herhangi bir yasal işlem başlatmama kararı almıştır. Söz konusu kararda Cumhuriyet savcısı öncelikle 12 Aralık 2009 tarihli olay tutanağının içeriğini özetlemiştir (Bk. yukarıda 7. paragraf). İkinci olarak ise, başvuranın PKK lehine sloganlar atan bir grup insan içerisinde yer almış olduğunu ve kaçmaya teşebbüs ederken düşmesi üzerine yakalanmış olduğunukaydetmiştir. Cumhuriyet savcısı bu bağlamda iki polis memurunun başvuranı teşhis ettiğini not etmiştir. Cumhuriyet savcısı sonrasında, başvuranın trafiği kapatan, araba lastiği yakan, PKK lehine sloganlar attan, taş ve Molotof kokteyli ile saldırıda bulunan gruplar içerisinde hareket ettiğini ve polis memurları kendisini yakalamaya çalıştığında taş atarak direndiğini ve düştüğünü belirtmiştir.Cumhuriyet savcısı, başvuranın yüzünde ve vücudunda hafif yaralanmaların olmasına rağmen, polis memurları tarafından dövüldüğüne ve hakarete uğradığına ilişkin iddialarının doğruluğunu kanıtlamadığını gözlemlemiştir. Cumhuriyet savcısı “sosyal terörizm” faaliyetlerinin, terör yanlılarını güvenlik güçlerine karşı direnmeye ve saldırmaya (bazı durumlara silah kullanarak) teşvik etmiş olduğunu ve bu nedenle de güvenlik güçleri mensuplarının hukukta öngörüldüğü ölçüde güç kullanmak zorunda kaldıklarını değerlendirmiştir.Hakkâri Cumhuriyet savcısı, başvuranın PKK’nın talimatları ile hareket ettiği ve başvuranın durumundaki kişilerin kötü muamele iddialarında bulunmasının muhtemel olduğu kanaatine varmıştır. Cumhuriyet savcısı, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca polis memurlarının PKK yandaşlarına karşı güç kullanma yetkisinin bulunduğunu dikkate alarak, polisin başvurana karşı orantılı güç kullandığını değerlendirmiştir. Cumhuriyet savcısı ayrıca, dava dosyasında, doktorlar tarafından düzenlenen tıbbi raporlarda eksiklikolduğuna dair herhangi bir delilin bulunmadığını gözlemlemiştir. Cumhuriyet savcısı sonuç olarak, başvuranın kötü muamele iddialarının dayanaksız olduğuna kanaat getirmiştir.
24. Başvuranın avukatı 31 Mart 2010 tarihinde, 17 Mart 2010 tarihli karara itiraz etmiştir. Başvuranın avukatı özellikle, Hakkâri Cumhuriyet savcısının değerlendirmesinin, başvuranın yaralarının “hafif” olduğu ve başvuranın 12 Aralık 2009 tarihinde meydana gelen olaylar kapsamında şiddet içeren eylemlere karıştığı gibi gerçek dışı olaylara dayandırıldığını ileri sürmüştür. Avukat ayrıca, Cumhuriyet savcısının başvuranın ifadesini almadığını, başvuranın iddiaları ile ilgili olarak delil toplamadığı ve yakalama işlemini gerçekleştiren polis memurlarını ve olası tanıkları tespit etmediğini ve ifadelerini almadığını belirtmiştir. Avukat ilaveten, ilgili tıbbi raporların ne ulusal mevzuata ne de “İstanbul Protokolü’ne” uygun olduğunu, zira bu raporlarda başvuranın sağlık geçmişi, başvuranın yaraların nasıl meydana geldiğine dair kendi beyanı ve yaraların sebebine ilişkin değerlendirme gibi detaylara yer verilmediğini ifade etmiştir. Avukat ek olarak, başvuranın tıbbi muayenesinin polis memurlarının bulunduğu bir ortamda gerçekleştirilmiş olduğunu ileri sürmüştür.
25. Van Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Nisan 2010 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir. Ağır ceza mahkemesi, başvuranın kötü muameleye maruz bırakıldığına dair herhangi bir delilin bulunmadığını değerlendirerek, 17 Mart 2010 tarihli kararın kanuna uygun olduğuna kanaat getirmiştir.
C. Hükümet tarafından ibraz edilen fotoğraflar
26. Hükümet, Hakkâri’de 11 ve 12 Aralık 2009 tarihlerinde meydana gelen gösteriler ve kargaşa ortamı ile ilgili olarak güvenlik güçleri tarafından çekilmiş olan fotoğrafları iki takım halinde sunmuştur. İlk takım içerisinde yer alan 374 fotoğraf Hakkâri şehir merkezinde düzenlenmiş olan gösterilere ait olup, bu fotoğrafların 14’ünde, taş atan genç erkekler ve ergen şahıslar görünmektedir. Diğer fotoğraflarda ise, şehir merkezinin çeşitli yerlerinde eylem yapan kişiler yer almaktadır.
27. İkinci takım içerisinde yer alan 444 fotoğraf da Hakkâri’nin merkezden uzak mahalleleri Medrese ve Biçer’de meydana gelen toplanmaları ve kargaşa ortamını göstermektedir. Fotoğraflarda, çocukların, ergen şahısların ve birkaç genç erkeğin söz konusu mahallelerin farklı yerlerinde toplandıkları görünmektedir. Bazı fotoğraflarda göstericilerin araba lastiği yaktıkları ve caddeleri kapattıkları görünmektedir. Fotoğrafların çoğunda, çoğunluğu erkek olan çocuk ve ergen şahıslar ayakta veya yürür vaziyettedir. Fotoğrafların dördünde çocukların polislere yakın durdukları ve polislerle konuşuyor gibi oldukları görünürken, diğer onunda ergen şahısların ve genç erkeklerin polis memurlarının önünde ayakta durdukları görünmektedir. Fotoğrafların yaklaşık yirmi beşinde ise, yüzleri kapalı bazı çocukların, ergen şahısların ve genç erkeklerin zırhlı polis aracına taş attıkları görünmektedir. Beş fotoğrafta da, polis araçlarının göstericilere su ve biber gazı sıktığı görünmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Başvuran, yakalanması esnasında kötü muameleye maruz bırakıldığından ve bu iddialarına ilişkin etkili bir soruşturmanın yürütülmediğinden şikâyetçi olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
11. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmıştır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
12. Hükümet, mevcut başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın uğramış olduğunu iddia ettiği zarar nedeniyle tazminat elde etmek için idari mahkemeler ya da hukuk mahkemeleri önünde dava açmış olması gerektiğini belirtmiştir.
31. Mahkeme, daha önceki benzer davalarda bu davadakine benzer ön itirazları inceleyip reddettiğini hatırlatmaktadır (Özellikle bk.Karayiğit/Türkiye(k.k.), no. 63181/00, 5 Ekim 2004veGazioğlu ve Diğerleri/Türkiye, no. 29835/05, §§ 29 ve 30, 17 Mayıs 2011 ve bu davalarda atıfta bulunulan diğer davalar). Mahkeme mevcut davada, yukarıda bahsi geçen davalardaki bulgularından sapmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin ön itirazını reddetmektedir.
13. Mahkeme, mevcut başvurunun, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme ayrıca, söz konusu başvurunun başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceği kanaatindedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların görüşleri
14. Başvuran, yakalanması esnasında ve yakalanmasının hemen ardından kötü muameleye maruz bırakılmış olduğunu ileri sürmüştür. Özellikle de dövülmüş, hakarete uğramış ve başına ve sırtına vurulmuş olduğundan bahsetmiştir. Yakalama işlemini gerçekleştiren polis memurlarının kendisini iterek sırt üstü yere düşürmüş olduklarını belirten başvuran, ağır olarak nitelendirilebilecek yaralarının Mahkemeye sunulan tıbbi raporlarda ve fotoğraflarda detaylı olarak gösterildiğini ifade etmiştir. Başvuran ayrıca, yakalanmasının ardından üç saatten fazla bir süre sonra tıbbi muayeneden geçirilmiş olduğunu ve bu esnada da bir polis aracı içerisinde dövülmüş olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, yaralanmaları hakkında düzenlenmiş olan tıbbi raporların uluslararası standartlara uygun olmadığını belirtmiştir.
15. Başvuran ayrıca, Cumhuriyet savcısının kendisinin yaralanmasındanhaberdar olmasına rağmen, söz konusu kötü muamele olayına ilişkin herhangi bir soruşturma başlatmadığını öne sürmüştür. Başvuran, Cumhuriyet savcısının ayıca kötü muamele iddialarına ilişkin olarak da yeterli bir soruşturma yürütmediğini iddia etmiştir. Bu bağlamda başvuran, Cumhuriyet savcısının, yakalama işlemini gerçekleştiren polis memurlarını tespit etme ve sorgulama girişiminde bulunmadığını, ifade almadığını ve başvuranın iddialarına ilişkin olarak delil toplamadığını ileri sürmüştür.
35. Hükümet, 11 ve 12 Aralık 2009 tarihlerinde Hakkâri’de PKK’nın, yandaşlarına Serhildan hareketi başlatması talimatını vermesi üzerine yasadışı gösterilerin meydana geldiğini ve halkı rahatsız eden eylemlere yol açıldığını ileri sürmüştür. Hükümetin belirttiğine göre, göstericiler, güvenlik güçlerine, idari binalara, dükkânlara ve araçlara silahlarla, taşlarla, bıçaklarla ve Molotof kokteylleriyle saldırmışlardır. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın yakalanmasının, kamu düzeni ve güvenliğine karşı bir riskin oluşması karşısında güvenlik güçlerinin toplu girişimleri dâhilinde gerçekleştirilmiş olduğunu ve güvenlik güçlerinin, 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca orantısız güç kullanmış olduklarını değerlendirmiştir.
16. Hükümet ayrıca, 12 ve 13 Aralık 2009 tarihlerinde başvuranı muayene eden uzman doktorun, başvuranın yaralarının düşme sonucu meydana gelmiş olduğunu tespit ettiğini belirtmiştir. Hükümet aynı zamanda, başvuranın, polise karşı direnmesi sonucu yaralanmış olduğunu öne sürmüştür. Hükümet, başvuranın kamu düzeni açısından bir risk teşkil ettiği dikkate alındığında, güvenlik güçlerince kullanılan güç düzeyinin kesin olarak gerekli ve orantılı olduğunu değerlendirmiştir. Hükümet bu doğrultuda, başvuranın kötü muamele iddialarının asılsız olduğu sonucuna varmıştır.
37. Soruşturmanın etkili olmadığı iddiası ile ilgili olarak ise Hükümet, başvuran açısından, Cumhuriyet savcılığına başvurmak gibi etkili bir hukuk yolunun mevcut olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, Hakkâri Cumhuriyet savcısının, başvuranın kötü muamele iddialarına yönelik şikâyetinin kendisine ulaşması üzerine bu hususta soruşturma başlattığını ve söz konusu iddiaları destekleyici somut delillerin bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verdiğini belirtmiştir. Hükümet, sırf soruşturmanın başvuran lehine sonuçlanmamış olması nedeniyle, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine dair gerekçelerin mevcut olduğundan bahsedilemeyeceğini değerlendirmiştir.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
a. Genel ilkeler
17. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden birini kapsadığını yinelemektedir. Söz konusu 3. madde, koşullara ve mağdurun davranışlarına bakılmaksızın, işkence veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezayı kesin surette yasaklamaktadır. Sözleşme’nin maddi hükümlerinin çoğundan farklı olarak 3. maddeistisnalara yer vermemektedir. Ulusun varlığını tehdit eden olağanüstü hallerde bile Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca ilgili maddeye aykırı tedbirler alınmasına izin verilmez. Kötü muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girebilmesi için asgari ağırlık düzeyine ulaşması gerekmektedir. Bu asgari düzey, özü itibarıyla göreceli olup, olayın tüm koşullarının değerlendirilmesiyle, yani muamelenin uygulandığı süre, fiziksel ve ruhsal etkileri ve bazı hallerde de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenlere bağlı olarak belirlenir (Bk.AnzheloGeorgiev ve Diğerleri, no. 51284/09, § 65, 30 Eylül 2014 ve burada atıfta bulunulan diğer davalar veBouyid/Belçika[BD], no. 23380/09, §§ 81 ve 86, 28 Eylül 2015).
39. Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamında Devlete yüklenen “kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, Sözleşme’de belirtilen hak ve özgürlüklerden yararlanmasını sağlama” yönündeki genel yükümlülüğe binaen, 3. madde hükümleri, kişinin, polis veya diğer benzeri yetkililerin elinde bu maddeye aykırı bir muameleye uğradığı yönünde inandırıcı bir iddiada bulunduğu hallerde, etkin bir resmi soruşturma yürütülmesini zımnen gerektirmektedir(Bk.diğer birçok karar arasında, Labita/İtalya [BD], no. 26772/95, § 131, AİHM 2000-IV veGäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 117, 1 Haziran 2010). Bu bağlamda yürütülen bir soruşturma, kapsamlı bir şekilde yürütülmelidir. Bu durum, yetkililerin olayı tespit etmek amacıyla her zaman ciddi bir girişimde bulunmaları gerektiği ve soruşturmayı sonlandırmak için aceleci veya dayanaksız sonuçlara dayanmamaları gerektiği anlamına gelir (Bk.Mocanuve Diğerleri/Romanya[BD], no. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, § 325, AİHM 2014 (alıntılar)). Güvenlik güçlerinin güç kullanımına ilişkin davalarda, soruşturma, koşulları ve kullanılan gücün niteliğini tespit edebilir yeterlikte olmalıdır. Özellikle de, Mahkeme, soruşturma makamlarından yaralanmaların asıl sebebini tespit etmelerini beklemektedir (Bk.Cemal Yılmaz/Türkiye, no. 31298/05, § 32, 7 Şubat 2012).
b. Yukarıdaki ilkelerin mevcut davaya uygulanması
18. Mahkeme öncelikli olarak, 12 ve 13 Aralık 2009 tarihli tıbbi raporlarda yaraların boyutu ve türü gibi detaylara yer verilmediğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, söz konusu raporların kısa ve öz olmasına ve polis tarafından gözaltında tutulan kişilerin tıbbi muayeneleri hakkındaki ulusal ve uluslararası standartlara uygun olmamasına rağmen (Bk. Şakir Kaçmaz/Türkiye, no. 8077/08, § 88, 10 Kasım 2015) raporlarda başvuranın vücudunda yaraların bulunduğundan bahsedilmemiş olup, bu husus Hükümet tarafından reddedilmemiştir.
41. Ancak Mahkeme, yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair iki çelişkili durumla karşı karşıyadır. Başvuran, yakalandığı ve polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz bırakıldığını iddia ederken; Hükümet başvuranın yakalama işlemi esnasında düşmesi sonucu yaralandığını ileri sürmüştür.
42. Bu bağlamda, Mahkeme ilk olarak, dava dosyasında başvuranın güvenlik güçlerinin ellerinde kasıtlı olarak kötü muameleye maruz bırakıldığına dair herhangi bir bulgunun olmadığını gözlemlemektedir. Özellikle de, başvuranın kulağına ve koltukaltı bölgesine vurulduğu ve yokuştan aşağı doğru itildiği iddiası dikkate alındığında, bu durumda başvuranın vücudunda başka izlerin de meydana gelmiş olması gerekirdi.
43. Mahkeme ayrıca, yakalama işlemini gerçekleştiren memurların başvuranı yakalamak için güç kullanmış olduklarını kabul ettiklerini ve Cumhuriyet savcısının, başvurana karşı orantılı güç kullanılmış olduğunu kaydederek soruşturmayı kapattığını gözlemlemektedir. Diğer tarafta, 12 Aralık 2009 tarihli tıbbi raporda başvuranın düştüğünden bahsedilmekte olup, Cumhuriyet savcısı da başvuranın yakalanmamak için kaçtığı esnada düştüğünü kaydetmiştir.
44. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, başvuranın yaralanmalarının nasıl meydana geldiğine dair net bir tespitte bulunamamıştır. Buna rağmen, ulusal makamlar ve Hükümet tarafından, başvuranın yakalanabilmesi için güç kullanıldığı hususuna itiraz edilmediği dikkate alındığında, Mahkeme, ulusal makamların etkili bir soruşturma yürütmek suretiyle söz konusu yaralanmalar hakkında makul bir açıklama yapma yükümlülüğü altında kalmış oldukları kanaatindedir. Bu nedenle Mahkeme, ulusal makamlarca yürütülen soruşturmanın, başvuranın yakalanmasına ilişkin gerçek koşulları tespit etmeye ve yaralanmaların sebebini bulmaya imkân verecek nitelikte olup olmadığını incelemenin uygun olduğu görüşündedir.
45. Bu bağlamda Mahkeme ilk olarak, başvuranın yerel makamlar ve Mahkeme önünde, 11 ve 12 Aralık 2009 tarihli gösterilere katılmamış ve polis tarafından dövülmüş olduğunu beyan ettiğini gözlemlemektedir. Bunun aksine, olay ve yakalama tutanaklarında ve yakalama işlemini gerçekleştiren polis memurlarının ifadelerinde ise, başvuranın PKK ve PKK lideri lehine slogan atan, araba lastiği yakan ve polisin kendilerine müdahale etmesi üzerine polise taş atarak karşılık veren bir grup içerisinde hareket etmiş olduğundan bahsedilmiştir.Hakkâri Cumhuriyet savcısı, başvuranın ve polis memurlarının olaylara ilişkin beyanları arasındaki büyük tutarsızlığı incelememekle kalmamış, ayrıca başvuranın polis tutanaklarında bahsedilmeyen ve suç olarak nitelendirilebilecek eylemlerde bulunmuş olduğunu kaydetmiştir. Cumhuriyet savcısının kararına göre, başvuran, araba lastiği yakmanın ve PKK’yı öven sloganlar atmanın yanı sıra, trafiği kapatmış ve Molotof kokteylleri ile saldırmıştır (Bk. yukarıda 23. paragraf). Cumhuriyet savcısının başvuranın yakalanmasına yol açan olaylara ilişkin değerlendirmesinin soruşturma dosyasındaki herhangi bir delile dayandırılmadığı dikkate alındığında, Mahkeme, tam olarak hangi delil veya bilgilerin söz konusu değerlendirme için bir dayanak teşkil ettiğini kavrayamamaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, Hükümetin, Mahkemeye sunulan 818 fotoğrafın herhangi birinde başvuranın göründüğüne dair bir iddiada bulunmadığını dikkate almalıdır.
46. Benzer şekilde, Hakkâri Cumhuriyet savcısının, başvuranın yakalanmasına ilişkin gerçek koşulları tespit etme girişiminde de bulunmamış olduğu görünmektedir. Mahkeme, yakalama işlemini gerçekleştiren polis memurlarının başvuranın yakalanmasıyla ilgili olarak kendi meslektaşlarına vermiş oldukları ifadelerin kelimesi kelimesine aynı olduğunu (Bk. yukarıda 8. paragraf) ve bu ifadelerin aynı olmasının, polis memurlarının,başvuranın yakalanmasındaki rolleri konusunda ayrı ayrı değerlendirilmelerine imkân vermediğini gözlemlemektedir.Ancakbu durum, Hakkâri Cumhuriyet savcısını, söz konusu polis memurlarına soru sormaya teşvik etmemiştir. Nitekim Cumhuriyet savcısı, başvuranın avukatının açıkça talepte bulunmuş olmasına rağmen, ne başvuranı yakalayan polis memurlarının ifadesini almış ne de iddiaları ile ilgili olarak başvuranın ifadesini almıştır (Bk. yukarıda 22. paragraf). Cumhuriyet savcısı ayrıca, olay yerinde inceleme yapmamış ve başvuranın polis gözetiminde bulunduğu 16.00 ve 18.33 saatleri arasında yaşanmış olanları tespit etmek için de herhangi bir girişimde bulunmamıştır.
47. Yukarıdakiler ışığında Mahkemenin varabileceği tek sonuç, Hakkâri Cumhuriyet savcısınınbaşvuranın yaralanmasına yol açan gerçek koşulları tespit etme girişiminde bulunmadığıdır.
48. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
49. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
50. Başvuran, maddi tazminat olarak 50.000 avro, manevi tazminat olarak ise 250.000 avro talep etmiştir.
51. Hükümet, söz konusu taleplere karşı çıkmıştır. Bu bağlamda, iddia konusu ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı görmemektedir. Hükümet ayrıca, manevi tazminat olarak talep edilen miktarın aşırı olduğunu değerlendirmiştir.
52. Mahkeme, başvuranın, maddi tazminat talebini destekleyici herhangi bir delili Mahkemeye sunmadığını gözlemlemektedir; dolayısıyla söz konusu talebi reddetmektedir. Diğer taraftan, başvurana manevi tazminat olarak 5.000 avro ödenmesine hükmetmektedir.
B. Masraf ve Giderler
53. Başvuran ayrıca,avukatlık ücreti için 175.000 avro ve Mahkeme önünde gerçekleşen, posta ve çeviri masrafları gibi diğer masraf ve giderler için 15.133 avro talep etmiştir. Başvuran, talebini desteklemek için, avukatının kırk dört saat mesai yaptığını gösteren bir iş cetveli ve çeviriler için 303 avro ödendiğini gösteren iki fatura ibraz etmiştir.
54. Hükümet, başvuranın, söz konusu miktarların gerçekten oluştuğunu ispatlamadığını ileri sürmüştür.
55. Mahkeme’nin içtihatlarına göre, masraf ve giderlerin başvurana geri ödenebilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir.Bu davada Mahkeme elindeki belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, tüm başlıklar altındaki masraflar için başvurana 3.300 avro ödenmesini uygun görmektedir. Avrupa Konseyinin adli yardım şeması kapsamında verilmiş olan 850 avro bu miktardan düşülmelidir.
C. Gecikme Faizi
56. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuruyu kabul edilebilir olarak nitelendirir,
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verir,
3.(a) Başvurana Davalı Devlet tarafından, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin para birimine çevrilecek şekilde aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) manevi tazminat olarak, 5.000 avro (beş bin avro) veyansıtılabilecek vergiler,
(ii)masraf ve harcamalara ilişkin olarak, 3.300 avro (üç bin üç yüz avro) ve yansıtılabilecek vergiler, bu miktardan adli yardım yoluyla verilen 850 avronun (sekiz yüz elli avro) çıkarılacaktır,
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına,
karar verir.
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 5 Temmuz 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
StanleyNaismithJulia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdürü Başkan
[1]. Doktorun el yazısı yeterince okunaklı olmadığından, raporda “ifade etmiştir” mi yoksa “ifade edilmiştir” mi denildiği net değildir.
Full & Egal Universal Law Academy