AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
REISNER / TÜRKİYE
(Başvuru no. 46815/09)
KARAR
(Esas hakkında)
STRAZBURG
21 Temmuz 2015
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. paragrafında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Reisner / Türkiye davasında,
Başkan,
András Sajó,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 30 Haziran 2015 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Alman vatandaşı Michael Reisner tarafından, 18 Ağustos 2009 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) yapılmış olan bir başvuru (no. 46815/09) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankara’da görev yapmakta olan avukat J. Ertürk tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 4 Eylül 2012 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
4. Sözleşme’nin 36 § 1 maddesi ve İç Tüzüğün 44 § 1 (a) maddesi kapsamındaki bildirim uyarınca, Alman Hükümeti mevcut davada müdahil olma hakkını kullanmak istememiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1961 doğumlu olup Schrobenhausen Almanya’da yaşamaktadır.Alman menkul kıymetler borsası vasıtasıyla, ilgili tarihte Türkiye’nin beşinci en büyük özel bankası olan Demirbank’tan altı yüz elli adet Alman hisse senedi satın almıştır.
A. Davanın geçmişi
6. Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurulu (bundan böyle “Kurul” olarak anılacaktır) 6 Aralık 2000 tarihli ve 123 sayılı kararıyla, Demirbank’ın yönetiminin ve kontrolünün, 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 14 (3) maddesi uyarınca Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu’na (bundan böyle “TMSF” olarak anılacaktır) devredilmesine karar vermiştir. Kurul verdiği kararda, Demirbank’ın varlıklarının taahhütlerini karşılamak için yeterli olmadığına ve bankanın faaliyetlerine devam etmesinin mali sistemin güvenliğini ve istikrarını tehdit edeceğine hükmetmiştir. Dolayısıyla, Demirbank’ın yönetimi, kontrolü ve temettüler hariç olmak üzere hissedarların imtiyazları TMSF’ye devredilmiştir. TMSF ayrıca Demirbank’a ait tüm mallara el koymuştur.
7. 31 Ocak 2001 tarihinde, bankanın tüm özkaynakları İstanbul Menkul Kıymetler Bankası’ndaki hesabından alınarak, TMSF’nin hesabına aktarılmıştır. Sonrasında TMSF, 20 Eylül 2001 tarihinde, HSBC Bank’la bir anlaşma yaparak, Demirbank’ı 350.000.000 Amerikan doları karşılığında HSBC Bank’a satmıştır. Sonuç olarak, 14 Aralık 2001 tarihinde, Demirbank’ın tüzel kişiliği feshedilmiş ve ticaret sicilinden silinmiştir.
B. Demirbank’ın temel hissedarları tarafından başlatılan yargılamalar
1. 123 sayılı kararın iptal edilmesine ilişkin işlemler
8. Demirbank’ın temel hissedarı, Cıngıllı Holding A.Ş., 6 Aralık 2000 tarihli Demirbank’ın TMSF’ye devredilmesi kararının iptali istemiyle, 2 Şubat 2001 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi önünde, Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurumu (bundan böyle “Kurum” olarak anılacaktır) hakkında idari işlem başlatmıştır.
9. Ankara İdare Mahkemesi görevsizlik kararı vermiş ve davayı Danıştay’a göndermiştir.
10. Davacı, Danıştay önünde dile getirdiği beyanlarında, mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Ayrıca, Bankalar Kanunu’nun 14. maddesi kapsamında anayasaya aykırılık itirazında bulunmuştur. Şirket ayrıca, 2000 yılının Kasım ayı öncesinde Demirbank’ın herhangi bir önemli mali sorunla karşılaşmadığını belirtmiştir. Bankalar Kanunu’nun 14 (2) maddesi uyarınca mali sıkıntılar yaşayan bir bankanın öncelikle mali yapısını düzeltmesi doğrultusunda uyarılması gerektiğini ve bankaya belirli tedbirleri alması için süre tanınması gerektiği belirtilmiştir. Ancak; somut davada bu tür bir uyarıda bulunulmamıştır. İkinci olarak Kurul, Demirbank’ın mali yapısının belirli tedbirler alınsa dahi güçlendirilemeyecek kadar zayıflamış olduğunu iddia etmemiştir. Son olarak şirket, bankanın TMSF’ye devredilmesinin ardından TMSF yetkililerinden oluşan bir Genel Kurulun, bankanın devredilmesiyle sonuçlanan olayda kusurları bulunmadığına hükmederek Demirbank’ın eski yöneticilerini akladığını beyan etmiştir.
11. Danıştay dosyayı inceledikten sonra, 3 Haziran 2003 tarihinde davayı reddetmiştir. Danıştay, bankanın TMSF tarafından devralınmasının Bankalar Kanunu’nun 14 (3) maddesine uygun olarak gerçekleştiğine hükmetmiştir.
12. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu 18 Aralık 2003 tarihinde, 3 Haziran 2003 tarihli kararı bozmaya karar vermiştir. Mahkeme kararında, Kurul’un Demirbank’ın TMSF’ye devredilmesine karar vermesi öncesinde, bankanın mali durumuna ilişkin nesnel bir değerlendirme yapmış olması gerektiğine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca Kurul’un, Bankalar Kanunu’nun 14 (3) maddesini uygulamadan önce Kanun’un 14 (2) maddesi gereğince Demirbank’a belirli tedbirler alması talimatını vermiş olması gerektiği sonucuna varmıştır.
13. Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından yapılan karar düzeltme talebi 29 Nisan 2004 tarihinde reddedilmiştir.
14. Dava dosyası, Danıştay’a iade edilmiştir. Danıştay 5 Kasım 2004 tarihinde davaya ilişkin karar vermiş ve Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun kararını onamıştır. Böylelikle, Demirbank’ın TMSF’ye devredilmesine ilişkin 6 Aralık 2000 tarihli Kurul kararını, söz konusu işlemin yasadışı olduğuna hükmederek iptal etmiştir. Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından gerçekleştirilen itiraz ve karar düzeltme talebi sırasıyla 14 Nisan 2005 ve 15 Aralık 2005 tarihlerinde reddedilmiştir.
2. Demirbank’ın HSBC’ye satılmasına dair anlaşmanın iptal edilmesine ilişkin işlemler
15. Cıngıllı Holding A.Ş.’nin temel hissedarı olan S. Cıngıllıoğlu, Demirbank’ın HSBC’ye satılmasına dair anlaşmanın iptali istemiyle, 20 Eylül 2001 tarihinde, TMSF hakkında Ankara İdare Mahkemesi önünde idari işlem başlatmıştır.
16. Demirbank’ın TMSF’ye devredilmesinin Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından hukuka aykırı bulunmuş olması nedeniyle, Ankara İdare Mahkemesi 21 Nisan 2004 tarihinde, TMSF ve HSBC arasında 20 Eylül 2001 tarihinde imzalanan anlaşmayı iptal etmiştir. TMSF tarafından yapılan temyiz başvurusu ve düzeltme talebi sırasıyla 3 Haziran 2005 ve 24 Şubat 2006 tarihlerinde reddedilmiştir.
C. Başvuran tarafından açılan davalar
1. İlk dava
17. Demirbank’ın TMSF’ye devredilmesinin ardından, başvuran Kurul’a başvurarak tazminat talebinde bulunmuştur. Ancak talebine herhangi bir yanıt alamamıştır.
18. Sonrasında başvuran, 31 Mayıs 2002 tarihinde, Danıştay önünde Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurumu hakkında tazminat işlemi başlatmıştır. Demirbank’ın TMSF’ye devredilmesi üzerine, Demirbank’taki hisselerini kaybettiğini ileri sürmüş ve Kurul’un tazminat talebini zımni olarak reddinin iptal edilmesini talep etmiştir.
19. Danıştay 24 Haziran 2003 tarihinde başvuranın davasını reddetmiştir. 3 Haziran 2003 tarihinde verdiği önceki kararı temelinde (bk. yukarıdaki 11. paragraf), bankanın TMSF tarafından devralınmasının Bankacılık Kanunu’nun 14 § 3 maddesine uygun olduğunu tespit etmiştir.
20. Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur.
21. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu 21 Ekim 2004 tarihinde, söz konusu kararı bozmaya karar vermiştir. Sonradan verilen karara temel oluşturan 3 Haziran 2003 tarihli önceki kararın, 18 Aralık 2003 tarihinde bozulduğunu belirtmiştir (bk. yukarıdaki 12. paragraf).
22. Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun düzeltme talebi 26 Mayıs 2005 tarihinde reddedilmiştir.
23. Danıştay 20 Eylül 2005 tarihinde, konu bakımından görevsizlik kararı vermiş; başvuranın davasının yalnızca Kurul’un zımni reddiyle ilgili olmasından dolayı, Ankara İdare Mahkemesince incelenmesi gerektiğini ifade etmiştir.
24. Ankara İdare Mahkemesi, 30 Aralık 2005 tarihinde, davayı süresi dışında açıldığı için reddetmiştir. Yerel mahkeme, başvuranın, Demirbank’ın özkaynaklarının borsada TMSF’nin hesabına aktarıldığı 31 Ocak 2001’den itibaren altmış gün içerisinde dava açması gerektiğine hükmetmiştir (bk. yukarıdaki 7. paragraf).
25. Danıştay, 12 Eylül 2006 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
2. İkinci dava
26. Demirbank’ın TMSF’ye devredilmesine ilişkin kararın yerel mahkemelerce iptali üzerine (bk. yukarıdaki 8-14. paragraflar), 2006 yılında belirsiz bir tarihte başvuran bir kez daha idari işlem başlatmıştır. Başvuran restitutio in integrum (eski halin iadesi) ilkesine dayanarak, Bankalar Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun Danıştay’ın yukarıda bahsedilen kararını icra etmesi gerektiğini ve Demirbank’ın hissedarı olarak haklarının kendisine iade edilmesi gerektiğini iddia etmiştir.
27. Ankara İdare Mahkemesi 27 Eylül 2007 tarihinde, idarenin icra edilebilir olan kararların icra edilmesi yükümlülüğünü ifade ettikten sonra, Danıştay’ın mevcut davaya ilişkin kararının icra edilmesinin hukuki açıdan mümkün olmadığına karar vermiştir; zira, Demirbank’ın HSBC’ye satılmasının ardından ticaret sicilinden silindiğini ifade etmiştir.
28. Danıştay, 16 Mart 2009 tarihinde kararı onamıştır.Demirbank’ın hissedarlarına denetim ve icra haklarının iade edilmesiyle 5 Kasım 2004 tarihli kararın icrasının sağlanabileceğini ifade etmiş; ancak, gerçek hisselerin iadesinin gerekli olduğuna hükmetmemiştir. Durum bu şekilde olsa dahi, Demirbank’ın HSBC ile birleşmesinin ardından tüzel kişiliğini kaybetmesinin bir sonucu olarak Demirbank’ın hisselerinin ortadan kalkması nedeniyle, kararın icra edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
29. Danıştay, 17 Eylül 2009 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.
3. Üçüncü dava
30. Demirbank’ın HSBC’ye satılmasına ilişkin anlaşmanın iptal edilmesinin ardından (bk. yukarıdaki 15-16. paragraflar), başvuran 30 Nisan 2006 tarihinde, bankanın hukuka aykırı olarak HSBC’ye satılmasından kaynaklanan hisse kaybından dolayı tazminat talep etmek amacıyla TMSF’ye başvuruda bulunmuştur. TMSF, talebi 15 Haziran 2006 tarihinde reddetmiştir.
31. Başvuran 2006 yılında belirsiz bir tarihte, TMSF’ye karşı üçüncü bir dava açmış ve Demirbank’ın HSBC’ye satılmasının iptali temelinde,kaybettiği hisseler için tazminat talebinde bulunmuştur.
32. İstanbul İdare Mahkemesi 15 Nisan 2008 tarihinde, süresi dışında yapıldığı için davayı reddetmiştir. İdari işlem başlatılmasına ilişkin altmış günlük süre sınırının, Demirbank’ın öz kaynaklarının TMSF’nin Menkul Kıymetler Borsası’ndaki hesabına devredildiği 31 Ocak 2001 tarihinde işlemeye başladığını ifade etmiştir.
33. İlk derece mahkemesinin kararı, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi tarafından 21 Ocak 2009 tarihinde onanmıştır. Bu karar iç hukuk kapsamında kesindir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
34. Bankalar Kanunu’nun (no. 4389) 14. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Denetlemeler sonucunda bu Kanuna ve bu Kanuna dayanılarak alınan kararlara ve yapılan düzenlemelere, bankacılık ilke ve teamüllerine aykırı ve bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek nitelikte işlemlerin tespit olunması halinde Kurum, sorumluları hakkında yapılacak cezai işlem saklı olmak üzere, vereceği süreler içinde söz konusu işlemlerin düzeltilmesi ve tekrarına meydan verilmemesi için gerekli tedbirlerin alınması hususunda ilgili bankayı uyarır. Banka, verilen süreler içinde Kurumca istenen tedbirleri almak ve aldığı tedbirleri Kuruma bildirmek zorundadır. İstenen tedbirlerin alınmaması veya bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek nitelikteki işlemlerin tekerrürü halinde Kurul, işlemlerin mahiyet ve önemine göre;
(a) Yönetim kurulu üyelerinin tamamını veya bir kısmını görevden alarak veya üye sayısını artırarak bu kurula üye atamak,
(b) Bankanın faaliyetlerini, faaliyet türleri itibarıyla tüm teşkilatını veya gerekli görülecek şubelerini veya muhabirlerle ilişkilerini kapsayacak şekilde kısıtlamak,
(c) Bankanın mevduat sigortası primlerini yükseltmek veya kabul ettiği mevduatı yüzde yüz oranına kadar karşılığa tabi tutmak,
da dahil olmak üzere bankanın emin bir şekilde çalışmasına ve mevduat sahiplerinin korunmasına yönelik her türlü tedbiri almaya ve uygulamaya yetkilidir. Bu maddeye göre Bankalara atanacak yönetim kurulu üyelerinin ücretleri Kurulca tespit olunur ve Kurumdan karşılanır.
2. (a) Kurum, bir bankanın varlıklarının vade itibarıyla taahhütlerini karşılayamadığını veya bu durumun gerçekleşmek üzere olduğunu veya likiditeye ilişkin düzenlemelere uymadığını tespit ettiği takdirde; bankadan, onaylayacağı bir plan dahilinde bu durumun düzeltilmesini isteyebileceği gibi uygun bir süre vererek;
(aa) Uzun vadeli veya duran değerlere yatırım yapılmaması,
(ab) İştirakler ve gayrimenkuller gibi duran değerlerin elden çıkarılması
da dahil olmak üzere, likiditenin güçlendirilmesi amacıyla, uygun göreceği her türlü tedbirin alınmasını isteyebilir.
(b) Kurum, bir bankanın özkaynaklarının sermaye yeterliliğine ilişkin düzenlemelere göre yetersiz kaldığını ya da bu durumun gerçekleşmek üzere olduğunu tespit ettiği takdirde; bankadan onaylayacağı bir plan dahilinde, sermaye artırımı veya sermaye benzeri kaynak temin edilmesi suretiyle bu durumun düzeltilmesini isteyebileceği gibi,
(ba) Kar dağıtılmaması, yönetim kurulu üyeleri ile genel müdür ve yardımcıların huzur hakkı, ikramiye, prim, ayni ve nakdi sosyal yardım ya da her ne ad altında olursa olsun verilen ek ödemelerin durdurulması,
(bb) Zarar doğurduğu tespit edilen faaliyetlerinin sınırlandırılması veya durdurulması,
(bc) Verimi düşük veya verimsiz varlıklarının elden çıkarılması
da dahil olmak üzere, özkaynakların güçlendirilmesi amacıyla, uygun göreceği her türlü tedbirin alınmasını isteyebilir.
3. Kurum, bir bankanın;
(a) Bu maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamında alınması istenen tedbirleri kısmen ya da tamamen almadığını, bu tedbirlerin kısmen veya tamamen alınmış olmasına rağmen mali bünyesinin güçlendirilmesine imkan bulunmadığını ya da mali bünyesinin bu tedbirler alınsa dahi güçlendirilemeyecek derecede zayıflamış olduğunu,
(b) Yükümlülüklerini vadesinde yerine getiremediğini,
(c) Bu madde hükümlerinin uygulanmasında Kurulca belirlenecek değerleme esasları çerçevesinde yükümlülüklerinin toplam değerinin varlıklarının toplam değerini aştığını,
(d) Faaliyetine devamının mevduat sahiplerinin hakları ve mali sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arzettiğini,
tespit ettiği takdirde, Kurul, en az beş üyesinin aynı yöndeki oylarıyla alınan kararla temettü hariç ortaklık hakları ile bankanın yönetim ve denetimini Fona devretmeye veya bankacılık işlemleri yapma ve/veya mevduat kabul etme iznini kaldırmaya yetkilidir.”
Türk Anayasası’nın 138 § 4 maddesi şunu öngörmektedir:
“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 28 § 2 maddesi aşağıdaki gibidir:
“Konusu belli bir miktar parayı ilgilendiren idari davalarda verilen kararlar ve hükümler ... olağan kanun hükümlerine uygun olarak yerine getirilir.”
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 82 (1) maddesi uyarınca, Devlet malları haczolunamaz.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMET’İN İLK İTİRAZI
35. Hükümet, başvuranın başvuru formunda mesleğini belirtmediğini beyan etmiştir. Bu nedenle başvurunun gerekli koşulları karşılamaması sebebiyle, Mahkeme’nin İç Tüzüğün 47. maddesi uyarınca başvuruyu reddetmesini talep etmiştir.
36. Mahkeme, ilgili tarihte yürürlükte olan versiyonuyla, İç Tüzüğün 47. maddesi uyarınca, Mahkeme aksi yönde karar vermedikçe, Sözleşme’nin 34. maddesi kapsamında, Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından gönderilen başvuru formu üzerinden başvuruda bulunulması gerektiğini kaydetmektedir. Başvuru formu, Mahkeme’nin başka belgeleri dikkate almaksızın, başvurunun mahiyeti ve kapsamını belirlemesini sağlamak amacıyla,ilgili kısımlarında talep edilen tüm bilgileri içermelidir. Mahkeme başvuranın, olayları ve iddia edilen Sözleşme ihlallerini başvuru formunda açık bir şekilde ifade ettiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, söz konusu gereklilik Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen kabul edilemezlik gerekçelerinden biri değildir. Bu nedenle, Hükümet’in bu husustaki görüşünün değerlendirilmesi gerekmemektedir (bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, ÖnerAktaş/ Türkiye, no. 59860/10, § 29, 29 Ekim 2013,ve Yüksel / Türkiye (k.k.), no. 49756/09, § 42, 1 Ekim 2013).
II. SÖZLEŞME’YE EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuran,mülkiyetinin barışçıl bir şekilde korunması hakkının, Demirbank’taki hisselerinden kanuna aykırı bir şekilde yoksun kalması ve yaşadığı kayba ilişkin olarak herhangi bir tazminat alamaması sebebiyle ihlal edilmiş olduğu konusunda şikâyette bulunmuştur.Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 13. maddesine ve 1 No.lu Protokolün 1. maddesine dayanmıştır.
38. Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir.
39. Mahkeme, bu şikâyetin aşağıda ifade edilen, Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır.
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
40. Hükümet, başvuranın İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 12. maddesi ve Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca, tazminat davası açmaması sebebiyle, bu şikâyetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle reddedilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
41. Mahkeme bir başvuranın, etkin ve yeterli olması muhtemel iç hukuk yollarını normal bir şekilde kullanması gerektiğini ve bir hukuk yolunun izlenmesi durumunda, aynı amaca sahip olan bir başka hukuk yolunun kullanılmasının gerekmediğini hatırlatır (bk. Kozacıoğlu / Türkiye[BD], no. 2334/03, § 40,19 Şubat 2009). Mevcut davada başvuran, mahkeme kararlarının icra edilmesini talep etmiştir; ancak, idari makamlar tarafından bu yönde herhangi bir adım atılmamıştır. Oysaki idari makamların, Demirbank’ın TMSF’ye kanuna aykırı olarak devredilmemesi durumunda, ortaya çıkacak olan fiili ve hukuki durumu eski haline getirmek amacıyla gereken tüm tedbirleri alma konusunda anayasal yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu koşullar altında, başvuranın Devlete karşı başka davalar açması beklenemez. Bu nedenle, başvuranın iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını yerine getirdiği sonucuna varılmıştır. Bu hususta Hükümet’in itirazını reddetmektedir.
42. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
43. Başvuran, Devletin yasa dışı eylemlerinin bir sonucu olarak Demirbank’taki hisselerini kaybettiği ve kaybına ilişkin olarak tazminat alamadığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
44. Hükümet ilk olarak, başvuranın küçük hissedar olarak, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında “mülkiyetinin” bulunmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, söz konusu kararın icra edilmesinin hukuki ve fiili olarak imkânsız olduğunu, zira Demirbank’ın ticaret sicilden silindiğini ve böylelikle tüzel kişiliğinin sonlandığını öne sürmüştür. Ayrıca, makamların bu hususta yetkilerinin bulunmaması nedeniyle Demirbank’ın veya hisselerinin yeniden ortaya çıkarılmasının imkânsız olduğunu beyan etmiştir.
45. Mahkeme ilk olarak, Hükümet’in başvuranın ilgili hisselerin sahibi olduğu konusunda itirazı bulunmadığını kaydetmektedir. Bu hususta, şirketteki bir hissenin karmaşık bir husus olduğunu yinelemektedir. Hisse sahibinin, şirket içerisinde karşılık gelen haklarla birlikte hisseye sahip olduğunu doğrulamaktadır. Mahkeme ayrıca, başvuranın hisselerinin ekonomik bir değeri olduğunu ve bu nedenle “mülkiyet” teşkil ettiğini ve şikayet konusu tedbirlerin bir sonucu olarak hisselerin değerinin tamamen kaybolduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle, mevcut davada 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uygulanabilirdir (bk. Olczak / Polonya (k.k.), no. 30417/96, § 60, AİHM 2002‑X (alıntılar)).
46. Mahkeme’nin birçok durumda ifade ettiği üzere, 1 No.lu Protokolün 1. maddesi üç kuralı içerir: ilk fıkranın ilk cümlesinde belirtilen ilk kural, genel kapsamlı olup mülkiyetin barışçıl bir şekilde kullanılması ilkesini ifade eder; ilk fıkranın ikinci cümlesinde yer alan ikinci kural, mülkiyetten yoksun kalma durumunu kapsar ve buna ilişkin koşulları belirtir; ikinci fıkrada belirtilen üçüncü kural, devletlerin diğerleri arasında, kamu menfaatine uygun olarak mülkiyet kullanımını denetleme hakkına sahip olduklarını ifade eder. Mülkiyetin barışçıl bir şekilde kullanılması hakkına yönelik müdahale örnekleriyle ilgili olan ikinci ve üçüncü kurallar, ilk kuralda belirtilen genel ilke ışığında okunmalıdır (bk. diğer kararlar arasında, Ališić ve Diğerleri / Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Slovenya ve eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti [BD], no. 60642/08, § 98, AİHM 2014).
47. Mahkeme başvuranın, Devlet makamları tarafından el konulmasından önce Demirbank’ın hissedarı olduğunu gözlemlemektedir. Demirbank’ın tüzel kişiliğinin sona ermesi ve HSBC’ye satılmasının ardından ticaret sicilinden silinmesiyle, başvuranın Demirbank’taki hisseleri geçersiz hale gelmiştir. Bu nedenle, Mahkeme’ye göre başvuranın mülkiyet hakkına müdahale söz konusudur (bk. Süzer ve Eksen Holding A.Ş. / Türkiye, no. 6334/05, § 143, 23 Ekim 2012). Mahkeme ayrıca, Kurul’un bankanın devralınmasına ilişkin kararının, ülkedeki bankacılık sektörünü kontrol etmek amacıyla tedbir niteliğinde olduğunu gözlemlemektedir. Bu kararın, mülkiyetten yoksun bırakma durumunu içerdiği doğrudur, ancak bu koşullarda yoksun bırakma hali, bankacılık sektörünün kontrol edilmesine yönelik planın parçalarından birini oluşturmuştur. Bu nedenle mevcut davadaki uygulanabilir hüküm, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ikinci fıkrasıdır (bk. yukarıda anılan Süzer ve Eksen Holding A.Ş., §§ 146‑147). Ancak yukarıda ifade edildiği üzere, bu hüküm, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk fıkrasının başlangıç cümlesinde belirtilen genel ilke ışığında yorumlanmalıdır. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu müdahalenin hukuka uygun olup olmadığı, “kamu yararına uygun olup olmadığı” ve mal sahibinin hakları ile toplumun menfaatleri arasında adil bir denge sağlanıp sağlanmadığını belirlemelidir. Mahkeme mevcut davada bu üç koşulun yerine getirilip getirilmediğini inceleyecektir.
48. 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk ve en önemli koşulu, kamu makamı tarafından gerçekleştirilen, mülkiyetin barışçıl şekilde kullanılmasına ilişkin herhangi bir müdahalenin, kanuna uygun olması koşuludur (bk. Microintelect OOD / Bulgaristan, no. 34129/03, § 38, 4 Mart 2014). Mahkeme bu bağlamda, mevcut davada, yerel mahkemelerin, Demirbank’ın TMSF’ye devredilmesi ve sonrasında HSBC bankasına satılması hakkındaki kararı iptal ettiklerini kaydetmektedir. Yerel mahkemeler bunu yaparken, sırayla idari eylemlerin hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir. Bu kararlarla, söz konusu idari eylemler geçmişe dönük bir etkiyle geçersiz olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın mülkiyetini kullanma hakkına yapılan müdahalenin, Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında hukuka uygun olduğunun değerlendirilemeyeceği kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Süzer ve Eksen Holding A.Ş, § 148)
49. Mahkeme ayrıca, başvuranın çıkarlarının savunulması amacıyla başvurana sunulan usuli güvenceleri de dikkate almıştır. Bu hususta, başvuranın Ankara İdare Mahkemesi önünde dava açabilmesine rağmen, dava sonucunda, Demirbank’ın devralınmasını iptal eden kararın icrasının mümkün olmadığı sonucuna varıldığını kaydetmektedir. Mahkeme’ye göre, yerel icra usulünün karmaşıklığı veya Devlet bütçe sistemi, Devleti Sözleşme uyarınca bağlayıcı ve icra edilebilir yargısal kararların makul bir süre içerisinde icra edilmesini herkes için sağlama yükümlülüğünden muaf tutamaz. Fon ve diğer kaynak eksikliklerinin hüküm altına alınmış bir borcun ödenmemesi için gerekçe olarak gösterilmesi, Devlet makamları için açık bir yol değildir (bk. Burdov / Rusya (no. 2), no. 33509/04, § 70, AİHM 2009,ve yukarıda anılan Süzer ve Eksen Holding A.Ş.,§ 116). Bu davada, sonradan hukuka aykırı olduğu tespit edilen idari bir eylem temelinde mülkiyetinden yoksun bırakılan başvuran, yaşadığı kayıp için herhangi bir tazminat alamamıştır.
50. Yukarıdaki görüşler ışında Mahkeme, başvuranın mülkiyetinden faydalanma hakkına yapılan müdahalenin, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında kanuna uygun olarak değerlendirilemeyeceğini ve başvuranın orantısız bir yük taşımak zorunda bırakıldığını tespit etmiştir.
51. Sonuç olarak, Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
52. Üçüncü davayla bağlantılı olarak başvuran (bk. yukarıdaki 30-33. paragraflar), İstanbul İdare Mahkemesi’nin davayı süresi dışında açılmasından ötürü reddetmesi gerekçesiyle mahkemeye erişim hakkından yoksun kaldığı hususunda şikâyette bulunmuştur. Bu bağlamda, Sözleşme’nin, ilgili kısımları aşağıda belirtilen 6. maddesine dayanmıştır.
“1. Herkes, medeni hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi (...) konusunda (...) bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde (...) görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
53. Hükümet, bu görüşe itiraz etmiştir. İstanbul İdare Mahkemesi’nin gerekçesine atıfta bulunarak, başvuranın İdari Yargılama Usulü kanunu kapsamında öngörülen süre sınırları içerisinde, diğer deyişle başvuranın hisseleri de dahil olmak üzere Demirbank’ın tüm öz kaynaklarının İstanbul menkul Kıymetler Borsasından çekildiği 31 Ocak 2001 tarihinden itibaren altmış gün içerisinde tazminat işlemi başlatmış olması gerektiğini ileri sürmüştür.
54. Mahkeme bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) anlamında açıkça dayanaktan olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin olarak herhangi bir gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
55. Mahkeme ilk olarak, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesince güvence altına alınan adil yargılanma hakkının, davacıların medeni haklarını ileri sürebilmelerini sağlayan etkin bir hukuk yolu gerektiren hukukun üstünlüğü ilkesi ışığında yorumlanması gerektiğini yinelemektedir (bk. Běleš ve Diğerleri / Çek Cumhuriyeti, no. 47273/99, § 49, AİHM 2002-IX). Herkes medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili tüm iddialarını bir mahkeme önünde ileri sürme hakkına sahiptir. Böylece 6 § 1 maddesi “mahkemeye erişim” hakkını içermekte olup, “mahkemeye başvurma hakkı”, yani mahkemeler önünde hukuk davası açma hakkı “mahkemeye erişim” hakkının bir yönünü teşkil etmektedir (bk. Golder / Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975, § 36, Seri A no. 18,ve Prince Hans‑Adam II of Liechtenstein / Almanya [BD], no. 42527/98, § 43, AİHM 2001-VIII).
56. “Mahkemeye erişim hakkı” mutlak bir hak değildir ve özellikle bir başvurunun kabul edilebilirlik şartları söz konusu olduğunda, bazı zımni sınırlamalara tabidir. Zira bu hak, niteliği gereği, bu alanda belli bir takdir yetkisine sahip olan devletin düzenlemesine tabidir (bk. García Manibardo / İspanya, no. 38695/97, § 36, AİHM 2000-II, ve Mortier / Fransa, no. 42195/98, § 33, 31 Temmuz 2001). Ancak bu kısıtlamalar, hakkın özünün ihlal edileceği ölçüde ve şekilde bir kişinin erişimini kısıtlamamalı ve aza indirgememelidir. Son olarak bu tür kısıtlamaların, meşru bir hedef izlememesi durumunda veya başvurulan yöntemler ile izlenen hedef arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmaması durumunda, kısıtlamalar Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine uygun olmayacaktır (bk. Guérin / Fransa, 29 Temmuz 1998, § 37, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-V, ve Stubbings ve Diğerleri / Birleşik Krallık, 22 Ekim 1996, § 50, Derlemeler 1996 IV).
57. Bununla birlikte, iç hukuku yorumlama görevi öncelikli olarak yerel makamlara, özelikle de mahkemelere aittir. Mahkeme’nin görevi, bu tür yorumların yarattığı etkilerin Sözleşme’ye uygun olup olmadığını doğrulamakla sınırlıdır. Bu durum, örneğin temyiz başvurularına ilişkin süre sınırları gibi usuli nitelikte olan kuralların mahkemelerce yorumlanması bakımından da geçerlidir (bk. Tejedor García / İspanya, 16 Aralık 1997, § 31, Derlemeler 1997-VIII). Temyiz başvurularına ilişkin süre sınırlarını düzenleyen kurallar, adaletin düzgün şekilde yönetimini sağlamak amacını taşır. Bu nedenle söz konusu kurallar ve uygulamalar, davacıların uygun bir hukuk yolu kullanmalarını engellememelidir. Ayrıca Mahkeme her davada,söz konusu yargılamaların kendine özgü koşulları ışığında ve 6 § 1. maddesinin konusu ve amacını dikkate alarak bir değerlendirme yapmalıdır(bk. bu davaya uygulandığı ölçüde, Miragall Escolano ve Diğerleri /İspanya, no. 38366/97, 38688/97, 40777/98, 40843/98, 41015/98, 41400/98, 41446/98, 41484/98, 41487/98 ve 41509/98, § 36, AİHM 2000‑I).
58. Bu ilkeler uyarınca, dava açma hakkı yasal bir takım şartlara bağlanabilir. Ancak mahkemeler, usul kurallarını uygularken yargılamanın adil olmasına halel getirecek aşırı şekilcilikten ve yasalar tarafından konulan usul kurallarını ortadan kaldırma sonucunu doğuracak aşırı esneklikten kaçınmalıdır (bk. Walchli / Fransa, no. 35787/03, § 29, 26 Temmuz 2007). Esasında, kurallar hukuki belirlilik ve adaletin düzgün şekilde yönetilmesine yönelik hedeflere hizmet etmediği takdirde ve davacının davasının esasını yerel mahkeme tarafından inceletmesinin önüne geçen bir tür engel oluşturduğunda, mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur (bk. Efstathiou ve Diğerleri / Yunanistan, no. 36998/02, § 24, 27 Temmuz 2006).
59. Mahkeme, Demirbank’ın hukuka aykırı olarak devralınması sonrasında başvuranın orantısız bir yük altına girmek durumunda kaldığını kaydetmektedir (bk. yukarıdaki 45‑47. paragraflar). Ayrıca, Demirbank’ın HSBC tarafından alınması nedeniyle, başvuranın hisselerinin iade edilmesi imkânsız hale gelmiştir. Demirbank’ın HSBC tarafından alınması işlemi sonradan hukuka aykırı bulunmuş ve 24 Şubat 2006 tarihli kesin kararla iptal edilmiştir(bk. yukarıdaki 15-16. paragraflar). Başvuran, transfer işleminin bu tarihten sonra iptal edilmesi nedeniyle, tazminat işlemlerini bu tarihten sonra başlatmıştır. Başvuranın bu tarihten önce tazminat davası açmasını beklemek makul olmayacaktır; zira, eylemin hukuka uygun olmadığı 2006 yılında tespit edilmiştir.
60. Mahkeme yukarıdakiler ışığında, yerel mahkemenin sure sınırını katı bir şekilde yorumlamasının, davanın esasının bütünüyle incelenmesini imkânsız hale getirdiği ve başvuranın mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verdiği sonucuna varmıştır.
61. Üçüncü davada, başvuranın mahkemeye erişim hakkının ve böylelikle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
IV. SÖZLEŞME’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ
62. Başvuran son olarak, ilk davanın hakkaniyetli olmadığı hususunda şikâyette bulunmuştur. Ayrıca, yargılamaların uzunluğunun makul olmadığını iddia etmiştir.
63. Mahkeme tarafından, gönderilen belgelerin incelenmesi sonucunda, bu hükümlerden herhangi birinin ihlal edildiği tespit edilememiştir. Başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
64. Sözleşme’nin 41. maddesi şunu öngörmektedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
65. Başvuran maddi zararına ilişkin olarak tazminat talep etmiştir. Ekonomik kaybını hesaplamak amacıyla, sonuçları farklılık gösteren üç farklı hesaplama yöntemine başvurmuştur (sırasıyla 2.371 avro, 4.189,93 avro ve 1.196,97avro). Ayrıca, manevi zararına ilişkin olarak 1.000 avro talep etmiştir.
66. Başvuran, avukatlık ücreti için 745 avro, masraf ve giderler için ise 1.252 avro talep etmiştir.
67. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
68. Mevcut davanın kendine özgü koşullarında, Mahkeme Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun, karara bağlanmak için henüz uygun olmadığı kanaatindedir. Bu gerekçeyle, davalı devlet ve başvuran arasında bir anlaşmaya varılması ihtimali dikkate alındığında, bu hususun saklı tutulması gerekmektedir (İç Tüzüğün 75 §§ 1 ve 4. maddeleri).
İŞBU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Üçüncü davaya ilişkin olarak, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ve 6. madde kapsamındaki şikayetlerin kabul edilebilir olduğunu, başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan etmeye;
2. Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Üçüncü davayla ilgili olarak Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 41. maddesi kapsamındaki adil tazmin hususu bakımından henüz karar verilmemesine, böylelikle
(a) bahsedilen hususu bütünüyle saklı tutmaya;
(b) Hükümet ve başvuranı, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, konu hakkında yazılı görüşlerini sunmaya ve varabilecekleri herhangi bir anlaşma hakkında Mahkeme’yi bilgilendirmeye davet etmeye;
(c) İzlenecek usulleri saklı tutmaya ve ihtiyaç olması halinde, Daire Başkanı’na izlenecek usullerin belirlenmesi konusunda yetki tanımaya
Karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve İç Tüzüğün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri uyarınca 21 Temmuz 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
StanleyNaismithAndrásSajó
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy