AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
REISNER / TÜRKİYE
(Başvuru no. 46815/09)
KARAR
(Adil Tazmin)
STRAZBURG
1 Aralık 2016
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli değişikliklere tâbi olabilir.
Reisner / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georgers Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
08 Kasım 2016 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, 18 Ağustos 2009 tarihinde Alman vatandaşı Michael Reisner ("başvuran") tarafından İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca Mahkemeye Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde bulunulan bir başvuru (no. 46815/09) yer almaktadır. Başvuran, Ankara Barosuna kayıtlı Av. J. Ertürk tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Mahkeme, 21 Temmuz 2015 tarihinde verilen bir kararda ("esas karar"), başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olarak değerlendirilemeyeceğine ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlâl edilerek başvurana orantısız yük bindirilmiş olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca, üçüncü grup yargılamalar esnasında başvuranın mahkemeye erişim hakkının ve bu nedenle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlâl edilmiş olduğuna karar vermiştir (Bk. Reisner / Türkiye, No. 46815/09, §§ 45-61, 21 Temmuz 2015).
3. Başvuran, Sözleşme ve Protokol’ün ihlâl edilmesi neticesinde uğramış olduğu zarar için Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca adil tazmin talebinde bulunmuştur.
4. Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı hususunu, söz konusu hususun henüz karar için hazır olmaması nedeniyle saklı tutmuş ve Hükümet ve başvuranı üç ay içerisinde konuyla ilgili yazılı görüşlerini sunmaya ve bilhassa herhangi bir anlaşmaya varmaları halinde durumu Mahkemeye bildirmeye davet etmiştir (aynı yerde, § 68 ve hüküm fıkralarından 4. madde).
5. Büyük Daire paneli, Hükümetin davanın büyük daireye göndermesi talebini 14 Aralık 2015 tarihinde reddetmiştir. Bu doğrultuda, esas karar söz konusu tarihte kesinleşmiştir.
6. Başvuran ve Hükümet ayrı ayrı görüş sunmuştur.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
2. Sözleşme’nin 41. maddesi şu şekilde öngörmektedir:
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlâl edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuk bu ihlâlin sonuçlarını ancak kısmen kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
A. Tazminat
1. Tarafların İbrazları
(a) Başvuran
3. Başvuran, maddi zarar hususunda, iki farklı hesaplama yöntemine dayanan farklı iddialarda bulunmuştur. Başlangıçta, Demirbank’ta 650 adet Alman hisse senedi bulunduğunu belirtmiş ve bir Alman hisse senedinin 500 adet Türk hissesine denk olduğunu açıklamıştır. Başvuranın bu şekilde Demirbank’ta 325.000 adet hissesi bulunmaktaydı.
9. Başvuran ilk hesaplama yöntemini, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından devralındığı sırada Demirbank’ın sözde defter değerine dayandırmaktaydı. Başvuran, Demirbank’ın değerinin o sırada takriben 2.037.000.000 avro (EUR) olduğunu ve bankanın borsada toplamda 275.000.000.000 adet hissesinin bulunduğunu iddia etmiştir. Başvuran buna göre, kaybının yaklaşık 2.400 EUR tutarında olduğunu hesaplamıştır. Aynı zamanda faiz ödenmesini talep etmiştir. Özetle, bu hesaplama yönteminin kabul edilmesi halinde, 5.052,91 EUR talep etmiştir.
10. İkinci hesaplama yönteminde başvuran, kaybını sahip olduğu hisselerin borsadaki değerine dayanarak hesaplamıştır. Bu amaçla, en makul yaklaşımın, bir hissenin bir yıl süreyle sahip olduğu ortalama borsa değerinin alınması olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda başvuran, Demirbank’ın devralınacağına dair söylentiler başladığı için, hisse değerlerinin borsada kayda değer oranda düşmüş olduğunu ifade etmiştir. İstanbul Menkul Kıymetler Borsasından alınan verilere dayanarak, bir Demirbank hissesinin ortalama değerinin 2000 yılında bir yıl süreyle 3.068 Türk Lirası (TRL) (yaklaşık 0,005 EUR) olduğunu belirtmiştir.
11. Başvuran ayrıca, manevi zarar hususunda 1.000 EUR talep etmiştir.
(b) Hükümet
4. Hükümet, söz konusu taleplere şiddetle itiraz etmiştir. İlk olarak, Hükümet, Mahkeme’nin karar verirken özellikle 2000 yılının sonu ile 2001 yılının Şubat ayı arasında olmak üzere, söz konusu zamanda Türkiye’de yaşanan finansal sorunları dikkate alması gerektiğini belirtmiştir. Hükümet, söz konusu zamanda, Fon’un Demirbank dahil olmak üzere beş bankayı devraldığına işaret etmiştir. Bu bankaların işletme ruhsatları iptal edilmiş ve söz konusu bankalar, Fon’a aktarılmıştır. Fon, bu bankaların tasfiye, ayrıştırılması ve kurtarılması işlemlerini yerine getirmiştir. Hükümet, yargılamalar sırasında, kamuya verilen tek taahhüdün mevduat sigortası olduğunu vurgulamıştır.
5. Birçok bilirkişi raporuna atıfta bulunan Hükümet, ayrıca, Demirbank Fon’a devredildiğinde parasal değere sahip olmadığını belirtmiştir. Hükümet, Demirbank’ın defter değeri hakkında detaylı bilgi vermiştir. Bu bağlamda, Hükümet, Fon’un Demirbank’ı devraldığında, aynı zamanda bankanın borçlarını da devraldığını açıklamıştır. Ayrıca, Fon’un Demirbank’ı kurtarmak için yaklaşık 2.7 milyar Amerikan doları ödediğini belirtmiştir. Hükümet’e göre, Demirbank yetkililer tarafından devralındığında parasal değere sahip olmadığından dolayı, başvuran herhangi bir maddi zarar görmemiştir.
6. Hükümet, ayrıca, iç hukukta yürütülen yargılamalar sırasında, Demirbank’ın finansal durumuna ilişkin bir karar alınmadığını gözlemlemiştir. 6 Aralık 2000 tarihli Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurulu (“Kurul”) kararının kanuna uygun olmadığına hükmedilmiş ve söz konusu karar, usulü eksiklikler nedeniyle iptal edilmiştir. Gerçekte, 18 Aralık 2003 tarihli kararında, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yukarıda anılan Kurul’un Bankalar Kanunu’nun 14 § 3 maddesini uygulamadan önce ilk olarak söz konusu kanunun 14 § 2 maddesi uyarınca Demirbank’ın belirli tedbirler almasına hükmetmesi sonucuna varmıştır. Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında, Hükümet, banka hisselerinin söz konusu zamanda değeri olmadığını ileri sürmüş ve Mahkeme’den başvurana maddi tazminat ödenmesine hükmetmemesini talep etmiştir.
2. Mahkeme’nin değerlendirmesi
7. Mahkeme, ihlal tespit ettiği bir kararın, davalı Devlet’e, ihlale son vermesine ve durumu mümkün olduğunca ihlalden önceki haline geri getirecek şekilde sonuçların tazmin edilmesine yönelik yasal bir yükümlülük yüklediğini yineler (bk. Brumărescu / Romanya (adil tazmin) [BD], No. 28342/95, § 19, AİHM 2001-I)
8. Bir davaya taraf olan Sözleşmeci Devletler, ilke olarak, Mahkeme’nin ihlal tespit ettiği bir karara uyacakları yöntemi seçmekte özgürdürler. Kararın icra edilme yöntemine ilişkin bu takdir yetkisi, Sözleşmeci Devletlerin 1. madde kapsamında güvence altına alınan hak ve özgürlükleri korumaya ilişkin temel yükümlülüğüyle ilgili seçim yapma özürlüğünü yansıtır. İhlalin mahiyetinin eski halin iadesine izin vermesi durumunda, bunu uygulama yükümlülüğü davalı Devlet’e aittir. Ancak, ulusal hukukun ihlalin sonuçlarına yönelik olarak tazminat hakkı tanımaması veya kısmen tanıması halinde; 41. Madde Mahkeme’ye, zarar gören tarafa bu tür bir tazminatı uygun olacak şekilde sağlama yetkisini tanır (bk. Papamichalopoulos ve Diğerleri / Yunanistan (50.madde), 31 Ekim 1995, § 34, Seri A no. 330-B).
9. Mahkeme esas kararda, Tasarruf Mevduat Sigorta Fonunun Demirbank’ı kanuna aykırı şekilde devralması nedeniyle hisse sahibi olarak başvuranın orantısız kişisel bir yükü üstlenmek zorunda bırakıldığına hükmetmiştir. Bu nedenle, mevcut davanın koşullarında, söz konusu maddi kayba ilişkin olarak tazminata hükmedilmesi, başvuran açısından en uygun adil tazmin biçimi olacaktır.
10. Başvuran, maddi kaybının olduğunu iddia etmiş ve hesaplamalarını sonuçları değişen iki farklı yönteme dayandırmıştır (bkz., yukarıda §§ 8-10).
11. Hükümet, iddialara itiraz etmiştir ve Demirbank’ın defter değeri olaylar sırasında negatiftir. Hükümet’e göre, hisse sahibi olarak başvuran, bankanın devralınması nedeniyle maddi zarara uğramamıştır.
12. Yukarıdaki bilgiler dikkate alındığında, Mahkeme, başvuranın gördüğünü iddia ettiği zarar ve Hükümet’in iddiaları arasında önemli derecede fark olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle, başvurana verilmesi gereken maddi tazminat miktarının belirlenmesi için, Mahkeme, çıkarımını dosyadaki belgelere ve tarafların ibrazlarına dayanarak yapmalıdır.
13. Bu bağlamda, Mahkeme, Fon tarafından devralındığında Demirbank’ın defter değerinin negatif olması nedeniyle başvuranın maddi zarar görmediğini ileri sürmüştür. Mahkeme, başvuranın Demirbank’ın sadece küçük bir hissedarı olduğunu ve hissedar olarak banka yönetimiyle ilgili olmadığını ve bankanın borçlarından sorumlu olmadığını gözlemlemektedir. Bu kapsamda, Mahkeme, bir şirketin rayiç değerinin ve defter değerinin büyük oranda değişiklik gösterebileceğini belirtmektedir. Rayiç değeri, bir şirketin menkul kıymetler borsasındaki değeri iken; defter değeri bir şirketin net varlık değeri ile ilgilidir. Bir şirketin net varlık değeri, toplam varlıklardan borçların çıkarılmasıyla belirlenir. Ayrıca, bir şirketin borçları, defter değerinin hesaplanmasında da göz önüne alınır. Yukarıdaki açıklamalar dikkate alındığında, Mahkeme, mevcut davanın koşullarında, defter değerinin başvuranın maddi kaybı hesaplanırken esas alınacak doğru dayanak olmadığı görüşündedir.
14. Mahkeme, ayrıca, özellikle İstanbul Menkul Kıymetler Borsasından edinilen bilgiler olmak üzere, önündeki belgeler ışığında, Demirbank’ın devralınmasından bir önceki gün, yani 5 Aralık 2000 tarihinde, Demirbank’ın parasal değerinin olduğunun açık olduğunu gözlemlemektedir.
15. Başvuranın hisselerinin rayiç değerinin belirlenmesinde, bir hissenin bir yıllık bir süreç için ortalama değerinin dikkate alınması gerektiğini iddia etmesine rağmen, Mahkeme bu yaklaşıma katılamamaktadır. Başvuranın belirttiği gibi, yetkililerin Demirbank’ı devralacağı dedikoduları çoktan başlamıştı ve başvuran hisselerini satabilirdi. Bu nedenle, Mahkeme, bir Demirbank hissesinin 5 Aralık 2000 tarihinde sahip olduğu ortalama rayiç değerinin, başvuranın maddi kaybının belirlenmesinde dikkate alınması gerektiği kanaatindedir.
16. Mahkeme, İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına göre, bir Demirbank hissesinin 5 Aralık 2000 tarihinde sahip olduğu ortalama değerinin, 756 Türk lirasına (söz konusu zamanda TRL) tekabül ettiğini belirtmektedir. Başvuran, 650 adet Alman hisse senedine sahipti: bir Alman hisse senedi 500 adet Türk hissesine denk gelmektedir. Buna göre, başvuranın, 5 Aralık 2000 tarihinde, Demirbank’ta toplam 325,000 Türk hissesi bulunmaktaydı. Buna dayanarak ve Menkul Kıymetler Borsasının sağladığı veriler göz önünde tutulduğunda, Demirbank’a kanuna aykırı bir şekilde el konulmasından bir gün önce, yani 5 Aralık 2000 tarihinde, başvuranın hisselerinin rayiç değeri 245,700,000 TRL’ ye tekabül etmiştir.
17. Zaman aşımı ve enflasyonun etkileri göz önüne alındığında, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası () tarafından kullanılan enflasyon hesaplayıcısına göre, Mahkeme, 245,700,000 TRL’ nin şuanda 1,697 TRY’ ye (514 EUR) tekabül ettiğine hükmetmiştir.
18. Sonuç olarak, Mahkeme, başvurana maddi tazminat olarak 514 EUR ödenmesine hükmetmiştir.
19. Başvuranın manevi tazminat talebine ilişkin olarak, davaya konu olaylar dikkate alındığında, mevcut davanın koşullarında, 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ve 6. maddenin ihlal edildiğine hükmedilmesinin, başvuranın gördüğü her türlü manevi tazminat için tek başına yeterli adil tazmini sağlamaktadır.
B. Masraf ve giderler
20. Başvuran, yerel mahkemeler önünde görülen yargılamalardan doğan masraf ve giderleri için 1,252 EUR ve Mahkeme önündeki yargılamalardan doğan avukatlık ücreti için 745 EUR ödenmesini talep etmiştir.
21. Hükümet, söz konusu iddialara itiraz etmiştir.
22. Mahkeme’nin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderleri geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir.
23. Mevcut davada, önündeki belgeleri ve içtihadını dikkate alan Mahkeme, iç hukukta görülen yargılamalardan doğan ancak desteklenmeyen masraf ve giderlerin geri ödenmesi talebini reddetmektedir. Öte yandan, Mahkeme, başvurana Mahkeme önündeki yargılamalardan doğan avukatlık ücreti için 500 EUR ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
24. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
İŞBU GEREKÇELERLE VE OY BİRLİĞİYLE MAHKEME,
1. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarların ödenmesine:
(i) Maddi tazminata ilişkin olarak, ödenmesi gereken vergiler hariç olmak üzere, 514 EUR (beş yüz on dört avro);
(ii) Masraf ve giderlere ilişkin olarak, ödenmesi gereken vergiler hariç olmak üzere 500 EUR (beş yüz avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen miktara basit faiz uygulanmasına;
2. İhlal tespitinin tek başına, başvuran tarafından maruz kalınan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
3. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddetmeye karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 1 Aralık 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdürü YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy