Karar 7.3.2013 [V. Daire]
Olaylar – Birinci başvuran, üç çocuğun annesiydi. Bir Fransız vatandaşıyla birlikteliğinden doğan D. ile A. ve C. Halen reşit olmayan A. ve C. de başvuranlar arasında yer almaktaydı; öte yandan o sırada reşit olan D. ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde yargılamaları takip etme isteği göstermemiştir. Mart 2001’de, D. ve A.’nın babasından ayrılan birinci başvuran, çocukları ile birlikte Fransa’dan ayrılmış ve Birleşik Krallık’a yerleşmiştir. Haziran 2001’de çiftin boşanmasını müteakip, velayet müştereken her iki ebeveyne birden verilmiş ve D. ve A.’nın mutat meskeninin, Birleşik Krallık’ta annelerinin yanında olduğuna karar verilmiştir. 28 Aralık 2008 tarihinde, çocukların Fransa’ya yaptığı bir ziyaretin ardından, babaları, çocukların üzgün olduğunu ve Birleşik Krallık’a dönmekten korktuğunu bildirmek üzere polis merkezine gitmiştir. 2 Ocak 2009 tarihinde, aile hâkimi, geçici vesayeti babaya vermiştir. Birleşik Krallık mahkemeleri, çocukların iadesi için emir çıkarmış; bu emir, 16 Nisan 2009 tarihli bir kararla Fransız makamlarca onaylanmış olmasına rağmen, hiçbir zaman uygulanmamıştır.
Hukuk – 8. Madde: Yetkililer, D. ve A.’nın, Birleşik Krallık’taki annelerine iadesini tam ve hızlı bir biçimde başlatmadan önce, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukukî Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi’nin 13. maddesinin uygulanması sorusunun kesin olarak karara bağlanmasına kadar beklemiştir. Söz konusu hüküm, kendisine talepte bulunulan Devlet’in yetkililerine; bu tür bir iadenin, çocuğu fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakma veya çocuğu tahammül edilemez bir duruma sokma gibi ciddî bir risk taşıması ya da çocuğun iadeye karşı olması durumunda; çocuğun iade edilmemesine karar verme imkânı sağlamaktaydı. Somut davada çocukların menfaatleri, somut etkenlerin iadelerinin çocukların zararına olabileceğinin düşünülmesine yol açtığı göz önünde bulundurulduğunda, yetkililer tarafında belli seviyede ihtiyatlılık gerektirmekteydi. Fransız makamlar, başlangıçta, çocukların babasını, çocukların Birleşik Krallık’a iadesinin düzenlenmesi konusunda işbirliği yapmaya ikna etmek için çeşitli yöntemler kullanmıştır. İade kararının hangi koşullar altında uygulanacağını netleştirmek amacıyla, çeşitli görüşmeler düzenlenmiştir. 4 Haziran 2009 tarihinde, tarafsız bir ortamda ve bir sosyal hizmet görevlisi, babaları ve çocukların daha önce tanışmış olduğu bir eğitmen ve psikolog eşliğinde, iki çocuk ve anneleri arasında bir görüşme yapılmıştır. Anne ve erkek çocukların, o öğleden sonra birlikte Birleşik Krallık için yola çıkması gerekmekteydi; ancak, yeniden irtibat kurma girişimi, çocukların olumsuz tepkisi nedeniyle başarısız olmuştur. Sonuçta, savcı, temyiz mahkemesinde, olayların desteklediği üzere, çocukların annelerine iade edilemeyeceğine karar vermiştir. Bununla birlikte, Fransız Merkezi Otoritesi, İngiltere ve Galler Merkezî Otoritesi ile işbirliği içerisinde, çabalarını sürdürmüştür. Ne var ki, 2009 Güzü ile Fransız Merkezî Otoritesi’nin, bir görüşme ayarlanması amacıyla, başarısız bir biçimde, çocukların babasını kendisi ile temasa geçmeye davet ettiği 29 Nisan 2010 tarihi arasında, 16 Nisan 2009 tarihli karara uyulmasını teşvik edebilecek hiçbir tedbir alınmamıştır ve dava dosyasından da yetkililerin sonradan kayda değere herhangi bir adım attığı anlaşılmamaktaydı.
Bilhassa, Lahey Sözleşmesi’nin 7. maddesi dostane bir çözüm aranması gerekliliğini vurguladığı için, yetkililerin, işbirliği ve müzakereye dayalı bir yaklaşıma öncelik verme kararı tartışma konusu olmamıştır. Haziran 2009’da temyiz mahkemesinde savcının, Nisan ve Ağustos 2010 tarihlerinde onaylanmış olan 16 Nisan 2009 tarihli kararın zorla uygulanmasına başvurmama kararı ve valiliğin Ağustos 2009 tarihli polis gücü kullanılmasını reddeden kararı, eleştiriye açık değildi. Genel bir kural olarak, çocukların üst menfaatleri, kendi aleyhlerinde zorlayıcı tedbirlerin alınmasına karşıydı. Bununla birlikte, daha fazla işbirliğinde bulunması için, babanın aleyhinde zorlayıcı tedbirler alınması mümkündü. Bu bakımdan, ilgili Fransız makamlar, birinci başvuranın 17 Mart 2009 tarihinde bulunduğu ve çocukların iade edilmediğini iddia eden şikâyetine ilişkin herhangi bir eylemde bulunmamıştır ki; bu noktada, işbirliği ve müzakere yaklaşımının sonuç vermede yetersiz olduğunun düşünülmesi mümkündü. Yetkililer, Birleşik Krallık’taki annelerine dönmeyi reddettiklerini açıkça ifade eden çocukların kendi tutumlarının bir sonucu olarak, güçlüklerle karşılaşmıştır. Bununla birlikte, bu tutum, özellikle 11 Aralık 2010 tarihinde, A.’nın annesine dönmek üzere babasının evinden kendi isteğiyle ayrılmış olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, mutlak suretle değişmez değildi. Ayrıca, Lahey Sözleşmesi ve 2201/2003 sayılı AK Tüzüğü[1] gereğince, çocukların itirazları, iadelerini engellemeye yeterli değildi.
Yukarıda anlatılan hususlar göz önünde bulundurulduğunda ve bu alanda davalı Devlet’in yararlandığı takdir payına rağmen, Fransız makamlar, iki çocuğun Birleşik Krallık’a iadesini emreden, 16 Nisan 2009 tarihli kararın uygulanmasını kolaylaştırmak üzere, mantıken kendilerinden talep edilebilecek tüm tedbirleri almamıştır.
Sonuç: ihlâl (ikiye karşı beş oyla).
41. Madde: Manevî tazminat olarak müştereken 5.000 avro.
[1] Evlilik ve velâyet konularında yargı yetkisine ve bu konular hakkında verilen kararların tanınması ve uygulanmasına ilişkin, 1347/2000 (EC) sayılı AK Tüzüğü’nü ilga eden, 2201/2003 (EC) sayı ve 27 Kasım 2003 tarihli Konsey Tüzüğü.
Full & Egal Universal Law Academy