AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
R.M. / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 81681/12)
KARAR
STRAZBURG
13 Haziran 2017
Kesinleşme Tarihi
13 Eylül 2017
İşbu karar, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
R.M. / Türkiye davasında,
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımlarıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
23 Mayıs 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, R.M. adlı Özbek ve Türk vatandaşı (“başvuran”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 5 Ekim 2012 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 81681/12) bulunmaktadır. Bölüm Başkanı, başvuranın isminin açıklanmaması talebini kabul etmiştir (Mahkeme İç Tüzüğünün 47 § 4 maddesi).
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat A. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın şikâyetleri, 8 Ocak 2014 tarihinde, Hükümet’e iletilmiştir. Söz konusu şikâyetler; başvuranın Özbekistan’a iade edilmesi halinde kötü muamele riski iddiası, bu riskin yetkili bir mahkeme tarafından ayrıntılı olarak incelenmemesi, başvuranın iade amacıyla yasa dışı bir şekilde cezaevinde tutulması ve sonrasında geri gönderme merkezinde tutulması ve tutukluluğunun kanunsuzluğuna itiraz edebileceği ve tazmin talep edebileceği bir yargı yolunun olmadığı iddiasıdır. Başvurunun geri kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğünün 54 § 3 maddesine göre kabul edilemez bulunmuştur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1988 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, 19 Eylül 2007 tarihinde, hakkında ceza soruşturması yürütülürken kötü muameleye maruz kalma riski sebebiyle Özbekistan’ı terk etmiştir. Başvuran, soruşturmanın siyasi faaliyetleri sebebiyle başlatıldığını belirtmiştir.
6. Soruşturmayı yürüten Özbek yetkililer 13 Aralık 2007 tarihinde başvuranın tutuklanması amacıyla uluslararası bir yakalama kararı çıkarmıştır.
7. Başvuran bilinmeyen bir tarihte Türkiye’ye varmıştır.
8. Başvuran 9 Eylül 2009 tarihinde Türkiye’de tutuklanmıştır. Yakalama ve arama tutanaklarına göre, başvuran Interpol tarafından aranması sebebiyle yakalanmış ve aranmıştır.
9. Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi, 10 Eylül 2009 tarihinde başvuranın kırk beş gün süreyle geçici olarak tutuklanmasına karar vermiştir. Mahkeme kararını, Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesine dayandırmıştır.
10. Başvuran, 17 Eylül 2009 tarihinde tutukluluğuna itiraz etmiş, ancak itirazı 20 Ekim 2009 tarihinde sulh ceza mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
11. Başvuran aynı gün Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine (“BMMYK”) ve İçişleri Bakanlığına mülteci statüsü için başvurmuştur.
12. Özbek yetkililer, 15 Ekim 2009 tarihinde Türk yetkililere resmi bir iade talebi göndermiştir.
13. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Ekim 2009 tarihli bir kararda, Türk Ceza Kanununun 18 § 7 maddesi uyarınca başvuranın iadesine ve tutukluğuna karar vermiştir.
14. Yargıtay, 16 Nisan 2010 tarihinde, 23 Ekim 2009 tarihli kararıusuli gerekçelerle bozmuştur. Özellikle, ilk derece mahkemesinin, kimlik belirleme için başvuranın dava dosyasına fotoğrafını koymadığını, dava dosyasında son duruşmanın kaydını eklemediğini, 5271 sayılı Kanunu ihlal ederek başvurana yasal hakları konusunda bilgi vermediğini ve karardan önce başvurandan nihai savunmasını almadığını belirtmiştir. Yargıtay ayrıca, ağır ceza mahkemesinin, başvuranın Özbekistan’da mahkûm edilip edilmediği veya davanın esası hakkında karar vermeden önce başvuran hakkında devam eden bir davanın olup olmadığı konusunda inceleme yürütmediğini kaydetmiştir. Yargıtay son olarak, ilk derece mahkemesinin, iade kararının sadece Bakanlar Kurulu tarafından verilebileceği göz önüne alınarak iade talebini sadece kabul edilebilir beyan etmesi gerekirken başvuranın iadesine karar verdiğini ifade etmiştir.
15. Yargıtay’ın kararı, ilk derece mahkemesine 12 Mayıs 2010 tarihinde ulaşmıştır.
16. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Haziran 2010 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanununun 100 ve 101. maddeleri kapsamında başvuranın tutukluluğunun devam ettirilip ettirilemeyeceği hususunda Bakırköy Cumhuriyet savcısının görüşünü sormuştur. Cumhuriyet savcısı aynı gün cevap vererek başvuranın 100. madde kapsamında tutuklu kalabileceğini belirtmiştir.
17. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Haziran 2010 tarihinde dosyayı yeniden ele almıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, Türk Ceza Kanununun 18 § 7 maddesine dayanarak verdiği tutukluluk kararını iptal etmiş ve Ceza Muhakemesi Kanununun 100 ve 101. maddeleri kapsamında başvuranın tutukluluğuna karar vermiştir. Söz konusu mahkeme bu kararı verirken, suçların niteliğini, delillerin durumunu, dava dosyasının içeriğini, başvuranın belirtilen suçları işlediğine yönelik kuvvetli bir şüphenin olduğunu ve kaçma riskini göz önünde bulundurmuştur.
18. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Temmuz 2010 tarihinde başvuranın Özbekistan’da mahkûm edilip edilmediğinin veya hakkında devam eden bir davanın olup olmadığının tespit edilmesine karar vermiştir. Bu doğrultuda Mahkeme Başkanı, Adalet Bakanlığı aracılığıyla Özbek makamlara bir yazı göndermiştir.
19. Talep edilen belgeler Taşkent’teki Türk Büyükelçiliği aracılığıyla elde edilmiş ve Dışişleri Bakanlığı tarafından 4 Kasım 2010 tarihinde Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığı 10 Kasım 2010 tarihinde söz konusu belgeleri Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına göndermiştir.
20. Bakırköy Cumhuriyet savcısı 14 Aralık 2010 tarihinde belgeleri Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. Söz konusu belgeler, Özbekistan’da başvuran hakkında verilmiş bir mahkûmiyet kararı veya devam eden bir dava olmadığını göstermiştir.
21. Ağır Ceza Mahkemesi, 1 Temmuz ve 27 Aralık 2010 tarihleri arasında, Özbek makamlardan gelmesi beklenen bilgiler sebebiyle davayı altı kere ertelemiştir.
22. Yargılamayı yürüten mahkeme, 27 Aralık 2010 tarihinde görülen sekizinci duruşma sırasında, başvurandan Özbek makamların gönderdiği belgelere cevaben görüşlerini bildirmesini istemiş ve duruşmayı ertelemiştir.
23. Bu süreçte 23 Aralık 2010 tarihinde BMMYK İçişleri Bakanlığına bir yazı göndermiş ve yetkililere başvurana ikincil koruma statüsü vermelerini ve BMMYK önündeki yargılamalar sürecinde başvuranı Özbekistan’a iade etmek veya sınır dışı etmekten kaçınmalarını tavsiye etmiştir. BMMYK ayrıca gönderdiği yazıda yetkililere, başvuranın mülteci statüsü başvurusunun, uygun olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, ancak yine de geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi ve Sözleşme’nin 3. maddesinin gereklilikleri ışığında Özbekistan’a iade edilmemesi gerektiğini belirtmiştir. Belirli olmayan bir tarihte başvuran BMMYK’nın mülteci statüsü başvurusunu reddetmesine itiraz etmiştir.
24. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Ocak 2011 tarihinde İçişleri Bakanlığından BMMYK’nın yazısının tasdikli bir kopyasını talep etmiş ve duruşmayı ertelemiştir.
25. İçişleri Bakanlığı talep edilen belgeyi 4 Şubat 2011 tarihli duruşmada sunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca, başvuranın BMMYK’nın mülteci statüsünü reddetmesine yaptığı itirazın sonuçlanmasını beklemeye karar vermiştir.
26. Söz konusu mahkemenin BMMYK’den cevap gelmesini beklemesi sebebiyle 4 Şubat-30 Mart tarihleri arasında duruşmalar ertelenmiştir, ancak mahkeme, 30 Mart tarihinde, BMMYK’nin başvuranın itirazını incelemesinin çok vakit alabileceği gerekçesiyle öncekiara kararından dönmüştür.
27. Davanın 27 Nisan 2011 tarihinde görülen on üçüncü duruşmasında, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi başvurandan savunmasını yapmasını istemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Mayıs 2011 tarihinde, başvuranın avukatlarından birinin duruşmaya katılmamış olması ve diğer avukatların savunma sunmamış olması gerekçesiyle davayı bir kez daha ertelemiştir.
28. İçişleri Bakanlığı, 1 Haziran 2011 tarihinde, başvurana ikincil koruma statüsü vermiş ve Sakarya’da geçici oturma izni hakkı tanımıştır.
29. İçişleri Bakanlığı 2 Haziran 2011 tarihli bir yazıyla, başvuranın yeni statüsü hakkında Adalet Bakanlığına, Dışişleri Bakanlığına, İstanbul ve Sakarya Valiliklerine ve Emniyet Genel Müdürlüğüne bağlı İnterpol-Europol Daire Başkanlığına bilgi vermiştir. İçişleri Bakanlığı, Sakarya’da oturma izni verilmiş olan başvuranın Özbekistan’a iade edilmesinin önlenmesi amacıyla Adalet Bakanlığından gerekli önlemlerin alınmasını istemiştir. İçişleri Bakanlığının yazısı, 15 Haziran 2011 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı tarafından Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
30. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Haziran 2011 tarihinde bir kez daha başvuranın iadesinin uygun olduğuna karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, kararında, başvuran hakkında Özbekistan’da bir soruşturma yürütüldüğünü ve başvurana isnat edilen suçun askeri veya siyasi olmadığını belirtmiştir. Söz konusu mahkeme, başvuran hakkında suç örgütü kurma ve yaralama suçları sebebiyle soruşturma yürütüldüğünü kaydetmiştir.
31. Aynı gün mahkeme, Türk Ceza Kanununun 18 § 7 maddesi kapsamında başvuranın tutukluluğuna hükmetmiştir.
32. Başvuran, 20 Temmuz 2011 tarihinde tahliye talebiyle Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Özellikle, ikincil koruma statüsüne sahip olması sebebiyle, iade edilemeyeceğini belirtmiştir. Başvuran mahkemeden, yurt dışına çıkış yasağı, kefaletle serbest kalma veya bir karakola imza verme yükümlülüğü gibi başka adli kontrol tedbirlerini göz önünde bulundurmasını talep etmiştir. Başvurusu reddedilmiştir.
33. Başvuran, 2 Ağustos 2011 tarihinde 20 Haziran 2011 tarihli kararı temyiz etmiştir. Başvuran tekrar ikincil koruma statüsüne sahip olduğunu ve bu nedenle iade edilemeyeceğini vurgulamıştır.
34. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, 6 Aralık 2011 tarihinde, Yargıtay’dan 20 Haziran 2011 tarihli kararı bozmasını talep etmiştir. Savcı, ilk derece mahkemesinin, davayı, Sözleşme’nin 3. maddesi ve diğer insan hakları sözleşmelerinin ilgili hükümleri ışığında incelemeden bir karara vardığını ileri sürmüştür.
35. Yargıtay, 8 Mart 2012 tarihinde, 20 Haziran 2011 tarihli kararı onamıştır.
36. Adalet Bakanlığı, 4 Mayıs 2012 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına bir yazı göndererek başvuranın ikincil koruma statüsü sebebiyle iade edilemeyeceğini ve bu nedenle tutukluluğunun mahkeme tarafından incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.
37. Bakırköy Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Mayıs 2012 tarihinde, başvuranın ikincil koruma statüsüne sahip olduğu gerekçesiyle cezaevinden serbest bırakılmasına karar vermiştir. Başvuranın bunun ardından geri gönderme merkezine gönderilmiş ve bir gün tutuklu kalmıştır.
38. Başvuran, 10 Mayıs 2012 tarihinde oturma iznine dayanılarak geri gönderme merkezinden serbest bırakılmıştır.
39. Başvuran 10 Eylül 2012 tarihinde Türk vatandaşı olmuştur.
40. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Haziran 2010 ile 23 Mayıs 2011 tarihleri arasında, söz konusu suçların niteliği, delillerin durumu ve başvuranın Türkiye’de daimi ikametgâh hakkı olmadığı gerekçesiyle tutukluluğunun devamına karar vermiştir. Başvuran birçok defa serbest bırakılma talebinde bulunmuştur. Ayrıca tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlara itiraz etmiştir. Başvuran özellikle, Haziran 2011’den itibaren yargılamayı yürüten mahkemeye sunulan dilekçeler ve sözlü beyanlarda, ikincil koruma statüsüne sahip olduğunu, iade edilemeyeceğini ve bu nedenle serbest bırakılması gerektiğini belirtmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
41. Anayasanın 38. maddesinin son fıkrası şu şekildedir:
“Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye iade edilemez.”
42. Olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan Türk Ceza Kanununun 18. maddesinin ilgili bölümü aşağıdaki gibidir:
“1. Yabancı bir ülkede işlenen veya işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle hakkında ceza kovuşturması başlatılan veya mahkûmiyet kararı verilmiş olan bir yabancı, talep üzerine, kovuşturmanın yapılabilmesi veya hükmedilen cezanın infazı amacıyla iade edilebilir. Ancak, geri verme talebine esas teşkil eden fiil;
a) Türk kanunlarına göre suç değilse,
b) Düşünce suçu veya siyasî ya da askerî suç niteliğinde ise,
c) Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türkiye Devletinin veya bir Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmişse,
d) Türkiye’nin yargılama yetkisine giren bir suç ise,
e) Zamanaşımına veya affa uğramış ise,
İade talebi kabul edilmez.
2. Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere, vatandaş suç sebebiyle yabancı bir ülkeye iade edilemez.
3. Kişinin, talep eden devlete iadesi hâlinde ırkı, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasî görüşleri nedeniyle kovuşturulacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence ve kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebepleri varsa, talep kabul edilmez.
4. Kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesi, iade talebi hakkında bu madde ve Türkiye’nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verir. Bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.
5. Mahkeme iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verirse, bu kararın yerine getirilip getirilmemesi Bakanlar Kurulunun takdirine bağlıdır.
6. İade edilmesi istenen kişi hakkında koruma tedbirlerine başvurulmasına, Türkiye’nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre karar verilebilir.
7. İade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi hâlinde, ayrıca Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre tutuklama kararı verilebilir veya diğer koruma tedbirlerine başvurulabilir.
...”
43. Ceza Muhakemesi Kanununun (no. 5271) 100. maddesi, Lütfiye Zengin ve Diğerleri/Türkiye (no. 36443/06, § 27, 14 Nisan 2015) kararında yer almaktadır. Ceza Muhakemesi Kanununun 100 ve 101. maddeleri, Türkiye’de şahıslar aleyhinde yürütülen ceza soruşturmaları kapsamında tutukluma ve tutukluğu uzatma kararı verilebilmesinin gerekçelerini, koşullarını ve usulünü öngörmektedir.
44. Söz konusu kanunun 141. maddesi, ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında alınan önleyici tedbirler sonucunda meydana gelen her türlü maddi ve manevi zarara karşılık olarak Devlet tarafından ödenecek tazminatı öngörmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
45. Başvuran, yerel mahkemenin Özbekistan’a iade edilmesini uygun bulan kararının, iadesinin kötü muameleye maruz kalması riskini teşkil etmesi sebebiyle Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında yer alan haklarını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuruyu davalı Devlete tebliğ ederken, Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 13. maddesinde öngörüldüğü üzere 3. madde kapsamındaki iddialarını dile getirebileceği etkin bir iç hukuk yolu olup olmadığı sorusunu taraflara yöneltmeye re’sen karar vermiştir.
46. Mahkeme, 1 Haziran 2011 tarihinde başvurana ikincil koruma statüsü verildiğini, Mahkeme’ye başvurmadan önce 10 Eylül 2012 tarihinde ise Türk vatandaşı olduğunu ve dolayısıyla Anayasanın 38. maddesi uyarınca Türkiye’den Özbekistan’a veya başka bir ülkeye iade edilme riskinin ortadan kalktığını gözlemlemektedir (bk. yukarıda 14. paragraf). Bu koşullar altında, Mahkeme, başvurunun işbu kısmına yol açan olayın, Sözleşme’nin 37 § 1 (b) maddesinin anlamı dâhilinde çözüme kavuştuğu kanaatindedir (bk. F.G./İsveç [BD], no. 43611/11, § 73, AİHM 2016 ve bu kararda atıfta bulunulan davalar, özellikle M.E./İsveç (kayıttan düşme) [BD], no. 71398/12, §§ 34-35, 8 Nisan 2015; O.G.O./Birleşik Krallık (k.k.), no. 13950/12, 18 Şubat 2014; ayrıca, M.M./Finlandiya (k.k.), no. 72861/11, 3 Eylül 2013; K.S./Hollanda (k.k.), no. 51315/12, 21 Ocak 2014; ve V.K./Finlandiya (k.k.), no. 26112/13, 31 Mart 2015). Mahkeme ayrıca, 37 § 1 maddesinin son cümlesi uyarınca, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı konusunda davanın incelenmesine devam edilmesini gerektirecek özel hiçbir durum bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Yukarıdaki hususlar ışığında, başvurunun bu kısmının kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
II. İADE YARGILAMARI İLE İLGİLİ OLARAK SÖZLEŞME’NİN 5 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
47. Başvuran, tutukluluğunun yasaya aykırı olduğundan ve tutukluluk süresinin Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinde ihlale yol açarak aşırı olduğundan şikâyetçi olmuştur. Söz konusu maddenin ilgili kısımları şu şekildedir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
... (f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması.”
48. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
49. Hükümet, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekliliğinin yerine getirilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Başvuranın, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin kararının kesinleşmesinin ardından 5271 sayılı Kanunun 141. maddesi uyarınca yargı makamlarına başvuruda bulunmuş ve tazminat talep etmiş olması gerektiği ileri sürülmüştür.
50. Başvuran cevap olarak, söz konusu yargılamaların Özbekistan’a iade edilme riski ile ilgili olması sebebiyle 141. madde kapsamında dava açamamış olduğunu belirtmiştir.
51. Mahkeme, davalı Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine yönelik itirazı hususunda 5271 sayılı Kanunun 141. maddesine dayanırken söz konusu maddenin başvuranın durumu ile alakasını açıklamadığını gözlemlemektedir. Hükümet ayrıca, söz konusu hukuk yolunun, başvuranın durumuna benzer durumlarda tazmin sağlamaya yönelik olarak etkili bir şekilde kullanıldığı bir örnek sunmamıştır (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (“mutatis mutandis”), Musaev/Türkiye, no. 72754/11, § 24, 21 Ekim 2014). Mahkeme ek olarak, söz konusu hükmün, Türkiye’de yürütülen ceza soruşturmaları ve yargılamaları kapsamında kesin olarak tanımlanmış koşullarda tutuklu bulunan kişilere tazmin verilmesi ile ilgili olduğunu kaydetmektedir. İade davası kapsamında tutuklu bulunan kişilere tazmin verilmesini öngörmemektedir. Mahkeme dolayısıyla, söz konusu koşullar altında Hükümet tarafından sunulan hukuk yolunun uygun olmadığı kanaatindedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin ilk itirazını reddetmiştir.
52. Ek olarak, Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan‑ yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların Beyanları
53. Başvuran, iade davası sürecindeki otuz iki ay süren tutukluluk süresinin aşırı olduğundan şikâyetçi olmuştur. Ayrıca, tutukluluğunun yasal bir dayanağının olmadığını ileri sürmüştür.
54. Hükümet cevaben, başvuranın tutukluğunun Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesine uygun olduğunu belirtmiştir. Özellikle, iade davası sürecinde başvuranın tutukluluğunun, Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi ile 5271 sayılı Kanunun 100. ve devamındaki maddeler uyarınca tutuklanmış olması sebebiyle yasal bir dayanağı olduğu ileri sürülmüştür.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
(a) Başvuranın Tutukluluğunun İç Hukuka Uygunluğu
55. Söz konusu tutukluluk süresinin Sözleşme’nin 5 § 1 (f) maddesine uygun olup olmadığını tespit etmek amacıyla Mahkeme, başvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının, (a) ve (f) arasındaki bentlerde belirtilen istisnalardan birisinin kapsamında olmasına ek olarak, “yasal” olup olmadığını belirlemelidir. Mahkeme, “yasada öngörülen bir prosedür”ün izlenip izlenmediği sorusu da dâhil olmak üzere tutukluluğun “yasallığı” söz konusu olduğu zaman Sözleşme, esas olarak ulusal hukuka atıfta bulunur ve ulusal hukukun esas ve usule ilişkin kurallarına uyma yükümlülüğünü ortaya koyar (bk. Gallardo Sanchez/İtalya, no. 11620/07, § 36, AİHM 2015, ve Khlaifia ve Diğerleri/İtalya [BD], no. 16483/12, § 91, AİHM 2016 (alıntılar)).
56. Somut davada, başvuran 9 Eylül 2009 tarihinde yakalanmış ve 10 Eylül 2009 ile 9 Mayıs 2012 tarihleri arasında Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi, Türk Ceza Kanununun 18 § 7 maddesi ve 5271 sayılı Kanunun 100 ve 101. maddeleri uyarınca cezaevinde tutuklu kalmıştır. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun 100 ve 101. maddelerinin Türkiye’de şahıslar aleyhinde yürütülen ceza soruşturmalarının kapsamında tutukluma ve tutukluğu uzatma kararının gerekçelerini, koşullarını ve usulünü öngördüğünü (bk. yukarıda 43. paragraf ve ayrıca Nedim Şener/Türkiye, no. 38270/11, §§ 31-32, 8 Temmuz 2014), ancak iade davalarını kapsamadığını kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme, başvuranın 5271 sayılı Kanunun 100 ve 101. maddeleri kapsamında 7 Haziran 2010 ve 20 Haziran 2011 tarihleri arasında tutukluluğunun iç hukukta sağlam bir dayanağa sahip olduğu konusunda ikna olmamıştır. Ancak, aşağıdaki bulgular (bk. aşağıda 64. paragraf) göz önüne alınarak, Mahkeme “yasallık” hususunda nihai bir karara varmasının gerekmediği kanaatindedir.
(b) Tutukluğun Keyfi Olup Olmadığı Hakkında
57. Mahkeme, 5 § 1 (f) maddesinin ikinci kısmı kapsamında herhangi bir şekilde özgürlükten yoksun bırakmanın yalnızca iade davası yürütülürken haklı olacağını ve söz konusu yargılamaların gerekli özen gösterilmeden yürütülmesi durumunda tutukluluğun artık izin verilebilir olmayacağını hatırlatmaktadır (Quinn/Fransa, 22 Mart 1995, § 48, Seri A no. 311, ve Chahal/Birleşik Krallık, 15 Kasım 1996, § 113, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1996‑V). Mahkeme bu değerlendirmeyi her davanın koşullarına göre yapmalıdır.
58. Mahkeme, bahsi geçen Quinn ve Gallardo kararlarında, ulusal makamlardan kaynaklanan haksız gecikmeler sebebiyle iade sürecinde tutuklu kalınan sırasıyla bir yıl on bir ay ve bir yıl altı aylık sürelerin aşırı olduğuna karar vermiştir.
59. Mahkeme, mevcut davada başvuranın iade sürecinde tutukluluk süresinin iki yıl ve sekiz ay olduğunu kaydetmektedir (9 Eylül 2009 ile 9 Mayıs 2012 arasında) ve iade davası sürecinde farklı aşamalarda büyük gecikmelerin meydana geldiği kanaatindedir.
60. Mahkeme öncelikle, iade davasının, başvuranın yakalandığı tarih olan 9 Eylül 2009 ile ilk derece mahkemesinin ilk kararını verdiği tarih olan 23 Ekim 2009 arasında hızlı bir şekilde yürütüldüğünü belirtmektedir. Ancak sonrasında, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını neredeyse altı ay sonra bozmuştur. Bu bağlamda, Mahkeme, Yargıtay’ın 23 Ekim 2009 tarihli kararı usuli gerekçelerle bozduğunu belirtmelidir. Özellikle, Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararının açıkça uygunsuz olduğu sonucuna varırken uzun bir süre harcamasını gerektirecek bir sebep görünmemektedir (bk. yukarıda 14. paragraf).
61. İkinci olarak, Yargıtay’ın 12 Mayıs 2010 tarihinde verdiği kararın ardından Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılamalar bir yıl daha sürmüştür. Özellikle, ilk derece mahkemesi 1 Temmuz ve 27 Aralık 2010 tarihleri arasında, Özbek makamların bilgi vermesi beklenirken, davayı altı defa ertelemiştir. Talep edilen bilgiler en geç 2010 yılının Kasım ayının başında Özbek makamlardan alınmış olmasına rağmen, söz konusu bilgiler 14 Aralık 2010 tarihine kadar ilk derece mahkemesine ulaşmamıştır (bk. yukarıda 19 ve 20. paragraflar). Hükümet, bu gecikmeyi haklı kılacak herhangi bir gerekçe göstermemiştir.
62. Üçüncü olarak, Yargıtay, başvuranın 20 Haziran 2011 tarihli karara yaptığı temyiz başvurusunu dokuz ayda incelemiştir. Davaya yönelik ilk incelemesinde olduğu üzere, Yargıtay duruşma yapmadan, dava dosyasında yer alan belgeleri temel alarak aynı usulü uygulamıştır. Mahkeme, başvuranın iade davası sürecinde tutuklu kalmış olması sebebiyle Yargıtay’ın davayı incelerken hızlı davranma hususunda özellikle özen göstermiş olması gerektiği görüşündedir.
63. Son ve önemli olarak, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, başvurana İçişleri Bakanlığı tarafından ikincil korunma statüsü verildiği hususunda 15 Haziran 2011 tarihinde, serbest bırakılmasından yaklaşık on bir ay önce bilgilendirilmiştir. Mahkeme, Bakanlığın kararının, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında doğrudan bir etkiye sahip olduğunun düşünülemeyeceği kanaatindedir. Ancak, Türk Ceza Kanununun 18 § 3 maddesi kapsamında, iade davalarında yerel mahkemelerin görevlerinden birisi, başvuranın iade talep eden Devlette kötü muameleye maruz kalma riskinin olup olmadığını tespit etmektir (bk. yukarıda 42. paragraf). Dolayısıyla, hem Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin hem de Yargıtay’ın, Adalet Bakanlığının 4 Mayıs 2012 tarihli yazısı Ağır Ceza Mahkemesine iletilmeden çok daha önce, İçişleri Bakanlığından edinilen bilgileri gerekli özeni göstererek değerlendirmiş olmaları gerekirdi. Ayrıca, bu değerlendirmeyi yaparken ortaya çıkan gecikmelerin ikna edici bir gerekçesibulunmamaktadır.
64. Özetle, başvuran hakkındaki kovuşturmanın başka bir Devlette yürütülmesini sağlamayı amaçlayan iade davasının niteliğini ve Türk mahkemelerinde meydana gelen haksız gecikmeleri göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın 9 Eylül 2009 ve 9 Mayıs 2012 tarihleri arasındaki tutukluluğunun aşırı uzun olduğuna (bk. yukarıda anılan Gallardo Sanchez, § 41) ve dolayısıyla, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN DİĞER MADDELERİ KAPSAMINDAKİ İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
65. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamında 9 ve 10 Mayıs 2012 tarihinde geri gönderme merkezinde tutulmasının yasaya uygun olmadığını iddia etmiştir. Ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamında cezaevindeki tutukluluğunun yasaya uygunluğuna itiraz edebileceği etkin bir hukuk yoluna sahip olmadığını iddia etmiştir. Başvuran ek olarak, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamında 5. maddede öngörülen ve ihlal edildiğini iddia ettiği haklarına yönelik tazmin sağlayabilecek herhangi bir iç hukuk yolunun olmadığından şikâyetçi olmuştur.
66. Dava konusu olayları ve Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlalini tespit ettiğini (bk. yukarıda 64. paragraf) göz önünde bulunduran Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 5 § 1 maddesi kapsamındaki diğer şikâyetinin veya Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5. maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrı bir hüküm verilmesine gerek olmadığı kanaatindedir (bk. Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu/Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014 ve bu kararda atıf yapılan diğer kararlar).
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
67. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
68. Başvuran, 32.000 avro manevi tazminat talep etmiştir.
69. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
70. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme, manevi tazminat olarak başvurana 10.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraflar ve giderler
71. Başvuran, Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri karşılığında 22.677 avro talep etmiştir. Bu talebini desteklemek amacıyla, yasal temsilcilerinin Mahkeme’ye başvuru kapsamında yüz seksen üç saat ve kırk beş dakika hukuki hizmet verdiklerini gösteren bir iş cetveli, temsilcisiyle yaptığı bir hukuki hizmet anlaşmasını ve tercüme, ulaşım ve posta giderlerine yönelik faturaları sunmuştur.
72. Hükümet, talep edilen miktarların dayanaksız olduğunu ve yeterli biçimde belgelendirilmediğini ileri sürerek başvuranın taleplerine itiraz etmiştir.
73. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, Mahkeme önünde oluşan yargılama masraflarını karşılamak üzere 3.320 avro ödenmesini uygun bulmuştur.
C. Gecikme Faizi
74. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 3 ve 13. maddeleri kapsamındaki şikâyetlere ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine;
2. Başvuranın 9 Eylül 2009 ile 9 Mayıs 2012 tarihleri arasındaki tutukluğunun yasaya uygun olmadığı iddiası ile ilgili Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna;
3. Başvuranın 9 Eylül 2009 ile 9 Mayıs 2012 tarihleri arasındaki tutukluluğunun uzunluğu dolayısıyla Sözleşme’nin 5 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında yapılan diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği veya esasına ilişkin inceleme yapılmasına gerek olmadığına;
5. (a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devlet’in para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 10.000 avro (onbin avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve giderler için, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 3.320 avro (üçbinüçyüzyirmi avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 13 Haziran 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy