© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2012. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Daha fazla bilgi için, bu belgenin sonunda bulunan yazarın telif hakkı ile ilgili kısmı okuyabilirsiniz.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2012. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court. For further information see the full copyright at the end of this document.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2012. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund). Elle ne lie pas la Cour. Pour plus de renseignements veuillez lire l’indication de copyright/droits d’auteur à la fin du présent document
Ramanauskas/Litvanya – 74420/01
Karar 5.2.2008 [BD]
Madde 6
Ceza yargılaması
Madde 6–1
Adil yargılanma
Polisin teşvikiyle işlenmiş rüşvet suçundan dolayı mahkûmiyet: İhlal
Olaylar: Başvurucu savcıydı. Daha önce tanımadığı, sonradan yolsuzlukla mücadeleye adanmış özel bir polis departmanına bağlı olarak çalıştığını öğrendiği, bir kişinin bir tanıdığı aracılığıyla kendisiyle ilişkiye geçtiğini iddia etmiştir. Söz konusu polis memuru üçüncü bir kişiyi beraat ettirme karşısında kendisine 3 000 Amerikan doları (USD) rüşvet önermiştir. Başvurucunun iddiasına göre, bu teklifi önce reddetmiş ancak sonradan bu şahsın bu teklifinde ısrar etmesiyle kabul etmiştir. Söz konusu polis memuru üstünü bu konudan haberdar etmiş, ve Ocak 1999 tarihinde, başsavcı yardımcısı kendisini başvurucuya rüşvet verme konusunda yetkilendirmiştir. Kısa bir süre sonra başvurucu söz verilen rüşveti almıştır. Ağustos 2000 tarihinde, başvurucu, 2 500 USD rüşvet almaktan suçlu bulunmuş ve hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu karar istinaf mahkemesi tarafından onanmıştır. Yüksek Mahkeme ilk görüşmelerin polis departmanının direktifiyle yürütüldüğünü gösterir hiçbir kanıtın bulunmadığı, devlet makamlarının başvurucunun rüşvet almayı kabul etmesinden sonra bilgilendirildikleri ve devlet makamlarının, operasyonu yürüten polis memurunun çalışmalarına devam etmesine izin vererek, işlenmekte olan bir suça iştirak etmekle yetindikleri gerekçesiyle başvurucunun temyiz talebini reddetmiştir. Yüksek Mahkeme’ye göre, suçun işlenmesine teşvik, başvurucunun davranışının hukuki tanımlaması üzerinde bir etkide bulunmamıştır.
Hukuk: Ulusal otoriteler, polisiye nitelikli eylemlerde bulunmalarına rağmen, polislerin « kişisel » bir şekilde hareket ettiklerini ileri sürerek polislerin davranışıyla ilgili sorumluluklarından kurtulamazlar. Bir operasyonun başlangıç aşamasının yasal çerçevenin dışında ve adli yetkiden yoksun bir şekilde yürütüldüğü durumlarda da otoriteler memurlarının yaptıklarından sorumludur. Ayrıca devlet otoriteleri, söz konusu memuru rüşvet eylemini gerçekleştirmeye yetkilendirerek ve bu kişiyi her türlü cezai sorumluluktan muaf tutarak, operasyonun ilk aşamasında yapılan eylemlere onay vermiş ve bunun sonuçlarından da çıkar sağlamıştır. Bunun dışında, söz konusu memurun, üstlerini bu konuda bilgilendirmeden kişisel inisiyatifiyle, başvurucuya yaklaşmasının altında yatan olası kişisel nedenlerle her türlü gerekçe konusunda ve bu memurun operasyonun ilk aşamasında yaptığı eylemlerle ilgili olarak hakkında soruşturma açılmamasının nedenleri hakkında yeterli bir açıklama sunulmamıştır. Bu konuyla ilgili olarak, Hükümet, ilgili bütün belgelerin imha edildiğini belirtmekle yetinmiştir. Bundan söz konusu memur ile başvurucunun tanıdığının bu konuda yetkilendirilmeden önce yaptıklarından Litvanya makamlarının sorumlu olduğu sonucu çıkmaktadır. Bunun böyle kabul edilmemesi halinde, konuyla ilgili ilkelerin etrafından dolaşılmak suretiyle, kötüye kullanma ve keyfiliklere kapı açılmış olur. Söz konusu memurla başvurucunun tanıdığının faaliyetleri suç teşkil eden mevcut bir eylemin pasif bir şekilde incelenmesinin ötesine geçmiştir: Başvurucunun daha önce suç işlediğini ve özellikle yolsuzluk kapsamına girecek bir suç işlediğini, gösterir hiçbir bulgu yoktur. Başvurucu ile söz konusu memur arasındaki görüşmelerin hepsi bu memurun inisiyatifiyle yapılmıştır. Öyle görünüyor ki başvurucuyla muhatap olan bu iki şahıs başvurucuya suç teşkil eden ve başvurucunun yapmayı tasarladığını gösterir hiçbir nesnel unsurun bulunmadığı, bir eylemde bulunması için ısrar etmişlerdir. Bütün yargılama boyunca başvurucu suç işlemeye tahrik edildiğini ifade etmiştir. Sonuç olarak, devlet otoriteleriyle ulusal yargı organları, en azından, başvurucunun suç işlemeye tahrik edilip edilmediği sorusunu detaylı bir şekilde incelemeliydi. Bunun için, bu otoritelerin bu operasyonun yapılmasının arkasında yatan nedenleri, polisin ne ölçüde suça iştirak ettiğini ve başvurucunun üzerinde yapılan baskılar ve tahrikin niteliği konusunu incelemesi gerekiyordu. Söz konusu polis memurunu başvurucuyla tanıştıran ve rüşvete kadar varan olayların gelişiminde önemli bir rol oynadığı anlaşılan kişinin izine rastlanılmamasından dolayı tanıklığına başvurulamadığı düşünüldüğünde, bu incelemelerin yapılması daha da bir önem kazanıyordu. Bu noktaların her biri konusunda başvurucunun sözlü savunmasının alınması gerekiyordu. Ancak, ulusal makamlar her türlü polis tahrikini inkâr etmiş ve başvurucunun bu konudaki iddialarının ciddi bir şekilde incelenmesi için mahkemeler nezdinde hiçbir tedbir almamıştır. Başvurucunun mahkûmiyeti bir polis tahriki sonucu elde edilen delillere dayanmasına rağmen, bu olayda oyuncular tarafından oynanan rollerin aydınlatılmasına hiçbir şekilde çalışılmamıştır. Yüksek Mahkeme, bir kere başvurucunun suçluluğu tespit edildikten sonra, bir dış unsurun başvurucunun suçu işleme konusundaki kararlılığı üzerinde bir etkide bulunmuş olma ihtimalinin hiçbir öneminin kalmadığına karar vermiştir. Oysaki işlemeye tahrik edilen bir suçun işlendiği konusunda ikrarda bulunulmuş olması, ne tahriki ne de bunun etkilerini ortadan kaldırmaktadır. Söz konusu memur ve başvurucunun tanıdığının davranışları başvurucuyu mahkûm olmasına neden olan suçu işlemeye tahrik etmiştir. Onların müdahalesi olmasaydı da bu suçun işleneceğini gösteren hiçbir bulgu yoktur. Bu müdahale ve bunun uyuşmazlık konusu ceza yargılamasında kullanıldığı dikkate alındığında, başvurucunun yargılaması adil olmamıştır.
Sonuç: İhlal (Oybirliğiyle).
Madde 41 – AİHM başvurucuya bütün zararları için 30 000 EUR verilmesine karar verir.
© Avrupa Konseyi/Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2012.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin resmi dilleri Fransızca ve İngilizce’dir. Bu çeviri, Avrupa Konseyi’nin insan haklarına destek Fonu’nun desteğiyle hazırlanmıştır (/humanrightstrustfund). Mahkeme’yi bağlamamaktadır ve Mahkeme, kalitesi konusunda herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının veritabanı olan HUDOC üzerinden () veya HUDOC’un bildirdiği başka veritabanları üzerinden yüklenebilir. Davanın isminin tamamen yazılması, yukarıdaki telif hakkıyla ilgili ifadelerin kullanılması ve insan haklarına destek Fonu’na referans yapılması şartıyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir. Bu çevirinin tamamını veya bir kısmını ticari amaçlarla kullanmak isteyen herkesin, bu durumu belirtilen adrese bildirmesi rica olunur: publishing@.
© Council of Europe/European Court of Human Rights, 2012.
The official languages of the European Court of Human Rights are English and French. This translation was commissioned with the support of the Human Rights Trust Fund of the Council of Europe (/humanrightstrustfund). It does not bind the Court, nor does the Court take any responsibility for the quality thereof. It may be downloaded from the HUDOC case–law database of the European Court of Human Rights () or from any other database with which the Court has shared it. It may be reproduced for non–commercial purposes on condition that the full title of the case is cited, together with the above copyright indication and reference to the Human Rights Trust Fund. If it is intended to use any part of this translation for commercial purposes, please contact publishing@.
© Conseil de l’Europe/Cour européenne des droits de l’homme, 2012.
Les langues officielles de la Cour européenne des droits de l’homme sont le français et l’anglais. La présente traduction a été effectuée avec le soutien du Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme du Conseil de l’Europe (/humanrightstrustfund) Elle ne lie pas la Cour, et celle–ci décline toute responsabilité quant à sa qualité. Elle peut être téléchargée à partir de HUDOC, la base de jurisprudence de la Cour européenne des droits de l’homme (), ou toute autre base de données à laquelle HUDOC l’a communiquée. Elle peut être reproduite à des fins non commerciales, sous réserve que le titre de l’affaire soit cité en entier et s’accompagne de l’indication de copyright ci–dessus ainsi que de la référence au Fonds fiduciaire pour les droits de l’homme. Toute personne souhaitant se servir de tout ou partie de la présente traduction à des fins commerciales est invitée à le signaler à l’adresse suivante: publishing@.
Full & Egal Universal Law Academy