Olaylar- Başvuran, eleştiri içeren bir televizyon programının yapımcısı ve sunucusudur. Başvuran, bir devlete ait televizyon kanalında yayınlanacak olan programın çekimi sırasında yazar ve felsefeci arasında yaşanan tartışmanın görüntülerini ele geçirmiştir. Daha sonra bu programın sunucusunun, felsefeci konuğun yayın izni içeren belgeyi imzalamamasından dolayı elindeki görüntüleri kullanamadığından şikayet ettiği ve ilgili kişilerin yalnızca geniş izleyici kitlelerinin ilgisini çekecek bir tartışmayı provoke etme amaçlı davet edildiğini kabul ettiği görülmüştür.
Başvuran, 1996 yılında televizyonun gerçek yüzünü ifşa etmek amacıyla görüntüleri yayınlamıştır. TV istasyonu, hileyle görüntüleri ele geçirme ve gizli görüşmeleri ifşa etme gerekçesiyle yargılamalara müdahil olarak katılma başvurusuyla suç duyurusunda bulunmuştur. Ayrıca felsefeci de müdahil olarak yargılamalara katılmıştır. Başvuranın 2002 yılında, TV istasyonuna ve felsefeciye, ayrı hukuk davalarında sabitlenecek miktardaki tazminatı ödemesine karar verilmiştir. Ayrıca başvurana, TV istasyonunun dahili veri iletim sistemindeki kayıtlarını kamuya ifşa etmiş olması gerekçesiyle dört ay beş gün ertelenmiş hapis cezası verilmiştir. Başvurandan ayrıca 10.000 avroyu avans olarak derhal müdahillerin her birine ödemesi talep edilmiştir. İstinaf mahkemesi, 2004 yılında başvuranın temyiz talebini reddettikten sonra başvuran, hukuki sorunlar temelinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay 2005 yılında, suçun zaman aşımına uğramış olduğu sonucuna varmış ve İstinaf mahkemesinin söz konusu kararını iade etmeksizin bozmuştur. Ancak Yargıtay başvuranın müdahillere tazminat ödemesine dair kararını onamıştır ve başvuranın, TV istasyonunun mahkeme masraflarını ödemesine karar vermiştir.
Hukuki Değerlendirme – Madde 10: Başvuranın mahkûmiyeti, ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale oluşturmaktadır. Bu müdahale yasayla öngörülmüştür ve başkalarının onurunu korumak ve gizlilik içerisinde elde edilmiş olan bilginin ifşasını engelleme konusundaki meşru hedefleri izlemiştir.
Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliğiyle ilgili olarak Mahkeme, ilk derece mahkemesi ile Yargıtay’ın, bilgisayar ya da veri iletim sistemi temelinde haberleşmenin korunmasının, ilke olarak, ifade özgürlüğünün kullanılması konusunda karşılaştırma yapma ihtimalini engellediğine dair savını reddetmiştir. Hatta bu tür bir bilginin yayınlanması durumunda bile, söz konusu menfaatler, yerel mahkemeler tarafından yapılan incelemelerle başvuranın tutumu ve yaptırımın orantılılığı gibi bir kaç ayrı bakış açısıyla inceleme yapılır.
Söz konusu menfaatlere ilişkin olarak, başvuran yayınladığı görüntülerin kamu yararı hususuyla ilgili olduğunu bir başka deyişle modern toplumdaki televizyonun “gerçek yüzü” ve işlevleri ile ilgili olduğunu iddia etmiştir. Demokratik bir toplumda devlete ait televizyon kanalının rolü kamu yararı konusudur. Bu nedenle toplumun, kültürel bilgi aktarımından ziyade halkı etkilemek ve eğlendirmek istediği konusunda eğilim gösteren görüntülerin içeriğiyle ilgili bilgilendirilme hususunda belirli bir menfaati bulunabilir. Ancak başvuran her şeyden önce kişinin tutumunu kınamak ve alay etmek istemiştir. Eğer başvuran toplum menfaati açısından önemli bir konuda tartışma yaratma niyetinde olsaydı, veri iletiminin gizliliği ilkesine aykırı bir durum yaratmaksızın, diğer araçları kullanabilirdi.
Yerel mahkemelerin gerçekleştirdiği incelemeler hususunda, yalnızca İstinaf Mahkemesi iletişimin gizliliği hakkı ve ifade özgürlüğü arasındaki ihtilafı gündeme getirmiştir. İstinaf Mahkemesi, özellikle yayınlanan bilginin toplumsal menfaatle ilgili olmasına ağırlık vermiş ancak, bu menfaatin “önemli” bir menfaat olarak görülemeyeceğini tespit etmiştir. Mahkeme, gerçekleştirilen analizlerin keyfi olmadığı ve Mahkeme’nin yerleşik içtihat ölçütlerini temel aldığı görüşündedir.
Başvuranın tutumu konusunda; profesyonel bir medya mensubu olarak, ihtilaf konusu kaydın televizyon istasyonunun kurum içi kullanım için tahsis ettiği bir kanalda yapılmış olduğunun veya sonuç olarak kaydın yayınlanmasının, Devlete ait TV istasyonunun iletişimlerinin gizliliğini ihlal edeceğinin farkında olmaması mümkün değildir. Dolayısıyla başvuran, gazetecilik etiğine uygun olarak hareket etmemiştir. Mahkeme, yukarıda belirtilen gerekçelerle, başvuranın mahkum edilmesinin, 10. maddeyi ihlal etmediğini tespit etmiştir.
Uygulanan yaptırımların ağırlığı ve mahiyetiyle ilgili olarak, başvuran tazminat ödemeye ek olarak, dört ay beş gün hapis cezasına mahkum edilmiştir. Bu cezanın ertelenmiş bir hapis cezası olmasına rağmen ve Yargıtay’ın suçun zaman aşımına uğradığını tespit etmiş olmasına karşın; verilen hapis cezasının soğuk duş etkisi yaratmış olması muhtemeldir. Ayrıca, içeriği önemli bir zarara sebep olmayan videonun yayınlanmasıyla ilgili olan söz konusu davada, bu tür ağır bir yaptırıma başvurulmasını haklı gerekçelere dayandıran herhangi bir istisnai durum bulunmamaktadır. Sonuç olarak, başvurana verilen hapis cezasının mahiyeti ve miktarından dolayı, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahale izlenen meşru amaçlar doğrultusunda orantılı değildir.
Sonuç: İhlal (altıya karşı bir oyla)
Madde 41: İhlâl tespit edilmesi, manevi zarar açısından yeterli bir âdil tazmin teşkil etmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy